TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETİYZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR. SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR.

CEZA HUKUKU 32 (H..İ.. HARFLERİ İLE BAŞLAYAN MAKALELER)

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI

Hangi Nedenle Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Yer Olmadığı Belirtilmelidir

1-) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin hangi gerekçe ile uygulanmadığı belirtilmelidir. Unsurları oluşmadığından uygulanmasına yer olmadığına dair açıklama yasal gerekçe değildir.

2-) Yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden, hangi koşulların gerçekleşmediği açıklanmadın "koşulları oluşmadığından" bahisle CMK.nın 231.maddesinin uygulanmaması,kanuna  aykırı, sanık müdafii ile katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebeplerden dolayı, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince  uygulanması (11.CD 28.01.2010 tarihli ve  Esas No:2008/14264  Karar No:2010/216 sayılı içtihadı)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasında Yasal Gerekçe Belirtilmelidir

1-)Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin gerekçe, 5271 sayılı Ceza Muhakemesinin  231. maddesinden  belirtilen nesnel ve  öznel koşullar  değerlendirilerek buna ilişkin  gerekçelerin gösterilmesi gerekir.

2-)Sanık hakkında hükmün açıklanmasına yer olmadığına karar verirken,   5271 sayılı Ceza Muhakemesinin  231.  maddesinde sayılan  nesnel(objektif) ve öznel koşulların  geçekleşip  gerçekleşmediğine  ilişkin değerlendirme yapılması  gerekir.' Sanığın fiili, küçük yaştaki  çocuğa karşı irtikap ettiği' biçimindeki  ifade, 5271 sayılı Kanunu'nun  231. maddesinin 6. fıkrasının a, b ve c  benterinde belirtilen gerekçeleri içermediği için,  yasal olmayan gerekçe ile sanık hakkında  5271 sayılı Kanunu'nun 231/5. maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi, bozmayı gerektirmiştir(2.CD 7.7.2009 tarihli ve 2008/ 304E, 2009/30297K sayılı içtihadı, YKD Eylül 2009)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasında Gerekçe

1-) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı,  açıklanmaması halinde;  verilecek hükümün gerekçesi  yargıtay denetimini sağlayacak şekilde olması gerekir. Atıf yoluyla  duruşma yapmadan hükmün açıklanmasına karar verilemez.Hükmün açıklanması kararı duruşma açılarak temyiz denetimine imkan verecek şekilde yazılması gerekir

Sanık hakkında, 23.06.2006 tarih ve 70/211 sayılı ilamla hükümlülüğüne karar verilip, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi gereğince hükmün açıklanmasına karar verilip, 5 yıl süreyle denetimli serbestlik kararı verildiği hükmün kesinleşmesinden sonra 18.06.2007 tarihinde işlediği kasıtlı suç nedeniyle Kadirli 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 27.11.2007 tarih ve 170/453 sayılı ilamı ile hükümlülüğüne karar verilip, kararın kesinleşmesinden sonra mahkemesince yapılan ihbar üzerine, duruşma açmadan ve yeniden hüküm kurmadan “23.06.2006 tarih ve 70/211 karar sayılı hükmün, CMK.231/11 maddesi gereğince açıklanmasına” karar verilmekle yetinildiği anlaşılmakla;

Yargıtay incelemesine tabi olacak ve kesinleşmesi halinde infaza verilecek hükmün, temyize konu olan 04.01.2008 tarih ve 70/211 sayılı hüküm olduğu, bu nedenle duruşma açılarak 230, 223. maddeleri gereğince kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre ulaşılan sonuçların, iddia, savunma, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eylemlerinin ve yüklenen suçların unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığının açık olarak gerekçeye yansıtılması ve bu şekilde cezanın şahsileştirilmesi gerekirken, açıklanan ilkelere uyulmadan, duruşma açmadan önceki karara yollama yapılmak suretiyle Anayasa’nın 141. ve 5271 sayılı CMK.nun 34 ve 230. maddelerine aykırı davranılması,,( 4.CD  17.03.2010 tarihli ve  Esas No:2008/9581 Karar No:2010/4561 sayılı içtihadı)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Adli Sicildeki Kayıtlar İçin Geçmesi Gereken Süre

Haziran 2005 tarihinden önceki mahkumiyetler için vaki olmamış sayılma veya silinme koşullarının oluşması, bu tarihten sonraki mahkumiyetlerde ise 5237 sayılı Yasa'nın 58. maddesindeki sürelerin geçmesi durumunda; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarının değerlendirilmesinde önceki mahkumiyetler engel bir neden olarak kabul edilmemelidir.

Sanığın 5237 sayılı TCY'nin 267/1 ve 269/2. maddeleri uyarınca, 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanın 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca "takdiren 1 yıl denetim altında bulundurulmasına, 5728 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının şartları oluşmadığından (sanığın kasıtlı suçtan sabıkasının bulunması nedeniyle) uygulanmasına yer

olmadığına," ilişkin, (Kars İkinci Asliye Ceza Mahkemesi)'nce verilen 05.05.2009 gün ve 50-272 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi'nce 05.02.2010 gün ve 21660-1453 sayı ile;

nl- Mağdur hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadan iftiradan dönülmesi karşısında TCY'nin 269/1 yerine anılan Yasa maddesinin 2. fıkrasıyla indirim yapılarak fazla ceza verilmesi,

2- Denetim süresinin hürriyeti bağlayıcı cezadan fazla olamayacağının gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığı'nca 19.03.2010 gün ve 181931 sayı ile; (2) nolu bozma nedeninin 5237 sayılı TCY'nin 51/3. maddesine aykırı olduğu ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının reddine ilişkin (sanığın kasıtlı suçtan sabıkası bulunması) gerekçenin, mahkumiyetin silinme koşullarının oluşması nedeniyle yasal olmadığı, gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi'nin 05.02.2010 gün ve 1453-21660 sayılı bozma ilamındaki (2) numaralı bozma nedeninin kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün (1) nolu bozma nedenine ek olarak hükmün açıklanmasının ertelenmesinin red gerekçesinin yasal olmaması nedeniyle de bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilmekle, Ceza Genel Ku-rulu'nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

San ık Aykut'un, 19.01.2009 günü saat 18:35 sıralarında polis merkezine müracaat ederek mağdur Erhan isimli şahsın kendisine ait cep telefonunu zorla aldığından bahisle şikayetçi olduğu, bu müracaatından yaklaşık 4 saat sonra aynı polis merkezine giderek Erhan isimli şahsın cep telefonunu yağma suretiyle almadığını, cezaevinde bulunan arkadaşlarının yanına gitmek amacıyla böyle bir istekte bulunduğunu, bu sebeple Erhan isimli şahıstan şikayetçi olduğunu, ancak daha sonra pişman olarak yaptığı hareketin yanlışlığını anladığını beyan ettiği, böylece sanığın yetkili bir makama ihbarda bulunarak işlenmediğini bildiği bir suçla ilgili olarak mağdur hakkında soruşturma başlatılmasına sebebiyet verdiği, bilahare hakkında kovuşturma yapılmadan önce yapmış olduğu eylemden döndüğü kabul edilerek, 5237 sayılı TCY'nin 267/1 ve 269/2. maddeleri uyarınca, 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanın 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca takdiren 1 yıl denetim altında bulundurulmasına, 5728 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının şartları oluşmadığından (sanığın kasıtlı suçtan sabıkasının bulunması nedeniyle) uygulanmasına yer olmadığına, karar verilen somut olayda;

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- Cezası ertelenen sanık hakkında belirlenen denetim süresinde isabet bulunup bulunmadığı,

2- Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal olup olmadığı,

Noktalarında toplanmaktadır.

5237 sayılı TCY'nin hapis cezasının ertelenmesini düzenleyen 51. maddesinin 3. fıkrasında; cezası ertelenen hükümlü hakkında, mahkum olunan ceza süresinin alt sınırından az olmamak koşuluyla, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirleneceği, hükmüne yer verilmiştir.

5237 sayılı Yasa'nın 51. maddesiyle, ceza infaz kurumu haline getirilip, sadece hapis cezasıyla sınırlı olarak kabul edilen ertelemede, maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkemece bir deneme süresinin belirlenmesi zorunlu olup, bu sürenin belirlenmemesi veya eksik belirlenmesi, denetim süresi, ertelemenin yasal sonucu olduğundan, aleyhe bozma yasağı kapsamında de-ğerlendirilemeyecek, yine fıkrada mahkum olunan hapis cezası süresinden az olmamak hususu da, hükmedilen bir yıldan fazla mahkumiyetler için söz konusu olup, hapis cezası bir yıldan az olsa da denetim süresi hiçbir ahvalde bir yıldan az olamayacaktır.

Somut olayda, yerel mahkemece hükmedilen 3 ay sonuç hapis cezasının ertelenmesi nedeniyle, takdir ve tayin olunan 1 yıllık denetim süresi 5237 sayılı TCY'nin 51/3. maddesine uygun bulunduğundan, denetim süresinin 3 ay olması gerektiğine ilişkin bozma nedeni yerinde değildir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının reddine ilişkin gerekçeye ilişkin itiraz nedenine gelince;

5271 sayılı Yasa'nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (a) bendinde olumsuz koşul olarak öngörülen, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamaktan anlaşılması gereken husus, mahkumiyetin kasıtlı bir suçtan doğmasıdır. Anılan bentte hükmolunan ceza yönünden herhangi bir ayrım gözetilmediğinden, hükmolunan cezanın hapis veya adli para cezası olmasının, bu koşul açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.

Ancak yasa koyucu, mahkumiyetle ilgili olarak başkaca bir ölçü getirmediğinden, adli sicilden silinen mahkumiyetler, ertelenmiş ve vaki olmamış sayılan mahkumiyetler, üzerinden çok uzun sürelerin geçmesi nedeniyle tekerrüre esas oluşturmayan mahkumiyetler de hükmün açıklanmasının ertelenmesine engel oluşturacak mıdır Bu konularda gerek yasa metninde, gerekse gerekçede herhangi bir açıklık bulunmamaktadır.

Yasa koyucu herhangi bir düzenleme getirmediğine göre, bu hükmü mutlak şekilde yorumlamanın, adalet ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmayacağı ya da yasa koyucunun gerçek muradının bu olup olmadığı da gözönüne alınmalıdır.

Bu soruna çözüm bulabilmek için yasa koyucunun mahkumiyetin sonuçlarını bertaraf etmek için öngördüğü diğer kurumların da değerlendirilmesi gerekmektedir.

647 sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca ertelenmiş mahkumiyetlerde, sanığın deneme süresinde kasıtlı bir suç işlememesi halinde önceki mahkumiyet 765 sayılı TCY'nin 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağından, bu nitelikteki bir mahkumiyetin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal bir engel oluşturabileceğini kabul etmek olası değildir.

Yine aynı şekilde 3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 8 ve 5352 sayılı yeni Adli Sicil Yasası'nın geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluşan adli sicil kayıtlarının, adli sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal bir engel oluşturabileceğini kabul etmek hukuk ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.

Buna kar şın, 5237 sayılı TCY'nin 51. maddesi uyarınca ertelenmiş mahkumiyetlerde ceza infaz edilmiş sayılacağından ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 9. maddesi uyarınca oluşturulan adli sicil kayıtları ceza veya güvenlik tedbirlerinin infazının tamamlanması ile Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nce silinerek arşiv kaydına alınacağından, bu tür mahkumiyetlerin varlığı halinde sanık hiçbir şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından yararlanamayacak mıdır, soruları gündeme gelebilecektir.

Hak yoksunluklarını kural olarak 5237 sayılı Yasa'nın 53. maddesinde cezanın infazı ile sınırlandıran, doğmuş hak mahrumiyetlerini ortadan kaldırmak için Adli Sicil Yasası'na eklediği 13/a maddesi ile yasak hakların geri verilmesi müessesesini kabul eden ve 5237 sayılı TCY'nin 58. maddesinde tekerrür hükümlerinin uygulanması açısından infazdan itibaren beş ve üç yıllık süreler öngören yasa koyucunun, bir kez mahkum olan bir kişinin ömür boyu bu mahkumiyetinin olumsuz sonuçlarından etkilenmesi gerektiğini kabul ettiği düşünülemez. Bu nedenlerle, yeni yasa dönemindeki mahkumiyetler açısından da, belirli sürelerin geçmesi ile bu mahkumiyetlerin 231. maddenin uygulanmasına yasal engel oluşturmayacağını kabulde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla, 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkum edilen sanıklar yönünden, 5237 sayılı TCY'nin tekerrür hükümlerinin uygulanması için 58. maddesinde öngörülen sürelerin nazara alınması ve bu sürelerin geçmiş olduğu hallerde önceki mahkumiyetin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşularının değerlendirilmesi yönünden engel oluşturmayacağının kabulü adalet ve hakkaniyete uygun olacaktır.

O halde, 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden, önceki mahkumiyetin 765 sayılı TCY'nin 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağı haller veya 3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 8 ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasası'nın geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluşan önceki mahkumiyetler, adli sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkum edilen sanıklar yönünden ise, 5237 sayılı TCY'de tekerrür hükümlerinin uygulanması için 58. maddesinde öngörülen sürelerin geçmiş olduğu haller, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarının değerlendirilmesinde olumsuz koşul olarak belirtilen engel bir neden olarak kabul edilemeyecektir.

Ancak, yasal engel oluşturmayan bu mahkumiyetlerin yargılama mercilerince, sanığın suç işleme eğilimi açısından değerlendirmeye esas alınmasına da bir engel bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında sanığın geçmiş hükümlülüğüne esas teşkil eden adli sicil kaydı incelendiğinde; sanığın Kars Birinci Asliye Ceza Mahkemesi'nin 26.04.2005 gün ve 11-190 sayılı ilamı ile 765 sayılı TCY'nin 491/4, 522, 523/1, 2253 sayılı Yasa'nın 12/2 ve 765 sayılı TCY'nin 59 ve 647 sayılı Yasa'nın 4. maddeleri uyarınca 237,60 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar verilip, hükmün 2253 sayılı Yasa'nın 38. maddesi uyarınca ertelendiği ve sanık hakkında 1 yıl deneme süresi belirlendiği, 04.05.2005 tarihinde kesinleşen bu hükmün, 3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 8. maddesi uyarınca 04.05.2006 tarihinde esasen vaki olmamış sayılması gerektiği ve bu tarihte silinme koşullarının oluştuğu anlaşılmakla, yerel mahkemece sanığın adli sicil kaydının bulunduğundan bahisle 5728 sayılı Yasa'yla değişik CYY'nin 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsizdir.,(CGK. 06.04.2010  tarihli ve Daire:CGK  Esas No:2010/4-71  Karar No:2010/76  sayılı içtihadı)

Hukuki hata nedeniyle cezanın iki yıldan az verilmesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanamaz.

