TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETİYZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR. SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI AVUKATLAR- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR.

CEZA HUKUKU 38 (K..M.. HARFLERİ İLE BAŞLAYAN MAKALELER)

KASTEN YARALAMA


Kasten Yaralama Kastı

Öldürme kastında şüphe giderilemease fiil, katen  yaralama(intentional İnjury) olarak suç vasıflandırılmalıdır

1-)Sanığın yakın mesafeden Abdullah'a yönelik yaptığı atışta, hedef alınan vücüt nahiyesi,meydana gelen yaralamaın niteliği, sonradan mağdurun yanına kadar gidip tekme ile mağdura vurmasına rağmen atışlarına devam etmemesi dikkate alındığında, sanığın kastının öldürmeye yönelik olduğunun şüphleli kaldığı, bu nedenle mağdurun 5237 sayılı Türk Ceza Kanuna(Turkih Penal Code) uygun doktor raporu da alıp lehe yasa belirlenerek kasten yaralama suçundan ceza tayini gerekirken suç vasfında hataya düşülüp yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi (03.04.2008 tarih ve 2007/1742E, 2008/2636 sayılı Kararı)

Cinsel Saldırı Suçunda Uzlaşma

Nitelikli cinsel saldırı suçunda uzlaşma, ancak 19.12.2006 tarihinden önce işlenen suçlarda mümkündür.

1-)Müştekinin, erkek arkadaşı ile piknik yaptığı sırada, yanlarına gelen sanığın, bıçak tehtidi ile şikâyetçi ve erkek arkadaşı katılanın para ve cep telefonlarını silahla gasp ettikten sonra, müştekiyi bıçak tehtidi ile 10-15 metre ileri götürüp ilişkiye girip girmediğinizi kontrol edeceğim diyerek soyunmasını istediği, bu isteğine karşı çıkılması üzerine, sütyenini ve pantolonunu çekerek yırttığı olayda; fiilin  silahlı cinsel saldırı suçunu oluşturduğu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 102/3-d maddesine mümas olduğudan  ve uzlaşma kapsamında bulunmamaktadır. Nitelikli cinsel saldırı suçlarında uzlaşma ancak 19.12.2006 tarhinden önce irtikap  edilenler için mümkündür. 19.12.2006 tarihinde yürürlüge giren 5560 sayılı Kanunla değişik 5271 sayılı Kanunun 253. maddesine göre; soruşturma ve kovuşturması şikayete bağlı(Upon complaint) olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı irtikap edilen(commission) suçları uzlaşma kapsamı dışındadır.(CGK. 20.11.2007 tarih ve 2007/6-250 ; 2007 239 ;YKD.Eylül 2008)

Eşe Basit Cinsel Saldırı Suçu Şikayete tabidir

Eşe karşı yapılan basit cinsel saldırı suçu şikâyete tabidir.

Sanığın, mağdurla birlikte alkol aldığı ve geceleyin mağdurun evinde kaldığı, sabaha karşı da uyumakta olan mağdurenin yatağına girerek, onun vücudunu okşamak suretiyle fiilini gerçekleştirdiği, fiilin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 102/1. maddesine mümas basit cinsel saldırı suçunu oluştuduğu, müştekinin mahkemeye ibraz ettiği 20.04.2008 havale tarihli dilekçesi ile şikayetinden vazgeçtiğinin anlaşılması karşısında. davanın  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 73. ve 5271 sayılı Kanunun 223/8. maddesi gereğince düşürülmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi, bozmayı gerektirmiştir. (5.CD.07.05.2008 tarih ve 2008/3696-4127 sayılı kararı YKD. Ağustos 2008)Ancak resmi eşe karşı irtikap edilen basit cinsel saldırı fiili suç oluşturmaz.23.07.2009

Kendini Savunamayacak Durumda Olup Olmadığının Tespiti

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2-b maddesine göre kendini ruhsal ve bedensel olarak savunamayacak durumda(A person who cannot defend himself  physically or mentally) olup olmadığının tespit edilmesi gerekir

1-)12  yaşından küçük mağdura(victim)  karşı  irtikap edilen (commission)  kasten yaralama(intentional injury) suçunda;   mağdurun kedisini bedenen(physically) ve ruhen(Mentally)  savunamayacak durumda olup olmadığını tespit etmek gerekir.(1.CD 11.11.2008 tarihli ve 2008/26752-188844 sayılı içtihadı, YKD  Sandıklı Sulh Ceza Mahkemesi 26.12.2006 tarihli   kararı)

2-)Suç tarihinde altı yaşında olan mağdurun(victim) beden bakımından kendisini savunamayacak durumda olduğu ve sanığın irtikap ettiği kasten yaralama(inetentional İnjury) fiilinin takibinin şikayete(complaint) tâbi olmadığı gözetilmeden, şikayet yokluğu nedeni ile davanın düşülmesine karar verilmesi kanuna aykırıdır. 2.CD.15.05.2008 tarih ve 2008/1918-8792 YKD. Ağustos 2008)

Kendini Savunamayacak Durumda Olup Olmadığının Tespiti

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2-b maddesine göre kendini ruhsal ve bedensel olarak savunamayacak durumda(A person who cannot defend himself  physically or mentally) olup olmadığının tespit edilmesi gerekir

1-)12  yaşından küçük mağdura(victim)  karşı  irtikap edilen (commission)  kasten yaralama(intentional injury) suçunda;   mağdurun kedisini bedenen(physically) ve ruhen(Mentally)  savunamayacak durumda olup olmadığını tespit etmek gerekir.(1.CD 11.11.2008 tarihli ve 2008/26752-188844 sayılı içtihadı, YKD  Sandıklı Sulh Ceza Mahkemesi 26.12.2006 tarihli   kararı)

2-)Suç tarihinde altı yaşında olan mağdurun(victim) beden bakımından kendisini savunamayacak durumda olduğu ve sanığın irtikap ettiği kasten yaralama(inetentional İnjury) fiilinin takibinin şikayete(complaint) tâbi olmadığı gözetilmeden, şikayet yokluğu nedeni ile davanın düşülmesine karar verilmesi kanuna aykırıdır. 2.CD.15.05.2008 tarih ve 2008/1918-8792 YKD. Ağustos 2008)

Kasten yaralama Suçunun 86/2 ve 1. madde kapsamında Kalması Halinde Uzlaşmaya Tabidir

Kasten yaralama suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/(1) ve (2) maddesi kapsamında kalanlan 86/(3).maddesine girmeyecek şekilde irtikap edilmesi halinde uzlaşma kapsamında kalır

1-)12.10.2004 gün ve 25611 sayılı Resmi Gazete ile yayımlanarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 7. Maddesinin 2.fıkrasında “suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” şeklinde düzenleme yapılmış, 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama şekli Hakkında Kanunun 9. Maddesinde ise, lehe olan hükümlerin uygulanması usulleri belirlenmiş, bu kanunun 12. Maddesi ile de 765  Sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile yargılamanın nasıl yapılacağına ilişkin kurallar yeniden düzenlenmiş, 5320 Sayılı  Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 18. E237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 5328 Sayılı Kanunla değişik 86. Maddesinin 2. Fıkrasında düzenlenen ve sanığın eylemine uyan kasten yaralama eylemine  uyan  kasten yaralama eyleminin aynı maddenin 3.fıkrasıda açıklanan hallerde işlenmesi durumu hariç olmak üzere, soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olması ve mağdurların şikayetçi olması karşısında aynı kanunun 73. Maddesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi kanununun 253 ve  254. Maddeleri gereğince uzlaştırma işlemi yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekir.(, 2.CD04.07.2005 tarihli ve  Esas No:2004/4821  Karar No:2005/14454 künyeli içtihadı)

2-)Kasten yaralama suçunun bıçak, tabanca, piknik tüpü. testere, gibi silah sayılan aletle irtikap edilmesi halinde uzlaşma kapsamına girmez

3-)Kasten müessir fiil suçu, babaya karşı işlenmesi halinde uzlaşma kapsamında kalmaz. Kişinin babası olup olmadığını nüfus kaydına göre tespit etmek gerekir.

4-)Kasten müessir fiil suçunun, anaya kaşı irtikap edilmesi hainde, kasten yaralama suçu uzlaşma kapsamına girmez.

Dalağı Vücüttan Çıkaracak Şekilde Yaralama

1-)Dalağın vücüttan çıkaracak şekilde yaralamak fiili, organ işlevinin yitirilmesi yani uzuv tatili   olarak yorumlanmaktadır.

2-)Dalağın vücüttan çıkarılacak şekilde yaralanması, organ işlevini yitirmesi olarak yorumlanmaktadır.Dolayısı ile  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 87/2-b maddesine göre tecziye edilmesi gerekir.

3-Yargıtay 1. CD  18.03.1992 tarihli ve 409/630 sayılı içtihadına göre,  dalak çıkartılması( splenektoni)'den ibaret  yaralanmayı  uzuv zaafı niteliğin kabut etmiş ve uzuv tatili olarak verilen kararı bozmuştur. Ancak, ancak bu değişmiştir.

4-)Dalağın tamamen vücüttan çıkarılması ile birlikte,  hayati tehlikede meydana gelmiş ise, sadece ağır olandan yani 87/2-b maddesinden bir kez ceza verilir.Ancak,  hayati tehlike meydana geldiği için hakaniyet gereği alt sınırdan uzaklaşılması gerekir.

5-) Hükme esas alınan Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 01.05.2003 tarihli mağdur hakkında düzenlenen raporda bıçakla yaralama nedeniyle "splenektomi-mide yaralanmasına pirimer tamir uygulandığının" bildirilmesi karşısında; yerleşik Yargıtay uygulamaları da nazara alındığında "dalak alınmasının  (splenektomi)" uzuv tatili niteliğinde olduğundan, sanığın eyleminin 765 sayılı TCK.nun 456/3. maddesine uyan suçu oluşturduğu nazara alınarak  5237 sayılı TCK. ile 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  olayla ilgili bütün hükümlerinin yargı denetimine olanak verecek biçimde müşahhas  olarak uygulanması, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması, lehe olan hükmün belirlenmesi gerekir (1.CD 30.05.2007tarihli ve  2006/1969E   2007/4295K , künyeli kararı ittifakla)

Kamu Görevlilinin Nüfuzunu Kullanarak Yaralaması

Okul müdüru ve olan sanığın, mağduru basit tıbbi müdalale ile iyileşecek şekilde yarlaması tedip hakkı dışındadır.

1-)Nöbetçi öğretmen ve müdür yardımcısı olan sanığın kavga edenleri ayırdıktana sonra kavgayı çıkaran öğrencilerden birini, sopayla elini basit tıbbi müdale ile giderilecek biçimde vurarak yaralaması fiili, sahip olunan disiplin yetkisi kapsamında değerlendirlimez. Kamu görevlisinin(public officer) nüfuzunu kötüye kullanarak irtikap ettiği ve şikâyete (complaint) tabi olmayan 5237 sayılı Kanunun 86/2 ve 86/3(d)(e) maddesine mümas kasten  yarlama(intentional İnjury) suçunu oluşturur. Resen takibi gerekir.25/06/2008 tarih ve 2008/7248-14702 sayılı kararı- YKD. Eylül 2008)

Kasten Yaralama Suçunun Silahla İrtikap Edilmesi

Kasten yaralama  suçu silahla irtikap edilmesi halinde kasten yaralama suçunun vasıfları değişir.

1-)Kasten müessir fiil suçu, silahla irtikap edilmesi halinde,  müessir fiil suçu şikayete tabi olmaktan çıkar.

2-)Kasten yaralama suçu, silahla irtikap edilmesi halinde uzlaşma hükümleri tatbik edilemez . Yani uzlaşma kapsamından çıkar.

