Makaleler
RADYO ve TV YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARDA DOĞAN CEZA-İ ve HUKUKİ SORUMLULUK

KONUNUN İNCELENMESİ

1
I- Radyo ve Televizyon Yoluyla İşlenen Suçlardan Doğan Cezai ve Hukuki Sorumluluk
1961 Anayasası’nın 121. maddesinin 1. fıkrasının; “radyo ve televizyon istasyonlarının idaresi, özerk kamu tüzel kişiliği halinde, kanunla düzenlenir” hükmü nedeniyle, bu alanda bir tekel yaratıldığı kabul ediliyordu. 24 Aralık 1963 tarih ve 359 sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Kanunu’nun 35. maddesinin 1. fıkrasına göre; “9 Haziran 1937 tarihli ve 3222 sayılı Telsiz Kanunu ile ek ve değişikliklerinde gösterilen elektromanyetik dalgalar vasıtasiyle ses, işaret ve resim vermeye yarayan tesislerden radyodifüzyon ve televizyon tesisi niteliğinde olanların kurulması ve işletilmesi hakkı, yalnız Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumlarına aittir.” Bu madde ve 3222 sayılı Telsiz Kanunun hükümleri nedeniyle, özel teşebbüs tarafından radyo ve televizyon istasyonları kurulması ve işletilmesi hukuken imkânsızdır. 1961 Anayasası’nın 121. maddesi, 1488 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Bu değişiklik, “Radyo ve televizyon istasyonları, ancak devlet eliyle kurulur ve idaresi tarafsız bir kamu tüzelkişiliği halinde kanunla düzenlenir.” hükmünü getirerek bu konuda oluşan kuşkulara son verilmiş ve radyo televizyon tekelini net olarak belirlemiştir.1
1982 Anayasası’nın 133. maddesinin 1. fıkrası; “radyo ve televizyon istasyonları, ancak Devlet eli ile kurulur ve idareleri tarafsız bir kamu tüzel kişiliği halinde düzenlenir.” hükmünü getirerek radyo televizyonu devlet tekeline bağlamıştır. Aynı zamanda 11 Kasım 1983 tarihli ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’nun 4. maddesinin a. bendi; “radyo ve televizyon verici istasyonlarının kurulması, işletilmesi, yayınlarının düzenlenmesi ile yurt içine ve yurt
1 İçel Kayıhan, Kitle Haberleşme Hukuku, 2001, İstanbul, sh. 301
2
dışına yayın yapılması, Devletin tekelindedir. Bu tekel, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu tarafından kullanılır” hükmü radyo televizyonun devletin tekelinde olduğunu vurgulayarak, bu tekelinde Radyo-Televizyon Kurumu tarafından kullanılacağını öngörmüştür. 2
1990’lı yılların başında Magic Box isimli kuruluşun, Star1 olarak, Türkiye dışından uyduyla yaptığı yayının başlaması ile özel televizyonların uygulaması Türkiye’de başlamıştır. Yasal boşluktan yararlanarak başlayan özel televizyon yayıncılığının yayınlarını devlet önlemek istemiştir. 8 Temmuz 1993 tarihinde 3913 sayılı yasa ile Anayasanın 133. maddesi değiştirilmiştir. Maddenin değiştirilmiş hali şu şekildedir; “Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir. Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişiliklerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.” Bu değişiklik ile, radyo televizyon yayıncılığı bir yandan serbest bırakılıp özel girişimciliğe olanak tanınırken, diğer yandan 2. fıkrasında Türkiye Radyo Televizyon Kurumu ile kamu tüzel kişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esasını da öngörmüştür. 13.4.1994 tarihinde 3984 sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun” kabul edilmiştir. Bu Kanunun amacı, radyo ve televizyon yayınlarının düzenlenmesi ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.3
2 İçel Kayıhan, Kitle Haberleşme Hukuku, 2001, İstanbul, sh. 302
3 İçel Kayıhan, Kitle Haberleşme Hukuku, 2001, İstanbul, sh. 347
3
Kamuoyunda “RTÜK yasası” olarak anılan 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinde “yayın ilkeleri” gösterilmiştir. Radyo, televizyon ve veri yayınları, hukukun üstünlüğüne, Anayasanın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, millî güvenliğe ve genel ahlâka uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılması temel yayın ilkesini oluşturmaktadır. Yine aynı maddeye göre; özel hayatın gizliliğine saygı duyulması ve kişilerin manevi şahsiyetlerine eleştiri sınırlarını aşarak saldırıda bulunulmaması, suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimsenin suçlu ilan edilmemesi veya suçluymuş gibi gösterilmemesi, insan onuruna ve temel insan haklarına saygılı olunması da uyulması gereken yayın ilkeleridir. Bu madde de; kişilerin şeref ve haysiyetine saldırının yasak olduğu düzenlememiştir ancak madde de sayılmış bulunan diğer ilkeler ile olası saldırıların korunduğunu ifade edebilmek mümkündür.
Yayınların yapılmasına ve denetimine ilişkin usul ve esaslar, RTÜK tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenmektedir. Özel radyo ve televizyon yayınlarındaki yayın ilkelerine açıklık getirmek amacıyla RTÜK tarafından çıkarılan “Radyo ve Televizyon Yayınlarının Esas Ve Usulleri Hakkında Yönetmelik” 3984 sayılı Yasanın 4. maddesinde sayılı yayın ilkelerine paralel ve açıklayıcı bir düzenleme içermektedir.
A- Radyo ve Televizyon Yoluyla İşlenen Suçlardan Doğan Ceza Sorumluluğu
Türkiye’de radyo ve televizyon yayınlarını iki yasa ile düzenlemiştir. Bunlardan birisi 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Yasasıdır,
4
diğeri ise; 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Yasadır.
AA. TRT Yasasına Göre Sorumluluk
a) TRT’nin yayınlarından işlenen suçlar ve haksız fiillerden sorumluluk
aa) Canlı yayınlar
aaa) Ön hazırlık olmadan yapılan canlı yayınlar
359 sayılı Kanunun 20. maddesi, olayın veya konuşmanın anında ve doğrudan doğruya radyo ve televizyon ile yayınlanmasını “canlı yayın” olarak adlandırmaktadır ve bu tür yayınlarla işlenen suçlarda ve haksız fiillerde yayın bir metne dayanmıyorsa veya tespitlerden yararlanmaksızın yapılmışsa “fiili işleyen kişi”nin sorumlu olduğunu belirtmiştir. 2954 sayılı Kanununun sorumluluğu düzenleyen 28. maddesinde bu konuda tam bir açıklık bulunmamasına karşın, bu sonuca varabilmek mümkündür. Herhangi bir denetime tabi olmadan olayın ve konuşmanın anında ve doğrudan doğruya yayınlanması durumunda işlenen suç veya haksız fiillerden Kurum personelinin sorumlu tutulması hakkaniyete uygun olmayacaktır. Ayrıca ilgili Kanun da “tespitlerden faydalanmaksızın Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu istasyonları dışındaki bir radyo ve televizyon kuruluşundan naklen yapılan yayınlardan” TRT personelinin sorumlu olmadığını öngörmüştür.
5
bbb) Ön hazırlıktan sonra yapılan canlı yayınlar
2954 sayılı yasanın 28. maddesi, TRT görevlilerinin radyo ve televizyon yayınları yoluyla işlenen suçlardan doğan sorumluluklarını düzenlemiştir. Bu hüküm uyarınca; TRT Kurumunun yayınları yoluyla işlenen suçlarda veya haksiz fillerde, yayının tespit yoluyla yapılmasın durumunda, metni yazan veya sesi tespit edilen ile söz konusu metni veya tespiti fiilen kontrol eden ve yayını fiilen yöneten ve kontrol eden kişiler, sorumlu tutulacaklardır.
Bu tür yayınlar ile kastedilen yayınların bir grubunu, “ön hazırlıktan sonra yapılan canlı yayınlar” oluşturur. Bu programlara örnek olarak, haberler verilebilir. Buna karşılık, Kanunun 28. maddesinin 2. fıkrasına göre; kurumun kendilerine verilen metni aynen okumak ile yükümlü olan personeli yani haber spikerini o yayın yolu ile işlenen haksız fiil ve suçlardan dolayı sorumlu tutmamıştır. Eğer ki; metni okuyan spiker, o metnini hazırlanmasından önce de bizzat görevli ise, bu halde ilgili kanun uyarınca bu kimsenin de bu yayından dolayı hukuki ve cezai sorumluluğu olacaktır.