5237 Türk Ceza Kanunun  150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı Türk Ceza Kanunun   522. maddesindeki “hafif” ve “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değer azlığının” 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, 150. maddenin 2. fıkrasına düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması; karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, ancak sanığın  sabit   kabul  edilen   eylemi  nedeniyle  hükmün  açıklanmasının  geri  bırakılması  kapsamı  dışında  kalan  bir cezanın  hükmolunması  gerekirken, yanılgılı  uygulama  sonucu hükmün açıklanmasının  geri  bırakılması  kurumunun  uygulanabilme  sınırı  içerisine  giren  bir cezanın verilmesi halinde, hükmün  açıklanmasının  geri  bırakılmasına  karar  verilemez. Aksi halin, sanığın; önceki yanılgılı uygulama  sebebiyle  ortaya  çıkacak  sonuçtan  ikinci  kez  yararlandırılmasının  sağlanmasına, hakkaniyete  aykırı  sonuçlar  doğmasına, adalet  ve eşitlik  ilkelerinin  zedelenmesine  yol açacağını belirten  Yargıtay Ceza Genel Kurulunun  04.03.2008 gün ve 2008/6-47 esas-2008/43 sayılı  kararı  gereğince,  sanık  hakkında  hükmün  açıklanmasının  geri  bırakılması  hükümlerinin  uygulanma  olanağı  bulunmadığı(;6.CD  02.04.2009 Esas No:2005/14809 Karar No:2009/6090  sayılı kararı)

Denetimli Serbestlik Kararı İnfaz Edilebilir Vasıfta Olmalıdır

Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir..." hükmü karşısında, sanık hakkında infaz kabiliyeti bulunmayacak şekilde, sigara içmekten, alkollü içecekler, bally veya başkaca keyif verici ve uyuşturucu madde kullanmaktan yasaklanma biçiminde denetimli serbestlik tedbirlerinin tespit edilmesi hukuka aykırıdır

Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçundan sanık H. Karagöz'ün, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 455/1. maddesi gereğince 2 yıl hapis ve 216,00 yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 455/son maddesi uyarınca cezasından 5/8 oranında indirim yapılarak 9 ay hapis ve 81,00 yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 59. maddesi gereğince 1/6 oranında indirilerek 7 ay 15 gün hapis ve 67,00 yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddesi uyarınca hapis cezasının günlüğü 6,00 yeni Türk Lirası üzerinden paraya çevrilerek 450,00 yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 765 sayılı Kanun'un 72. maddesi gereğince cezaları içtima edilerek neticeten 517,00 yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5271 sayılı Kanun'un 231/8. maddesi gereğince sanığın 5 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına, belirlenen 1 yıllık süre içerisinde sigara içmekten ve alkollü içecekler kullanmasından, ayrıca alkollü içeceklerin açıktan yada kapalı olarak satıldığı işyerlerine girmesinden, bally veya başkaca keyif verici ve uyuşturucu madde kullanmasından yasaklanmasına dair Alanya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/04/2008 tarihli ve 2006/288 esas, 2008/224 sayılı kararı ile ilgili olarak;

Tüm dosya kapsamına göre;

1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/8. maddesindeki, "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak; a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, b) Bir meslek veya sanat Sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c)Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir..." hükmü karşısında, sanık hakkında infaz kabiliyeti bulunmayacak şekilde, sigara içmekten, alkollü içecekler, bally veya başkaca keyif verici ve uyuşturucu madde kullanmaktan yasaklanma biçiminde denetimli serbestlik tedbirlerinin tespit edilmesinde,

2- 5271 sayılı Kanun'un 231/7. maddesinde yer alan,

"Açıklanmasının gerı bırakılmasına karar verilen hükümde, mahküm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez." şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, sanığa verilen 7 ay 15 gün hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesinin mümkün olmadığının gözetilmemesinde,

3- Sanık hakkında üzerine atılı suçtan dolayı verilen 7 ay 15 gün hapis cezasının, 647 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca günlüğü 6,00 yeni Türk Lirası üzerinden paraya çevrildiğinde 1.350,00 yeni Türk lirası, 765 sayılı Kanun'un 72. maddesi gereğince cezalar içtima edildiğinde de sonuç olarak 1.417,00 yeni Türk lirası adli para cezası olarak hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde ceza tayininde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığının 17.09.2009 gün ve 53271 sayılı kanunun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.10.2009 gün ve 225127 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla;

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Alanya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.04.2008 tarih ve 2006/288-2008/224 sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca 1 ve 2 nolu bozma sebepleri bakımından BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, henüz açıklanmamış bulunan hükmün içeriğine dair 3 nolu bozma sebebine ilişkin olarak inceleme yapılmasına yer olmadığına dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, ( 9.CD10.02.2010 tarihli ve  2009/18329 E., 2010/1803 K. Künyeli içtihadı)

Hükmün Açıklanmasındaki Hukuka Aykırılıklar Kanun Yararına Bozmaya Konu Olabilir

Somut olay bu kapsamda değerlendirildiğinde, Adalet Bakanlığının 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde sanığın 3 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde denetim süresinin 5 yıl olarak tespit edilmesinin isabetsiz olduğu nedenine dayanan yasa yararına bozma isteminde belirtilen hukuka aykırılığın, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan mahkûmiyet hükmünün üzerine inşa edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu oluşturmakta olduğu hususu tartışmasız olup, yasa yararına bozma konusu yapılması olanaklı olduğundan, Özel Dairece, yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi isabetli değildir

Kanun yararına bozma istemi, hakim ve mahkemelerce gerekli işlemler veya yargılama yapılarak verilen ve Yargıtay'dan geçmeksizin kesinleşen karar ve hükümlere karşı istenebileceği, sanık Ömer ... hakkında Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozmaya konu edilen kararında, sanık hakkında 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararı kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade edeceği, dolayısıyla ortada hukuki sonuç doğuran açıklanmış bir hükmün bulunmadığı, açıklanmayan hükümdeki hukuki aykırılıkların, ileride koşulları oluştuğu takdirde hükmün açıklanması durumunda temyiz edilmesi veya temyiz edilmeksizin kesinleşmesi halinde kanun yararına bozma istemine konu edilerek giderilebileceği anlaşıldığından, kanun yararına bozma isteminin bu aşamada reddine karar verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığınca 09.11.2010 gün ve 122516 sayı ile;

İtirazın konusu olan uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenip incelemeyeceği noktasına ilişkindir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi ile kabul edilmiş olup, daha sonra yürürlüğe giren 5560 ve 5728 sayılı Yasalar ile uygulama alanı genişletilmiştir. Ancak 26.2.2008 gün ve 5739 sayılı Yasa ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununda yazılı suçlarla ilgili olarak ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçları işleyen 15 yaşını tamamlamış küçükler hakkında uygulanmayacağı öngörülmüştür.

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY'nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Müessesenin yargılama yasasında düzenlenmiş bulunması da onun bu niteliğini değiştirmeyecektir.

Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 gün ve 2010/70-159 sayılı kararında da belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar, teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasayolu, 5271 sayılı CMK.nın 231. maddesinin 12. fıkrası ile 5560 sayılı Yasa değişikliğinden önceki 5395 sayılı olarak belirtilmiştir.

İtiraz merciince yapılacak inceleme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin objektif koşulların bulunup bulunmadığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararda hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı hususları ile sınırlı olacaktır. Suça ve sanığa ilişkin koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği, denetim süresinin yasaya uygun tayin edilip edilmediği, denetim süresi içinde yüklenecek denetimli serbestlik tedbirinin yasaya uygun olup olmadığı gibi hususlar itiraz merciince incelenip, bir sonuca bağlanacaktır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm ise, bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması halinde varlık kazanacağından ve ancak bu halde 1412 sayılı CMK.nın 305 ve 5271 sayılı CMK.nın 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan bu hükmün temyiz merciince denetlenebilme olanağı bulunmamaktadır.

Yasa yararına bozma yasa yolu, temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilen olağanüstü bir yasa yolu olup, amacı, ülke sathında uygulama birliğine ulaşılması, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesidir. Bu yasa yoluna başvurabilmenin ilk ve temel koşulu, verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz yasayoluna bağlı bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz yasayoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde, olağanüstü bir yasa yolu olan yasa yararına bozma konusu yapılmasında kuşku bulunmamaktadır.

Ancak yasa yararına bozma yasayolunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sadece 5271 sayılı CMK.nın 5-14. (somut olaya göre 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. md.) fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenecek, hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkumiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun İnkılap Yasasında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı, Askeri Ceza Yasası ile 15 yaşından büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlardan olup olmadığı, denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği gibi hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulabilecek, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen durumda ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir.

Burada unutulmaması gereken husus, bu yasa yolunda denetlenenin hüküm olmayıp, hükmün üzerine inşa edilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğudur.

Somut olay bu kapsamda değerlendirildiğinde, Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma istemi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan ve henüz hukuken varlık kazanmamış olan mahkûmiyet hükmü olmayıp, ön hükmün üzerine inşa edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. İtiraz edilmeksizin kesinleşen bu karara karşı yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulması olanaklıdır.

Özel Dairenin, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen neden doğrultusunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını, yasa yararına bozma yasa yolu ile incelemesi gerekirken yazılı biçimde incelenemeyeceğinden bahisle reddine karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Daire red kararının kaldırılmasına ve kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen neden doğrultusunda inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi talep olunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İnceleme, sanık Ömer Güzel hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılıkların yasa yararına bozma yasa yolu ile incelenip incelenemeye¬ceğinin belirlenmesine ilişkindir.

Ceza Genel Kurulunun 06.04.2010 gün ve 76-77 sayılı kararı ile önceki yerleşmiş kararlarında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere;

Öğretide olağanüstü temyiz denilen, 23.03.2005 gün ve 5320 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa'nın 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CYUYnda yazılı emir olarak adlandırılan bu olağanüstü yasa yolu, 5271 sayılı CYYnın 309 ve 310. maddelerinde ise, yasa yararına bozma olarak yeniden düzenlenmiştir.

5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Yasa yararına bozma yasa yoluna ilişkin bu açıklamalar ışığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hukuki niteliği ve bu kararın yapısı değerlendirildiğinde;Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 07.04.2009 gün 64-83; 06.04.2010 gün 76-77; 01.06.2010 gün 102-135 ve 29.06.2010 gün 70-159 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu hukukumuzda ilk kez 15.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi ile çocuklar hakkında, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile de yetişkinler için kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuklar ile yetişkinler hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır.

Yetişkin sanıklar yönünden başlangıçta şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, böylece başlangıçta yetişkin sanıklar hakkında şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu kurum Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere tüm suçları kapsayacak şekle dönüştürülmüş, ancak; 01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 26.02.2008 gün ve 5739 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik ve 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasına eklenen Ek 10. madde ile; 15 yaşından büyüklerin işledikleri terör suçları ile 1632 sayılı Yasada yer alan suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsam dışına çıkarılarak kurumun uygulanma alanı tekrar daraltılmış, 25.07.2010 gün ve 27650 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 22.07.2010 gün ve 6008 sayılı Yasanın 7. maddesi ile 231. maddenin 6. fıkrasına eklenen cümle ile, sanığın kabul etmemesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği esası getirilmiş, 3713 sayılı Yasanın 13. maddesindeki “onbeş yaşını tamamlamamış” ibaresi yürürlükten kaldırılmak suretiyle bu kurumun terör suçu işleyen 15 yaşından büyük çocuklar yönünden de uygulanmasına olanak sağlanmıştır.

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYYnın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.

Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında tesis edilen mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması, suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlar ile 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlar yönünden ise 6008 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik de nazara alınarak suçun ayrıca büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlar ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması halinde, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunan veya mahkûm olmasına karşın 3682 sayılı Adli Sicil Yasası uyarınca silinme koşulları oluşan, 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlar yönünden ise 5237 sayılı TCYnın 58. maddesinde tekerrür hükümlerinin uygulanması için öngörülen sürelerin geçtiği mahkûmiyetlerde, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi ve mahkemece de, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması, sanığın da açıkça kabul etmeme yönünde irade beyan etmemesi halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacak, denetim süresince de dava zamanaşımı süresi duracaktır.

Maddede sayılan objektif ve subjektif koşulların da bulunması halinde, önceki hükmün kesinleşmiş olması veya hukuki yararı bulunmak koşuluyla infaz edilmiş olması da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine engel oluşturmayacak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği halde hükmolunan ceza, kişiselleştirmeye ilişkin erteleme veya adli para cezasına çevrilemeyeceği gibi 5237 sayılı TCYnın 50. maddesindeki tedbirlere de dönüştürülemeyecek, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlememesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranması halinde, hakkında tesis edilen hüküm kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde hakkındaki mahkûmiyet hükmü açıklanacak, yükümlülüklerin yerine getirilememesi durumunda ise, kısmen infaza karar verilebileceği gibi koşulları bulunmakta ise hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi suretiyle yeni bir mahkûmiyet hükmü de tesis edilebilecektir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibariyle bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan, bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasayolu, 5271 sayılı CYYnın 231. maddesinin 12. fıkrasında açıkça itiraz olarak belirtilmiş olup, itiraz merciince de inceleme 231. maddenin 5-14. fıkraları dikkate alınarak, suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılmalı, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar 231. maddenin uygulanma koşullarını değiştirmediği sürece itiraz merciince denetime konu edilmemelidir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm ise, bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması halinde varlık kazanacağından ve ancak bu halde 1412 sayılı CYUYnın 305 ve 5271 sayılı CYYnın 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan hükmün temyiz merciince denetlenebilme olanağı bulunmamaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz yasayoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz yasayoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde, olağanüstü bir yasayolu olan yasa yararına bozma konusu yapılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak, yasa yararına bozma yasayolunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, 5271 sayılı CYYnın 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi nedeniyle 5271 sayılı Yasanın 5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenerek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun İnkılap Yasasında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı, Askeri Ceza Yasası ile büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlardan olup olmadığı ve denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği gibi hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulabilecek, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen ahvalde ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir. Burada unutulmaması gereken husus, bu yasa yolunda denetlenenin hüküm olmayıp hükmün üzerine inşa edilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğudur.

Somut olay bu kapsamda değerlendirildiğinde, Adalet Bakanlığının 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde sanığın 3 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde denetim süresinin 5 yıl olarak tespit edilmesinin isabetsiz olduğu nedenine dayanan yasa yararına bozma isteminde belirtilen hukuka aykırılığın, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan mahkûmiyet hükmünün üzerine inşa edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu oluşturmakta olduğu hususu tartışmasız olup, yasa yararına bozma konusu yapılması olanaklı olduğundan, Özel Dairece, yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi isabetli değildir.