3-)Kasen yaralama suçu, silahla irtikap edilmesi halinde  verilecek ceza 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/3(e) maddesine göre verilecek ceza  arttırlır.

Kasten Yaralama Suçunun İspatı Hakkında Umumi Bilgiler

1-)Kasten yaralama suçunun, ispatı hakkında, en önemli delillerden biri, mağdurun kendinin yaralandığını iddia etmesi ve yaralamanın da rapor veya şahitle ispat edilmesi gerekir.

2-)Kaste yaralama suçunda, mağdurun kendinin kasten yaralandığını iddia etmesi gerekir.Bazen  ailevi bağlar,  yakın arkadaşlık ilişkisi olan durumlarda, yaralanan mağdur, kendi yaralanmasının kasten değil; kazaen olduğunu iddia edebilir. Mesela,  kacası kasten yaralanan mağdur kadın, yaralanmasını kasten değil de , kazaen üzerine kapı düşmesi, masa sürtmesi, eski yaralama, romatizme merhemi kullanmaktan kaynaklandığını iddia edebilir.  Burda amaç kasten yaralanma suçunun ortaya çıkmaması konusunda mağdur ve failin anlaşmasıdır. Cumhuriyet savcısı bu resen takibi gereken bir suçta yapılan beyanlara itibar etmek  zorunda değil, ancak fiilen yapacak fazla bir şeyde bulunmamaktadır.Müştekinin iddiasının, samimi yani zabıtada, hazırlık tahkikatında, kovuşturmada aynı mahiyette olması gerekir. Ayrıca iddianın dosya kapsamıyla uyumlu olmalıdır. Hayatın mutat akışına aykırı iddia samimi görülmeyebilir. Bilhasa, bir olayda hayatın mutat akışına aykırı iki iddia lehe değil, aleyhe etki eder.Mağdurun diğer beyanlarını da tartışmaya açablir.

3-)Kasten yaralama suçu mümkünse, tabib raporuyla adli tıp hekimi tarafından tespit edilmesi gerekir. Yaralamın tabib tarafından belgelenmesi gerekir. zabıta tarafından yapılan tespit geçerli değildir,Müdahilin kendini darp ettiklerini iddia etmesi, hekim raporunda da müdahilin yaralandığı anlaşılmasına rağmen, neden hekim raporuna itibar edilmediği neden karar yerinde açıklanmadan yazılı şekilde beraat kararı verilmesi hukuka aykırıdır( 2.CD.31.05.2006 tarihli ve 13901-11132 sayılı içtihadı)

4-)Bazen müessir fiil, tabip raporuyla tespit edilemez, Bundan dolayı da şahitle ispatı  mümkündür.Şahit, mağdurun tekme, yumruk ile darp ettiğini belirtmesi mahkumiyet için yeterlidir.Hekim raporunun yanında, şahit  varsa dinlenmesi gerekir.Darp, bazen müessir fiilden bir kaç gün sonra da ortaya çıkabilir.

5-)Kasten yaralamaya teşebbüs suçunda, yaralama mevzubahis olmadığından, şahitle ispatı  gerekir.Sanığın kavga sırasında, müştekileri yaralamak amacıyla bıçak çekerek salladığı iddia olunduğundan, fiilin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2 ve 35. maddelerinin tatbikinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi gerekir(2.CD.31.05.2006 tarihli ve 12706-11016 künyeli içtihadı)

6-)Olayın işyeri, mobese veya sair kamera varsa araştırlmadır. Bu işlem İşlenen suçun hemen akibinde yapılması gerekir. Kamera kayıtlarının, uzun süre muhafaz edilmesi mümkün değildir.

7-)Kasten yaralama suçundan önce, fail ve mağdur arasında, evveliyatı olan bir husumet olup olmadğı, daha önce başka bir kavga edip etmedikleri, araştırılmalıdır.

8-)Fail ile mağdur arasında, TCK 86/3(a). maddesi kapsamında belirtilen akrabalık ilişkisi olup olmadığı resmi kayıtlardan araştırılmalıdır.Usul ve füruu, eş, kardey seviyesinde bir akrabalık olup olmadığı araştırılmadılır

9-)Kasten yaralama suçunda 'teşhis' önemli bir delildir.Mağdurun soruşturma sırasındaki iddialarını doğrulayan "sağ uyluk üst dış yüzde 1 cm genişliğinde ve 2 cm derinlikte kesici alet yaralanması" olduğuna dair adli tıp raporu ile 21.09.2006 tarihli "mağdurun sanığı teşhis ettiğine ilişkin yüzyüze teşhis tutanağına" neden itibar edilmediği kararda tartışılmaksızın ve mağdur ile sanık arasında olay öncesine dayanan husumet bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın mağdurun iddiasından başkaca delil bulunmadığından bahisle yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle sanığın yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,(2.CDEsas No:2009/29586 Karar No:2010/34527 sayıl içtihadı)

10-)Kasten müessir fiil suçunda ikrar yan delillerle teyit ediliyorsa suç sübut bulmuş kabul edilir

Şikayetçinin hazırlıkta 23.06.2006 tarihli anlatımında, eşi olan sanığın kendisini dövdüğünü beyan etmesine, sanığında 26.06.2006 günlü savunmasında "eşine bir tokat atıp ardından iki yumruk attığını" bildirmesine, şikayetçiye ait 23.06.2006 tarihli geçici raporda, mağdurun vücudunun çeşitli yerlerinde yara,sıyrık ve ekimotik alanların olduğunun anlaşılması karşısında sanığın mağduru yaraladığı sabit olup alınacak kesin raporun sonucuna göre sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle sanığın beraatine karar verilmesi,bozmayı gerektirmiştir.(2.CD tarihli ve Esas No : 2009/22532  Karar No : 2010/30433 sayılı içtihadı)

11-) Silah gibi suçta kullanılan aletlerin şahitle ispatı mümkündür. Yapılan tahkikat sırasında, olay anında kimin elinde tabanca, bıçak,  silah , sopa şahitlerden sorulmalıdır.

12-)Mağdur  yerine getirdiği kamu görevinden dolayı darp edilmiş olabilr.Bundan dolayı kasten müessir fiil suçunun neden irtikap edildiğini tahkikat sırasında araştırılması gerekir. TCK 86/3(c). maddesine göre,  kamu görevinden dolayı irtikap edilen kasten müessir fiil suçundan dolayı verilen cezanın  yarı oranında  arttırılacağını hükme bağladığı gibi, kasten yaralama suçu resen takip edilir.Olay anında mağdur kamu görevinden ayrılmış olabildiği gibi emekli de olabilir.Burada araştırılması gereken sadece, kasten müessir fiil suçunun neden irtikap edildiği hususudur.Kasten yaralama suçunun neden irtikap edildiği, mağdurun iddiası, şahit delilleri hatta failin ikrarı veya olay anında sarf edilen sözlerden ispta edilebilir.

13-)5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/3(d) maddesine göre, fail kasten yaralama suçunu, sahip olduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle irtikap ederse, kasten yaralama suçu resen takip edilir ve  verilecek ceza da yarı oranında arttırılır. Mesela bir öğretmenin, öğrencisini  silahtan  sayılan sopa ile basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde darp etmesi halinde, TCK 86/2, 86/3(d), (e) maddeleriyle tecziye edilmesi gerekir. Hem silahla hem de kamu görevinden kaynaklanan nüfuzu kötüye kullanmıştır.Mağdurun, failin nüfuzu altında olup olmadığı araştırılmaldır.

14-) Kasten yaralama TCK.'nun 88/1. maddesinde belirtildiği gibi, ihmali bir davranışla irtikap edilmiş ise, failin, hukuktan kaynaklanan bir mükellefiyetinin bulunup bulunmadığı araştırılması gerekir. Çünkü ahlakî mükellefiyete uygun davranmamaktan kaynaklanan kasten  yaralanma halinde, suç oluşmaz.

15-)Kasten yaralama bazen, iki safahada meydana gelir. Bu durumda,   dosyanın muhafaza edilmesi gerekir. Mesela bir kimse silahla mağduru hayati tehlikeye maruz bırakacak şekilde TCK 87/1(d) maddesine mümas şekilde  yaraladıktan sonra, kurşunun mağdurun  kafasında kalmasından  bir süre sonra  kurşunun yeniden hareketlenmesi neticesinde mağdurun   5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  87/2(a) maddesine mümas olacak şekilde bitkisel hayata girmesine sebebiyet vermesi halinde  olayın ilk meydana tarihi suç tarih olarak kabul edilerek  ikinci olay zamanaşı içinde vuku bulmuş ise,  illiyet rabıtası da tespit edilmesi halinde  yeniden dava açılarak ikinci hüküm için verilecek ceza birinciden mahsup edilmesi gerekir.

16-)Kasten yaralama suçları ana bir suç olduğu için, başka buçlara birleşerek üçüncü bir suç veya 5237 sayılı Kanunu'nun 44. maddesine göre mürekkep suç oluşturabilir. Bu durumda, suç vasfını tespit için failin amacınıda araştırtıkma gerekir. Mesela TCK 108. tanzim edilen cebir suçu, 165. maddesine tanzime dilen  memura direnme, 148. maddesinde tanzim edilen gasp suçlarında, kasten yaralama  suçun unsurudur. Bundan dolayı kasten yaralama suçunun hangi amaçla irtikap ediliğini araştırmak gerekir. TCK  117. maddesinde tanzim edilen iş ve çalışma hürriyetini ihlal suçunda, cebir iş ve çalışma hürriyetini ihlal amacıyla irtikap edilmiş ise bu durumda suçun vasfı değişir.Bundan dolayı tahkikat yaparken cebir  veya müessir fiilin hangi amaçla irtikap edildiğini araştırtıkma gerekir.

Kasten Yaralama Suçunda Kullanılan Silahın Elde edilememesi

Suçta kullanılan silahın elde edilememesi halinde, şahitlerin ifadeleri, hekim raporu, yaranın tahribatına göre müspet veya menfi bir karar vermek gerekir.

Sanığın suçta kullandığı ve ele geçirilemeyen sopanın biçimi ve özellikleri mağdur, tanık ve sanıktan sorulup, mağdura ait adli raporda gösterilen yaralanmasının meydana geliş biçimi ve ölçütleri ile vücutta meydana getirdiği tahribatın ağırlığı itibariyle bu sopanın silah sayılmasına elverişli özellikler taşıyıp taşımadığı dolayısı ile 5237 sayılı Tük Ceza Kanunu'nun 6. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde açıklanan saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış veya saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli eşya olup olmadığı hususları irdelenip kesin olarak belirlenmeden, silah kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırıdır.(2.CD 08/03/2011 tarihli ve Esas No : 2009/36182  Karar No : 2011/4586 künyeli içtihadı)

Kasten Yaralama Suçunun Silahla İşlenmesi

Kasten yaralama suçunun, kaldırım taşı ile irtikap edilmesi halinde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86 /3(e) maddesi gereğince suç silahla işlenmiş sayılır

1-) Sanığın olayda  kullandığı ve 26/08/2007 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağında özellikleri belirtilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  6/1-f bendi kapsamında silahtan sayılan kaldırım taşıyla mağduru baş bölgesinden yaraladığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında mezkur Kanunu'nun  86/1.maddesi uyarınca kurulan hükümde aynı Kanunun 86/3-e maddesi uyarınca artırım yapılması gerektiğinin düşünülmemesi, hukuka aykırıdır( 1.CD  04/03/2011  tarihli ve  2008/9648 E   2011/1245K  sayılı içtihadı)

Kasten Yaralama ve Kavgaya El Uzatma

1-)5237 sayılı Türk Ceza Kanununda Kavgaya El Uzatma suçuna yer verilmemiştir. Bundan dolayı lehe ve aleyhe değerlendirme yapılarak hüküm kurulması gerekir.