Metni yazan veya sesi tespit edilen kişinin, yayın yoluyla işlenen suçlardan dolayı sorumlu tutuluyor olmaları, genel ceza sorumluluğu kurallarına uygundur. Hatta kanunda böyle bir hüküm mevcut olmasaydı dahi, bu halde de bu kişiler içeriği suç teşkil eden programı bilerek ve isteyerek oluşturmalarından sebepledir ki; işlenen suçun asli faili olarak sorumlu tutulacaklardı. Buna karşılık söz konusu yayınları denetlemek ile yükümlü olan kimselerin, bu suçun işlenmesine iştirak etmeleri durumu hariç olmak üzere, metni yazan veya sesi tespit edilen kişilerin kasten işledikleri suçtan dolayı sorumlu tutulmaları ise, objektif sorumluluk
6
niteliği taşımaktadır. Çünkü ilgili kanunda, bu kimselerin yayını denetleme görevlerini yerine getirirken özen yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadıklarına bakılmaksızın, sorumlu tutulmaları gerektiği öngörülmüştür. O halde, yazı işleri müdürlerinde olduğu gibi, bu kişilerinde işlenen fiillerden sorumlu tutulabilmeleri için, en azından taksirle hareket ettiklerinin saptanması gerekir. Yayını denetleyenlerin taksir derecesinde dahi kusurları yoksa, sorumlu tutulmaları olanaksızdır. Söz gelimi, denetim görevi gerekli dikkat ve özenle yapıldığı halde, suç teşkil eden yayın engellenmişse, bu kişilerin sorumluluğu da söz konusu olamaz.4
Basın Kanununda sorumlu müdür ile yayıncının eser sahibinin suçunun cezası ile cezalandırılacakları ve bu kimselere verilen hürriyeti bağlayıcı cezaların para cezasına çevrileceği düzenlenmiştir. Ancak TRT kanunu bu konuda herhangi bir düzenlemeye yer vermemiştir. Bu sebepledir ki; TRT yayınlarını denetlemekle yükümlü olan kimselerin, hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum olmaları durumunda, bu cezalar ancak 647 Sayılı Kanunun 4/1. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde para cezasına çevrilebilir. TRT Kanununda bulunan ceza sorumluluğuna dair yapılan bu açıklamalar hem canlı olmayan tespitli yayınlar hem de bir ön hazırlıktan sonra yapılan canlı yayınlar bakımından geçerlidir.
Kanun, metne dayanılarak veya tespit yolu ile yapılan yayınlarda ispat bakımından herhangi bir tartışmalı durumu önlemek için, metinlerin ve tespitlerin yayın tarihinden başlayarak yetmiş beş gün süre ile saklanmasını öngörmüştür. Buna karşılık, tespitlerden yararlanmaksızın yapılan naklen yayınlar ile müzik yayınlarında böyle bir zorunluluk yoktur.
4 İçel Kayıhan, Kitle Haberleşme Hukuku, 2001, İstanbul, sh. 345
7
Eğer bir yayın yasama, yürütme ve yargı organlarınca soruşturmaya ve kovuşturmaya ya da araştırmaya konu olmuş ise, yayına ait metin veya tespitler bu işlemlerin sonuçlandığı yetkili makam tarafından Kuruma yazı ile bildirilmesine kadar saklanır. (29. madde)5
bb) Diğer Yayınlar
Kanun, canlı olmayan tespitli yayınlarda da ön hazırlıktan sonra yapılan canlı yayınlarda olduğu gibi, konuşan ile birlikte yayını fiilen yöneten kişilerin de sorumluluklarını kabul etmiştir. Metnin ve tespitlerin saklanması bu tür yayınlar bakımında da zorunludur. Ayrıca, kendilerine tevdi edilen metni aynen okumakla yükümlü olan ve bir denetim görevi bulunmayan personelin, canlı olamayan tespitli yayınlarda da sorumluluğu bulunmamaktadır.
cc) Kurum personelinin sorumlu olmadığı yayınlar
aaa) Zorunlu yayınlar
TRT Kurum personeli yayınlanması zorunlu olan yayınlar nedeniyle işlenen suçlardan dolayı sorumlu değildir. 2954 sayılı Kanunun 22. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 18. madde gereğince yayınlanması zorunlu olan Hükümet bildiri ve konuşmalarından, 22. madde gereğince seçimlerde yayınlanan siyasi parti propagandalarından ve 27. madde göre de yayınlanan cevap ve düzeltme metinlerinden de TRT personeli sorumlu değildir. Bu tür yayınlarda yayının özelliği anons ile belirtilmektedir. TRT Kurumunun yayınlayıp yayınlamamakta bir tercih hakkı ve yetkisi bulunmayan ve kanunen de yayınlamakta yükümlü
5 İçel Kayıhan, Ünver Yener, Kitle Haberleşme Hukuku, İstanbul, 2009, sh. 388
8
olduğu bu yayınlardan ötürü, kurum personelinin sorumlu olmaması doğaldır.6
Burada açıklanmalıdır ki; Kanun cevap ve düzeltmeye ilişkin yayınlardan sorumsuzluk esasını koymuş olmakla birlikte, bu sorumsuzluk hakimin kararı üzerine yayınlanması zorunlu olan düzeltme ve cevap metinleri ile sınırlıdır. Yoksa, TRT Genel Müdürlüğü kendisine yollanan düzeltme ve cevap metninde suç niteliğinde ifadeler gördüğü halde, talebi reddetmeyerek üç gün içinde yayınlarsa, metnin denetimi ile görevli Kurum personeli sorumlu tutulabilir.7
bbb) Başka radyo ve televizyon kuruluşlarından naklen yapılan yayınlar
TRT kanununun 28. maddesinin 3. fıkrası uyarınca; TRT kurumu istasyonları dışındaki bir radyo ve televizyon kuruluşundan yapılan naklen yayınlardan dolayı TRT personeli sorumlu değildir. Çünkü anında ve doğrudan doğruya yapılan bu tür yayınlarda TRT personelinin herhangi bir denetimi söz konusu değildir. Ancak, naklen yayın sırasında suç teşkil ettiği açıkça öngörülen bir durumda yayının kesilmesi suretiyle önlenmesi olanağı varsa, bunu yapmayan görevlilerin sorumlu tutulmaları gerekir.8
dd) Yargılama Hukukuna ilişkin özel hükümler
28. maddenin son fıkrasına göre; TRT Kurumuna ait radyo ve televizyonlardan yapılan yayınlar yoluyla işlenen suçlar ve haksız filler
6 Sözüer Adem, Basın Suçlarında Ceza Sorumluluğu, İstanbul, 1996, sh. 124
7 İçel Kayıhan, Ünver Yener, Kitle Haberleşme Hukuku, İstanbul, 2009, sh. 389
8 İçel Kayıhan, Ünver Yener, Kitle Haberleşme Hukuku, İstanbul, 2009, sh. 389
9
nedeniyle açılacak ceza ve hukuk davaları 60 günlük süreye tabiidir. Bu süre zamanaşımı süresi değildir, hak düşürücü süredir. Bu nedenle, durması, kesilmesi veya eski hale getirme talebine konu teşkil etmesi söz konusu değildir. Radyo ve televizyon yayınlarında böyle kısa bir dava süresinin öngörülmesinin gerekçesi olarak, radyo-televizyon gibi önemli bir kitle haberleşme aracının uzun zaman ceza tehdidi altında tutulmaması arzusu gösterilebilir.9
Basın Yasasının 35. maddesinde basın yoluyla işlenen suçlar nedeniyle günlük süreli yayınlar için 6 ay, öbür basılmış eserler için 1 yıl olarak belirlenmiş olan dava açma süresi, TRT Kurumu personelinin radyo ve televizyon yayınları yoluyla işledikleri suçlar için 60 gün olarak belirlenmiştir. Bu hüküm özel radyo ve televizyonların görevlileri hakkında açılacak davalarda uygulanamaz.10
İlgili Kanun uyarınca; kurum ve kuruluşlar yayınlardan dolayı uğradıkları zararlar nedeniyle açacakları tazminat davalarında TRT Kurumunu hasım göstermek zorundadırlar. Yani bu tür yayınlarda kusurlu dahi olsalar personele tazminat davası açılamaz. Ancak, Kurumun genel hükümler uyarınca personeline rücu hakkı saklıdır. Kanun bu şekilde bir düzenleme getirerek, Kurum personelinin dava açılma tehdidi altında görevlerini gereği gibi yerine getirmemelerini engellemek istemiştir.11
9 Bakınız Gölcüklü, Haberleşme Hukuku, s.159; İçel Kayıhan, Ünver Yener, Kitle Haberleşme Hukuku, İstanbul, 2009, sh. 389 naklen
10 Çetin Erol, Açıklamalı- İçtihatlı Basın Hukuku Hukuk-Ceza, Ankara, 2004, sh. 134
11 İçel Kayıhan, Ünver Yener, Kitle Haberleşme Hukuku, İstanbul, 2009, sh. 389
10