Bu itibarla haklı nedene dayanan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire red kararının kaldırılmasına ve yasa yararına bozma konusunda bir karar verilmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.,(CGK  07.12.2010 tarihli ve   Esas No:2010/6-234   Karar No:2010/252 K sayılı içtihadı)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Kanun Yararına Bozma

5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 8. fıkrasının; “Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur” şeklindeki düzenlemelerine açıkça aykırı olduğu gibi, bir kararın olağan denetim yolları ile incelenmeksizin, doğrudan olağanüstü yasayoluna tabi kılınması sonucunu doğuracağından, yasayollarındaki sisteme de aykırılık oluşturur. Diğer yönden, bir kararın biri olağanüstü,  diğeri de  olağan olmak üzere iki kez aynı temyiz merciince farklı yöntemlerle incelenmesi usul karmaşasına yol açacak ve böyle bir uygulama yasayollarının konuluş amacına da aykırılık teşkil edecektir.Hükmüm açıklanmasın  geri bırakılmasına karar verilmesi halinde,  hükmün içeriğindeki aykırılıklar ancak  hükmün hukuken varlık kazanması halinde olağan ve olağanüstü kanun  yollları denetimine  konu olabilecektir.Henüz hukuken varlık kazanmayan bir hükmün ne olağan ne de olağanüstü kanun yolu enetimine tabi tutulması hukuken mümkün değildir.Bundan dolayı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması  kararının verildiği ahvalde,  hukmün içeriğine dahil bulunan  hukuka aykrılıkların kanun yararına bozma yolu ile denetlenmesi mümkün değildir

Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümdeki yasaya aykırılıkların yasa yararına bozma konusu yapılıp yapılamayacağı konusunda sağlıklı bir sonuca varabilmek için öncelikle yargılama sistemimizde yasayollarının düzenlenişi, kapsamı ve sonuçları ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının niteliği ve yapısı üzerinde durulması gerekmektedir.

5271 sayılı CYY’nın 260 ila 323. maddelerinde yasa yollarına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

260 ila 266. maddelerinde, yasa yollarına ilişkin genel hükümlere yer verilmiş olup bu hükümler aksine bir düzenleme bulunmadığı taktirde tüm yasayolları için uygulanabilir niteliktedir.

5271 sayılı CYY’da teorik ayrıma uygun olarak yasayolları, olağan ve olağan üstü yasayolları olmak üzere ikiye ayrılmış, 267 ila 307. maddelerinde olağan yasayolları olan itiraz, istinaf ve temyize ilişkin hükümlere, 308 ila 323. maddelerinde ise olağan üstü yasayolları olan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı, yasa yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

5271 sayılı CYY’sı ile olağan yasayolları, 1412 sayılı CYUY’nın hükümlerinden farklı olarak itiraz, istinaf ve temyiz olarak düzenlenmiş, 5235 sayılı Yasa ile de istinaf incelemesini yapacak olan bölge adliye mahkemelerinin yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde kurulması öngörülmüştür.

5271 sayılı CYY, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş, yine aynı şekilde 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasanın 18/a maddesiyle 1412 sayılı CYUY tüm ek ve değişiklikleriyle yürürlükten kaldırılmıştır. 5235 sayılı Yasa ile kurulması öngörülen Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulup henüz faaliyete geçmemesi nedeniyle 5271 sayılı Yasanın istinafa ilişkin hükümleri ile temyize ilişkin hükümleri yürürlüğe girmiş olmasına karşın uygulama olanağına kavuşmamış, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile “Bölge adliye mahkemelerinin, göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri” nin uygulanacağı hüküm altına alınmış, bu şekilde 1412 sayılı CYUY’nın 322. maddesinde yer alan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı ve karar düzeltmeye ilişkin hükümleri hariç olmak üzere temyize ilişkin tüm hükümlerinin uygulanması sağlanmış, 5271 sayılı CYY’nın 308. maddesinde Yargıtay C.Başsavcılığı itirazına, 1412 sayılı CYUY hükümlerine göre daha geniş bir şekilde yer verilmesi ve yeni sistemde karar düzeltme yasa yolunun öngörülmemesi nedeniyle 1412 sayılı CYUY’nın 322. maddesinin dört, beş ve altıncı fıkralarının yürürlükte kalmalarına gerek görülmemiştir.

Bu genel açıklamalar ışığında itiraz ve temyize ilişkin hükümler incelendiğinde;

5271 sayılı CYY’nın 267 ila 271. maddelerinde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, itiraz kural olarak hakimlik kararlarına, yasada açıkça belirtilmiş olmak koşulu ile de mahkeme kararlarına karşı başvurulan olağan bir yasayoludur. Nitekim yasada da itiraz yasayoluna tabi olan mahkeme kararları ilgili hükümlerinde açıkça belirtilmiş, Yasanın 268. maddesinde itiraz usulü ile itiraz mercilerine ilişkin hususlara, 271. maddede itiraz mercilerinin inceleme yöntemi ile merciince verilecek kararlara yer verilmiş, buna karşın itiraz merciince yapılacak denetimin kapsamına ilişkin açık bir hükme yer verilmemiştir.

Ancak öğretide; itiraz incelemesinin kararın hem maddi, hem de hukuki yönden ele alınmasını ve bunun hukuka uygunluğunun denetlenmesini gerektirdiği, itiraz yasayolunda bir karara temel teşkil eden deliller ve maddi olgular ile bunu doğuran hukuki durumun birlikte değerlendirileceği, itirazda temyizden farklı olarak gerekiyorsa, hukuki sorun yanında maddi sorununda ele alınacağı ittifakla kabul edilmiştir. (Erdener Yurtcan; Ceza Yargılaması Hukuku 12. Bası, 479-481-Kunter-Yenisey-Nuhoğlu; Ceza Muhahekemesi Hukuku,16. Bası sh. 1401 - Veli Özer Özbek; Yeni CMK’nın Anlamı, sh. 1065 - Öztürk-Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku 10. Bası, sh. 708)

5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen uygulanma zorunluluğu bulunan 1412 sayılı Yasanın 305. maddesi uyarınca ceza mahkemesince verilen hükümler temyiz yasayoluna tabidir.

Hükümler ise, 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde;

a) Beraat,

b) Ceza verilmesine yer olmadığı,

c) Mahkûmiyet,

d) Güvenlik tedbirine hükmedilmesi,

e) Davanın reddi,

f) Davanın düşmesi,

g) Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı,

Şeklinde belirtilmiştir.

1412 sayılı Yasanın 305. maddesi uyarınca yukarıda sayılan hükümlerden birinin verildiği ahvalde, kesin nitelikteki hükümler istisna olmak üzere bu kararlara başvurulabilecek olağan yasayolu temyizdir.

1412 sayılı CYUY’nın 320. maddesinde “Yargıtay, temyiz dilekçesi ile layihasında irad olunan hususlar ile temyiz talebi usule ait noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz dilekçesinde bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapabileceği gibi hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder”;

321. maddesinde ise, “Yargıtay, aleyhine itiraz olunan hükmü hangi cihetten kanuna muhalif görmüşse o cihetten bozar.

Hükmün bozulmasına sebep olan kanuna muhalefet keyfiyeti, bu hükme esas olarak tespit edilen vakıalarda olmuş ise bu muameleler dahi aynı zamanda bozulur.” hükümleri yer almaktadır.

Bu maddelere göre, Yargıtay temyiz nedenleriyle bağlı olmaksızın, temyiz dilekçesinde ileri sürülsün veya sürülmesin son karara etkili olan tüm yasaya aykırılıkları kendiliğinden inceleyip hükmü bozabilir. Yargıtay’ca yapılacak denetimde mevcut kanıtların Yerel Mahkemece yanlış değerlendirildiği ve bu nedenle somut olaya ilişkin hukuki nitelemenin yanlış yapıldığı sonucuna varılırsa, karar esastan bozulmakla birlikte uygulanması gereken hukuki kurallar da gösterilecektir. Lehe temyiz davasında ise suç niteliğinin belirlenmesinde yanılgıya düşüldüğü belirlenirse, cezanın türü ve miktarı yönünden kazanılmış hak saklı tutulmak suretiyle yasaya aykırı olan hükmün bozulmasına karar verilecek, suç niteliği dışındaki sair hallerde ise eleştiri ile yetinmek suretiyle aleyhe temyiz bulunmadığını vurgulamak suretiyle hüküm onanacaktır.

Olağan yasayolları olan itiraz ve temyize ilişkin hükümlerden sonra, uyuşmazlığın çözümü için olağanüstü bir yasayolu olan yasa yararına bozma kurumunun uygulanma koşulları ile sonuçlarının da belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

Öğretide “olağanüstü temyiz” denilen 23.03.2005 gün ve 5320 sayılı Ceza Muhakemeleri Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa’nın 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CYUY’nda “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü yasayolu, 5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerinde ise “kanun yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.

5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Bozma nedenleri;

5271 sayılı Yasanın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, “tekriri muhakeme” yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Yasa yollarına ilişkin bu açıklamalar ışığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hukuki niteliği ve bu kararın yapısı değerlendirildiğinde;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu hukukumuzda ilk kez 15.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi ile çocuklar hakkında, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile de büyükler için kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır.

Yetişkin sanıklar yönünden başlangıçta şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, böylece başlangıçta yetişkin sanıklar hakkında şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu kurum Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere tüm suçları kapsayacak şekle dönüştürülmüş, ancak; 01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 26.02.2008 gün ve 5739 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik ve 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasına eklenen Ek 10. madde ile; 15 yaşından büyüklerin işledikleri terör suçları ile 1632 sayılı Yasada yer alan suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsam dışına çıkarılarak kurumun uygulanma alanı tekrar daraltılmıştır.

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.

Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında tesis edilen mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması, suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlar ile 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlar yönünden suçun ayrıca 15 yaşından büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlar ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması halinde, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunan veya mahkûm olmasına karşın 3682 sayılı Adli Sicil Yasası uyarınca silinme koşulları oluşan, 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlar yönünden ise 5237 sayılı TCY’nın 58. maddesinde tekerrür hükümlerinin uygulanması için öngörülen sürelerin geçtiği mahkûmiyetlerde, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi ve mahkemece de, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması halinde hiçbir isteme bağlı kalmaksızın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacak, denetim süresince de dava zamanaşımı süresi duracaktır.

Maddede sayılan objektif ve subjektif koşulların da bulunması halinde, önceki hükmün kesinleşmiş olması veya hukuki yararı bulunmak koşuluyla infaz edilmiş olması da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine engel oluşturmayacak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği halde hükmolunan ceza, kişiselleştirmeye ilişkin erteleme veya adli para cezasına çevrilemeyeceği gibi 5237 sayılı TCY’nın 50. maddesindeki tedbirlere de dönüştürülemeyecek, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlememesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranması halinde, hakkında tesis edilen hüküm kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde hakkındaki mahkûmiyet hükmü açıklanacak, yükümlülüklerin yerine getirilememesi durumunda ise, kısmen infaza karar verilebileceği gibi koşulları bulunmakta ise hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi suretiyle yeni bir mahkûmiyet hükmü de tesis edilebilecektir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibariyle bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasayolu, 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinin 12. fıkrasında açıkça “itiraz” olarak belirtilmiş olup, itiraz merciince de inceleme 231. maddenin 5-14. fıkralarında koşular dikkate alınarak, suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılmalı, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar 231. maddenin uygulanma koşullarını değiştirmediği sürece itiraz merciince denetime konu edilmemelidir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm ise, bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması halinde varlık kazanacağından ve ancak bu halde 1412 sayılı CYUY’nın 305 ve 5271 sayılı CYY’nın 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan, bu hükmün temyiz merciince denetlenebilme olanağı bulunmamaktadır.

Yasa yararına bozma yasa yolu ise, temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilen olağanüstü bir yasa yolu olup, amacı, ülke sathında uygulama birliğine ulaşılması, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesidir. Bu yasa yoluna başvurabilmenin ilk ve temel koşulu verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır.

Bu kapsamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz yasayoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz yasayoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde olağanüstü bir yasayolu olan yasa yararına bozma konusu yapılabileceğinden kuşku bulunmamaktadır. Ancak yasa yararına bozma yasayolunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı denetlenebilecek, bu kapsamda, 5271 sayılı Yasanın 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi nedeniyle verilen karar 5271 sayılı Yasanın 5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenecek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun İnkılap Yasasında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı, askeri ceza yasası ile 15 yaşından büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlardan olup olmadığı ve denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği, gibi hususlar denetlenerek, saptanan bu hukuka aykırılıklar nedeniyle karar bozulacak, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak, karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen ahvalde ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir. Ancak burada unutulmaması gereken husus bu yasayolunda denetlenenin hüküm olmayıp, bu hüküm üzerine inşa edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğudur.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmü ise hükmün açıklanması, düşme kararının verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra temyiz incelemesine konu olabilecek, temyiz yasayoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde ise koşulları bulunduğu taktirde yasa yararına bozma yasayolu ile incelenebilecek ve denetlenebilecektir. Sayılan üç olasılıktan birinin gerçekleşmesi halinde hüküm varlık kazanacağından, ancak bu aşamada olağan yasayolu olan temyiz yasa yolu devreye girecek, varlık kazanan hükmün temyiz edilmesi halinde, aleyhe temyiz bulunup bulunmadığı da dikkate alınmak suretiyle temyiz incelemesi yapılacak, bu aşamada hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar denetlenebilecek, hükmün varlık kazanması ve temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ise, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar, 5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerindeki koşullar dikkate alınmak suretiyle yasa yararına bozma istemine konu olabilecektir.

Görüldüğü gibi hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak hükmün hukuken varlık kazanması halinde olağan ve olağanüstü yasa yolları denetimine konu olabileceğinden, henüz hukuken varlık kazanmayan bir hükmün ne olağan ne de olağanüstü yasayolu denetimine konu olması mümkün değildir. Bu itibarla, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği ahvalde hükmün içeriğine dahil bulunan hukuka aykırılıkların, yasa yararına bozma yasayoluyla denetlenmesi olanağı bulunmamaktadır. Yasa koyucu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği mahkûmiyet hükmünün olağan yasayolu olan temyizen incelenmesini dahi yasaklamışken, henüz doğmamış bu hükümdeki hukuka aykırılıkların, olağan denetim süreci sonlanmadan, olağanüstü yasa yararına bozma yasayoluyla denetlenebileceğini kabul etmek yasayollarında hakim olan temel ilkelere de açıkça aykırıdır.

Aksi kabul, temyiz ve yasa yararına bozma yasayolunun gerek başvuru koşulları, gerekse sonuçlarındaki farklılıklar ile olağanüstü bir yasayolu olan yasa yararına bozma kurumunun konuluş amacı nazara alındığında ileride telafisi mümkün olmayan sorunlara da yol açabilecektir.