2-)Kavgad el uzatmak suçuna, 5237 sayılı Türk Ceza  Kanununda yer verilmediği için,  sanığın kavgada mağdura boru ile vurup 3 gün mutat iştigalden kalacak şekilde yaralanması olayında, yaralamanın basit tıbbi müdahale ile giderilip giderilemeyeceği konusunda rapor alınarak  oluşacak yeni duruma göre lehe ve aleyhe durum değerlendirilmesi yapılmaldır

Kasten Yaralama ve Korku ve Panik Oluşturacak Şekilde Ateş Etme

1-)5237 sayılı TCK.nun 170. maddesinin eylemin başka bir suç oluşturması halinde söz konusu suçtan da ceza verilebileceği hususunda açık bir düzenleme içermemesi karşısında, sanığa mağduru yaralama kastıyla silahla 2 el ateş etmekten ibaret eyleminden dolayı 5237 sayılı TCK.nun 170. maddesi ile ayrıca ceza verilemesi gerekir.

2-)Eylem başka bir suçu oluştursa bile korku, kaygı ve panik yaratacak şekilde ateş edenlere ayrıca ceza verilmesini öngören 765 sayılı TCK.nun 264/7. maddesine karşılık gelen 5237 sayılı TCK.nun 170. maddesinin eylemin başka bir suç oluşturması halinde söz konusu suçtan da ceza verilebileceği hususunda açık bir düzenleme içermemesi karşısında, sanığa mağduru yaralama kastıyla silahla 2 el ateş etmekten ibaret eyleminden dolayı 5237 sayılı TCK.nun 170. maddesi ile ayrıca ceza verilemeyeceği gözetilmeden bu suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,)(1.CD  23.11.2006 tarihli ve Esas No:2005/2590

Karar No:2006/5128

Kasten Yaralama ve Mala Zarar Verme

1-)Kasten yaralama ve mala  zarar verme suçları birlikte irtikap edilebildiği gibi, fikri içtima hükümleri de birlikte  uygulanabilir. Kasten yaralama suçunun konusu ile yaralama suçunun konusu birbirinden farklıdır.

2-)Bir kimse,  arkadaşına çekiçle vurmak istereken, mağdurun çekilmesi sonucu, arabaya isabet etmesi nedeniyle arabanın camının kırılması halinde, muhtemel kasıtla  nası ızrar suçundan dolayı tecziye edilmesi gerekir.

3-)Bir kimse, bir yumrukla, mağdurun gözüne vurup gözlüğünü kırması ve gözünüde  kör etmesi halinde  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 44. maddesi gereğince  kasten yaralma suçundan ceza tayin edilmesi gerekir.Nası ızrar suçu muhakkak kastla irtikap edilmiştir

4-)Bıçakla, montunu, gömleğimi ve atletini  kestikten sonra dalağının da  alınacak şekilde yaralaması halinde, organ işlevin yitirilmesi olaşacak şekilde yarlama suçundan dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 44. maddesi gereğince tecziye edilmesi gerekir.Nası ızrar suçu, muhakkak kastla irtikap edilmiştir

5-)Bir kimse, mağdurun yüzüme tek yumrukla   vurur, mağdurun başının sallanması sonuçu mağdurun gözünde  bulunan gözlük veya kulağında bulunan kulaklık  düşerek kırılması halinde  fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.

Kasten Yaralama Ve Mesken Masuniyetini İhlal

1-)Kasten yaralama ve mesken veya işyeri masuniyetini ihal suçları birlikte irtikap edilebilir. Kasten yaralama suçu, mesken masuniyetini ihlale etme amacı ile irtikap edilmişse bu durumda, kasten yaralama suçu, mesken veya işyeri masuniyetinin  teşdit sebebi olur

2-)Kasten yaralma suçu, mesken veya işyeri masuniyetini ihal etmek amacı ile irtikap edilmiş ise, bu durumda  cebirle mesken veya işyeri masuniyetini ihlal suçundan dolayı işlem yapılması  gerekir. Mesela bir kişi, evden içeri girmek için müştekiyi veya mağduru darp etmesi halinde cebirle mesken masuniyetini ihlal suçundan işlem yapılması gerekir.Ancak, şüpheli veya mağdurun evine onun bilgisi ve rızası dahilinde  girdikten sonra ya da misafirliğe geldikten sonra müştekiyi darp etmesi halinde kasten yaralama suçundan hüküm kurulması gerekir.Kavga olayı bittikten sonra, şüpheli mağdurun ihtarına rağmen evden çıkmazsa bu durumda  mesken masuniyetini ihlal suçundan da işlem yapılması gerekir. Aynı şekilde şüpheli çıkmamak için müştekiyi darp etmesi halinde de cebir ve tehditle mesken masuniyetini ihal suçu vardır Ancak, şüpheli mağdurun ihtarından sonra makul evi terk etmesi halinde  mesken masuniyetini ihlal işlem yapılamaz.(29.12.2009)

Kasten Yaralama ve Taksirle Ölüme Sebebiyet Vermek

1-)Kasten yaralama ile taksirle ölüme sebebiyet vemek suçları birlikte irtikap edilebilir.

2-)Hususi  hukuk kapsamında kalan bir anlaşmazlık yüzünden  çıkan tartışmada,sanığın maktüle yönelik basit derecede müessir fiilde  bulunmasından sonra kronik kalp yetmezliği sonucu meydana gelen ölüm olayında sanığın cezalandırılmasına ilşkin hükmün bozulması kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda kamu davasınının 5237 sayılı Tüürk Ceza Kanunu'nun  72,86/2 maddesi uyarınca düşürülmesine  karar verilmiştir.Dosya kapsamından sanığın iş ortağı olan maktüle,kronik kalp hastalığını olduğunu bilmesine rağmen olay günü basit derecede etkil eylemde bulunduğu,inzimam eden olayın stresi ve eforu sonucunda gelişen kalp yetmezliği sonucu ölümün meydana geldiği,ölüm sonucunu istememekle birlikte öngördüğü anlaşılmakla 5237 sayılı Türk  Cezanun'nun  22/3 23,85 maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği düşünülmeden yazılı hüküm kurulması(1.CD  2006 tarihli ve  Esas No:2006/685  Karar No:2006/1921 künyeli içtihadı)

Kasten Yaralama ve Tehdit

“Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.” hükümleri yer almaktadır. İncelenen somut olayda, mahkemece, sanığın, elindeki taşla yakınan Y... Uzun’un üzerine yürümesi ve “gel seni de döveyim” biçimindeki sözlerle onu tehdit ettiği kabul edilerek yaralama ve tehdit suçlarından mahkumiyet kararı verildiği görülmektedir. 5237 sayılı T.C.Y.’nın 106/3 maddesi hükmü karşısında, mahkemenin uygulamasının hukuka uygun olduğu anlaşılmaktadır.

1-)Yasa yararına bozma isteğinin incelenmesine geçilmeden ilgili yasal hükümlerin göz önünde bulundurulmasında yarar vardır. 5237 sayılı T.Ceza Yasasının 106. maddesinin 1. fıkrasında “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.” 2. fıkrasında “Tehdidin; a) Silahla, b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle, c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, işlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” 3.fıkrasında ise “Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.” hükümleri yer almaktadır. İncelenen somut olayda, mahkemece, sanığın, elindeki taşla yakınan Y... Uzun’un üzerine yürümesi ve “gel seni de döveyim” biçimindeki sözlerle onu tehdit ettiği kabul edilerek yaralama ve tehdit suçlarından mahkumiyet kararı verildiği görülmektedir. 5237 sayılı T.C.Y.’nın 106/3 maddesi hükmü karşısında, mahkemenin uygulamasının hukuka uygun olduğu anlaşılmaktadır. (4.CD’nin 16.1.2008 tarih ve 2007/11616-2008/722 sayılı kararı)

2-)Sanığın, kavga sırasında, mağduru darp ederken 'seni öldürürüm' şeklinde tehdit etmesi, kasten müessir fiil suçunun unsuru olmayıp, bağımsız nitelikte bir tehdit suçunu oluşturur( 4.CD 01.03.2006 tarihli ve 17049/5052 künyeli içtihadı)

Kasten Yaralama ve Yağma

1-)Yağma sırasında, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış şekli meydana gelirse bu durumda ayrıca kasten yaralama suçundan ceza verilmesi gerekir

2-)Cebir, gasp suçunun unsurudur.Ancak, kasten yaralama sırasında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 87. maddesinde belirtilen netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu meydana gelmiş ise ayrıca yaralama suçundan doalayı da ceza verilmesi gerekir. Mezkur Kanunun 86. maddesine mümas yaralama, yağma suçunun unsuru olduğundan ayrıca yaralamadan dolayı ceza verilmez. 5237 sayılı Kanunun 43/3. maddesine göre de yağma ve gasp suçunda teselsül hükümleri uygullanmaz.

3-) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 148/3. maddesine( 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunun 501) göre, mağdurun herhangi bir vasıta ile kendini   savunamayacak hale getirilmesi de yağma suçunda cebir sayılır. Tahriş edici ve göz kamaştırcı sprey sıkarak fiil gerçekleştirilmesi halinde 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunun 495/1. maddesinde münas  gasp suçunu  oluşur( 6.CD. 2.11.1998, 9996/9886)

4-) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  149/2. maddesine göre, “yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun netice sebebiyle ağırlaşmış hallerin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır” hükmü karşısında; sanıkların yağma suçunu gerçekleştirirken, yaralamanın ağırlaşmış biçimini içermeden, katılanı 15 gün iş ve gücünden kalacak  şekilde yaralama eyleminin yağma suçunun öğesi olduğunun gözetilmesi zorunluluğu, (6.CD 23.02.2006 6.  Esas No    : 2005/11914 Karar No   : 2006/1776)

5-) Sanığın, olay günü yakalanamayan ve kimlikleri saptanamayan iki arkadaşı ile birlikte gündüzleyin saat 14.10 sıralarında cadde üzerinde telefonuyla konuşup yürüyen yakınanın arkasından gelerek, arkadaşlarından birisinin telefonu kapıp  birlikte kaçtıkları, yakınanın peşlerinden koşarak sanığı yakaladığı, aralarında boğuşma çıktığı, sanığın cebinden çıkardığı bıçağı açmaya çalışırken yakınanın farkına varıp bıçağı elinden aldığı, sanığın bir fırsatını bulup kaçtığının anlaşılması ve kabul edilmesi karşısında; sanığın eyleminin, 765 sayılı TCY'nın 495/2. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 497/1. maddesine uyan, kendisini cezadan kurtarmaya yönelik yağma suçuna karşılık, 5237 sayılı Yasanın dolaylı yağma suçuna yer vermemiş olması da gözetildiğinde, aynı Yasanın 142/2-b ve 86/2-3-e, 35/1-2. maddelerine uyan, hırsızlık ve yaralamaya kalkışma suçlarını oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykıdır .( 6.CD 05/07/2007 tarihli ve  Esas No:2007/95  Karar No:2007/8476 künyeli içtihadı)

6-)Sanık Mehmet'in, gasp suçu sırasında  Ahmet'i bıçakla hayati geçirmeyecek şekilde 15 gün mutat iştigalden kalacak şekilde  yaralaması fiili, 5237 sayıl Türk Ceza Kanunu'nun 87. maddesi kapsamında kalan  müessir fiil olmadığından,  gasp suçunun cebir unsuru içinde kaldığı gözetilmeden  mezkur kanunu'nun  149/2. fıkrasına aykırı olacak şekilde ayrıca kasten yaralama suçundan da ceza verilmesi hukuku aykırıdır( 6.CD  21.12.2006 tarihli ve 19449-14795 künyeli içtihadı)