28. maddenin 5. fıkrası uyarınca; yayın yoluyla suç işlediği ileri sürülerek TRT Kurum personeli hakkında açılan ceza davalarında, personeli Kurum avukatları da savunabilir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu görsel ve işitsel yayınlarla işlenen suçlarda mahkemenin yer itibariyle yetkileri açısından özel yetki kuralları belirlemiştir. Buna göre, görsel veya işitsel yayınlarla işlenen suçlarda kural olarak suçun basılı eserle işlenmesine ilişkin CMK. M.12/3. maddesindeki yetki kuralları uygulanacaktır. (m.12/5) CMK.nun 12/3. maddesine göre; “Suç, ülkede yayımlanan bir basılı eserle işlenmişse yetki, eserin yayım merkezi olan yer mahkemesine aittir. Ancak, aynı eserin birden çok yerde basılması durumunda suç, eserin yayım merkezi dışındaki baskısında meydana gelmişse, bu suç için eserin basıldığı yer mahkemesi de yetkilidir.”
CMK 12. maddenin 2. fıkrası, görsel ve işitsel yayının mağdurun yerleşim yerinde ve oturduğu yerde işitilmesi ve görülmesi olasılığı açısından tamamlayıcı bir yetki kuralı getirmiştir. Buna göre; “Görsel ve işitsel yayın, mağdurun yerleşim yerinde ve oturduğu yerde işitilmiş veya görülmüşse o yer mahkemesi de yetkilidir.”
BB. 3954 Sayılı Kanuna Göre Sorumluluk
3984 Sayılı Kanunda, özel radyo ve televizyonlar yoluyla işlenen suçlar bakımından 2954 Sayılı Kanundan farklı olarak ceza sorumluluğuna ilişkin özel hükümlere yer verilmemiştir. Bundan ötürü, kanun kapsamındaki radyo ve televizyon yayınlarıyla işlenen suçlar bakımından, ancak TCK’ daki genel sorumluluk kuralları uygulanacaktır. Başka bir anlatımla, sadece suç teşkil eden yayın kasten
11
gerçekleştirenler ile buna iştirak edenler eylemleri ve kusurlarına göre sorumlu olacakladır. Hatta, yeni kanun bu alanda sistem değişikliği yaptığı içindir ki, 2954 sayılı kanunun 28. maddesinde yer alan özel sorumluluk sistemi uygulanmamalı, TRT yayınları açısından da genel hükümlere başvurulmalıdır. Aksi takdirde, TRT ile özel radyo-televizyonlar arasında gereksiz bir çifte standart yaratılmış olacaktır.12
Ancak Kanundaki bu duruma karşılık “Özel Radyo ve Televizyon Yayın Kuruluşlarının Kuruluşlarında Uyması Gerekli Asgari İdari ve Mali Şartlarla Yayın Alanı, Yayın Saat ve Süreleri Hakkında Yönetmelik” te özel raydı ve televizyon yayınları yoluyla işlenen suçlar bakımından özel bir sorumluluk rejimi düzenlenmiştir.
İlgili Yönetmeliğin 17. maddesi uyarınca; özel radyo ve televizyon kuruluşları sunacakları yayın hizmetlerinin özellik ve önemini denetlemekle yükümlü ve belirli niteliklere haiz bir veya birden çok sorumlu müdür bulundurur. 18. maddeye göre; yayından doğan sorumluluk yayını yöneten veya program yapanla birlikte sorumlu müdüre aittir. Yayını yöneten veya programı yapan hakkında böyle bir düzenleme olmasaydı dahi, genel hükümler hükümler çerçevesinde bu kişilerin sorumlu tutulabilmesi mümkündür. Buna karşılık sorumlu müdürün burada da, kusuru aranmadan radyo ve televizyon yayını yoluyla işlenen suçtan dolayı, bu suçu kasten gerçekleştirenlerle birlikte sorumlu tutulması, kusur ilkesiyle bağdaşmaz.13 Şirketi idare ve temsile yetkili kişilerin, sorumlu müdürün incelemesinden geçmeden veya rızası hilafına bir yayına karar vermeleri durumunda sorumluluk yayına karar veren bu kişilere aittir. Maddenin son fıkrası ise, 3884 sayılı kanunun
12 İçel Kayıhan, Kitle Haberleşme Hukuku, 2001, İstanbul, sh. 367
13 Sözüer Adem, Basın Suçlarında Ceza Sorumluluğu, İstanbul, 1996, sh. 125
12
25/2, 27 ve 28 maddelerine giren zorunlu yayınlardan sorumlu müdürün sorumlu olmadığını belirtmiştir.
Ancak bu düzenlemede asıl büyük sakınca sorumlu müdürün böyle objektif bir temele dayanan ceza sorumluluğunun bir yönetmelikle düzenlenmiş olmasıdır. Yönetmelik bu düzenlemeyi yapmamış olsaydı dahi, sözü geçen kişiler genel hükümlere göre asli fail sıfatı ile sorumlu olacaklardı. Sorumlu müdürün kusursuz sorumluluğuna yola açabilecek bir düzenlemenin yönetmelik ile getirilmiş olması sakıncalı bir durumdur. Bilindiği gibi suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince, kişinin ceza sorumluluğunu doğuracak bütün düzenlemeler ancak kanun yoluyla ortaya konabilir. Bu nedenle idarenin düzenleyici bir tasarrufu ile sorumlu müdür bakımından bir ceza sorumluluğu yaratmasının suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle çeliştiği ve Anayasanın 38. maddesine aykırı olduğunu kabul etmek gerekir. Bu konuda mutlaka bir kanuni düzenlemeye gidilmeli, Özel Radyo ve Televizyonlardaki sorumlu müdürler için kusur ilkesine uygun bir ceza sorumluluğu sistemi oluşturulmalıdır.14
2954 sayılı Yasanın 28. maddesinin son fıkrasında yazılı olan dava açma süresi sadece TRT Kurumu yayınlarından sorumlu olan kişiler hakkında açılacak olan davalarda uygulanabileceğinden dolayı, özel radyo ve televizyon görevlileri aleyhine açılacak davalar, işlendiği ileri sürülen suçun bağlı olduğu zamanaşımı süresi içerisinde açılabilir.
14 Sözüer Adem, Basın Suçlarında Ceza Sorumluluğu, İstanbul, 1996, sh. 126; Bakınız aynı görüşte; İçel Kayıhan, Kitle Haberleşme Hukuku, 2001, İstanbul, sh. 368
13
B- Radyo ve Televizyon Yoluyla İşlenen Suçlardan Doğan Hukuki Sorumluluk
Basının görevi; toplumu ilgilendiren tüm olaylar hakkında objektif ve gerçekleri yansıtan, halkı aydınlatan haberler yapmaktır. Basın, kişinin dünyada ve özellikle yaşadığı toplumda oluşan ve toplumu ilgilendiren olay ve olaylar hakkında bilgi sahibi olmasını amaçlar. Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Ancak basın özgürlüğü de, diğer tüm özgürlükler gibi hukuk düzenince çizilen sınırlara tabidir. Anayasanın 28. maddesi ve 5680 Sayılı Basın Yasasının 1. maddesi basın özgürlüğünü düzenlemiş ve bunun sınırlarını göstermiştir. Basın yaptığı yayınlarda gerek Anayasanın temel hak ve özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse M.K. nun 24 ve 25. maddelerinde ayrıca özel yasalarda güvence altına alınmış olan, kişilik haklarına saygı göstermek, bunlara saldırı niteliği taşıyabilecek tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadır.
Bu nedenle bazı durumlarda basın özgürlüğünün ve kişilik haklarının çatışması söz konusu olabilir. Bu çatışma halinde haberin verilmesinde hukuka uygunluk sınırının içinde kalındığı takdirde basının sorumluluğundan söz etmek mümkün değildir.
Basının, kamu görevini yaparken objektiflikten ayrılarak, haber verme sınırını aşarak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunarak, gerçek dışı haberler vererek, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanmak suretiyle dürüstlük kuralına aykırı davranarak ve kişisel nedenlerden ötürü salt sansasyon yaratmak amacıyla yayın yapması durumunda, bu yayın hukuka aykırı olur.
14
Basının haber verme hakkını aşarak, kişilik haklarına saldırıda bulunması durumunda, kişilik hakları saldırıya uğrayan kimse tazminat talebinde bulunabilir.
Radyo ve Televizyon yayınları nedeniyle işlenen suç ve haksız fiillerden dolayı maddi ve manevi tazminat davası açabilmek mümkündür.
Maddi tazminat davası, Radyo ve Televizyon yayını nedeniyle ortaya çıkan parayla ölçülebilir zararı giderme amacı gütmektedir. Kanun, bu davanın şartları olarak; kişilik değerine karşı haksız bir saldırı bulunmasını, saldırıda bulunan kusurlu olmasını, saldırı dolayısıyla parayla ölçülebilir bir zarar doğmasını ve zararla saldırı arasında sebep sonuç ilişkisinin bulunmasını aramaktadır. Bu şartlarıyla maddi tazminat davası, saldırının kaldırılması ve yasaklanması davasından ve manevi tazminat davasından farklıdır. Çünkü bu davalarda kusur ve ayrıca saldırının kaldırılması ve önlenmesi davalarında da zarar aranmamaktadır. Maddi tazminat davasının açılabilmesi için, öncelikle ortada bir parasal zararın bulunması gerekmektedir, bu nedenle de zararın giderilmesi de ancak parayla yapılabilir.15