Henüz hukuki varlık kazanmayan bir hükmü, ancak kesinleşmiş hükümlere karşı son yasal çare olarak başvurulabilecek bir yasa yolu denetimine tabi kılmak,

5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5. fıkrasının; “…Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder”

11. fıkrasının; “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar”

10. fıkrasının; “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir”

8. fıkrasının; “Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur” şeklindeki düzenlemelerine açıkça aykırı olduğu gibi, bir kararın olağan denetim yolları ile incelenmeksizin, doğrudan olağanüstü yasayoluna tabi kılınması sonucunu doğuracağından, yasayollarındaki sisteme de aykırılık oluşturur. Diğer yönden, bir kararın biri olağanüstü diğeri olağan olmak üzere iki kez aynı temyiz merciince farklı yöntemlerle incelenmesi usul karmaşasına yol açacak ve böyle bir uygulama yasayollarının konuluş amacına da aykırılık teşkil edecektir.

Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığının hükümdeki hukuka aykırılıkların Yasa yararını bozma konusu yapılmayacağına ilişkin itiraz nedeninin isabetli olduğu, bu nedenle diğer itiraz nedeninin incelenmesine bu aşamada gerek bulunmadığı saptanmakla, Özel Daire kararının kaldırılmasına, yasa yararına bozma isteminin bu nedenle reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Kurul Üyesi, “hükmün içeriğine dâhil hukuka aykırılıkların da bu aşamada incelenebileceği” görüşüyle itirazın reddi yönünde oy kullanmıştır. (CGK 07.04.2009 tarihli ve 2009/3-64E 2009/83K sayılı İçtihadı)

Hukmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Uyarlama Davası

Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 04.11.2008 gün ve 16024-17827 sayılı kararına; “sanığın sabıka kaydında yer alan hükümlülüklerinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından biri olan “sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması” şartını ihlal ettiğinin söylenebilmesi için, bu konuda bir uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığının araştırılması, yapılmamışsa yapılmasının sağlanması ve sonucuna göre hareket edilmesi gereğitekerrüre esas alınmış olan kesinleşen ilk hüküm ile ikinci suçun tarihinin 01.06.2005 tarihinden önce olması nedeniyle, 5237 sayılı TCY’nın 58. maddesinin uygulanma koşulları somut olayda gerçekleşmediğinden, 58. maddenin uygulanmasına karar verilemesi hukukka aykrırdır

Sanık Ateş’in “Elektrik hırsızlığı suçundan, 5237 sayılı TCY.nın 142/1-f, 168/1 ve 62. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen kısa süreli hapis cezasının tekerrüre esas sabıkası bulunması nedeniyle ertelenmesine yer olmadığına, hapis cezasını TCY 58/6. madde gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çekmesine, infazdan sonra denetim ve serbestlik tedbirlerinin uygulanmasına; mühür bozma suçundan, 5237 sayılı TCY’nın 203. ve 62/2. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen kısa süreli hapis cezasının tekerrüre esas sabıkası bulunması nedeniyle ertelenmesine yer olmadığına, hapis cezasını TCY 58/6. madde gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çekmesine, infazdan sonra denetim ve serbestlik tedbirlerinin uygulanmasına” ilişkin, Koçarlı Asliye Ceza Mahkemesince 29.03.2006 gün ve 14-76 sayı ile verilen hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine;

Yargıtay 2. Ceza Dairesince 04.11.2008 gün ve 16024-17827 sayı ile;

“Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK’nun 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama” koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede; ” isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığının 15.12.2006 gün ve 156300 sayılı itirazı ise; 5237 sayılı Yasanın 58. maddesi uyarınca kişinin mükerrir sayılması için ilk hükmün kesinleşmesinden sonra ikinci suçun 1 Haziran 2005 tarihinden sonra işlenmesi gerektiğine, somut olayda ise ikinci suç 25.05.2005 tarihinde 5237 sayılı TCY yürürlüğe girmeden önce işlendiğinden 5237 sayılı TCY’nın 58. maddesinin uygulanamayacağına ve sanığın daha önce işlediği eylemlerin yasalarda yapılan değişiklikler sonrasında suç olmaktan çıkması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel teşkil etmeyeceklerine yöneliktir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; “5237 sayılı TCY’nın 58. maddesi” ile “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin objektif koşullardan birisi olan, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması” şartının uygulanmasıyla ilgili ilkelerin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Suç tarihi 25.05.2005 olup, sanığın sabıka kaydında yer alan kayıtlar ise şu şekildedir:

1-Sanığın 15.09.2002 tarihli eylemi nedeniyle, Koçarlı İcra Ceza Mahkemesinin 25.10.2002 gün ve 268-257 sayılı kararı ile İcra İflas Yasanın 337/1. madde uyarınca 10 gün hafif hapis cezasına hükmedilmiş, aynı mahkemenin 27.06.2002 gün ve 268-257 sayılı kararı ile de düşme kararı verilmiştir.

2- Sanığın Nisan-Haziran 1999 tarihinde işlediği, “otelde bir süre kalıp, 110 milyon lira konaklama bedelini ödemeden oteli terk etmekten ibaret eylemi” nedeniyle, İzmir 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 25.02.2004 gün ve 2117-204 sayılı kararı ile 765 sayılı TCY.nın 521/a-1 ve 522/1. maddeleri ile 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca 596.294.000 lira ağır para cezasına hükmedilmiş ve bu hüküm 20.05.2005 tarihinde infaz edilmiştir.

İlkeleri, Ceza Genel Kurulu’nun 08.04.2008-57/74; 17.04.2007-71/98; 19.12.2006-319/302; 30.05.2006-147/149 gün ve sayılı kararlarında açıklanan istikrar kazanmış uygulamalarına göre; tekerrür, 765 sayılı TCY’sında cezanın artırım nedeni olarak öngörülmüş iken, yeni sistemde koşullu salıverilme süresini de etkileyecek şekilde bir infaz rejimi kurumu olarak düzenlenmiş olup, tekerrür uygulamasına esas alınacak hükümlülüklerin ve suç tarihinin 01.06.2005 tarihinden önce olması halinde, 5237 sayılı TCY lehe kabul edilerek yapılan uygulamalarda, bu Yasanın aleyhe olan ve infazı ilgilendiren 58. maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

Başka bir deyişle, 5237 sayılı TCY’nın 58. maddesi uyarınca kişinin mükerrir sayılabilmesi için ilk hükmün kesinleşmesinden itibaren ikinci suçun 01.06.2005 tarihinden sonra işlenmesi yeterli olduğundan, ilk suçun 01.06.2005 tarihinden önce veya sonra işlenmesinin bir önemi yoktur.

Dolayısıyla; somut olayda, tekerrüre esas alınmış olan kesinleşen ilk hüküm ile ikinci suçun işlenme tarihinin 01.06.2005 tarihinden önce olması nedeniyle, 5237 sayılı Yasanın 58. maddesinin uygulanma koşulları gerçekleşmediğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının tekerrürle ilgili olan kısmının isabetli olduğu kabul edilmelidir.

Diğer taraftan;

5271 sayılı CYY’nın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını düzenleyen 231. maddesinin 6. fıkrasının (a) bendi uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması gerekir.

Olayımız açısından çözülmesi gereken sorun, sanığın sabıka kaydında yer alan iki ayrı hükümlülüğün hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel teşkil edip etmeyeceği ile ilgilidir.

Sanığın, sabıka kaydında yer alan hükümlülüklerinden;

Birincisi İİK’nun 337/1. maddesine ilişkin ise de, bununla ilgili olarak aynı mahkemece daha sonra düşme kararı verilmiştir. Kaldı ki, hafif hapis cezasını gerektiren bu eylem 01.06.2005 tarihinde 5252 sayılı Yasanın 7. maddesi ile idari para cezasını, 5358 sayılı Yasa ile de disiplin hapsini gerektiren kabahate dönüştürüldüğünden, söz konusu hükümlülüğün, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel oluşturmayacağı açıktır.

İkincisi ise, 765 sayılı Yasanın karşılıksız yararlanma suçunu düzenleyen 521/a-1. maddesine dayanmakta olup, suça konu eylem, “otelde kaldıktan sonra ücretini ödemeden ayrılmaktan” ibarettir. Bu hükümlülükle ilgili olarak, onaylı karar sureti dosyaya celp edilmiş ise de, 01.06.2005 tarihinde yapılan yasal değişiklikler gereğince uyarlama yapılıp yapılmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılamamaktadır.

Somut olayda, sanık hakkında 765 sayılı TCY’nın 521/a-1 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca verilen 596.294.000 lira ağır para cezasının 20.05.2005 tarihinde infaz edilmiş ve ikinci suç tarihinin 25.05.2005 olması karşısında, önceki suçun kasıtlı bir suç olduğunun kabul edilmesi halinde; birinci suçun, ikinci suç açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel oluşturacağında kuşku yoktur.

Bununla birlikte asıl problem, önceki eylemle ilgili olarak 5237 sayılı TCY’nın yürürlüğe girmesinden sonra yapılmış bir uyarlama işlemi bulunmadığına (veya bu husus dosyadan anlaşılmadığına) göre, mevcut duruma göre mi hareket edileceği, yoksa bir uyarlama kararının bulunup bulunmadığı araştırıldıktan ya da uyarlama yaptırıldıktan sonra mı bu hususun değerlendirileceğine ilişkindir.

Zira, “sanığın bir otelde kaldıktan sonra parasını vermeden ayrılmaktan” ibaret eylemi, 765 sayılı TCY’nın 521/a-1 maddesinde açıkça bir suç olarak düzenlenmişken, 5237 sayılı TCY’nın karşılıksız yararlanmayı düzenleyen 163. maddesindeki tanımlama, söz konusu eylemi kapsamamaktadır. Bu eylemin hırsızlık veya dolandırıcılık suçlarını oluşturup oluşturmayacağı ise ancak yapılacak uyarlama yargılaması sonucunda belirlenebilecektir.

O halde, söz konusu hükümlüğünün, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından biri olan “sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması” şartını ihlal ettiğinin söylenebilmesi için, hükümlülüğe esas teşkil eden eylemin yeni dönemde de suç oluşturduğu veya suç olmaktan çıktığının açıkça anlaşılmadığı hallerde, bu konuda bir uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığının araştırılması, yapılmamışsa yapılmasının sağlanması ve sonucuna göre hareket edilmesi gerekmektedir. Buna karşılık, sabıka kaydında yer alan hükümlülüğün 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (b) bendi gereğince, “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sübjektif koşulu” ile ilgili olarak değerlendirilebilmesine yasal bir engel oluşturmayacağı da unutulmamalıdır.

Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe kabulüne, Özel Daire kararında yer alan birinci ve ikinci paragrafların karardan çıkarılmasına, hükmün diğer bozma nedenleri yanında, belirtilen iki nedene dayalı olarak ta bozulmasına ve dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.(CGK , 24.03.2009 Tarihli ve 2008/2-270E 2009/68K sayılı içtihadı)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Cezanın Ertelenmesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.03.2009 gün ve 41-52 sayılı kararında da vurgulandığı üzere 5271 sayılı Ceza Muhakemsi Kanunu'nun  231.maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için öngörülen sübjektif koşullardan birisi olan, sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda bir kanaat oluşması keyfiyeti, 647 sayılı Yasanın 6.maddesinin uygulanması için de aranmakla birlikte, 647 sayılı Yasanın 6.maddesinde, sanığın geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimi, 5271 sayılı Yasanın 231.maddesinde ise, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları dikkate  alınacağından, kararda 647 sayılı Yasanın 6.maddesinin uygulanmaması, diğer bir ifadeyle sanığa verilen cezanın ertelenmemesi hususunda gösterilen gerekçenin, CYY’nın 231.maddesinde öngörülen subjektif koşulların oluşmadığını ortaya koyan bir gerekçe olarak kabulü mümkün bulunmadığından, hüküm mahkemesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediği hususunda, yasada öngörülen ölçütleri de göz önünde bulundurarak yeni bir değerlendirme yapması gerekmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, Sanık hakkında temel cezanın en üst hadden tayininin dosya içeriği ile örtüşüp örtüşmediği ve ertelememe, gerekçesinin yasal ve yeterli olup olmadığı, noktalarında toplanmakta ise de öncelikle 5271 sayılı CYY2nın, 5728 sayılı Yasanın 562.maddesi ile değişik 231.maddesinin uygulama koşulları açısından değerlendirme yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 19.02.2008 gün ve 346-25, 06.05.2008 gün ve 27-95, 10.032009 gün ve 41-52 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere; koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi mahkumiyet, suç niteliği ve ceza miktarına ilişkin objektif koşulların varlığı halinde; cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin olan, seçenek yaptırıma veya tedbire çevirmeye ya da erteleme hükümlerinden önce ve resen  mahkemece değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmalıdır.

İnceleme konusu somut olayda, hükmedilen 1 yıl 3 ay hapis ve adli para cezasına ilişkin mahkumiyet açısından, hükmün verildiği tarih olan 10.05.2007 tarihinde, 5271 sayılı Yasanın 231.maddesinin uygulama koşulları bulunmadığından, Yerel Mahkemece bu konuda bir değerlendirme yapılmamıştır. Ancak hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 4 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile sanık hakkında hükmolunan ceza, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamına girmiştir, bu itibarla adli sicil kaydı bulunmayan sanık hakkında, diğer objektif koşulların da gerçekleştiği anlaşılmakla, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünden bir değerlendirme yapılması zorunludur.

Diğer yönden, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.03.2009 gün ve 41-52 sayılı kararında da vurgulandığı üzere 5271 sayılı CYY’nın 231.maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için öngörülen sübjektif koşullardan birisi olan, sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda bir kanaat oluşması keyfiyeti, 647 sayılı Yasanın 6.maddesinin uygulanması için de aranmakla birlikte, 647 sayılı Yasanın 6.maddesinde, sanığın geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimi, 5271 sayılı Yasanın 231.maddesinde ise, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları dikkate  alınacağından, kararda 647 sayılı Yasanın 6.maddesinin uygulanmaması, diğer bir ifadeyle sanığa verilen cezanın ertelenmemesi hususunda gösterilen gerekçenin, CYY’nın 231.maddesinde öngörülen subjektif koşulların oluşmadığını ortaya koyan bir gerekçe olarak kabulü mümkün bulunmadığından, hüküm mahkemesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediği hususunda, yasada öngörülen ölçütleri de göz önünde bulundurarak yeni bir değerlendirme yapması gerekmektedir.  (CGK  26.05.2009 tarihli  Esas No:2009/9-54   Karar No:2009/137  Kaynak:Antalya 9.Asliye Ceza  İlgili Maddeler:765 SAYILI TCK 455/1-SON  26.05.2009)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Disiplin Hukuku

1-)Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile disiplin hukuku birbirinden bağımsızdır.