7-)Müdahilin tüm aşamalarda alınan ve devamlılık gösteren ifadelerinde ; sabah namazına gitmek için evinden çıktığı sırada yol kenarında park halinde duran kamyonun kapı çamından yarıya kadar girerek kapıyı açmaya çalışan bıyıksız hırsızı yakaladığı sırada, bu şahsın belinden çıkardığı ucu sivri ve bıçağa benzeyen aleti kendisine doğru bir kaç defa sallayarak elinden kurtulup kaçtığını iddia ettiği anlaşıldığına göre; eylemlerinin yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunda delilleri takdir ve değerlendirme yetkisinin üst dereceli mahkemeye ait olduğu gözetilerek,her iki sanık hakkında da görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devamla hırsızlığa eksik teşebbüs suçundan mahkumiyet kararı verilmesi yasaya aykırıdır .(10.CD  Esas No:2004/5949  Karar No:2005/18567 künyeli içtihadı)

Kastı Aşan Adam Öldürme ve Taksirle Adam Öldürme

Kavga sırasında sanığın kalp hastası olduğunu bilmediği maktuleye eliyle vurup basit tıbbi müdahaleyle giderebilecek şekilde yaraladığı, maktulenin kendisinde mevcut kronik kalp hastalığının olayın stresi ve eforu neticesinde aktif olmasına bağlı solunum ve dolaşım yetmezliği sonucu öldüğü, ölümle sanığın eylemi arasında illiyet bağının bulunduğu olayda; sanığın eyleminin 765 sayılı TCK'nın 452/2. maddesinde düzenlenen suçu, 5237 sayılı TCK açısından ise eylemin 86/2, 22/3. maddeleri delaletiyle 85/1. maddesinde düzenlenen taksirle ölüme sebebiyet verme suçunu oluşturur.

2-)Olay günü sanığın eşi Esefin maktule Huriye'yi sanıkla birlikte oturdukları eve getirdiği ve sanığa maktuleyi ikinci eş olarak alacağını söylediği, bu nedenle aralarında kavga çıktığı, kavga sırasında sanığın kalp hastası olduğunu bilmediği maktuleye eliyle vurup basit tıbbi müdahaleyle giderebilecek şekilde yaraladığı, maktulenin kendisinde mevcut kronik kalp hastalığının olayın stresi ve eforu neticesinde aktif olmasına bağlı solunum ve dolaşım yetmezliği sonucu öldüğü, ölümle sanığın eylemi arasında illiyet bağının bulunduğu olayda; sanığın eyleminin 765 sayılı TCK'nın 452/2. maddesinde düzenlenen suçu, 5237 sayılı TCK açısından ise eylemin 86/2, 22/3. maddeleri delaletiyle 85/1. maddesinde düzenlenen taksirle ölüme sebebiyet verme suçunu oluşturduğu, bu nedenle 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK'nın olayla ilgili bütün hükümlerinin yargı denetimine imkan verecek şekilde somut olarak karşılaştırılması ve lehe yasanın tespiti ile uygulama yapılması gerekirken, lehe yasa karşılaştırmasında olayda uygulama yeri bulunmayan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun  87/4. maddesi esas alınarak yazılı şekilde uygulama yapılması,(1.CD  02.11.2009 tarihli ve Esas No:2009/8505  Karar No:2009/6505  Kaynak:YKD 2010/2)

Kasten Yaralanma Halinde Mağdur Eşin Hakları Nelerdir?

Kasten yaralanma halinde(in case of intentional injury), ceza davasının açılmasının yanıda mağdur(victım) eşin maddi ve manevi tazminat talep etmek hakları vardır. Ayrıca, eşinin evden uzaklaştırılmasını aile mahkemesinden talep edebilir. Şüpheli eş kamu görevlisi ise, eşinin kurumuna ihbarda bulunup disiplin cezası almasını sağlayabilir.

Eşe yani karı veya kocaya karşı kasten yaralama(intentiona injury) suçu şikâyete tabi değildir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 86/3. fıkrasına göre, şikâyet aranmaksızın resen takibat yapılır ve verilecek ceza da yarı oranında arttırılır. Fail, eşine bir tokat atsa da resen takip edilir ve şikâyetten vazgeçme ile düşmez. 5237 sayıl Türk Ceza Kanunun 86/3.fıkrası nedeni ile 15 yıl sürmüş bir evlilik bozulma noktasına gelebilir. Mağdurun olaydan sonra pişman olması sonucu değiştirmez. Verilen ceza, sanığın adli sicil kaydına geçer ve sanık sabıkalı hale gelir.Müştekinin, şüpheliden olma müşterk çocuklar varsa, müştekinin çocuğunun babasını sabıkalı duruma düşürmüş olur. Bazı ciddi kamu Kurum ve Kuruluşları işe alacakları kişinin yanında kardeşlerinin , anne ve babasının da adli sicil kaydını da  aradığından, mağdur, hükümlüden olma müşterek çocukları da zarar görür.

Kasten yaralama suçu, tehdit, hakaret, hırsızlık suçu ile birlikte işlenmesi halinde her suç için ayrıca şikâyette(complaint) bulunulup delillerin belirtilmesi gerekir. Her bir  suç birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir.

Ancak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 231. maddesine göre, hâkim şartların mevcut olması halinde, kesin hükmün açıklanmasını erteleyebilir. Bu durumda, kesin hükmün açıklanması ertelendiği için, adli sicil kaydı da oluşmaz. Kesin hükmün ertelenmesinin şartlarından biri de verilecek cezanın iki yıl veya daha az olması gerekir.

Mağdure(victim) eşine karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ayrıca eşi bir kamu kurumunda görevli ise, eşi hakkında disiplin yönünden işlem yapılması için kurumuna ihbarda bulunarak, eşinin disiplin cezası almasını sağlayabilir. Şüpheli memur(public officer) olması halinde, görevle ilgili olmayan bir suçtan dolayı tanzim edilen iddianamemin bir örneğinin 657 sayılı Kanunun 131. maddesine göre, disiplin yönünden gereğinin takdir ve ifası için şüphelinin bağlı olduğu kuruma gönderilmesi gerekir. Kasten yaralama suçu yüz kızartıcı bir suç değildir. Ancak, vatandaşlar bazen ' sen sabıkalısı ' şeklinde bir yaklaşım sergilemektedir.

Eşinin, kendisini darp ettiğini ya da yaraladığını iddia eden kişi, öncelikle Zabıta veya Polise gidip, darp edildiğine  dair rapor aldırması gerekir. Darp edildiğine dair adli rapor alındıktan sonra, çocuğu, komşunu gibi şahitlerinin de isim ve adres, telefon, imeyil adresini de  adli makamlara bildirmesi gerekir.Kasten yaralama suçundan mahkumiyet için adli rapor alınması şart değildir. Mağureye vurulan tekme ve yumruğu şahitle ispatlanması yeterlidir.

Bayan eş, 4320 sayılı Kanun gereğine, eşi hakkında evden uzaklaştırma gibi tedbir uygulanmasını aile mahkemesinden talep edebilir.Evden uzaklaştırma kararına rağmen eş eve gelirse eş hakkında 5237 sayılı Ceza Muhakmesi Kanunu'nun 116/1. maddesi gereğince mesken masuniyetini ihlal suçundan işlem yapılması gerekir. Tedbir kararına rağmen eve gelen eş hakkında, 4320 sayıl Kanunu'nun 2. maddesi gereğince dava açılması gerekir.

Soruşturmaya  yapan makamların, müşteki eşin bizzat ifadesini almasında fayda vardır. Mümkün ise hem zabıtada hem de Cumhuriyet savcılığında ifade alımalıdır. Uygulamada görüldüğü gibi, eşler genellikle aile menfaatlerini veya birlikte geçirdikleri güzel anıların hatırına, ‘eşin aslında beni darp etmedi, sinirle kenidimi  kapıya, pencereye vurdum, ayaklarımdaki yara ve bere  romatizma ilaçlarından oldu şeklinde ifade değiştirmektedirler. 01.03.2011





KONUT VE İŞYERİ MASUNİYETİNİ İHLAL ETMEK SUÇU

Apartmanlarda Mesken Masuniyetinin İhlali

1-)Aparmanlarda  mesken  masuniyeti, apartmanda kalmayan kişiler için cümle kapısından  başlar.Apartmanda  kalanlar için ise duruma farklıdır.

2-)Mesken masuniyetini ihlal suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 116. maddesinde tanzim edilmiştir. Koruma altına sadece konut değil, konutun eklentileri de dahil edilmiştir. Bu konuda eski ve yeni Ceza Kanunlarımızda bir fark bulunmaktadır.

3-)Ancak ' konut' kavramı, kanunun amacına uygun değildir. çünkü her mesken konut değildir. Mesela mağarada yaşan biri için orası meskendir. Ancak mesken olmasına rağmen konut değildir. Aynı şekilde karavan, mesken olarak kullanılabilmesine rağmen konut değildir.

Ceza Hukukunda Meskenin Kapsamı

Mesken kavramı konut kavramından farlıdır. Konut kavramı kanunun amacına uygun bir tabir değildir.

1-)Mesken, kişilerin yatmak, barınmak yemek içmek gibi amaçlar için tahsis edilen kalıcı veya geçici   mekanlardır. Mağara olabileceği gibi, çadır, çardak, karavan da olabilir.

2-) Türk Ceza Kanunu'nun da meskenin  tanımı yapılmamıştır.

3-)Mesken ile ikametgah eş anlamlı değildir.Her zaman mesken ile ikametgah örtüşmeyebilir.

4-)Yargıtay uygulamasına göre bir yerin  mesken olabilmesi için fiilen  kullanılması gerekir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  24 Kasım 1986 tarihli  'Gillow-Birleşik Kırallık Davasında; 19 yıldır fiilen  kullanılmayan, ancak  davacıların  mezkur  evle  ilişkilerini kesmemeleri ve  dönme niyetleri bulunması nedeniyle,  eve girilmesini,  mesken masuniyetini ihlâl olarak kabul etmiştir.

5-)Aile Konutu Kavramı.  4721 sayılı  Türk Medeni Kanunu'nun  185/3. maddesine göre, birlikte yaşamak zorunda kalan eşler mezkur Kanunu'nun 186/1. maddesine göre  oturacakları konutu birlikte seçerler. Türk Medeni Kanunu'nun  194. maddesinde 'aile konutu' kavramı düzenlenmiştir.Aile konutu,  eşlerin  bütün yaşam faaliyetini   gerçekleştirdikleri, yaşantısını buna göre yön verdiği  açı ve tatli günlerini içinde yaşadığı  anılarla dolu bir mekan olarak tanımlanmıştır.Aile konutunun mülkiyeti diğer eşe ait olsa bile aile konutuyla ilgili  hukuksal tasarruflar bakımından  eşin rızası aranmıştır.Evlilik birliği   resmi olarak devam ettiği sürece, hakim kararı yoksa, eşin  diğer eşi kapıyı kilitleyerek eve almaması fiili,  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 232/1. maddesine mümas aile bireylerine kötü davranma suçunu oluşturur.(18.03.2009 tarihli ve 2006/13938E  ve 2008/4333K sayılı içtihadı, YKD Eylül 2009,

6-)Konutun veya işyerinin bir kısmı mesken olabilir. Mesela bir mesafir geceleyin  kalması için  kendisine tahsis edilen odadan, kalkarak ailenin yatak odasına girmiş olursa mesken masuniyetini ihlal suçunu irtilap etmiştir. Yatak odası konut değil, ancak suç anı itibariyle meskendir.