Maddi tazminat davasındaki zararı şu şekilde örneklendirebilmek mümkündür; kişinin yapacağı sözleşmelerin iptali nedeniyle uğrayacağı parasal kayıplar, mesleki kötülenme sebebiyle müşterilerin azalması, ürünün ve malın kötülenmesi sebebiyle satışın azalması. Öğretide, maddi tazminat davasında istenecek olan maddi zarar; öncelikle fiili zarar ve mahrum kalınan kar diye ikiye ayrılmaktadır. Fiili zarar; hukuka aykırı olarak yayından ötürü bu yayına muhatap olan
15 Eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2003, sh.748
15
kimsenin mal ve para varlığının aktifinde olan azalma veya pasifindeki çoğalmadır. Zarar görenin malvarlığının, zarar veren olaydan önceki ve sonraki durumu arasındaki “kıymet farkı” fiili zararı oluşturur. Yapılan yayın nedeniyle saldırıya uğrayanın bizzat aldığı bazı tedbirler nedeniyle yaptığı masraflar da bunlar arasında sayılabilir. Yayın nedeniyle oluşan maddi zarar, daha çok saldırıya uğrayan kişinin kar kaybı veya yoksun kalınan kar şeklinde ortaya çıkabilir. Burada olası servet kaybı şeklinde de bir zarar söz konusudur. Maddi tazminat davalarında zararın ve miktarının ispatı davacıya düşmektedir. Ancak, yoksun kalınan kar şeklindeki zararlarda, zarar miktarının kesin ispatı çoğu zaman zordur. Bu nedenle, Borçlar Kanunu’nun 42. maddesine göre, zararın gerçek miktarını belirlemenin mümkün olmadığı durumlarda, hakim olayların olağan akışını ve zarara uğrayan tarafın aldığı tedbirleri dikkate alarak, adalete uygun tazminat miktarını kararlaştırır.
Radyo ve Televizyon yayınları nedeniyle saldırıya ve zarara uğrayan kişi, uğradığı manevi zararı azaltmak için M.K. nun 24/a maddesine ve B.K. nun 49. maddesinde yer alan manevi tazminat davasını açabilir. Manevi zarar kavramı ve manevi tazminatın amacı tartışmalı bir konudur. Doktrinde hakim olan görüşe göre, manevi tazminat, şahsiyet hakkına hukuka aykırı tecavüzden doğan acı, elem ve ızdırabın telafisi amacını güder. Tecavüz sebebiyle duyulan acı, elem ve ızdırap manevi zarar olarak ifade edilir. 16 Buradaki manevi tazminatın amacı, yayın nedeniyle saldırıya uğrayan kimsenin meydana gelen manevi zararın giderilmesini sağlamak ve kişiye kendisini iyi hissettirmektedir.
16 Oğuzman M. Kemal, Öz Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul ,2000 sh. 650
16
Manevi Tazminat Talep edebilmek için kanun tarafından bazı şartlar aranmaktadır. Bu şartları şu şekilde sıralayabilmek mümkündür. Öncelikle bir kimsenin şahsiyet hakkına hukuka aykırı bir tecavüz bulunmalıdır, manevi bir zarar bulunmalıdır, son olarak da davalının sorumlu olmasını gerektiren kusuru bulunmalıdır veya bir kusursuz sorumluluk hali bulunmalıdır.17
Manevi tazminat olarak ödenecek paranın miktarını, hakim takdir yetkisini kullanarak belirlemektedir. Hakim, öncelikle gerçekten bir manevi zarar oluşup oluşmadığına bakacak, sonrasında da bu manevi zararın manevi ödemeyi gerekli kılıp kılmadığını inceleyecektir. Bunlardan sonra hakim, ödenecek paranın tutarını belirleyecektir. Bu belirlemeyi yaparken hakim, saldırıya uğrayan kimsenin kişisel değerinin önemini ve çeşidini, saldırının ağırlık derecesini, sürekliliğini ve çevreye yayılma olasılığını, saldırıya uğrayan kişinin toplumdaki yerini ve önemini, yaşını, cinsiyetini, parasal durumunu, kendisinin de saldırıya yol açıp açmadığını, karşılıklı kusurun bulunup bulunmadığını, ayrıca saldırıyı yapanın toplum içindeki yerini, parasal ve kişisel durumunu göz önünde bulundurması gereklidir.
Bu davaları, kişilik hakkı saldırıya uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kimseler açabilir. Maddi tazminat talebinin başkalarına devri mümkün olduğu gibi, mirasçılara da intikal eder. Tazminat talebinin temliki Borçlar Kanununda alacağım temlikine ilişkin hükümlere göre olur ve temlik, fer’i hakları da kapsar. Tazminat talebinin üçüncü kişilere devredilebilmesi bunun nafaka talebinin aksine olarak kişiye sıkı sıkıya bağlı olmamasından ileri gelmektedir.18 Ancak manevi tazminat talebi için
17 Oğuzman M. Kemal, Öz Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul ,2000 sh. 653
18 Eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2003, sh.720
17
aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Çünkü B.K. nun ilgili hükümlerine göre; manevi tazminat talebi karşı taraf kabul etmedikçe devredilemez. Ayrıca şirketler de yetkili temsilcileri aracılığıyla bu davaları açabilirler.
Burada davalı; “Özel Radyo ve Televizyon Yayını Kuruluşlarının Kuruluşlarında Uyması Gerekli Asgari İdari ve Mali Şartlarla Yayın Alanı, Yayın Saati ve Süreleri Hakkındaki Yönetmelik” in 18. maddesine göre; yayını yöneten veya programı yapanlarla birlikte sorumlu müdürdür. Ayrıca daha önceki açıklamalarda belirtildiği üzere; TRT için yayının tespit yoluyla yapılması halinde, metni yazan, seslendiren ile metni, yayını ve tespiti fiilen kontrol eden, yöneten kişiler sorumludur. TRT personeli naklen ve canlı yayınlarda ve hükümet bildiri ve yayınlarında sorumlu değildir. Ayrıca metni aynen okuyan TRT spikerleri de sorumlu değillerdir.
Yazılı basın ile radyo ve televizyon yayınları için açılan maddi ve manevi tazminat davalarında istihdam edenin sorumluluğuna gidilip, gidilemeyeceği tartışmalıdır. Ancak B.K. nun 55. maddesi uyarınca bu mümkündür. İstihdam edenin, müstahdemlerinin veya işçilerinin seçiminden, işin yürütülmesine kadar hal ve şartlara göre gerekli olan tüm dikkat ve ihtimamı göstermek zorundadır. Ancak istihdam eden, gerekli özeni ve ihtimamı göstermiş olmasına rağmen zararın vuku bulduğu ispat edebilirse, bu durumda sorumluluktan kurutulacaktır.
C- SONUÇ
Yukarıda da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Radyo Televizyon yayınlarından doğan sorumluluk iki özel kanun tarafından düzenlenmiştir. Ayrıca Anayasa ve diğer temel kanunlarda da bu hususta düzenlemelere
18
yer verilmiştir. Kişilik hakları Anayasa ile korunana temel haklar arasındadır. Basın özgürlük hakkını kullanırken kişilik haklarına saldırıda bulunmaktan kaçınmalıdır. Aksi takdirde bu yayınlardan sorumlu olan kimselerin sorumluluğuna gidilecektir.
1961 Anayasası’nın 121. maddesinin 1. fıkrasının; “radyo ve televizyon istasyonlarının idaresi, özerk kamu tüzel kişiliği halinde, kanunla düzenlenir” hükmü nedeniyle, bu alanda bir tekel yaratıldığı kabul ediliyordu. 24 Aralık 1963 tarih ve 359 sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Kanunu’nun 35. maddesinin 1. fıkrasına göre; “9 Haziran 1937 tarihli ve 3222 sayılı Telsiz Kanunu ile ek ve değişikliklerinde gösterilen elektromanyetik dalgalar vasıtasiyle ses, işaret ve resim vermeye yarayan tesislerden radyodifüzyon ve televizyon tesisi niteliğinde olanların kurulması ve işletilmesi hakkı, yalnız Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumlarına aittir.” Bu madde ve 3222 sayılı Telsiz Kanunun hükümleri nedeniyle, özel teşebbüs tarafından radyo ve televizyon istasyonları kurulması ve işletilmesi hukuken imkânsızdır. 1961 Anayasası’nın 121. maddesi, 1488 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Bu değişiklik, “Radyo ve televizyon istasyonları, ancak devlet eliyle kurulur ve idaresi tarafsız bir kamu tüzelkişiliği halinde kanunla düzenlenir.” hükmünü getirerek bu konuda oluşan kuşkulara son verilmiş ve radyo televizyon tekelini net olarak belirlemiştir.1
 