2-)Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi, disiplin hükümlerinin uygulanmasını engellemez. Mesela bir memur hırsızlık suçundan  mahkum olması  ve verilen cezanın da  5237 sayılı Ceza Muhakmesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde, memur olan fail hakkında disiplin yönünden gerekli hukuki işlem yapılır.Memur hakkında dava açılırken, 657 sayılı Memurları Kanunu'nun 131. maddesi gereğince iddianamenin bir örneğinin kendi kurumuna gönderilmesi gerekir.Mesela  elektrik hırsızlığınan hakkında dava açılan bir memur hakkında, iddianamenin bir örneğinin memuru bağlı oluduğu kuruma gönderilmesi gerekir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve İdari Para Cezası

1-)Hükmün açıklanmaaının geri bırakılması için verilecek cezanın iki yıl veya iki yıldan az hapis    cezası veya adli para cezası veya her ikisinin birlikte  olması gerekir.

2-)08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5278 sayılı Kanun ile Ceza Muhakemsi  nun 231. maddesinde değişikliklere göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması için verilen cezanın iki yıl veya iki yıldan az hapis cezası veya mezkur yapis cezası ile birlikte adli para cezası olması gerekir

3-)4922 sayılı Kanunu'nun  20. maddesinde öngörülen  suçun yaptırımı  5271 sayılı Kanunun 120. maddesi ile idari para cezasına dönüştürüldüğünden mezkur Kanunu'nun geçiçi 3. maddesi gereğince işlem yapılması gerekir( 9.CD. 24.11.2008 tarihli ve 2008/6554E, 2009/12744 K sayılı içtihadı, YKD Nisan 2009)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Temyiz Yolu

1-) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kesinlikle itiraz yoluna tabidir. Sübüt ve vasıf gibi sebeblerle bile temyiz yoluna gidilemez

2-)Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları “koşullu bir düşme kararı” niteliğinde olup, anılan maddede yasa yolu açıkça itiraz olarak öngörülmüştür. Koşulların gerçekleşmesi halinde, 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde belirtilen düşme kararı verileceğinden ancak bu aşamada hükümlere ilişkin yasa yolu olan temyiz yasa yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir Ceza yargılamasında yasa yolu isteme göre değil yasa sistematiği ve normları dikkate alınarak belirlenmelidir. Yasada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasa yolu hiçbir istisnaya yer vermeksizin açıkça itiraz olarak belirtilmiş olmakla, Yasanın öngörmediği bir istisnayı yargı kararı ile yaratmak, suçun niteliği veya sübutuna yönelik başvuruların dahi yasa yolunu temyiz olarak değiştireceğini kabul etmek olanaksızdır.  ,(6.CD  04.05.2010 tarihli ve Esas No:2008/17065 Karar No:2010/5684  sayılı içtihadı)

3-) Hakim tarafandan  suçun vasfında hata yapılarak  karar verilse dahi temyize gidilemez

Hükmun Açıklanmasının Ertelenmesinde Zararın Kapsamı ve Tazmini

Hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilmesi için zararın ödenmesi gerekir.Manevi zarar ödeme kapsamında değildir.

1-)Yargıtay Ceza Genel Kurulun'nun 03.02.2009 tarihli  ve 2008/11-50 Esas ve 2009/13 Karar sayılı içtihatına göre,  suçun işlenmesi ile mağdurun veya kamunun uğradığı zararın  aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi yönünden, kanaat verici basit bir araştırma ile  belirlenecek  maddi zararın esas alınması ve manevi zararın bu kapsama dahil edilmemesi gerekir.(YKD 2009 Temmuz)

2-)Katılanın tazminat  talebi olmadığı gibi dosyaya yansıyan bir zararın  da  bulunmadığına göre,  katılanların zararının karşılanmadığı  ve katılanın uzlaşmayı istememesi gibi  gerekçe ile hükmün  açıklanmasının  ertelenmemesi doğru değildir.(2.CD 29.04.2009  tarih ve 2008/22211 Esas, 2009/20994 Karar  sayılı  içtihadı, YKD 2009 Temmuz)

3-) 5271 s. CYY' nın 5728 sayılı yasan ile değişik 231/5 maddesi uyarınca mahkemece hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a)sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b)mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c)suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekmektedir.

Anılan maddenin 6/c fıkrasında belirtilen zarar kavramı, ölçülebilir, belirlenebilir (somut) maddi zarara ilişkin olup, manevi nitelikte zararı kapsamamaktadır.

İncelenen dosyada, sanığın yükletilen tehdit suçunun mağduru olan yakınanın maddi nitelikte bir zararı söz konusu olmadığı gibi katılanın somut olarak belirlediği ve istediği bir tazminatın da bulunmaması nedeniyle bu koşulun yerine getirilip getirilmediğinin araştırılıp irdelenmesine gerek bulunmamaktadır. Yapılan açıklamalar ve sanığın adli sicil kaydında yer alan sabıkasının silinme koşullarının gerçekleşmesi karşısında, sanığın hukuksal durumunu, aynı fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki koşulları yönünden tartışması zorunluluğu,Yasal aykırılık ve sanık Kasım Sırımer müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğ namedeki onama düşüncesinin reddiyle Hükmün bozulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine (4.CD  Esas No:2010/25732 Karar No:2010/21204   20.12.2010 künyeli içtihadı)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Karşılıksız Çek Keşide Etmek Suçu

3167 sayılı Kanun'un 16/c maddesindeki düzenlemeye göre tazmin işlemi veya çeki anlaşarak geri alma durumlarında ceza davasının düşürülmesine karar verilecektir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde ise, tazmin ile ceza davası düşmeyeceği gibi sanık hakkında 5 yıl denetimli serbestlik tedbiri de uygulanacaktır. Bu durumda hükmün açıklanmasının geri bırakılması sanık aleyhinedir. Bu nedenle Çek suçlarında Hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanamaz.

"Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Mustafa'nın 3167 sayılı Kanun'un 16/1. maddesi uyarınca 80.000 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin (Sultanbeyli İkinci Asliye Ceza Mahkemesinin 19.07.1gün ve 2005/51 esas, 2006/207 karar sayılı hükmünün zı aşamasında, Sultanbeyli Cumhuriyet Başsavcılığının, 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde 5560 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının öngörülmesi nedeniyle, ilamın  ilip edilmeyeceği, edilmeyecekse bu hususta bir ek karar verilmesi yönündeki talebinin reddine dair aynı mahkemenin 08.01.2007 tarihli ve 2007/30 müteferrik sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin (Kartal Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nin 18.01.1tarihli ve 2007/78 müteferrik, 2007/77 müteferrik karar sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığı'nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 05.03.2007 gün ve 11494 sayılı Kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.03.2007 gün ve 2007/50723 sayılı tebliğnamesi ile dosya Dairemize gönderilmekle incelenip, gereği görüşülüp düşünüldü:Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 5560 sayılı Kanun'la değişik 231/5. maddesinde, sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan cezanın, bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası olması halinde mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceğinin, bu şekilde kurulan hükmün sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmayacağının belirtilmiş olması karşısında yapılan değişiklikle sanığa, suçun işlenmesi sonucu mağdurun uğradığı zararın  tazmini ve malın iadesi  suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi olanağının tanındığı cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilerek anılan hükmünün bozulması istenmiştir. iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesinin" koşulunun yerine getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, tüm koşulların yerine getirilmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının takdir edilmesi durumunda, anılan maddenin 8. fıkrası uyarınca sanığın 5 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına karar verilecektir.

3167 sayılı çekle ödemelerin Düzenlenmesi ve çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'un amacı öncelikle çek hamillerinin korunması ve kayıtsız şartsız belli bir bedelin ödenmesi için havaleyi içermesi nedeniyle ekonomik hayatta önemli bir yere sahip çeke qüvenilirliği yani kamusal güveni sağlamaktır.

Söz konusu amacın bir gereği olarak, yargılamanın süratle sonuçlanıp, mağdurun alacağını bir an önce alabilmesi ve ceza yaptırımı ile kamunun ekonomik güvenliğinin sağlanabilmesi için, 3167 sayılı çekle ödemelerin Düzenlenmesi ve çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'da öngörülen suçlara ve yargılama usulüne ilişkin hükümler, maddi hukuk kuralları yönünden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre ve kendine özgü usul hükümleri içermesi nedeniyle de 5271 sayılı CMK'ya göre özel hüküm niteliğini taşımaktadır.

3167 sayılı Kanun'da "hükmün açıklanmasının geri bırakılması"na ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

5560 sayılı Kanun ile 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesine eklenen, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kurallar incelendiğinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için "suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın,

Hükmün Açıklanmasına Şartlı Olarak Karar Verileblir

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/9. maddesine göre "Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir

2-)5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/9. maddesinde yer alan "Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir" şeklindeki düzenleme karşısında, 6. maddenin (c) bendinde belirtilen mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartının derhal yerine getirilemediği hallere mahsus olmak üzere, zararın giderilmesini sağlamak amacıyla şartlı olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği gözetilmeden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 231/6 ve 9. fıkralarına yanlış anlam verilerek 31.4.2010 tarihine kadar dava konusu taşınmaza sanığın tecavüzünü haklı kılacak biçimde "sanığın en geç 31.4.2010 tarihine kadar tecavüzüne son vererek suç sonucu sebep olunan zararı gidermesi koşulu" ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Akşehir Asliye Ceza Mahkemesinin 11.6.2009 tarih ve 2009/274 esas,2009/462 sayılı kararına yapılan itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi,  hukuka aykırıdır (8.CD2.11.2010 tarihli ve Esas No:2010/11616  Karar No:2010/12622 sayılı içtihadı)

2-)  5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/9. maddesinde yer alan "Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir" şeklindeki düzenleme karşısında, 6. maddenin (c) bendinde belirtilen mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartının derhal yerine getirilemediği hallere mahsus olmak üzere, zararın giderilmesini sağlamak amacıyla şartlı olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği gözetilmeden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 231/6 ve 9. fıkralarına yanlış anlam verilerek 31.4.2010 tarihine kadar dava konusu taşınmaza sanığın tecavüzünü haklı kılacak biçimde "sanığın en geç 31.4.2010 tarihine kadar tecavüzüne son vererek suç sonucu sebep olunan zararı gidermesi koşulu" ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Akşehir Asliye Ceza Mahkemesinin 11.6.2009 tarih ve 2009/274 esas,2009/462 sayılı kararına yapılan itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi, hukuka aykırıdır/12622  sayılı içtihadı)

Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesinin Hukuki Sonuçları

Hükmün açıklanmasının ertelenmesine dair kararın bazı hukuki sonuçları aşağıda açıklanmıştır.

1-) Kesin hükmün açıklanmasını ertelenmesine karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde Tali(T) karar fişi tanzim edilir ve Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğüne gönderilir.Ceza fişi (C)tanzim edilmesi halinde ve bu ceza fişine ilişkin kayıtlar bir şekilde kişi aleyhine kullanılmış ise bu durumda idarenin hukuki sorumluluğu söz konusudur.

2-)Kesin hükmün açıklanması, adli sicile sadece tali karar fili olarak bidirildiğinden, kararın mahiyeti hakkınde bilgi edinmek imkanı yoktur.Bu karar sadece mahkemeler ve savcılıklar tarafından adli işlemler dolayısı ile istenebilir. Resmi kurumlara ve hususi gerçek ve tüzel kişilere yapılan müracaatlarda gözükmez.Yüksek Seçim Kuruluna da verilemez.Sehven verilse bile yok hükmündedir.

3-)Kesin hükmün açıklanması afdan da öte bir kavramdır. Genel ve özel afta suçun irtikap edildiği hukuken kabuldiği, suç baki kalıp cezası kaldırılmasına rağmen hukuki sonuçları devam ettiği halde, kesin hükmün açıklanmasında suç hiç işlenmemiş gibi kabul edliyor ve aftan farklı olarak hukuki sonuç meydana getirmiyor.

Hükmün Açıklanmasını Geri Bırakılması Mahkemece Resen Dikkate Alınmalıdır

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 19.02.2008 gün ve 346-25, 06.05.2008 gün ve 27-95, 10.032009 gün ve 41-52 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere; koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi mahkumiyet, suç niteliği ve ceza miktarına ilişkin objektif koşulların varlığı halinde; cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin olan, seçenek yaptırıma veya tedbire çevirmeye ya da erteleme hükümlerinden önce ve resen  mahkemece değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmalıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, Sanık hakkında temel cezanın en üst hadden tayininin dosya içeriği ile örtüşüp örtüşmediği ve ertelememe, gerekçesinin yasal ve yeterli olup olmadığı, noktalarında toplanmakta ise de öncelikle 5271 sayılı CYY2nın, 5728 sayılı Yasanın 562.maddesi ile değişik 231.maddesinin uygulama koşulları açısından değerlendirme yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 19.02.2008 gün ve 346-25, 06.05.2008 gün ve 27-95, 10.032009 gün ve 41-52 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere; koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi mahkumiyet, suç niteliği ve ceza miktarına ilişkin objektif koşulların varlığı halinde; cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin olan, seçenek yaptırıma veya tedbire çevirmeye ya da erteleme hükümlerinden önce ve resen  mahkemece değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmalıdır.

İnceleme konusu somut olayda, hükmedilen 1 yıl 3 ay hapis ve adli para cezasına ilişkin mahkumiyet açısından, hükmün verildiği tarih olan 10.05.2007 tarihinde, 5271 sayılı Yasanın 231.maddesinin uygulama koşulları bulunmadığından, Yerel Mahkemece bu konuda bir değerlendirme yapılmamıştır. Ancak hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 4 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile sanık hakkında hükmolunan ceza, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamına girmiştir, bu itibarla adli sicil kaydı bulunmayan sanık hakkında, diğer objektif koşulların da gerçekleştiği anlaşılmakla, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünden bir değerlendirme yapılması zorunludur.

Diğer yönden, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.03.2009 gün ve 41-52 sayılı kararında da vurgulandığı üzere 5271 sayılı CYY’nın 231.maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için öngörülen sübjektif koşullardan birisi olan, sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda bir kanaat oluşması keyfiyeti, 647 sayılı Yasanın 6.maddesinin uygulanması için de aranmakla birlikte, 647 sayılı Yasanın 6.maddesinde, sanığın geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimi, 5271 sayılı Yasanın 231.maddesinde ise, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları dikkate  alınacağından, kararda 647 sayılı Yasanın 6.maddesinin uygulanmaması, diğer bir ifadeyle sanığa verilen cezanın ertelenmemesi hususunda gösterilen gerekçenin, CYY’nın 231.maddesinde öngörülen subjektif koşulların oluşmadığını ortaya koyan bir gerekçe olarak kabulü mümkün bulunmadığından, hüküm mahkemesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediği hususunda, yasada öngörülen ölçütleri de göz önünde bulundurarak yeni bir değerlendirme yapması gerekmektedir.  (CGK  26.05.2009 tarihli  Esas No:2009/9-54   Karar No:2009/137  Kaynak:Antalya 9.Asliye Ceza  İlgili Maddeler:765 SAYILI TCK 455/1-SON  26.05.2009).