İşyeri Müştemilatı Kavramı

5237 sayılı Kanunu'nun yürülüğe  girmesi ile, işyeri ve  müştemilatı(It is associated buildings) da koruma kapsamına girmiştir

1-)İşyeri Müştemilatı. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Divanı işyerlerinin yani meslek ve ticari faliyetlerin yürütüldüğ yerlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesine göre konut sayılacağını belirtmiştir

2-)Herhangi bir rızaya gerek ihtiyaç duyulmadan, market, bakkal ve kahve gibi girilen yerler bu kapsamda değerlendirilmez.

2-)Ancak avukatlık, mimar, doktor bürolarına izinsiz girilmesi halinde iş yeri  masuniyetini ihlal suçu olur.Bir  doktorun labaratuvar olarak kullandığı binanın bitişiğinde bulunan  mekan  iş yeri müştemilatı(its associated buldings) olarak kabul edilebilir.

3-)Yine bir avukat, hekim, muhasebeci, mühendis veya diş hekimin  evraklarını sakladığı aynı iş hanında bulanan arşi  de işyeri müştemilatı sayılması gerkir.

4-)Bize  göre, bu düzenleme yerinde ve hukuka uygundur.Çünkü, iş işyeri sahibinin,  mahrem olarak muhafaza etmek zorunda olduğu  belge, CD ve sair  kıymetli evrak  sayısı günden güne artmaktadır.

5-)İşyeri ve müştemilatının koruma altına alınması Avrupa Toplulukları Adalet Divanının kararlarına uygudur.

Mesken Masuniyetini Hileyle İhlal Etmek

Hile ile mesken veya işyerine girerek ya da hile mesken ya da iş yerinden çıkmamak suretiyle mesken masuniyetini ihlal(Violation of immunity of Residence) etmek mümkündür.Ancak hile ile mesken masuniyetini ihal etmek teşdit sebebi değildir.

1-)Mesken masuniyetini hile ile ihlal suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 116. maddesinde teşdit sebebi olarak sayılmamıştır.Ancak hile ile irtikap edilmesi mümkündür. Mesela, bir kişinin hasta birinin evine gelerek kendisini apartmana yeni taşınan komşu olarak tanıtıp hasta ziyaret edeceğim şeklindeki bahane ile eve girdikten sonra, hırsızlık yapması fiilinde hem mesken masuniyetini ihlal hem de bina içinden hırsılık suçu vardır.Ancak mesken masuniyetini hile ile irtikap etmek teşdit sebebi değidir.Geceleyin işllenirse mezkur maddenin (4) fıkrasına göre verilecek ceza arttırılır.

2-)Hile ile mesken masuniyetini ihlal etmek(Violation of  the immunity of Residence) eve sahibinin rızası bitiğinde evden çıkıyormuş gibi yaparak çıkmamak yani evde ya da iş yerinde kalmaya devam etmeye misal olarak verilebilir.Akşam ziyarete gelen bir misafirin, evden ayrılıyormuş gibi hareketlerde bulunarak evin kilerine saklanması ve bilahare evin hamımı ile cinsel ilişkiye girmesi misal olarak verilebilir.Bankada veya markette çalışan bir işçinin akşam çıkmış gibi yaparak içerde saklanmak ve hırsızlık için gelen arkadaşlarına kapıyı açması fiilinde hile ile geceleyin mesken masuniyetini ihlal suçu vardır

Hile ile mesken masuniyetini ihlal suçu birden fazla kişi tarafından da irtikap ediebilir.Bu durumda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun(Turkish Penal Code) 119/1-c maddesi gereğince cezanın arttırılması gerekir.

Mesken veya İşyeri Masuniyetini İhlal Suçunda Mağdur

1-)Mesken veya işyeri masuniyetini ihlal suçunda hürriyet aleyhine irtikap edilen suçlardandır. Dolayısı ile mezkur suçta mağduru tespit etmek için suçun vasfını dikkate almak gerekir.

2-)Farazi rızasızlık konusu, ancak, eklenti sayılan bir yere hukuka aykırı bir amaçla girmeyi değil, bu amacı gerçekleştirmek için  yapılan hukuka aykırı  girişimler ve davranışlarda da söz konusudur.Mesela ,fail zina için  eşin rızası ile eve girdiği yerde bu türden hukuka aykırı  davranışlarda bulunduğu anda ve yalnız bu anda evliliğe sadakat ihlal edilecektir. Diğer eşin konuta girmeye ve orada kalmaya razı olmayacağı varsayılmıştır. Bu elbette doğrudur ve fiil suçtur.faili de ikidir.Bunlar zina girişiminde bulunan kişiler  yani evli eş ve suç ortağıdır.Mağdur ise öbür eştir.Bu güne değin sürekli failin iyiniyetine  göre mesken veya eklenti kavramına ulaşıldığından  yalnızca bir fail tecziye edilmiştir. Bundan dolayı bu kavram yalnış temellendirilmiştir.Hem de farazi rızasızlık  olgusu ile  failin kötü niyeti birbirine karıştırılmıştır.Oysa mesken masuniyetini ihlal suçu genel ve belirsiz kastla irtikap edilen suçlardandır(Sami Selcuk, farklı gerekçeyle muhalefet, YCGK. 11.03.1991 tarihli ve 4-25/67)

2-)Apartmanın cümle kapısından sonraki  koridorlar, katlara girilen kapıların ön kısımları  o katlarda oturanların  müşterek müştemilatı bulunmaktadır.Bu kısımlara mahsus  ve kötü bir niyetle giren  kimse  apartman sakinlerinin hürriyetini ve  masuniyetini ihlal etmiştir.(27.01.1969 tarihli ve 542/31 sayılı Ceza Genel Kurulu Kararı)

Kardiyoloji Bölümündeki Hemşire Odası

1-)Akdeniz Üniversitesi Kardiyoloji bölümünde bilgisayarın bulunduğu hemşire odası, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi olağan yerlerdendeğildir

2-)Akdeniz Üniversitesi Kardiyoloji bölümünde bilgisayarın bulunduğu hemşire odası, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi olağan yerlerden olmadığından tebliğnamedeki (2) numaralı bozma düşüncesi benimsenmemiş,,(6.CD  06/10/2009 tarihli ve Esas No:2008/26995 Karar No:2009/12798 sayılı içtihadı)

Gözcülükle Mesken Masuniyetini İhlal Suçuna İştirak

1-) Mesken masuniyetini ihlal suçunda gözcülük suça doğrudan katılmadır

2-) Sanıkların önceden verdikleri  suç işleme kararı ile  katılanların meskenlerinin önüne geldikleri, bir tanesinin gözcülük yaparken diğerinin içeri girdiğinin anlaşılması karşısında,  gözcülük yapan sanığın  da mesken masuniyetini ihlal suçuna doğrudan katıldığı gözetilmeden her iki sanık hakkında   5237 sayılı Türk Ceza Kanunun  37/1 maddesi yerine mezkur Kanunun 39/2(c) maddesiyle hüküm kurulması kanuna aykırıdır( 6.CD 11.05. 2009 tarihli ve 2008/18988E ve 2009/8323K sayılı içtihadı)

3-)5237 sayılı Türk Ceza Kanunun  141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCY.nın 493/1. maddesinde yer alan suçun öğelerenin farklı olduğu, hükümlünün arkadaşının gözcülüğünde saati belli olmayan zamanda yakınanın üçüncü katta bulunan evine balkon kapısından şahsi çeviklik suretiyle diğer daire balkon korkuluklarından tırmanarak girdikten sonra hırsızlık yaptığının anlaşılması karşısında; fiilinin  5237 sayılı Yasanın 142/1-b maddesinde belirtilen hırsızlık suçunun yanı sıra aynı yasanın 116/1, 119/1-c maddelerindeki birden fazla kişiyle konut dokunulmazlığını bozma suçunu da oluşturtuğu gözetilmeden, bu konuda değerlendirme yapılmaması bozmayı gerektirmiştir(6.CD05.10.2009 tarihli ve  Esas No:2009/3652  Karar No:2009/12749 sayılı içtihadı)

Ayrı Yaşayan Eşin Konuta Girmesi

Sanığın, aralarında boşanma davası süren  eşinin kaldığı müşterek konutlarına girmeye çalışmsı mesken masuniyetini ihal suçu(Violation of the immunity of the Residence) oluşturmaz.

1-)Sanıkla katılan resmi nikahlı karı-koca olup, suç tarihinde aralarındaki boşanma davasının devam ettiği, sanığın ara sıra eve  gelip kaldığı, ancak  katılanın sanığın eve gelip kalmasından dolayı  rahatsız olması nedeniyle,  kapının kilidini değiştirdiği,  olay günü sanığın eve gelip zorla içeri girmeye çalıştığı olayda;  taraflar arasında ayrılık kararı bulunmaması  ve sanığın evde kalmasını  yasaklayan  herhangi bir tedbir kararının da verilmediği anlaşılması karşısında,  sanığın eve girmesi hakkı olması nedeniyle, müsnet suçun unsurları tekevvün etmemiştir(2.CD 23.02.2009 tarihli ve 2008/34239 Esas ve 2009/7828 karar sayılı içtihadı YKD Nisan 2009)

Birlikte Yaşanan Evde Rıza

1-)Birlikte yaşanan evde, bayanın(çocuğun) gayri resmi olarak yaşadığı eve  başka bir erkediği  birlikte yaşamak için alması, evde yaşayan diğer erkek(baba) hukukunu ihlal etmez

Konut (mesken), devamlı ya da geçici olarak kişilerin yerleşmek ve barınmak amacıyla oturmalarına elverişli yerlerdir.Bir yerin konut ya da eklenti olup olmadığı ise, ondan yararlanmaya hakkı olanların açık ya da örtülü biçimde sergilenen iradeleriyle belirlenir.

Türk Ceza Yasası'nın 116.maddesinde düzenlenen konut dokunulmazlığını bozma suçu, bireysel özgürlüğe karşı işlenen suçlardandır. Bu suçla korunan değer, konuttan yararlanmaya hakkı bulunanların kişi özgürlüğüdür. Bu varlık, değer ya da yararlar, her zaman ve her yerde değil ancak konut ya da eklenti sayılabilen yer koşulu ile sınırlıdır.

Bu madde ile irade ve rıza özgürlüğünü ihlal ederek konut ya da eklenti sayılabilen yerlere girmeyi yasaklamıştır.

Konut, aile bireylerinden ya da birden fazla kişi tarafından birlikte kullanılması durumunda, birlikte oturanlardan birinin konuta girme konusunda geçerli rızasından söz edebilmek için bu kişinin rızasına dayanarak giren failin(sanığın) konutta oturan başkalarının haklarını çiğnememesi gerekir. Başka bir anlatımla, konutu birlikte kullananlardan, bu kimsenın failin(sanığın) konuta girmesine ilişkin rızasının geçerli olması için, bu hukuka aykırı ve başkalarının haklarına saldırı niteliğinde bulunmamalıdır.