1982 Anayasası’nın 133. maddesinin 1. fıkrası; “radyo ve televizyon istasyonları, ancak Devlet eli ile kurulur ve idareleri tarafsız bir kamu tüzel kişiliği halinde düzenlenir.” hükmünü getirerek radyo televizyonu devlet tekeline bağlamıştır. Aynı zamanda 11 Kasım 1983 tarihli ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’nun 4. maddesinin a. bendi; “radyo ve televizyon verici istasyonlarının kurulması, işletilmesi, yayınlarının düzenlenmesi ile yurt içine ve yurt dışına yayın yapılması, Devletin tekelindedir. Bu tekel, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu tarafından kullanılır” hükmü radyo televizyonun devletin tekelinde olduğunu vurgulayarak, bu tekelinde Radyo-Televizyon Kurumu tarafından kullanılacağını öngörmüştür.
 
1990’lı yılların başında Magic Box isimli kuruluşun, Star1 olarak, Türkiye dışından uyduyla yaptığı yayının başlaması ile özel televizyonların uygulaması Türkiye’de başlamıştır. Yasal boşluktan yararlanarak başlayan özel televizyon yayıncılığının yayınlarını devlet önlemek istemiştir. 8 Temmuz 1993 tarihinde 3913 sayılı yasa ile Anayasanın 133. maddesi değiştirilmiştir. Maddenin değiştirilmiş hali şu şekildedir; “Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir. Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişiliklerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.” Bu değişiklik ile, radyo televizyon yayıncılığı bir yandan serbest bırakılıp özel girişimciliğe olanak tanınırken, diğer yandan 2. fıkrasında Türkiye Radyo Televizyon Kurumu ile kamu tüzel kişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esasını da öngörmüştür. 13.4.1994 tarihinde 3984 sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun” kabul edilmiştir. Bu Kanunun amacı, radyo ve televizyon yayınlarının düzenlenmesi ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.

Kamuoyunda “RTÜK yasası” olarak anılan 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinde “yayın ilkeleri” gösterilmiştir. Radyo, televizyon ve veri yayınları, hukukun üstünlüğüne, Anayasanın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, millî güvenliğe ve genel ahlâka uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılması temel yayın ilkesini oluşturmaktadır. Yine aynı maddeye göre; özel hayatın gizliliğine saygı duyulması ve kişilerin manevi şahsiyetlerine eleştiri sınırlarını aşarak saldırıda bulunulmaması, suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimsenin suçlu ilan edilmemesi veya suçluymuş gibi gösterilmemesi, insan onuruna ve temel insan haklarına saygılı olunması da uyulması gereken yayın ilkeleridir. Bu madde de; kişilerin şeref ve haysiyetine saldırının yasak olduğu düzenlememiştir ancak madde de sayılmış bulunan diğer ilkeler ile olası saldırıların korunduğunu ifade edebilmek mümkündür.

Yayınların yapılmasına ve denetimine ilişkin usul ve esaslar, RTÜK tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenmektedir. Özel radyo ve televizyon yayınlarındaki yayın ilkelerine açıklık getirmek amacıyla RTÜK tarafından çıkarılan “Radyo ve Televizyon Yayınlarının Esas Ve Usulleri Hakkında Yönetmelik” 3984 sayılı Yasanın 4. maddesinde sayılı yayın ilkelerine paralel ve açıklayıcı bir düzenleme içermektedir.

A- Radyo ve Televizyon Yoluyla İşlenen Suçlardan Doğan Ceza Sorumluluğu
Türkiye’de radyo ve televizyon yayınlarını iki yasa ile düzenlemiştir. Bunlardan birisi 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Yasasıdır, diğeri ise; 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Yasadır.

AA. TRT Yasasına Göre Sorumluluk

a) TRT’nin yayınlarından işlenen suçlar ve haksız fiillerden sorumluluk
aa) Canlı yayınlar

aaa) Ön hazırlık olmadan yapılan canlı yayınlar
359 sayılı Kanunun 20. maddesi, olayın veya konuşmanın anında ve doğrudan doğruya radyo ve televizyon ile yayınlanmasını “canlı yayın” olarak adlandırmaktadır ve bu tür yayınlarla işlenen suçlarda ve haksız fiillerde yayın bir metne dayanmıyorsa veya tespitlerden yararlanmaksızın yapılmışsa “fiili işleyen kişi”nin sorumlu olduğunu belirtmiştir. 2954 sayılı Kanununun sorumluluğu düzenleyen 28. maddesinde bu konuda tam bir açıklık bulunmamasına karşın, bu sonuca varabilmek mümkündür. Herhangi bir denetime tabi olmadan olayın ve konuşmanın anında ve doğrudan doğruya yayınlanması durumunda işlenen suç veya haksız fiillerden Kurum personelinin sorumlu tutulması hakkaniyete uygun olmayacaktır. Ayrıca ilgili Kanun da “tespitlerden faydalanmaksızın Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu istasyonları dışındaki bir radyo ve televizyon kuruluşundan naklen yapılan yayınlardan” TRT personelinin sorumlu olmadığını öngörmüştür.
 