İCRA MAHKEMELERİNCE VE VERİLEN CEZALARIN İNFAZI

01.06.2005 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5358 Sayılı, “İcra İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun cezayı içeren bir çok hükmü değişmiştir. 5358 Sayılı Kanunun 18. maddesiyle değişik 2004 sayılı İ.İ.K.’nun 346/son maddesine göre “Bu bapta yer alan davalara icra mahkemesince bakılır” hükmü getirilmiştir. Yapılan değişik ile İcra Mahkemelerince, 4 çeşit ceza verilebilir.

I - GENEL ESASLAR:

01.06.2005 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5358 Sayılı, “İcra İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun cezayı içeren bir çok hükmü değişmiştir.

5358 Sayılı Kanunun 18. maddesiyle değişik 2004 sayılı İ.İ.K.’nun 346/son maddesine göre “Bu bapta yer alan davalara icra mahkemesince bakılır” hükmü getirilmiştir.

Yapılan değişik ile İcra Mahkemelerince, 4 çeşit ceza verilebilir.

1-) Hapis ve Adli Para Cezaları :

İcra İflas Kanunun 5358 sayılı kanunlu değişik 331. maddesine göre, “Alacaklısını zarara uğratmak maksadıyla mevcudunu azaltmak” suçundan verilen, 6 aydan 3 yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası,

Ayrıca İ.İ.K.’nun 332, 333, 333/a, 334, 336, 337/a, 338, 345/a, 345/b maddeleri gereğince verilen hapis cezaları.

2-) Disiplin Hapsi Cezaları :

İcra İflas Kanunun değişik 337. maddesi gereği “Yükümlülüklerin yerine getirilmemesi” (Mal beyanında bulunmamak) suçundan verilen 10 gün disiplin hapsi cezası,

Ayrıca İ.İ.K’nun 162, 209, 216, 339. md. Hükümlerine muhalefet halinde verilen disiplin hapsi cezaları,

3-) Tazyik Hapsi Cezaları :

İcra İflas Kanununun değişik 340. maddesinde belirtilen Taahhüdü İhlal suçundan 3 aya kadar Tazyik Hapsi cezası,

İ.İ.K.’nun 341. maddesinde çocuk Teslimi hakkındaki ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen ve engelleyen kişi hakkında verilen 6 aya kadar Tazyik Hapsi cezası,

İ.İ.K.’nun 343. maddesi gereği işin yapılmasına veya yapılmamasına muhalefetten verilen 3 aya kadar Tazyik Hapsi,

İ.İ.K.’nun 344. maddesi gereği Nafaka Borcunu yerine getirmemekten verilen 3 aya kadar Tazyik Hapsi cezaları.

4-) Hapsen Tazyik Kararı :

6183 Sayılı Amme Alacakları Kanununun 59. maddesi gereği usulüne uygun mal bildiriminde bulunması istenenler, 60. madde gereği “Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu tebliğden itibaren 7 gün içinde mal bildiriminde bulunmaz ise tahsil dairesinin yazılı talebi üzerine, İcra Hakimliğince “Mal bildiriminde bulununcaya kadar 3 ayı geçmemek üzere Hapsen Tazyik” kararı verilir.

II. İCRA MAHKEMELERİNCE VERİLEN CEZALARIN İNFAZI :

1-)Hapis ve Adli Para Cezalarının İnfazı:

Hapis ve Adli para cezalarının infazı, diğer hapis ve adli para cezalarında olduğu gibi, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanununa göre infaz edilecektir.

1- Hapis cezaları infaz edilirken, 5275 S.K.’nun 19. maddesi gereği hükümlünün ilamdaki adresine çağrı Kağıdı çıkarılacaktır. Tebliğden itibaren 10 gün içinde İnfaz C.Savcılığına hükümlünün gelmesi istenecek, 10 gün içinde hükümlü gelmez ise, hakkında Yakalama Emri çıkarılacaktır. Hapis cezaları infaz edilirken 107/2 maddesine göre, cezaevinde hapis cezasının (2/3)’ü oranında yatırılarak, hükümlü hakkında şartla tahliye uygulanacaktır.

2- Adli para cezaları infaz edilirken, gün para cezası ise, 5275 Sayılı Kanunun 106/2 maddesi gereği hükümlünün ilamdaki adresine para cezası ödeme emri tebliğ edilir. Tebliğden itibaren 30 gün beklenir. Para cezası ödenmez ise, 5275 Sayılı Kanunun 106/3 maddesi gereği, Cumhuriyet Savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilir. Bu durumda şartla tahliye uygulanmaz. Ceza bihakkın infaz edilir.

Ayrıca, İcra İflas Kanununun 331.maddesinde açıklanan “Alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudu eksiltmek” suçlarında,

a) 17.07.2003 tarihinden önce, 4949 sayılı kanunla yapılan değişikten önce, İ.İ.K. 331. maddesi gereği verilen ceza 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezası idi.

Ayrıca zararın miktarına göre TCK’nun 522. maddesine göre artırım yapılıyordu.

b) 17.07.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4949 Sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile İ.İ.K.’nun 331. maddesindeki ceza, 6 aydan 3 yıla kadar hapis ve 1 milyardan 100 milyar TL’ye kadar adli para cezasına karar verilmekte idi.

c)01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı İ.İ.K.’nun 331.maddesi ile, 6 aydan 3 yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılması getirildi.

Yine alacaklısını zarara uğratmak maksadıyla mal varlığını azaltmak suçlarında, önceden C.Savcılığına şikayet dilekçesi verilerek ve C.Savcılığınca soruşturma yapılarak, icra ceza mahkemesine iddianame ile kamu davası açılıyordu.

Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 14.06.2006 tarih ve 2006/1905 esas ve 2006/4592 sayılı kararı ile “Sanığa yöneltilen alacaklısını zarara uğratmak için mal varlığını azaltmak suçlarında iddianame ile dava açılmasının gerekmediği, icra mahkemesine verilecek dilekçe ile yargılamaya başlanması gerektiği” belirtilmiştir.

2-) Disiplin Hapsi Cezalarının İnfazı:

a) 01.06.2005 tarihinden önce: İ.İ.K.’nun 337. maddesi gereği mal beyanında bulunmamak suçlarında 10 gün hafif hapis cezası verilmekte idi.

5252 Sayılı Ceza Kanununun yürürlülük ve uygulama şekli hakkındaki kanunun, 5349 Sayılı Kanunla değişik 7/1 maddesi gereğince “Kanunlarda hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngörülen yaptırımlar idari para cezasına dönüştürülmüştür”

Bu nedenle 01.06.2005 tarihinden önce, mal beyanında bulunmamak suçundan verilen hafif hapis cezaları idari para cezasına dönüştüğünden, hafif hapis olarak infazı mümkün değildir.

Hafif hapis cezaları İdari para cezasına dönüştüğünden, İnfaz C.Savcılığınca bu tür ilamlar, Mahkemesine geri gönderilecektir.

İcra Mahkemesince, suç tarihi 01.06.2005 tarihinden önce mal beyanında bulunmamak suçundan verilen 10 gün hafif hapis cezası, 5349 S.K. ile değişik 5252 S.K.’nun 7. maddesi ve 5237 Sayılı TCK’nın 52/2 maddesi gereği, 10 gün hafif hapis cezasının karşılığı, günlüğü takdiren 20 YTL’den, 200 YTL idari para cezasına çevrilerek, 6183 Sayılı Kanun gereğince işlem yapılmak üzere mahallin en yüksek Mal Müdürlüğüne gönderilmesi gerekecektir.

Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 13.07.2006 tarih, 2006/3664 Esas ve 2006/6420 sayılı kararı 01.06.2005 tarihinden önce verilen hafif hapis cezalarının idari para cezasına dönüştüğünü açık olarak belirtmiştir. (Yine Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 17,12,2006 tarih, 2006/5167 ve 2006/8921 sayılı kararı da bu yöndedir)

Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 28.11.2006 tarih ve 2006/7110 ve 2006/19155 sayılı kararında açıklandığı üzere, idari para cezalarına ilişkin kararların infazı işleminin mahkemesince yapılması gerektiği ve idari para cezası kararının doğrudan Mahkemesince 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Hakkındaki Kanun hükümlerine göre tahsili için, mahallin en büyük Mal Memurluğunca C.Başsavcılığı aracı kılınmaksızın gönderilmesi gerektiği” belirtilmiştir.

b) 01.06.2005 tarihinden sonra: 5358 Sayılı Kanunla değişik İ.İ.K.’nun 337. maddesi gereğince yükümlülüklerin yerine getirilmemesi (Mal beyanında bulunmamak) suçundan, 10 gün disiplin hapsi cezası verilmektedir.

Disiplin Hapsi Cezalarının İnfazı:

Bu cezaların infazı hapis cezalarının infazı gibidir. Hapis cezalarında olduğu gibi 5275 Sayılı Kanunun 19. maddesi gereği hükümlünün ilam adresine çağrı Kağıdı çıkarılır, tebliğden itibaren 10 gün içinde infaz C.Savcılığına hükümlünün gelmesi istenir. Hükümlü 10 gün içinde gelir ise cezanın infazına başlanır. Gelmez ise, hakkında hapis cezalarında olduğu gibi Yakalama Emri çıkarılır.

Disiplin hapislerinin normal hapis cezalarından en büyük farkı 5271 S.K.’nun 2/I maddesinde açıklanmıştır.

5271 Sayılı C.M.K.’nın 2/I maddesine göre, “Disiplin Hapsi, kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi”, ifade eder.

İnfaz aşamasında Disiplin Hapsi Cezalarının Diğer Hapis Cezalarından Farkları:

1- Disiplin Hapsi cezaları normal ilamat defterine kayıt edilmez, ayrı bir “Disiplin ve tazyik hapsi defterine” kayıt edilir.

2- Disiplin Hapsi cezaları ertelenemez, diğer hapis cezalarında 3 yıla kadar (3 yıl dahil) hapis cezaları, 5275 sayılı kanunun 17. maddesi gereğince mazeret nedeniyle ertelenebilirken disiplin hapsi cezaları kanunen ertelenemez.

3- Disiplin Hapsi cezalarına şartla tahliye uygulanmaz, Disiplin hapsi cezaları kanunen bihakkın infaz edilir. Bu nedenle müddetname düzenlenirken bihakkın olarak düzenlenir. Mahkemesinden şartla tahliye kararı da istenmez. Bihakkın süresi tamamlanınca hükümlü cezaevinden tahliye edilir.

4- Disiplin Hapsi cezaları kendi aralarında ve diğer hapis cezaları ile ictima edilemez. Disiplin Hapsi cezaları birden fazla ise, bunlar bihakkın infaz edileceği için içtima edilmez, yine disiplin hapsi cezaları başka ceza ile de, 5358 sayılı yasa ile değişik İ.İ.K. nun 346/2. md. gereği içtima edilmez. Birden çok disiplin hapsi cezaları kesinleşme tarihi önce olan, önce infaz edilmek suretiyle sıraya dizilerek, birbirini takip eder şekilde müddetname düzenlenerek infaz edilir.

5- Disiplin hapsi cezaları, 5358 sayılı yasa ile değişik İ.İ.K. nun 337/1. md. gereği alacaklısının şikayetinden vazgeçmesi, borcun ödenmesi, borca yetecek miktarda malın haciz edilmesi durumunda düşer. Bu durumda ilgili İcra Mahkemesinden düşme kararı alınır. Bu karar üzerine kişi derhal cezaevinden tahliye edilir.

6- Disiplin hapsinin düşmesi halinde kişi derhal Cezaevinden tahliye olunur. Birden çok disiplin hapsi var ise, düşme tarihinden itibaren takip eden disiplin hapsinin infazına başlanır.

7- Disiplin Hapsi cezaları 5275 S.K.’nun 110. maddesinde belirtilen özel infaz usullerine tabi değildir. Yani disiplin hapsi cezaları, hafta sonu infaz, geceleri infaz ve konutta infaz olarak infaz edilemez.

3-) Tazyik Hapsi Cezalarının İnfazı:

5358 sayılı yasa ile değişik İ.İ.K. nun 340. maddesi gereği Taahhüdü ihlal suçundan verilen 3 aya kadar Tazyik Hapsi ve özellikle 5358 sayılı yasa ile değişik İ.İ.K. nun 344. maddesi gereği Nafaka borcunu ödememek suçundan 3 aya kadar Tazyik Hapsi cezaları da, hapis cezaları gibi infaz edilecektir.

Tazyik Hapsi cezalarının infazında da öncelikle Disiplin Hapsi cezalarında olduğu gibi ilamat defterinden ayrı “Disiplin ve Tazyik Hapsi Defterine” kayıt edilecektir.

Tazyik Hapsi cezalarında da, 5275 S.K.’nun 19. maddesi gereği hükümlünün ilamdaki adresine çağrı Kağıdı çıkarılır, Tebliğden itibaren 10 gün içinde İnfaz C.Savcılığına hükümlünün gelmesi istenir, 10 gün içinde hükümlü gelmez ise, hakkında Yakalama Emri çıkarılacaktır.

Yukarıda disiplin hapsinde izah edilen hususlar aynen Tazyik Hapsinde de geçerlidir.

1 aya kadar verilen tazyik hapsi 30 gün, 3 aya kadar verilen tazyik hapsi 90 gün olarak infaz edilecektir. Şartla tahliye uygulanmayacak, bihakkın infaz edilecektir. Ancak 5358 sayılı yasa ile değişik İ.İ.K. nun 340. maddesi gereği, Tazyik Hapsinin infazına başlandıktan sonra borçluborcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir, ödemelerini tekrar keserse hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi 3 ayı geçemez.

Tazyik hapsi cezalarında, 5271 C.M.K.’nın. 232/6 maddesinde belirlendiği üzere, “Verilen ...... Ceza Miktarının ........ tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” şeklindeki düzenleme karşısında, 3 aya kadar tazyik hapsi cezalarında, mahkumiyete esas sürenin net olarak belirlenmediği nedenle kanun yararına bozmaya gidildiği,

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 14.12.2006 tarih, 2006/5261 esas ve 2006/9088 sayılı kararında belirlendiği üzere, “Disiplin ve Tazyik hapsinin hapis cezası olmadığı, 5275 Sayılı C.M.K.’nun 2/I maddesinde tanımlanan “Disiplin Hapsi” kavramı içinde kaldığı ve kısmi bir düzeni korumak amacıyla getirildiği, kişinin kendisinden beklenen yükümlülüğü yerine getirdiği taktirde de serbest kalacağı düzenlendiğine göre, belirli bir süreye kadar disiplin ve tazyik hapsine karar verilmesi, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 232/6 maddesine aykırılık teşkil etmemektedir” denilmektedir.