Somut olayda, Almanya'da yaşayan katılan, eşinden ayrılmış olan kızına ve torunlarına Türkiye'de bulunan konutunu(evini) devamlı oturmaları için koşulsuz olarak tahsis etmiştir. Kızı da kendisinin yararlanması için katılan tarafından verilen bu konuta aralarında resmi evlilik birliği de olmadığı halde sanığı da alarak, birlikte yaşamaya başlamışlardır. Katılanın kızı ile sanığın, katılannın evinde birlikte üç yıl kadar kaldıktan sonra, katılan Almanya'dan dönmüştür.Katılan, kızına oturması için bıraktığı konuta yerleşerek, kızı ve kızının birlikte karı koca gibi yaşadığı sanık ile birlikte oturmaya başlamıştır. Bu şekilde üç ay süre ile birlikte yaşayan katılan, daha sonra kızına sanığın eve gelmesini istemediğini bildirmiştir.kızı ise, sanık ile uzun süredir bu evde birlikte yaşadığını, bundan sonra da birlikte yaşamaya devam edeceğini açıklamıştır. Katılan ise, sanığın kendi rızası olmadığı halde, kızının rızasıyla birlikte oturdukları mülkiyeti kendi adına olan konuta(eve) gelerek kızı ile karı koca gibi yaşadığı için konut dokunulmazlığını bozma suçunu işlediğinden dolayı şikayetçi olmuştur.

Sanık, katılanın kızı ile bu konutta uzun süredir birlikte yaşamaktadır.Bu nedenle katılanın evine serbestçe girip çıkmaktadır. Katılanın kızı ise eşinden boşanmış, 14.11.1965 doğumlu olup ergindir ve eve serbestçe giren sanık ile resmen evli olmadığı halde karı koca gibi birlikte yaşamaktadır. Bu durumda, katılanın kızı üzerinde hukuki bir otoritesi ve kızının cinsel özgürlüğünü sınırlama yetkisi yoktur. Ergin olan kızının, erkek arkadaşını kabule ve onunla özgürce ilişkiye girme hakkı vardır. Bu yüzden de, katılan annesinin Almanya'dan döndükten sonra, birlikte yaşadığı ortak konutun dokunulmazlığının bozulup bozulmamasında kendi rızası başta rol aynayacaktır.

Sanığın, katılanın kızının rızasına dayanarak, katılanın kızı ile paylaştığı ortak konuta girmesi, hukuka aykırı olmadığı ve katılanın haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığı açıktır.Bu nedenlerle, konut dokunulmazlığını bozma suçu unsurları itibariyle oluşmadığı halde, sanığın hükümlülüğüne karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan, hükmün BOZULMASINA, ( 2.CD 14.07.2010 tarihli ve  Esas No:2009/18905  Karar No:2010/23843  künyeli içtihadı)

KARŞI OY:

Konut dokunulmazlığını bozmak suçu hak sahibinin rızası dışında konuta girmek veya rızası ile konuta girdikten sonra çıkmamak suretiyle işlenebilir. Konut dokunulmazlığını bozmak suçu ile Türk Ceza Kanununun korumak istediği yerler “mesken veya meskenin eklentileri”dir.

Konuta girmek,failin bütün vücudu ile tamamen konuta girmesi demektir.Konuta veya eklentisine nereden girildiğinin önemi yoktur.

Konuttan çıkmamak,konut sahibinin rızası ile girilen konuttan,söz, hareket ve tavırlarıyla kendisini çıkmaya davet edilmesine rağmen, çıkmamaktadır.

Konuta rıza olmadan, gizlice veya hileyle girilmesi hâlinde bu suç oluşmaktadır. Sahibinin rızasına dayalı olarak konuta girildikten sonra bu rızanın geri alınmasıhâlinde; konutun terk edilmemesi hâlinde suç oluşur. Açıklanan rızanın, sakatlanmamış olması gerekir.

Suçun,genel suç kastı ile işlenmesi yeterli olup özel suç kastı aranmamıştır.

Evlilik birliğinde aile bireylerinden birinin rızasının olması,hukuka uygunluk sebebidir.Konutun birden fazla kişinin ortak kullanması durumunda, bunlardan birinin rızasının olması hukuka uygunluk sebebidir.Konut,sahibinin rızasıyla bu yere girilmesi hâlinde suç oluşmayacaktır.Rızanın varlığı veya yokluğu,failin davranışlarına; amacına, giriş nedenine göre tespit edilmelidir.Yerel ve olaysal koşullar, gelenekler nazara alınmalıdır.Sütçünün süt, gazetecinin gazete, postacının mektup bırakmak için eklentiye girmesinde örtülü rıza mevcuttur.Ancak aynı yere,ırza geçmek,söz atmak tasaddide veya sarkıntılıkta bulunmak, röntgencilik yapmak için girilmesinde rızanın varlığı kabul edilemez. Çünkü; konut sahibinin huzuru, güvenliği bozulmuş,kişisel özgürlüğü ihlâl edilmiştir.

Bu itibarla;konuta girmede,burayı kullanma ve tasarruf etme hakkına sahip olanların rızalarının tespiti zımnında,sanığın davranışları değerlendirilmeli,giriş amacı araştırılmalı,olaysal olarak değerlendirme yapılmalıdır.

Her halde de rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması zorunludur.Meşru amaç,hukuka aykırı olmıyan,hukuk düzeni tarafından suç kabul edilmeyen,haksız sayılmayan,yani hukuk düzenini bozmayan amaçlardır.

Ortak kullananlardan birinin,şehvet amacıyla bir başkasını konuta alması hâlinde, meşru bir amaca yönelik olmadığından, vaki rızası geçersizdir.(Haydar Erol Gerekçeli ve Açıklamalı Türk Ceza Kanunu 2010 sayfa 2178-2179)

Bu konuda hemen hatırlanması gereken iki içtihadı birleştirme kararı :

Karının çağırması üzerine, kocanın örtülü (zımni) olarak anlaşılan onamasızlığına karşın, cinsel ilişkide bulunmak maksadıyla konuta girmek eylemi bu konutun dokunulmazlığını bozmak suçunu oluşturur.(İçt.Birl.K. 18.02.1942 21 – 4)

Hizmetçinin yasal olmayan bir maksat için eve aldığı kişinin bu hareketi, kendisini oradan çıkarmak hakkına sahip kimsenin rızası dışında olmuş demektir.Bu nedenle konut dokunulmazlığını bozmak cürmünü oluşturur.(İçt.Birl.K. 12.03.1941 38 – 8)”şeklindedir.

Genel açıklamarlardan sonra somut olayımıza gelince:

Katılan P. Arslan tapusu kendisine ait olan ve örneği Dosyada bulunan evinde suç tarihinden bir yıl öncesinden itibaren oturmaktadır.Almanyadan kesin dönüş yapmadan önce evini eşinden ayrılan ve iki çoçuğuyla yaşayan kızının kullanımına vermiş ve kesin dönüşten sonrada evine yerleşerek kızı ve torunlarıyla yaşamaya başlamıştır.Konutun sahibi katılandır.

Kızı Konutun ortak kullananı durumundadır ve gayrı meşru ilişki içinde olduğu üçüncü bir kişiyi konuta almaktadır.Kızın,yasal olmayan bir maksat için eve aldığı sanığın bu hareketi, kendisini oradan çıkarmak hakkına sahip kimsenin rızası dışında olmuş demektir.Bu kişi katılanın rızası dışında eve gelmekte ve kendisinin konuta girmesine müsaade etmiyen katılana evde kızınında hakkı olduğunu söylemekte evden çıkmamakta ve katılana karşı tavır koymaktadır.

Katılanın sanığa konutunu terk etmesini söyleyip sanığın konutu terk etmemesi fiili durumdur.Sahibinin rızasına dayalı olarak konuta girildikten sonra bu rızanın geri alınması;hâlinde konutun terk edilmemesi hâlinde suç oluşur. Konutun ortak kullananı durumunda olan katılanın kızının, rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik değildir.Gayrı meşru birlikteliği devam ettirmek,Meşru amaç değildir.Zira Meşru amaç,hukuka aykırı olmıyan,hukuk düzeni tarafından haksız sayılmayan,yani hukuk düzenini bozmayan amaçlardır. Yerel ve olaysal koşullar, gelenekler nazara alındığında ortak kulananın ısrarı hoş karşılanmaz.Sanık hakında yerel mahkemenin kurduğu hüküm isabetlidir ve Tebliğnameye uygun olarak ONANMASI gerektiği düşüncesindeyim.

Konut Veya İşyeri Masuniyetinde Farazi Rıza

1-) Konut veya işyeri masuniyetinde rıza açık olabileceği gibi gizlide olabilir

2-) Rıza olduğu gerekçesiyle başkasının evine giren kişi hakkında  5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 30/1 maddesine ğöre değerlendirme yapılmalıdır. Failin suçun maddi unsurlarında hataya düşüp düşmediği araştırılmalıdır. Fail hataya  düşmüşse mesken masuniyetini ihlal suçundan ceza verilmez

3-) Sanığın, davacının  oturduğu evin  sahibi olduğu, aynı çatı altında  ikamet ettikleri ve müştekinin evine aralarındaki ilişkinin iyi olmasına güvenerek tamirat için girdiğinden  mesken masuniyetinin ihlal kastı bulunmamaktadır( CGK. 31.03.1975  tarihli ve 1975-53/1975-72 sayılı içtihadı)

4-)Rıza olduğu ğelenektende anlaşılabilir. Adres sormak için apartmana girmek  girilmesi halinde  mesken masuniyetini ihlal suçu oluşmaz.Hem gayrimeşru bir amaç bulunmumaktadır hem de geleneksel olarak rızanın varlığı kabul edilmektedir

5-) Evli bir kadınla cinsel ilişkiye girmek için kocanın ikametgahına girilmesi halinde  amaç gayrimeşru olduğundan kocanın rızasının olmadığı kabul edilir( 2.CD 01.12.2005 tarihli ve 2004/16479, 2005/27656 sayılı içtihadı)

6-)Hile ile izin verilmesi halinde ise  durum biraz farlıdır.Koca'nın talimatıyla,  karısına sarkıntılık yapan kişinin,  karı tarafından meskene  dövülmek için davet edilmesi halinde  Yargıtay son içtihadlarına göre  suç oluşur. Yargıtay 4.CD  27.04.  1998 tarihli ve  1200/1683 sayılı içtihadına göre,  irtikap ettiği sarkıntılık suçu nedeniyle  yakalanmasını teminen  müdahillerin serbest iradesi olmayan  davetini kabul edip eve gelen kişi  geceleyin mesken masuniyetini ihlal suçu oluşmuştur.Doktrinde farklı görüşler olsade Yargıtay'ın tatbikatı doğrudur.Ancak Yargıtay'ın  daha önceki kararları suçun oluşmayacağı yönündeydi.Yargıtay  4. Ceza Dairesinin  23.11.1960 tarihli ve  8851/10308 sayılı içtihadı) Bize göre Yargıtay'ın son kararı doğru ancak gerekçesine katılmıyoruz. Çünku bir kişi bir apartmana zina, fuhuş, uyuşturucu kullanmak gibi gayri meşru bir amaçla bir apartmana girmekle  suç oluşur. Bu suçun mağduru bütün apartman sakinleridir

Konut Masuniyetini İhlal ve Mala Zarar Verme

Nası ızrar(Damage to Property) suçu ile mesken masuniyetini veya işyeri masuniyetini ihlâl  suçu birlikte irtikap edildiğinde gerçek içtima hükümleri tatbik olunur.

1-)Mesken masuniyetini ihlal suçu ile nası ızrar(damage to Property) suçu ile birlikte işlendiğinde gerçek içtima hükümlerinin tatbik edilemesi gerekir.Her iki suç birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekir.Mesken  veya işyeri masuniyetini ihlal suçu uzlaşmaya tabidir.Ancak Nası ızrar suçunun sadece basit şekli(151. maddesindeki tanzim edilen şekli) şikâyete tabidir.5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 152. maddesinde tanzim edilen nası ızrar suçunun vasıflı şekli şikayete tabi değildir. 5560 sayılı Kanunla değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemsi Kanunun 253/3. fıkrasına göre, şikayete tabi bile olsa, mezkur kanunun 168. maddesi gereğince etkin pişmanlık hükümleri tatbik edilebildiğinden uzlaşma hükümleri nası ızrar suçu için tatbik edilemez.