bbb) Ön hazırlıktan sonra yapılan canlı yayınlar
2954 sayılı yasanın 28. maddesi, TRT görevlilerinin radyo ve televizyon yayınları yoluyla işlenen suçlardan doğan sorumluluklarını düzenlemiştir. Bu hüküm uyarınca; TRT Kurumunun yayınları yoluyla işlenen suçlarda veya haksiz fillerde, yayının tespit yoluyla yapılmasın durumunda, metni yazan veya sesi tespit edilen ile söz konusu metni veya tespiti fiilen kontrol eden ve yayını fiilen yöneten ve kontrol eden kişiler, sorumlu tutulacaklardır.
Bu tür yayınlar ile kastedilen yayınların bir grubunu, “ön hazırlıktan sonra yapılan canlı yayınlar” oluşturur. Bu programlara örnek olarak, haberler verilebilir. Buna karşılık, Kanunun 28. maddesinin 2. fıkrasına göre; kurumun kendilerine verilen metni aynen okumak ile yükümlü olan personeli yani haber spikerini o yayın yolu ile işlenen haksız fiil ve suçlardan dolayı sorumlu tutmamıştır. Eğer ki; metni okuyan spiker, o metnini hazırlanmasından önce de bizzat görevli ise, bu halde ilgili kanun uyarınca bu kimsenin de bu yayından dolayı hukuki ve cezai sorumluluğu olacaktır.
Metni yazan veya sesi tespit edilen kişinin, yayın yoluyla işlenen suçlardan dolayı sorumlu tutuluyor olmaları, genel ceza sorumluluğu kurallarına uygundur. Hatta kanunda böyle bir hüküm mevcut olmasaydı dahi, bu halde de bu kişiler içeriği suç teşkil eden programı bilerek ve isteyerek oluşturmalarından sebepledir ki; işlenen suçun asli faili olarak sorumlu tutulacaklardı. Buna karşılık söz konusu yayınları denetlemek ile yükümlü olan kimselerin, bu suçun işlenmesine iştirak etmeleri durumu hariç olmak üzere, metni yazan veya sesi tespit edilen kişilerin kasten işledikleri suçtan dolayı sorumlu tutulmaları ise, objektif sorumluluk niteliği taşımaktadır. Çünkü ilgili kanunda, bu kimselerin yayını denetleme görevlerini yerine getirirken özen yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadıklarına bakılmaksızın, sorumlu tutulmaları gerektiği öngörülmüştür. O halde, yazı işleri müdürlerinde olduğu gibi, bu kişilerinde işlenen fiillerden sorumlu tutulabilmeleri için, en azından taksirle hareket ettiklerinin saptanması gerekir. Yayını denetleyenlerin taksir derecesinde dahi kusurları yoksa, sorumlu tutulmaları olanaksızdır. Söz gelimi, denetim görevi gerekli dikkat ve özenle yapıldığı halde, suç teşkil eden yayın engellenmişse, bu kişilerin sorumluluğu da söz konusu olamaz.

Basın Kanununda sorumlu müdür ile yayıncının eser sahibinin suçunun cezası ile cezalandırılacakları ve bu kimselere verilen hürriyeti bağlayıcı cezaların para cezasına çevrileceği düzenlenmiştir. Ancak TRT kanunu bu konuda herhangi bir düzenlemeye yer vermemiştir. Bu sebepledir ki; TRT yayınlarını denetlemekle yükümlü olan kimselerin, hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum olmaları durumunda, bu cezalar ancak 647 Sayılı Kanunun 4/1. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde para cezasına çevrilebilir. TRT Kanununda bulunan ceza sorumluluğuna dair yapılan bu açıklamalar hem canlı olmayan tespitli yayınlar hem de bir ön hazırlıktan sonra yapılan canlı yayınlar bakımından geçerlidir.

Kanun, metne dayanılarak veya tespit yolu ile yapılan yayınlarda ispat bakımından herhangi bir tartışmalı durumu önlemek için, metinlerin ve tespitlerin yayın tarihinden başlayarak yetmiş beş gün süre ile saklanmasını öngörmüştür. Buna karşılık, tespitlerden yararlanmaksızın yapılan naklen yayınlar ile müzik yayınlarında böyle bir zorunluluk yoktur.
 
Eğer bir yayın yasama, yürütme ve yargı organlarınca soruşturmaya ve kovuşturmaya ya da araştırmaya konu olmuş ise, yayına ait metin veya tespitler bu işlemlerin sonuçlandığı yetkili makam tarafından Kuruma yazı ile bildirilmesine kadar saklanır. (29. madde)5

bb) Diğer Yayınlar
Kanun, canlı olmayan tespitli yayınlarda da ön hazırlıktan sonra yapılan canlı yayınlarda olduğu gibi, konuşan ile birlikte yayını fiilen yöneten kişilerin de sorumluluklarını kabul etmiştir. Metnin ve tespitlerin saklanması bu tür yayınlar bakımında da zorunludur. Ayrıca, kendilerine tevdi edilen metni aynen okumakla yükümlü olan ve bir denetim görevi bulunmayan personelin, canlı olamayan tespitli yayınlarda da sorumluluğu bulunmamaktadır.

cc) Kurum personelinin sorumlu olmadığı yayınlar

aaa) Zorunlu yayınlar
TRT Kurum personeli yayınlanması zorunlu olan yayınlar nedeniyle işlenen suçlardan dolayı sorumlu değildir. 2954 sayılı Kanunun 22. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 18. madde gereğince yayınlanması zorunlu olan Hükümet bildiri ve konuşmalarından, 22. madde gereğince seçimlerde yayınlanan siyasi parti propagandalarından ve 27. madde göre de yayınlanan cevap ve düzeltme metinlerinden de TRT personeli sorumlu değildir. Bu tür yayınlarda yayının özelliği anons ile belirtilmektedir. TRT Kurumunun yayınlayıp yayınlamamakta bir tercih hakkı ve yetkisi bulunmayan ve kanunen de yayınlamakta yükümlü olduğu bu yayınlardan ötürü, kurum personelinin sorumlu olmaması doğaldır.

Burada açıklanmalıdır ki; Kanun cevap ve düzeltmeye ilişkin yayınlardan sorumsuzluk esasını koymuş olmakla birlikte, bu sorumsuzluk hakimin kararı üzerine yayınlanması zorunlu olan düzeltme ve cevap metinleri ile sınırlıdır. Yoksa, TRT Genel Müdürlüğü kendisine yollanan düzeltme ve cevap metninde suç niteliğinde ifadeler gördüğü halde, talebi reddetmeyerek üç gün içinde yayınlarsa, metnin denetimi ile görevli Kurum personeli sorumlu tutulabilir.7

bbb) Başka radyo ve televizyon kuruluşlarından naklen yapılan yayınlar
TRT kanununun 28. maddesinin 3. fıkrası uyarınca; TRT kurumu istasyonları dışındaki bir radyo ve televizyon kuruluşundan yapılan naklen yayınlardan dolayı TRT personeli sorumlu değildir. Çünkü anında ve doğrudan doğruya yapılan bu tür yayınlarda TRT personelinin herhangi bir denetimi söz konusu değildir. Ancak, naklen yayın sırasında suç teşkil ettiği açıkça öngörülen bir durumda yayının kesilmesi suretiyle önlenmesi olanağı varsa, bunu yapmayan görevlilerin sorumlu tutulmaları gerekir.

dd) Yargılama Hukukuna ilişkin özel hükümler
28. maddenin son fıkrasına göre; TRT Kurumuna ait radyo ve televizyonlardan yapılan yayınlar yoluyla işlenen suçlar ve haksız filler nedeniyle açılacak ceza ve hukuk davaları 60 günlük süreye tabiidir. Bu süre zamanaşımı süresi değildir, hak düşürücü süredir. Bu nedenle, durması, kesilmesi veya eski hale getirme talebine konu teşkil etmesi söz konusu değildir. Radyo ve televizyon yayınlarında böyle kısa bir dava süresinin öngörülmesinin gerekçesi olarak, radyo-televizyon gibi önemli bir kitle haberleşme aracının uzun zaman ceza tehdidi altında tutulmaması arzusu gösterilebilir.

Basın Yasasının 35. maddesinde basın yoluyla işlenen suçlar nedeniyle günlük süreli yayınlar için 6 ay, öbür basılmış eserler için 1 yıl olarak belirlenmiş olan dava açma süresi, TRT Kurumu personelinin radyo ve televizyon yayınları yoluyla işledikleri suçlar için 60 gün olarak belirlenmiştir. Bu hüküm özel radyo ve televizyonların görevlileri hakkında açılacak davalarda uygulanamaz.10
İlgili Kanun uyarınca; kurum ve kuruluşlar yayınlardan dolayı uğradıkları zararlar nedeniyle açacakları tazminat davalarında TRT Kurumunu hasım göstermek zorundadırlar. Yani bu tür yayınlarda kusurlu dahi olsalar personele tazminat davası açılamaz. Ancak, Kurumun genel hükümler uyarınca personeline rücu hakkı saklıdır. Kanun bu şekilde bir düzenleme getirerek, Kurum personelinin dava açılma tehdidi altında görevlerini gereği gibi yerine getirmemelerini engellemek istemiştir..