Yargıtay kararında belirtildiği üzere, Disiplin hapsi ve tazyik hapsi, C.M.K 2/I maddesinde tanımlar kısmındaki disiplin hapsi kavramı içinde değerlendirilerek, “Ertelenemeyen ve şartla tahliye kararı uygulanamayan” hapsi ifade etmektedir. Disiplin hapsi ve tazyik hapsi, kısmi bir düzeni korumak amacıyla getirilmiş olup, yükümlülüğün yerine getirilmesi halinde her zaman düşme kararı verilebilerek ve kişi serbest kalabilecektir.

Buna göre İcra Mahkemesince verilen 3 aya kadar tazyik hapsi kararı, 90 gün hapis olarak bihakkın infaz edilecek, şartla tahliye uygulanmayacaktır. 90 gün üzerinden müddetname düzenlenecek, mahkemesinden şartla tahliye kararı istenmeyecektir. Tazyik Hapsinin infazına başlandıktan sonra, borçluborcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse veya alacaklı şikayetinden vazgeçerse İcra Mahkemesince verilecek düşüm kararı üzerine, hükümlü derhal tahliye edilecektir.

Disiplin Hapsi ve Tazyik Hapsi Cezalarında Ceza Zamanaşımı:

1-5358 Sayılı Yasadan önce Ceza Zamanaşımı: Suç tarihi 01.06.2005 tarihinden önce ise, 765 Sayılı TCK’nın 112/6 maddesine göre, kesinleştiği tarihinden itibaren 18 aydır.

2-5358 Sayılı Yasadan sonra Ceza Zamanaşımı: Suç tarihi 01.06.2005 tarihinden sonra ise, İ.İ.K.’nun 354. maddesini değiştiren 5358 Sayılı Yasanın 22. maddesi ile “İcra Mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği Tazyik ve Disiplin Hapsine ilişkin karar,kesinleştiği tarihinden itibaren 2 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.”

Disiplin Cezalarında Şikayet Süresi:

5358 sayılı yasa ile değişik İ.İ.K. nun 347. maddesi gereği, “Bu Bapta yer alan fiillerden dolayı şikayet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren 3 ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 1 yıl geçmekle düşer” şeklinde belirtilmektedir.

Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27.03.2007 tarih, 2007/955 esas ve 2007/962 sayılı kararında açıklandığı üzere “Şikayetin 2004 Sayılı İ.İ.K.’nun 347. maddesinde belirtilen fiilin öğrenildiği tarihten itibaren 3 ay ve her halde 1 yıl içinde yapılmadığı, bu durumda İ.İ.K.’nun 347. maddesi gereği şikayet hakkının düşürülmesine karar vermek gerekirken, 10 gün disiplin hapsi cezasına karar verilmesi isabetsizdir” denilmektedir.

4-) Hapsen Tazyik Kararlarının İnfazı:

Hapsen tazyik kararları, 6183 Sayılı Kanunun 60. maddesi gereği “Mal beyanında bulununcaya kadar 3 ay hapsen tazyikine” dair verilen kararlardır. Bu kararlar temyizi kabil kararlar değildir. Kesinleşme şerhi verilmez, karar verilmekle infazı için İnfaz C.Savcılığına gönderilir. Hapsen Tazyik defterine kayıt edilir.

İnfaz C.Savcılığınca şahsın bulunduğu adrese göre, Emniyet sınırları içinde ise Asayiş Şube Müdürlüğüne, köy sınırları içinde ise Jandarma Bölük Komutanlığına hapsen tazyik kararı gönderilir.

Emniyet ve Jandarma kişiyi çağırarak, Mal Müdürlüğüne (Vergi Dairesine) götürür ve mal beyanında bulunması sağlanır. Kişi vergi dairesinde mal beyanında bulununca bu konuda vergi dairesinden yazı alınır. Emniyet tarafından bu yazı eklenerek ilam İnfaz C.Savcılığına geri gönderilir. C.Savcılığı hapsen tazyik ilamat kaydını kapatarak ilgili kuruma (Hapsen tazyiki İcraMahkemesinden talep etmiş, Vergi Dairesine veya Belediye Başkanlığı’na) gönderir.

Kişi borcunu ödemez ve mal beyanında bulunmaz ise, mal beyanında bulununcaya kadar 3 ayı geçmemek üzere hapse alınır. Kişi mal beyanında C.Savcılığında da bulunabilir. Bu beyanla birlikte ilamat kaydı kapatılarak, ilam ilgili kuruma gönderilir.

Hapsen Tazyik kararlarında şartla tahliye hükümleri uygulanmaz, bihakkın infaz edilir, kişi mal beyanında bulunduğu taktirde hükümlü hemen serbest bırakılır. Burada önemli olan 6183 S.K.’nun 59. maddesine göre mal beyanında bulunulmasıdır. Borcunu ne surette ödeyebileceğini yazı ile veya sözle tahsil dairesine bildirmesidir.

Hapsen Tazyik kararlarının zamanaşımı, Disiplin hapsi ve Tazyik hapsinden farklıdır. Disiplin hapsi ve Tazyik hapislerinde 5358 Sayılı Yasanın 22. maddesi ile “İcra Ceza Mahkemesinin bu bap hükümlerine göre verdiği tazyik veya disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren 2 yıl geçtikten sonra yerine getirilmez” denilmektedir. Oysa Hapsen tazyik kararlarında kesinleşme olmadığından ve İ.İ.K.’na göre değil 6183 S.K.’nun 60. maddesine göre ceza verildiğinden, zamanaşımı da 6183 S.K.’nun 102. maddesine göre, “Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvimi yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar” denilmektedir. Buna göre 6183 Sayılı kanuna göre verilen hapsen tazyik kararlarında Zamanaşımı süresi 5 yıldır.

Sonuç olarak, İcra Mahkemelerince verilen Disiplin Hapsi, Tazyik Hapsi, Hapsen Tazyik kararlarının infazları farklı usullere tabi olduğu nedenle, yeni yasal düzenlenemeye gidilerek bu cezalar diğer hapis ve adli para cezalarının infazında olduğu gibi, ortak bir infaz rejimine tabi tutulması, infaz sistemimiz açısından daha uygun olacaktır. 19/08/2008


HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI VE TEKERRÜR HÜKÜMLERİ

01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden, önceki mahkumiyetin 765 sayılı TCY'nin 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağı haller veya 3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 8 ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasası'nın geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluşan önceki mahkumiyetler, adli sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkum edilen sanıklar yönünden ise, 5237 sayılı TCY'de tekerrür hükümlerinin uygulanması için 58. maddesinde öngörülen sürelerin geçmiş olduğu haller, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarının değerlendirilmesinde olumsuz koşul olarak belirtilen engel bir neden olarak kabul edilemeyecektir

Sanığın 5237 sayılı TCY'nin 267/1 ve 269/2. maddeleri uyarınca, 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanın 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca "takdiren 1 yıl denetim altında bulundurulmasına, 5728 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının şartları oluşmadığından (sanığın kasıtlı suçtan sabıkasının bulunması nedeniyle) uygulanmasına yer

olmadığına," ilişkin, (Kars İkinci Asliye Ceza Mahkemesi)'nce verilen 05.05.2009 gün ve 50-272 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi'nce 05.02.2010 gün ve 21660-1453 sayı ile;

nl- Mağdur hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadan iftiradan dönülmesi karşısında TCY'nin 269/1 yerine anılan Yasa maddesinin 2. fıkrasıyla indirim yapılarak fazla ceza verilmesi,

2- Denetim süresinin hürriyeti bağlayıcı cezadan fazla olamayacağının gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığı'nca 19.03.2010 gün ve 181931 sayı ile; (2) nolu bozma nedeninin 5237 sayılı TCY'nin 51/3. maddesine aykırı olduğu ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının reddine ilişkin (sanığın kasıtlı suçtan sabıkası bulunması) gerekçenin, mahkumiyetin silinme koşullarının oluşması nedeniyle yasal olmadığı, gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi'nin 05.02.2010 gün ve 1453-21660 sayılı bozma ilamındaki (2) numaralı bozma nedeninin kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün (1) nolu bozma nedenine ek olarak hükmün açıklanmasının ertelenmesinin red gerekçesinin yasal olmaması nedeniyle de bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilmekle, Ceza Genel Ku-rulu'nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

San ık Aykut'un, 19.01.2009 günü saat 18:35 sıralarında polis merkezine müracaat ederek mağdur Erhan isimli şahsın kendisine ait cep telefonunu zorla aldığından bahisle şikayetçi olduğu, bu müracaatından yaklaşık 4 saat sonra aynı polis merkezine giderek Erhan isimli şahsın cep telefonunu yağma suretiyle almadığını, cezaevinde bulunan arkadaşlarının yanına gitmek amacıyla böyle bir istekte bulunduğunu, bu sebeple Erhan isimli şahıstan şikayetçi olduğunu, ancak daha sonra pişman olarak yaptığı hareketin yanlışlığını anladığını beyan ettiği, böylece sanığın yetkili bir makama ihbarda bulunarak işlenmediğini bildiği bir suçla ilgili olarak mağdur hakkında soruşturma başlatılmasına sebebiyet verdiği, bilahare hakkında kovuşturma yapılmadan önce yapmış olduğu eylemden döndüğü kabul edilerek, 5237 sayılı TCY'nin 267/1 ve 269/2. maddeleri uyarınca, 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanın 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca takdiren 1 yıl denetim altında bulundurulmasına, 5728 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının şartları oluşmadığından (sanığın kasıtlı suçtan sabıkasının bulunması nedeniyle) uygulanmasına yer olmadığına, karar verilen somut olayda;

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- Cezası ertelenen sanık hakkında belirlenen denetim süresinde isabet bulunup bulunmadığı,

2- Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal olup olmadığı,

Noktalarında toplanmaktadır.

5237 sayılı TCY'nin hapis cezasının ertelenmesini düzenleyen 51. maddesinin 3. fıkrasında; cezası ertelenen hükümlü hakkında, mahkum olunan ceza süresinin alt sınırından az olmamak koşuluyla, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirleneceği, hükmüne yer verilmiştir.

5237 sayılı Yasa'nın 51. maddesiyle, ceza infaz kurumu haline getirilip, sadece hapis cezasıyla sınırlı olarak kabul edilen ertelemede, maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkemece bir deneme süresinin belirlenmesi zorunlu olup, bu sürenin belirlenmemesi veya eksik belirlenmesi, denetim süresi, ertelemenin yasal sonucu olduğundan, aleyhe bozma yasağı kapsamında de-ğerlendirilemeyecek, yine fıkrada mahkum olunan hapis cezası süresinden az olmamak hususu da, hükmedilen bir yıldan fazla mahkumiyetler için söz konusu olup, hapis cezası bir yıldan az olsa da denetim süresi hiçbir ahvalde bir yıldan az olamayacaktır.

Somut olayda, yerel mahkemece hükmedilen 3 ay sonuç hapis cezasının ertelenmesi nedeniyle, takdir ve tayin olunan 1 yıllık denetim süresi 5237 sayılı TCY'nin 51/3. maddesine uygun bulunduğundan, denetim süresinin 3 ay olması gerektiğine ilişkin bozma nedeni yerinde değildir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının reddine ilişkin gerekçeye ilişkin itiraz nedenine gelince;

5271 sayılı Yasa'nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (a) bendinde olumsuz koşul olarak öngörülen, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamaktan anlaşılması gereken husus, mahkumiyetin kasıtlı bir suçtan doğmasıdır. Anılan bentte hükmolunan ceza yönünden herhangi bir ayrım gözetilmediğinden, hükmolunan cezanın hapis veya adli para cezası olmasının, bu koşul açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.

Ancak yasa koyucu, mahkumiyetle ilgili olarak başkaca bir ölçü getirmediğinden, adli sicilden silinen mahkumiyetler, ertelenmiş ve vaki olmamış sayılan mahkumiyetler, üzerinden çok uzun sürelerin geçmesi nedeniyle tekerrüre esas oluşturmayan mahkumiyetler de hükmün açıklanmasının ertelenmesine engel oluşturacak mıdır Bu konularda gerek yasa metninde, gerekse gerekçede herhangi bir açıklık bulunmamaktadır.

Yasa koyucu herhangi bir düzenleme getirmediğine göre, bu hükmü mutlak şekilde yorumlamanın, adalet ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmayacağı ya da yasa koyucunun gerçek muradının bu olup olmadığı da gözönüne alınmalıdır.

Bu soruna çözüm bulabilmek için yasa koyucunun mahkumiyetin sonuçlarını bertaraf etmek için öngördüğü diğer kurumların da değerlendirilmesi gerekmektedir.

647 sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca ertelenmiş mahkumiyetlerde, sanığın deneme süresinde kasıtlı bir suç işlememesi halinde önceki mahkumiyet 765 sayılı TCY'nin 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağından, bu nitelikteki bir mahkumiyetin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal bir engel oluşturabileceğini kabul etmek olası değildir.

Yine aynı şekilde 3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 8 ve 5352 sayılı yeni Adli Sicil Yasası'nın geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluşan adli sicil kayıtlarının, adli sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal bir engel oluşturabileceğini kabul etmek hukuk ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.

Buna kar şın, 5237 sayılı TCY'nin 51. maddesi uyarınca ertelenmiş mahkumiyetlerde ceza infaz edilmiş sayılacağından ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 9. maddesi uyarınca oluşturulan adli sicil kayıtları ceza veya güvenlik tedbirlerinin infazının tamamlanması ile Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nce silinerek arşiv kaydına alınacağından, bu tür mahkumiyetlerin varlığı halinde sanık hiçbir şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından yararlanamayacak mıdır, soruları gündeme gelebilecektir.

Hak yoksunluklarını kural olarak 5237 sayılı Yasa'nın 53. maddesinde cezanın infazı ile sınırlandıran, doğmuş hak mahrumiyetlerini ortadan kaldırmak için Adli Sicil Yasası'na eklediği 13/a maddesi ile yasak hakların geri verilmesi müessesesini kabul eden ve 5237 sayılı TCY'nin 58. maddesinde tekerrür hükümlerinin uygulanması açısından infazdan itibaren beş ve üç yıllık süreler öngören yasa koyucunun, bir kez mahkum olan bir kişinin ömür boyu bu mahkumiyetinin olumsuz sonuçlarından etkilenmesi gerektiğini kabul ettiği düşünülemez. Bu nedenlerle, yeni yasa dönemindeki mahkumiyetler açısından da, belirli sürelerin geçmesi ile bu mahkumiyetlerin 231. maddenin uygulanmasına yasal engel oluşturmayacağını kabulde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla, 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkum edilen sanıklar yönünden, 5237 sayılı TCY'nin tekerrür hükümlerinin uygulanması için 58. maddesinde öngörülen sürelerin nazara alınması ve bu sürelerin geçmiş olduğu hallerde önceki mahkumiyetin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşularının değerlendirilmesi yönünden engel oluşturmayacağının kabulü adalet ve hakkaniyete uygun olacaktır.