2-)Suçlar bir birinden bağımsız oalrak değerlendirildiğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemsi Kanunun 231. maddesinin tatbik edilip edilmeyeceği her suç için ayrı ayrı değerlenirilmelidir.Nası ızrar suçu için zararın ödenmesi talep edildiği halde; mesken masuniyetini ihlal suçunda zarar olmayabilir.

3-)Her iki suçun suç tarihi farklı olabilir. Meskene girerken kapı kırılmış ise suç tarihi kapının kırıldığı tarihtir.Mesken masuniyetini ihlal suçunda ise suç tarihi meskenden  çıkış yani temadinin bittiği gündür.Mesken masuniyetini ihlal suçu, icrai olarak işlenebildiği gibi, girdikten sonra  hile ile çıkmamak şeklinde de işlenebilir. Meskene hile ile girerek hırsızlık yapılması halinde, mesken masuniyetini ihlal suçunun basit şekli oluşur.

4-)Her iki suçta yüz kızartıcı suç değildir.

5-)Mesken veya iş yeri masuniyetini ihlal suçu hürriyete karşı işlenen suçlardan olduğu halde, nası ızrar suçu mala karşı irtikap edilen suçlardandır.

Konut Masuniyetini İhlal ve Yağma

Gasp suçu ile birlikte mesmen masuniyetini ihlâl suçu işlendiğinde, sadece gasp suçundan hüküm tesis edilmesi gerekir.

1-) 5237 sayılı Kanunun 116/1. maddesinde 'konuta veya konutun eklentilerine' tabiri kullanıldığı halde, mezkur kanunun 149/1-d maddesinde ' konuta' tabiri kullanılmıştır. Bundan dolayı apartmanın eklendisi olan merdivende yapılan gasp suçu hakkında 5237 sayılı Kanunun 149/1. maddesi  değil, mezkur Kanunun 148/1-d maddesi uygulanmalıdır.(YCK.  27.01.2009, 2008/6-203, 2009/3 YKD Temmuz 2000)

2-)Sanık hakkında geceleyin konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ayrıca mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de, 5237 Sayılı Türk Cez Knunun(Turkish Penal Code)  149/1-d-h maddesinde gasp suçunun konutta ve geceleyin işlenmesinin ağırlatıcı unsur olduğu maddede düzenlenip, 5237 Sayılı TCK.nun 42. maddesi uyarınca ortada bileşik (mürekkep) suç söz konusu olduğundan, konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ceza tertibine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, (1.CD’nin 13.11.2007 tarih ve 2006/5751-2007/8353)

3-)Önceden verdikleri karar uyarınca, müştekileri  bayıltmakta 5237 sayılı TCY'nda yağma suçunun konutta işlenmesi 149. maddenin (d) bendinde nitelikli hal olarak düzenlendiğinden, sanıklar Mustafa Çiftçi ve Nizamettin Paydaş hakkında ayrıca konut dokunulmazlığını bozma suçundan hükümlülük kararı verilemeyeceğinin gözetilmemesi,   hukuka aykırıdır6.CD  05/12/2006 tarihli ve Esas No:2006/3810  Karar No:2006/12748  sayılı içtihadı)

4-)Gasp suçu  konut veya işyerinde işyerinde irtikap edilmesi halinde   5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 149/d maddesinde belirtilen nitelikli şekli tatbik edilir. Konut veya işyeri müştemilatında,(mesela aparat sahanlığında) gasp suçu irtikap edilirse mezkur madde tatbik edilemez. Bu durumda ayrıca mesken masuniyetin ihlal suçun hüküm kurulması gerekir

Konut Veya İşyeri Masuniyetini İhlal ve Polisin Arama Yapma Salahiyeti

1-)  2559 sayılı  Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu  Polislere evde, işyerinde ve eklentilerinde önleme arama yapma yetkisi vermiştir

2-) Mezkur Kanunun 20/1. maddesine göre  kulluktan imdat istenmesi, yangın, su baskını gibi büyük tehlikelerin haber verilmesi veya görülmesi  halleri ile ağır cezalık bir suçun işlenmesine veya yapılmakta devam olunmasına engel olmak için, polise   konutlara, işyerlerine veya bunların eklentilerine  girme  hakkı verilmiştir.

Kendisine bıçak çekildiğinden dolayı  vaki istimdadı  üzerine  sanıkların eve girdikleri yolundaki  şahit beyanları dikkate alınarak Polis Vazife ve Salahiyet Kanunun  20/1. maddesindeki yetki tartışılmadan, sanıklar hakkında mesken masuniyetinin ihlal suçun mahkumiyet kararı verilmsi   hukuka aykırıdır( 4.CD  19.01.1949 tarihli ve 14663/698 sayılı içtihadı)

Mesken Masuniyetini İhlal Suçunda Kast

1-)Mesken ve işyeri masuniyeti  ihlâl suçu genel kasıtla işlenen suçlardandır. Mesken veya işyeri  masuniyeti ihlal suçunda, hususi kast aranmaz ancak, suç işleme kastı olup olmasığını araçtırmak gerekir

2-)Mesken veya işyeri  masuniyetini ihlâl   suçu genel kasıtla irtikap edilen suçlardandır.Failin, başkasının rızası dışında başkasının konut ve eklentisine(müştemilatına) girip orda kalması yeterlidir.Konut dokunulmazlığı genel kasıtla irtikap edilen suçlardan olduğundan, failinin kastının veya amacın niteliği,  suçun oluşumana etkisi bulunmamaktadır.Failde kastın varlığı içın bir konutun veya eklentilerinin(müştemilatının) başkasınıa ait olduğunu, buraya girmenin veya kalmanın başkasının rızasına tabi bulunduğunu, rızanın olmadığı bilinciyle buraya girmek ve orda kalmak iradesine sahip olması  yeterlidirdir.

3-)Olay gecesi müdahilin evinin eklentisi( müştemilatı) sayılan bahçeye müştekinin rızası olmadan giren sanığın fiilinde müsnet suç oluştuğu halde, mahkumiyeti yerine beratına karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir( 23/06/2008 tarih ve 2008/4900-11500 YKD. Eylül 2008)

İhkakı Hak İçin Mesken Masuniyetini İhlal Etmek

5237 sayılı Türk Ceza  Kanununda, ihakı hak  şeklinde bir suç  tanımlanmadığından,  ihkakı hak için de  olsa, mesken masuniyetini ihal   edilmesi(Violatian of the İmmunity of the Residence) halinde, mesken masuniyetini  ihlal suçundan yargılanır.

1-) 5237 sayılı Türk  Ceza Kanunu'nun da (Turkish Penal Code)  ihkakı hak suçu şeklinde tanımlanan bir suç bulunmamaktadır.

2-) 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanununda, ihkakı hak için, mesken masuniyetini ihlal(Violation of the İmmunity of Residence)  suçundan mahkum olan kişi hakkında yeniden yargılama yapılarak  durumu değerlendirilmedir. Kiracısından alacağını tahsil etmek için evin bolkonuna oturup evi  terk etmemek fiili ihkakı hak suçunu oluşturur.Ancak 5237 sayılı Kanununa göre, mesken masuniyetini ihlal(Violation of the immunity of the Residence) suçunu oluşturur. Yeniden yarıgılama yapılarak, uzlaşma hükümleri de dikkate  alınarak, mahkumun adli sicil veya adli sicil arşiv kaydının silinme durumu değerlendirilmelidir.

Yargıtay 4.CD 22.3.1984 tarih ve 800/1666 sayılı kararına göre, sanığın, muvakkaten oturan müştekileri, evden çıkarmak amacı ile eve girerek eşyaları atmak ve Arife'ye de cebir uygulamak fiili   765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 308/2 maddesine uyan ihkakı hak suçunu oluşturur.Ancak Yeni Ceza Kanunu'nun da mesken masuniyetini ihal ayrı suç evin içine girdikten sonra Arife'yi yaralamak ayrı bir suçtur.Her iki suçta uzlaşmaya tabidir. 03.08.2009

Mesken Kavramın Kapsamı Bakımından Karşılaştırma

765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 193/1. maddesinde mesken veya meskenin müşemilatı' dendiği halde; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  116/1. maddesinde ' konut veya konutun eklentileri' denmek suretiyle  kavram değişikliği yapılmıştır.Ayrıca işyeri(Work-Place)'de mesken gibi koruma altına alınmıştır.

1-)Ayrıca, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 116/2 fıkrasında işyeri(Work-Place) ve işyerinin eklentileri(its associated buildings) de koruma kapsamına alınmakla,  mesken masuniyetini ihlâl( violation of the immunity of Residence) suçunun kapsamı genişletilmiştir. Bize göre yerinde bir düzenlemedir.

2-)'Mesken  tabiri yerine 'konut' tabirinin  kullanılması  doğru bir tercih değildir. Her mesken konut olmayabilir. Mesela bir mağara, çadır, karavan, çardak.. gibi  yerler meslen olabilir; ancak konut  değildir. Bundan dolayı kanun yapılırken terminolojik bir hata yapılmıştır.Mesken, fonksiyon olarak tamımlanan bir mekandır.Kişilerin yemek, içkmek  ve  gece uyumak için kullandıklrı mekandır.Mesken olmayan  yani içinde aile yaşaman binlerce konut bulunmaktadır. İmar mevzuatına göre, konutlar, iskan alınınca resmi olarak mesken olur.


KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR


Kovuşturma Yapılmasına Yer Olmadığına Dair Karar ve 4250 sayılı Kanun Gereği İşyeri Kapatılması

4250 sayılı Kanun gereği kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdikten sonra artık işyeri kapatılmasına karar verilemez

4250 sayılı Kanun gereğince yapılan hazırlık tahkikatı sonunda önödeme sonucu takipsizlik kararı verildiğine göre işyerinin kapatılmasına karar verilemeyeceği gözetilerek istemin reddi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması; hukuka aykırıdır 25.01.2011 tarihli ve Esas No : 2008/16590   Karar No : 2011/735 künyeli içtihadı)

Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar ve Dilekçeyi İşleme Koymama Kararı

1-) 4483 sayılı Kanunu'nun 4/son maddesine göre şikayet dilekçesini işleme koymama kararı, idari bir işlemdir.Takipsizlik kararı değildir.Bundan dolayı itiraz edilemez

Müşteki Uzunköprü Adalet Dairesinde görev yaptığı süre içerisinde münhal ve yetersiz kadrolara atama ve görevlendirme yapmayarak zorlama ve baskı ile işlerin yürütülmesine ve çalışanların ailevi sağlık problemleri yaşamasına sebebiyet veren sorumlular hakkında işlem yapılmasına ilişkin şikayeti üzerine yürütülen soruşturma evresi sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23.5.2005 tarihli ve 2005/54692-30711 sayılı işleme konulmama kararına itirazın reddine dair, mercii Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 11.4.2006 tarihli ve 2006/587 değişik iş. 2006/760 müteferrik sayılı karar aleyhine Adalet Bakanlığınca verilen 13.9.2006 gün ve 041292 sayılı kanun yararına bozma isteğini içeren Yargıtay C.Başsavcılığının 11.10.2006 gün ve 220112 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi ve gereği görüşüldü:

KARAR : Tebliğnamede "Dosya kapsamına göre, müşteki şikayeti üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca evrak üzerinde yapılan inceleme neticesi, iddia konusu görevlendirmelerin idari yargı nezdinde çözümlenebilecek sorunlardan ibaret olduğu, işlemlerin yürütülmesinin zorlama ve baskı ile istendiği konusunun ise somut bir delile dayanmadığı gerekçesi ile 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 4/son maddesi uyarınca verilen dilekçenin işleme konulmamasına dair karara itirazın mercii Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca reddine karar verilmiş ise de, ortada soruşturulması gereken bir hazırlık soruşturması bulunmadığı cihetle, dilekçenin işleme konulmamasına ilişkin kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172-173. maddeleri kapsamında itiraza konu bir karar niteliği taşımayacağından, itiraz merciince inceleme yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, hazırlık tahkikatı sonucu kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği yolundaki kabul ile itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir" denilmektedir.