28. maddenin 5. fıkrası uyarınca; yayın yoluyla suç işlediği ileri sürülerek TRT Kurum personeli hakkında açılan ceza davalarında, personeli Kurum avukatları da savunabilir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu görsel ve işitsel yayınlarla işlenen suçlarda mahkemenin yer itibariyle yetkileri açısından özel yetki kuralları belirlemiştir. Buna göre, görsel veya işitsel yayınlarla işlenen suçlarda kural olarak suçun basılı eserle işlenmesine ilişkin CMK. M.12/3. maddesindeki yetki kuralları uygulanacaktır. (m.12/5) CMK.nun 12/3. maddesine göre; “Suç, ülkede yayımlanan bir basılı eserle işlenmişse yetki, eserin yayım merkezi olan yer mahkemesine aittir. Ancak, aynı eserin birden çok yerde basılması durumunda suç, eserin yayım merkezi dışındaki baskısında meydana gelmişse, bu suç için eserin basıldığı yer mahkemesi de yetkilidir.”
CMK 12. maddenin 2. fıkrası, görsel ve işitsel yayının mağdurun yerleşim yerinde ve oturduğu yerde işitilmesi ve görülmesi olasılığı açısından tamamlayıcı bir yetki kuralı getirmiştir. Buna göre; “Görsel ve işitsel yayın, mağdurun yerleşim yerinde ve oturduğu yerde işitilmiş veya görülmüşse o yer mahkemesi de yetkilidir.”

BB. 3954 Sayılı Kanuna Göre Sorumluluk

3984 Sayılı Kanunda, özel radyo ve televizyonlar yoluyla işlenen suçlar bakımından 2954 Sayılı Kanundan farklı olarak ceza sorumluluğuna ilişkin özel hükümlere yer verilmemiştir. Bundan ötürü, kanun kapsamındaki radyo ve televizyon yayınlarıyla işlenen suçlar bakımından, ancak TCK’ daki genel sorumluluk kuralları uygulanacaktır. Başka bir anlatımla, sadece suç teşkil eden yayın kasten
gerçekleştirenler ile buna iştirak edenler eylemleri ve kusurlarına göre sorumlu olacakladır. Hatta, yeni kanun bu alanda sistem değişikliği yaptığı içindir ki, 2954 sayılı kanunun 28. maddesinde yer alan özel sorumluluk sistemi uygulanmamalı, TRT yayınları açısından da genel hükümlere başvurulmalıdır. Aksi takdirde, TRT ile özel radyo-televizyonlar arasında gereksiz bir çifte standart yaratılmış olacaktır.

Ancak Kanundaki bu duruma karşılık “Özel Radyo ve Televizyon Yayın Kuruluşlarının Kuruluşlarında Uyması Gerekli Asgari İdari ve Mali Şartlarla Yayın Alanı, Yayın Saat ve Süreleri Hakkında Yönetmelik” te özel raydı ve televizyon yayınları yoluyla işlenen suçlar bakımından özel bir sorumluluk rejimi düzenlenmiştir.

İlgili Yönetmeliğin 17. maddesi uyarınca; özel radyo ve televizyon kuruluşları sunacakları yayın hizmetlerinin özellik ve önemini denetlemekle yükümlü ve belirli niteliklere haiz bir veya birden çok sorumlu müdür bulundurur. 18. maddeye göre; yayından doğan sorumluluk yayını yöneten veya program yapanla birlikte sorumlu müdüre aittir. Yayını yöneten veya programı yapan hakkında böyle bir düzenleme olmasaydı dahi, genel hükümler hükümler çerçevesinde bu kişilerin sorumlu tutulabilmesi mümkündür. Buna karşılık sorumlu müdürün burada da, kusuru aranmadan radyo ve televizyon yayını yoluyla işlenen suçtan dolayı, bu suçu kasten gerçekleştirenlerle birlikte sorumlu tutulması, kusur ilkesiyle bağdaşmaz.13 Şirketi idare ve temsile yetkili kişilerin, sorumlu müdürün incelemesinden geçmeden veya rızası hilafına bir yayına karar vermeleri durumunda sorumluluk yayına karar veren bu kişilere aittir. Maddenin son fıkrası ise, 3884 sayılı kanunun 25/2, 27 ve 28 maddelerine giren zorunlu yayınlardan sorumlu müdürün sorumlu olmadığını belirtmiştir.
 
Ancak bu düzenlemede asıl büyük sakınca sorumlu müdürün böyle objektif bir temele dayanan ceza sorumluluğunun bir yönetmelikle düzenlenmiş olmasıdır. Yönetmelik bu düzenlemeyi yapmamış olsaydı dahi, sözü geçen kişiler genel hükümlere göre asli fail sıfatı ile sorumlu olacaklardı. Sorumlu müdürün kusursuz sorumluluğuna yola açabilecek bir düzenlemenin yönetmelik ile getirilmiş olması sakıncalı bir durumdur. Bilindiği gibi suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince, kişinin ceza sorumluluğunu doğuracak bütün düzenlemeler ancak kanun yoluyla ortaya konabilir. Bu nedenle idarenin düzenleyici bir tasarrufu ile sorumlu müdür bakımından bir ceza sorumluluğu yaratmasının suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle çeliştiği ve Anayasanın 38. maddesine aykırı olduğunu kabul etmek gerekir. Bu konuda mutlaka bir kanuni düzenlemeye gidilmeli, Özel Radyo ve Televizyonlardaki sorumlu müdürler için kusur ilkesine uygun bir ceza sorumluluğu sistemi oluşturulmalıdır.
 
2954 sayılı Yasanın 28. maddesinin son fıkrasında yazılı olan dava açma süresi sadece TRT Kurumu yayınlarından sorumlu olan kişiler hakkında açılacak olan davalarda uygulanabileceğinden dolayı, özel radyo ve televizyon görevlileri aleyhine açılacak davalar, işlendiği ileri sürülen suçun bağlı olduğu zamanaşımı süresi içerisinde açılabilir.
 

B- Radyo ve Televizyon Yoluyla İşlenen Suçlardan Doğan Hukuki Sorumluluk

Basının görevi; toplumu ilgilendiren tüm olaylar hakkında objektif ve gerçekleri yansıtan, halkı aydınlatan haberler yapmaktır. Basın, kişinin dünyada ve özellikle yaşadığı toplumda oluşan ve toplumu ilgilendiren olay ve olaylar hakkında bilgi sahibi olmasını amaçlar. Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Ancak basın özgürlüğü de, diğer tüm özgürlükler gibi hukuk düzenince çizilen sınırlara tabidir. Anayasanın 28. maddesi ve 5680 Sayılı Basın Yasasının 1. maddesi basın özgürlüğünü düzenlemiş ve bunun sınırlarını göstermiştir. Basın yaptığı yayınlarda gerek Anayasanın temel hak ve özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse M.K. nun 24 ve 25. maddelerinde ayrıca özel yasalarda güvence altına alınmış olan, kişilik haklarına saygı göstermek, bunlara saldırı niteliği taşıyabilecek tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadır.

Bu nedenle bazı durumlarda basın özgürlüğünün ve kişilik haklarının çatışması söz konusu olabilir. Bu çatışma halinde haberin verilmesinde hukuka uygunluk sınırının içinde kalındığı takdirde basının sorumluluğundan söz etmek mümkün değildir.

Basının, kamu görevini yaparken objektiflikten ayrılarak, haber verme sınırını aşarak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunarak, gerçek dışı haberler vererek, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanmak suretiyle dürüstlük kuralına aykırı davranarak ve kişisel nedenlerden ötürü salt sansasyon yaratmak amacıyla yayın yapması durumunda, bu yayın hukuka aykırı olur.