O halde, 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden, önceki mahkumiyetin 765 sayılı TCY'nin 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağı haller veya 3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 8 ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasası'nın geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluşan önceki mahkumiyetler, adli sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkum edilen sanıklar yönünden ise, 5237 sayılı TCY'de tekerrür hükümlerinin uygulanması için 58. maddesinde öngörülen sürelerin geçmiş olduğu haller, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarının değerlendirilmesinde olumsuz koşul olarak belirtilen engel bir neden olarak kabul edilemeyecektir.

Ancak, yasal engel oluşturmayan bu mahkumiyetlerin yargılama mercilerince, sanığın suç işleme eğilimi açısından değerlendirmeye esas alınmasına da bir engel bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında sanığın geçmiş hükümlülüğüne esas teşkil eden adli sicil kaydı incelendiğinde; sanığın Kars Birinci Asliye Ceza Mahkemesi'nin 26.04.2005 gün ve 11-190 sayılı ilamı ile 765 sayılı TCY'nin 491/4, 522, 523/1, 2253 sayılı Yasa'nın 12/2 ve 765 sayılı TCY'nin 59 ve 647 sayılı Yasa'nın 4. maddeleri uyarınca 237,60 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar verilip, hükmün 2253 sayılı Yasa'nın 38. maddesi uyarınca ertelendiği ve sanık hakkında 1 yıl deneme süresi belirlendiği, 04.05.2005 tarihinde kesinleşen bu hükmün, 3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 8. maddesi uyarınca 04.05.2006 tarihinde esasen vaki olmamış sayılması gerektiği ve bu tarihte silinme koşullarının oluştuğu anlaşılmakla, yerel mahkemece sanığın adli sicil kaydının bulunduğundan bahisle 5728 sayılı Yasa'yla değişik CYY'nin 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsizdir.,(CGK. 06.04.2010  tarihli ve Daire:CGK  Esas No:2010/4-71  Karar No:2010/76  sayılı içtihadı)


HAKARETİN KAMU GÖREVLİSİNE YAPILDIĞININ İSPATLANMASI GEREKİR

1-) Kamu görevlisine hakaretten dolayı  verilen cezanın arttırılabilmesi için mağdurun  kamu görevlisi olduğunun ispat edilmesi gerekir

2-) Sanığın, olay sırasında sivil giyimli olan yakınanların görevli polis memuru olduklarını bilmediğine ilişkin savunması yöntemince tartışılıp reddedilmeden, görevliye sövme suçundan hüküm kurulması, kanuna aykırıdır ,(4.CD 20.09.2010 tarihli ve  Esas No:2008/11831  Karar No:2010/14006  künyeli içtihadı)


HIRSIZLIK VE ÖZEL BELGEYİ GİZLEME SUÇU

1-) Hususi belgeyi gizleme suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun  208. maddesinde tanzim edilmiştir. Hususi belgeyi gizleme suçu  çalmak suretiyle de irtikap edilebilir.

2-)Gizleme olayı,  hususi belgenin  nezdinde bulunduğu kişiden  ya da kurumdan veya kuruluştan  çalınması suretiyle de irtikap edilebilir.Ancak bu durumda  hırsızlık suçundan dolayı değil,  hususi belgenin gizlenmesinden dolayı hüküm tesis edilmesi gerekir( Gazi Şerhi 3. Baskı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu  m. 208/1)

3-)Bize,  hususi belgenin gizlenmesi suçu  5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 21/2. maddesinde belirtilen  şekilde olası kastla da irtikap edilebilir. Mesela bir kişiden  para cüzdanını çalması  halinde, çalınan para yanında  araba biletinin de çalınması halinde muhtemel kastla hususi belgenin gizlenme suçu da işlenmiştir.


HAYVANLAR TARAFINDAN YAPILAN TEŞHİS

1-)Hayvanlar  kullanırak şüpheliler teşhis edilebilir

2-)Hayvan hırsızlığı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 142/1-g maddesinde tanzim edilmiştir. Bazen  müşteki  çalınan hayvanın hangisi olduğu kanusunda terettüt edebilir. Bu durumda çalınan hayvan ile  elde bulunan akrabaları arasında DNA araştırması yapılması gerekir.

2-)Şüpheli hayvanı çalmıştır fakat çayır ve meraya salmış zabıta gelinde sahiplenmemektedir. Bu durumda hayvanların çalındığı yere gizli kamera yerleştirilir akşam üstü sahipleri gelince  sahipleri  çalıntı hayvanları alıp götürüken şüpheliler tespit edilebilir.

3-)Hayvanları  götüren kişi,  yakalanınca  hayvanları sahiplenmeyebilir bu durumda, çalıntı hayan  daha önce gittikleri hırsızın ahırına hırsız  istemese gitmek isteyeceklerdir.Hayvanların içgüdüsünden  yararlanarak  hırsız tespit edilebilir.( Yukarıda  ilk üc madde halinde  anlatılan olan, Kars Bölgesinde Savcılık yapan Osman Bey adında bir savcı tarafından başarı ile uygulanmış, bu olay bir müfettiş beyfendi tarafından  bize tarafımıza akatarıldı)

4-)Bir astsubay  tarafından, ölüm olayın  tahkikatı sırasında  olay yerinde bir merkep bulunur. Merkebin sahibi katildir. Ancak Merekep sahibi,  suçu ve  merkebi kabul etmemekle  birlikte yoğun şüphe vardır. Astsubay tarafından, merkep  sahibi teşhis yaptırılır. Merkep sahibini yanına giderek ona sürtünmek suretiyle  teşhis  eder

 


 

HAYVAN HIRSIZLIĞINDA USULÜ İŞLEMLER

1-)Çalınan Hayvanlar DNA araştırması yapılarak tespit edilebilir.

2-)Hayvan hırsızlığı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 142/1-g maddesinde tanzim edilmiştir. Bazen  müşteki  çalınan hayvanın hangisi olduğu kanusunda terettüt edebilir. Bu durumda çalınan hayvan ile  elde bulunan akrabaları arasında DNA araştırması yapılması gerekir.

2-)Şüpheli hayvanı çalmıştır fakat çayır ve meraya salmış zabıta gelinde sahiplenmemektedir. Bu durumda hayvanların çalındığı yere gizli kamera yerleştirilir akşam üstü sahipleri gelince  sahipleri  çalıntı hayvanları alıp götürüken şüpheliler tespit edilebilir.

3-)Hayvanları  götüren kişi,  yakalanınca  hayvanları sahiplenmeyebilir bu durumda, çalıntı hayan  daha önce gittikleri hırsızın ahırına hırsız  istemese gitmek isteyeceklerdir.Hayvanların içgüdüsünden  yararlanarak  hırsız tespit edilebilir.( Yukarıda  ilk üc madde halinde  anlatılan olan, Kars Bölgesinde Savcılık yapan Osman Bey adında bir savcı tarafından başarı ile uygulanmış, bu olay bir müfettiş beyfendi tarafından  bize tarafımıza akatarıldı)

4-)Bir astsubay  tarafından, ölüm olayın  tahkikatı sırasında  olay yerinde bir merkep bulunur. Merkebin sahibi katildir. Ancak Merekep sahibi,  suçu ve  merkebi kabul etmemekle  birlikte yoğun şüphe vardır. Astsubay tarafından, merkep  sahibi teşhis yaptırılır. Merkep sahibini yanına giderek ona sürtünmek suretiyle  teşhis  eder


İFTİRA VE HARİCEN ARAÇ SATIŞI

1-)Haricen satılan araçı geri almak veya tescilini sağlamak amacıyla, itimadı suistimal suçundan dolayı şikayette bulunmak, iftira suçunu oluşturur.

2-)Sanığın,otomobilini takas yoluyla haricen satıp devrettikten sonra, aracın resmi devir işlemleri ya da iadesini sağlamak amacıyla, aracı en son elinde bulunduran mağdur hakkında emniyeti suistimal suçlamasıyla savcılığa şikayette bulunulması fiili,  iftira suçunu oluşturmasına karşın,yasal olmayan gerekçelerle beraat kararı verilmesi,


İLŞKİNİN SÜRDÜRÜLMESİNİN GÜÇLEŞMESİ NEDENİYLE HAKİMİN ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA AKTİNİNE MÜDAHALESİ

1-)Sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık yüzünden ilişki çekilmez olmuşsa ya da başka önemli nedenlerle ilişkinin sürdürülmesi aşırı ölçüde güçleşmiş veya olanaksız hale gelmişse,taraflardan her biri ölünceye kadar bakma sözleşmesini feshedebilir.Ancak hakim,sözleşmeyi feshedeceği yerde iki taraftan birinin talebi ile yahut kendiliğinden tarafların birlikte yaşamalarına son verip alacaklıya kaydı hayat ile bir irat tahsis edebilir.(818 s. BK m.511,517)

2-)Ölünceye kadar bakıp gözetmek sözleşmesi,basitçe taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen,bazı yönleri itibarıyla talih ve tesadüfe,ayrıca şekle bağlı bir sözleşme şeklinde tanımlanabilir.Nitekim söz konusu sözleşme ,BK’nin 511.maddesinde ‘’kaydı hayat ile bakma mukavelesi,akitlerden birinin diğerine ölünceye kadar bakmak ve onu görüp gözetmek şartıyla bir mamelek yahut bazı malların temlikini iltizam etmesinden ibaret olan bir akit ‘’olarak tarif etmiştir.

3-)Anılan yasanın bu ve devamı maddelerinin açık hükümlerinde belirtildiği gibi,ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile bakım alacaklısı,sözleşmeye konu olan mamelek veya bazı malların mülkiyetini veya bazı malların mülkiyetinin bakım borçlusuna geçirme ,bakım borçlusu da kural olarak bakım alacaklısını kendi ailesi içerisine alıp,ona özenle ölünceye kadar bakıp gözetmek yükümlülüğü altına girer.Hemen belirtmek gerekir ki.bakım borçlusunun bakıp gözetmek yükümlülüğü,aksi kararlaştırılmadığı sürece bakım alacaklısını ilesi içerisine alıp,ikametini temin etme yanında,besleme,giydirme,hastalığında hekime götürüp gerekli ihtimamı gösterme,manevi yönden her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri de içerisine alır.Kuşkusuz bakım borçlusu yükümlülüklerini yerine getirirken,aldığı malların kıymetine,bakım alacaklısının sahip olduğu içtimai mevkiine  ve hakkaniyet kurallarına hereket etmek zorundadır.Öte yandan,yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin sonuçları BK’nın 527.maddesinde açıklanmış,sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık yüzünden ilişki çekilmez olmuşsa  ya da başka önemli nedenlerle ilişkinin sürdürülmesi aşırı ölçüde güçleşmiş veya olanaksız hale gelmişse,taraflardan her birinin tek yanlı olarak sözleşmeyi fesih etme,verdiği şeyi geri alma hatta karşı tarafın kusuru olması halinde tazminat isteme hakkı tanınmıştır.O halde,yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı bakım alacaklısı bakım alacaklısı her zaman fesih hakkını kullanabilmekte,fesih geçmişe etkili olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden verdiği şeyi de geri isteyebilmektedir.

4-)Öte yandan BK’nın 517/son maddesi hükmüne göre;hakim,mukaveleyi feshedecek yerde,iki taraftan birinin talebi ile yahut re’sen artık birlikte yaşamalarına son verip,buna mukabil alacaklıya kaydı hayat ile bir irat tahsis edebilir.

5-)Uyuşmazlığın değinilen hüküm (BK’nın 517/son maddesi) uyarınca çözüme bağlanması;bakım yükümlülüğünün bir arada yaşamak suretiyle yerine getirilmesi imkanlarının ortadan kalktığı ya da büyük ölçüde sınırlandığı haller için düşünülmelidir.Bunun yanı sıra takdir edilecek irat,yanların özel ve ekonomik durumlarına uygun ve adil olmalıdır.

6-)Somut olayda,davacının maliki olduğu taşınmazı davalıya bakım koşulu ile temlik ettiği kayden sabittir.Öte yandan,dosyadaki bilgi ve belgelerden,tanık beyanlarından tarafların bir araya gelerek bakım borcunun yerine getirilemeyeceği,koşulun ifa edilememesinin davalıdan değil,davacının kusurundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

7-)Hal böyle olunca ,belirlenen olgular,yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirilerek davacıya uygun bir irat bağlanması gerekirken,yanılgılı bir değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

 


HÜRRİYETİ TAHDİT VE RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK

1-)Hürriyeti tahdit  etmek için, resmi rapor gibi sahte resmi belge kullanılması halinde ayrıca resmi belgede sahtecilik sahtecilik suçundan da ceza verilir

2-)Bir kimse, başkasının hürriyetini   sahte evrakla  tahdit ettirmesi  halinde,  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  212/1 maddesine göre,  hem iftiradan hem de sahtecilik suçundan dolayı tecziye edilmesi gerekir. Sahtecilik suçu kamunun güvenine karşı işlenen bir suç olduğu halde; iftira suçu adliyeye karşı irtikap edilen bir suçtur.Konuları  farklıdır.

3-)Aynı şekilde, sahte raporlarla bir kişinin akıl hastenesine yatırılması halinde  sahtecilik yanında hürriyeti tahdit suçundan dolayı cezalandırılması gerekir.Gerçek içtima kurallarının uygulanması gerekir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 37/2 maddesine göre suç işlemekte başkası kullanılmıştir.


HÜRRİYETİ TAHDİT VE İFTİRA

Hürriyeti Tahdit(deprivation of liberty)  suçu ile birlik iftira suçu birlikte işlenebilir.

1-)Bir kimse, başkasına, ifira   atmak suretiyle, gözetim altına aldırması, halinde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun(Turkish Penal Code) 267/4. maddesine göre,  iftira  suçunun yanında, ayrıca mezkur  Kanunu'nun 109. maddesine göre ayrıca  hürriyeti tahdit(deprivation of liberty) suçundan da ceza verilmesi gerekir.

Meselâ,  bir kimseye iftira atıp, bir kaç  gün  nezarethanede kalmasını sağlayan kişi hakkında  hem iftira suçundan he de hürriyeti tahdit suçundan dolayı cezalandırılması gerekir.Aynı şekilde, sahte raporlarla bir kişinin akıl hastenesine yatırılması halinde  sahtecilik yanında hürriyeti tahdit(deprivation of liberty) suçundan dolayı cezalandırılması gerekir.