Basının haber verme hakkını aşarak, kişilik haklarına saldırıda bulunması durumunda, kişilik hakları saldırıya uğrayan kimse tazminat talebinde bulunabilir.
Radyo ve Televizyon yayınları nedeniyle işlenen suç ve haksız fiillerden dolayı maddi ve manevi tazminat davası açabilmek mümkündür. Maddi tazminat davası, Radyo ve Televizyon yayını nedeniyle ortaya çıkan parayla ölçülebilir zararı giderme amacı gütmektedir. Kanun, bu davanın şartları olarak; kişilik değerine karşı haksız bir saldırı bulunmasını, saldırıda bulunan kusurlu olmasını, saldırı dolayısıyla parayla ölçülebilir bir zarar doğmasını ve zararla saldırı arasında sebep sonuç ilişkisinin bulunmasını aramaktadır. Bu şartlarıyla maddi tazminat davası, saldırının kaldırılması ve yasaklanması davasından ve manevi tazminat davasından farklıdır. Çünkü bu davalarda kusur ve ayrıca saldırının kaldırılması ve önlenmesi davalarında da zarar aranmamaktadır. Maddi tazminat davasının açılabilmesi için, öncelikle ortada bir parasal zararın bulunması gerekmektedir, bu nedenle de zararın giderilmesi de ancak parayla yapılabilir.
Maddi tazminat davasındaki zararı şu şekilde örneklendirebilmek mümkündür; kişinin yapacağı sözleşmelerin iptali nedeniyle uğrayacağı parasal kayıplar, mesleki kötülenme sebebiyle müşterilerin azalması, ürünün ve malın kötülenmesi sebebiyle satışın azalması. Öğretide, maddi tazminat davasında istenecek olan maddi zarar; öncelikle fiili zarar ve mahrum kalınan kar diye ikiye ayrılmaktadır.
Fiili zarar; hukuka aykırı olarak yayından ötürü bu yayına muhatap olan kimsenin mal ve para varlığının aktifinde olan azalma veya pasifindeki çoğalmadır. Zarar görenin malvarlığının, zarar veren olaydan önceki ve sonraki durumu arasındaki “kıymet farkı” fiili zararı oluşturur. Yapılan yayın nedeniyle saldırıya uğrayanın bizzat aldığı bazı tedbirler nedeniyle yaptığı masraflar da bunlar arasında sayılabilir. Yayın nedeniyle oluşan maddi zarar, daha çok saldırıya uğrayan kişinin kar kaybı veya yoksun kalınan kar şeklinde ortaya çıkabilir. Burada olası servet kaybı şeklinde de bir zarar söz konusudur. Maddi tazminat davalarında zararın ve miktarının ispatı davacıya düşmektedir.
Ancak, yoksun kalınan kar şeklindeki zararlarda, zarar miktarının kesin ispatı çoğu zaman zordur. Bu nedenle, Borçlar Kanunu’nun 42. maddesine göre, zararın gerçek miktarını belirlemenin mümkün olmadığı durumlarda, hakim olayların olağan akışını ve zarara uğrayan tarafın aldığı tedbirleri dikkate alarak, adalete uygun tazminat miktarını kararlaştırır.
Radyo ve Televizyon yayınları nedeniyle saldırıya ve zarara uğrayan kişi, uğradığı manevi zararı azaltmak için M.K. nun 24/a maddesine ve B.K. nun 49. maddesinde yer alan manevi tazminat davasını açabilir. Manevi zarar kavramı ve manevi tazminatın amacı tartışmalı bir konudur. Doktrinde hakim olan görüşe göre, manevi tazminat, şahsiyet hakkına hukuka aykırı tecavüzden doğan acı, elem ve ızdırabın telafisi amacını güder. Tecavüz sebebiyle duyulan acı, elem ve ızdırap manevi zarar olarak ifade edilir. 16 Buradaki manevi tazminatın amacı, yayın nedeniyle saldırıya uğrayan kimsenin meydana gelen manevi zararın giderilmesini sağlamak ve kişiye kendisini iyi hissettirmektedir.

Manevi Tazminat Talep edebilmek için kanun tarafından bazı şartlar aranmaktadır. Bu şartları şu şekilde sıralayabilmek mümkündür. Öncelikle bir kimsenin şahsiyet hakkına hukuka aykırı bir tecavüz bulunmalıdır, manevi bir zarar bulunmalıdır, son olarak da davalının sorumlu olmasını gerektiren kusuru bulunmalıdır veya bir kusursuz sorumluluk hali bulunmalıdır.

Manevi tazminat olarak ödenecek paranın miktarını, hakim takdir yetkisini kullanarak belirlemektedir. Hakim, öncelikle gerçekten bir manevi zarar oluşup oluşmadığına bakacak, sonrasında da bu manevi zararın manevi ödemeyi gerekli kılıp kılmadığını inceleyecektir. Bunlardan sonra hakim, ödenecek paranın tutarını belirleyecektir. Bu belirlemeyi yaparken hakim, saldırıya uğrayan kimsenin kişisel değerinin önemini ve çeşidini, saldırının ağırlık derecesini, sürekliliğini ve çevreye yayılma olasılığını, saldırıya uğrayan kişinin toplumdaki yerini ve önemini, yaşını, cinsiyetini, parasal durumunu, kendisinin de saldırıya yol açıp açmadığını, karşılıklı kusurun bulunup bulunmadığını, ayrıca saldırıyı yapanın toplum içindeki yerini, parasal ve kişisel durumunu göz önünde bulundurması gereklidir.
Bu davaları, kişilik hakkı saldırıya uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kimseler açabilir. Maddi tazminat talebinin başkalarına devri mümkün olduğu gibi, mirasçılara da intikal eder. Tazminat talebinin temliki Borçlar Kanununda alacağım temlikine ilişkin hükümlere göre olur ve temlik, fer’i hakları da kapsar. Tazminat talebinin üçüncü kişilere devredilebilmesi bunun nafaka talebinin aksine olarak kişiye sıkı sıkıya bağlı olmamasından ileri gelmektedir.18 Ancak manevi tazminat talebi için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Çünkü B.K. nun ilgili hükümlerine göre; manevi tazminat talebi karşı taraf kabul etmedikçe devredilemez. Ayrıca şirketler de yetkili temsilcileri aracılığıyla bu davaları açabilirler.
Burada davalı; “Özel Radyo ve Televizyon Yayını Kuruluşlarının Kuruluşlarında Uyması Gerekli Asgari İdari ve Mali Şartlarla Yayın Alanı, Yayın Saati ve Süreleri Hakkındaki Yönetmelik” in 18. maddesine göre; yayını yöneten veya programı yapanlarla birlikte sorumlu müdürdür. Ayrıca daha önceki açıklamalarda belirtildiği üzere; TRT için yayının tespit yoluyla yapılması halinde, metni yazan, seslendiren ile metni, yayını ve tespiti fiilen kontrol eden, yöneten kişiler sorumludur. TRT personeli naklen ve canlı yayınlarda ve hükümet bildiri ve yayınlarında sorumlu değildir. Ayrıca metni aynen okuyan TRT spikerleri de sorumlu değillerdir.
Yazılı basın ile radyo ve televizyon yayınları için açılan maddi ve manevi tazminat davalarında istihdam edenin sorumluluğuna gidilip, gidilemeyeceği tartışmalıdır. Ancak B.K. nun 55. maddesi uyarınca bu mümkündür. İstihdam edenin, müstahdemlerinin veya işçilerinin seçiminden, işin yürütülmesine kadar hal ve şartlara göre gerekli olan tüm dikkat ve ihtimamı göstermek zorundadır. Ancak istihdam eden, gerekli özeni ve ihtimamı göstermiş olmasına rağmen zararın vuku bulduğu ispat edebilirse, bu durumda sorumluluktan kurutulacaktır.
C- SONUÇ

Yukarıda da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Radyo Televizyon yayınlarından doğan sorumluluk iki özel kanun tarafından düzenlenmiştir. Ayrıca Anayasa ve diğer temel kanunlarda da bu hususta düzenlemelere yer verilmiştir. Kişilik hakları Anayasa ile korunana temel haklar arasındadır. Basın özgürlük hakkını kullanırken kişilik haklarına saldırıda bulunmaktan kaçınmalıdır. Aksi takdirde bu yayınlardan sorumlu olan kimselerin sorumluluğuna gidilecektir.