Yakınanın iddiaları üzerine 4483 sayılı Yasanın 4/son. maddesi uyarınca verilen işleme koymama kararının idari yargı mercilerince itiraz incelemesine tabi tutulabileceği, bir ceza soruşturması ve kovuşturmasızlık kararı niteliği taşımadığı anlaşıldığından Sincan Ağır Ceza Mahkemesinin 10.4.2006 tarih ve 2006/760 müteferrik sayılı red kararının 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca Kanun Yararına Bozulmasına, dosyanın Ankara Cumhuriyet Savcılığına iadesine, yakınanın karara karşı idari makamlara başvurmakta serbestiyetine ( 4.CD 23.1.2007 tarihli ve Esas No:2006 / 8381   Karar No:2007 / 487 künyeli içtihadı)

Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın Gerekçesine İtiraz Edilebilir

1-)Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesine itiraz edebilir.

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan şüpheli Mevlüt G..... hakkında yapılan soruşturma sonucunda verilen, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2009 tarihli 2009/4950 soruşturma ve 2009/9018 karar sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 14.09.2009 tarihli ve 2009/595 Değişik iş sayılı kararına karşı Yüksek Adalet Bakanlığı.nın kanun yararına bozma talebinde bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı.nın 20.04.2010 tarihli tebliğnamesi ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, « Dosya kapsamına göre, 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesinde "31/12/2009 tarihine kadar, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersizdir." hükmünün yer aldığı, ancak bu hükmün 28/02/2009 tarihinde yürürlüğe girdiği, söz konusu çekin bankaya ibraz edildiği tarih olan 28/01/2009 tarihi itibarıyla ilgili madde hükmünün henüz yürürlükte olmadığı, dolayısıyla müştekinin şikâyet hakkının doğduğu cihetle itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.» denilerek, Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının belirtilen kararının bozulması istenmiştir.

İncelemeye konu karardan sonra 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete.de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu ile 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılarak, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olup; kanun yararına bozma yolunun, hâkim ya da mahkemeler tarafından verilip, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar ve hükümlerdeki, verildikleri tarihte yürürlükte bulunan hukuk kurallarına aykırılıkların giderilmesi için başvurulan olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu.nun 2 ve 7. maddeleri uyarınca, şüphelinin hukuki durumunun yeniden değerlendirilip belirlenmesinin Mahallinde yapılarak, bir karar verilmesi olanaklı görülmüştür.

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu.nun 707. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen, Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir. hükmü uyarınca, ileri tarihli çek düzenlenmesi olanaklıdır.

28.02.2009 tarihli Resmi Gazete.nin mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren 5838 sayılı Kanun.un 18. maddesi ile 3167 sayılı Kanun.a eklenen geçici 2. maddede 31.12.2009 tarihine kadar, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersizdir hükmüne yer verilmiştir.

Madde gerekçesinde ise, Madde ile; belirli bir süreyle çekin, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersiz kabul edilerek ekonomik sıkıntılarla çeklerin zamanında ödenememesi sonucunda ticari hayatta karşılaşılan sorunlara ve mağduriyetlere çözüm üretilmesi amaçlanmaktadır. açıklaması yapılmıştır.

Madde metninden ve gerekçeden de anlaşılacağı üzere; söz konusu hükümle, 28.02.2009-31.12.2009 tarihleri arasındaki belirli ve geçici sürede, yaşanmakta olan ekonomik kriz nedeniyle ortaya çıkan belirsizliğin ve güvensizliğin bir sonucu olarak, ellerinde bulunan ileri tarihli çekleri vadesinden önce bankaya ibraz edenlerin önüne geçilip; piyasadaki para dolaşımının sürekliliğinin sağlanması ve ticari yaşamda ortaya çıkan sorunların, mağduriyetlerin bir ölçüde önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Bu düzenleme uyarınca, muhatap banka tarafından, 28.02.2009 - 31.12.2009 tarihleri arasında ibraz edilen ileri tarihli keşide edilmiş çekler için herhangi bir işlemin; dolayısıyla, karşılığı bulunmayan çekler yönünden de 3167 sayılı Kanun.un 4 ve 5. maddelerinde öngörülen işlemlerin yapılması olanaklı değildir. Böylelikle, Türk Ticaret Kanunu.nun 707. maddesi, belirtilen zaman aralığında uygulanamayacaktır.Belirtilen düzenlemenin, 3167 sayılı Kanun.un 16. maddesinde öngörülen karşılıksız çek keşide etmek suçu yönünden değerlendirilmesi durumunda aşağıdaki sonuca varmak gerekir.

5838 sayılı Kanunla 3167 sayılı Kanun.a eklenen geçici 2. madde hükmü, sadece 28.02.2009  31.12.2009 tarihleri arasında uygulanacağından; ileri tarihli düzenlenip de belirtilen tarihler arasında vadesinden önce bankaya ibraz edilen ve ibraz tarihi itibariyle karşılığı bulunmayan çekler yönünden, muhatap banka şubesince karşılıksız işlemi yapılamayacağından ve yapılsa bile bu işlem geçersiz olacağından, bu tarih itibariyle karşılıksız çek keşide etmek suçu oluşmayacak, ancak, keşide tarihinden itibaren işleyecek yasal ibraz süresi içerisinde ibraz edilip, karşılığının bulunmaması durumunda suçun oluşumu söz konusu olacaktır.

28.02.2009 tarihinden önce, üzerinde yazılı keşide tarihi gelmeden ibraz edilen ileri tarihli çekler hakkında ise, 3167 sayılı Kanun.un geçici 2. maddesinin bu dönemde uygulanmaması nedeniyle, çekin bankaya ibrazı olanaklı olup, karşılıksız işlemi yapılması gerektiğinden; bu tarihten önce işlenen suçlara ilişkin kesinleşmiş mahkûmiyetler ile sürmekte olan soruşturma ve kovuşturmalar yönünden, 3167 sayılı Kanunun geçici 2. maddesindeki düzenlemenin lehe olduğu gerekçesiyle uygulanması mümkün değildir.

Bu açıklamalara göre somut olay incelendiğinde; şikâyete konu çekin, keşide tarihinin 20.03.2009 olması nedeniyle, ileri tarihli düzenlenmekle birlikte 28.02.2009 tarihinden önce ibraz edildiği; böylelikle, karar tarihindeki kanun hükümleri uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar gerekçesinin yerinde olmaması nedeniyle bu karara yönelik itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi yasaya aykırı ve kanun yararına bozma talebine dayanan ihbar yazısında ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 14.09.2009 tarihli ve 2009/595 Değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA; aynı Kanun.un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen Mahkeme Başkanlığına iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı.na gönderilmesine, (10.CD 17.01.2011 tarihlive Esas No:2010/20733   Karar No:2011/418  künyeli içtihadı)

Soruşturma İzni Verilmemesi Nedeniyle Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar Verilmesi

4483 sayılı Kanununa göre, kamu görevlisi hakkında  soruşturma izni verilmemesi halinde, derdest olan adli tahkikat hakkında  5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 172 ve devamı maddesi gereğince Kovuşturma Yapılmasına Yer Olmadığına Dair Karar verilmesi gerekir

1-)Yargıtay 4.Ceza Dairesinin 01.05.2007 tarihli ve 2007/3600Esas ve 2007/4141Karar sayılı içtihadına göre,  şüpheli hakkında kamu davasının valilik tarafından  sourşturma izninin verilmemesi halinde, Cumhuriyet savcılığınca  kovuşturma imkanının bulunmadığı gerekçesi ile 'Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair  Karar' verilmesi  5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun  172 ve 173.  uygundur.

2-)4483 sayılı  Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin  Yargılanması Hakkında  Kanunun  4. maddesi uyarınca  Cumhuriyet Savcıları  mezkur Kanunun kapsamındaki suçlarla  ilgili ihbar ve şikayetleri  aldıklarında  veya böyle bir duruma muttali olduklarında,  ivedilikle toplanması  veya kaybolma ihtimali bulunun  delilleri  tespitten başka bir işlem yapmayarak İlgili merciiden soruşturma izni almaları gerekir.Bu iznin doğrudan veya itiraz üzerine verilmesi halinde  sourşturmayı sonuçlandırırlar. 4483 sayılı Kanun kapsamında kalan görevliler ve suçlar hakkında soruşturması açılabilmesi 'izin' koşuluna bağlanmıştır.4483 sayılı Kanununa göre izin alınamadığından  ceza soruşturması başlamaması nedeniyle  suç irtikap edildiği yolundaki ihbar ve şikayetler hakkında,  5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 172  ve devamı maddesi gereğince Kovuşturma Yapılmasına Mahal Olmadığına Dair karar verilmesi gerekir (01.05.2007 tarihli ve 2007/3600Esas ve 2007/4141Karar  sayılı içtihadı)


KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINA MUHALEFET SUÇLARI

Taşınır Kültür Varlıklarında Bilirkişi İncelemesi Yapılmaldır

1-)1-2863 Sayılı Yasanın 25. maddesi; 4. madde uyarınca Bakanlığa bildirilen ve 23. maddede belirtilen taşınır kültür ve tabiat varlıklarının tasnif ve tescile tabi tutulacağını öngörmüştür. Tasnif, incelenen taşınır kültür ve tabiat varlığının korunması gerekli olup olmadığının belirlenmesidir.

2-) Bu tasnif sonucunda korunması gerekli görülenlerin belge ve envanter listeleri düzenlemek suretiyle tescili yapılır ve bunların birer nüshası müze dosyalarında muhafaza edilir. Devlet müzelerinde bulunması gerekli görülenler usulüne uygun bir biçimde ve 64. maddede yazılı koşullar uyarınca müzelere alınırlar. Müzelere alınmasına gerek bulunmayanlar ise yukarıda açıklanan belgelerle sahiplerine iade olunurlar.Bu itibarla; bir taşınır kültür varlığının hem tescil dışı olması ve hem de müzelerde korunması gerekli değer taşıması mümkün değildir. Zira tescil dışı bırakılan varlıklar korunması gerekmeyen ve bu nedenle 2863 Sayılı Yasa kapsamı dışında kalan kültür varlıklarıdır.

Dosya içerisinde mevcut ve hükme esas alınan 19.9.2002 tarihli üçlü bilirkişi raporunda sanık Cebeci’ye ait Kuran-ı Kerim’in “2863 Sayılı Yasa kapsamında olup tasnif ve tescil dışıdır, müzelik değeri yoktur, yurt içinde alımı ve satımı serbest, yurt dışına çıkışı yasaktır”şeklinde kendi içinde çelişkili olduğu gözetilerek, yukarıdaki açıklamalar ışığında suça konu eserin korunması gerekli taşınır kültür varlığı olup olmadığı ve etnografik nitelikte olup olmadığının belirlenmesi bu nitelikte ise Etnografik Nitelikteki Taşınır Kültür Varlıkları Hakkındaki Yönetmelik’in 3. maddesi uyarınca müze koleksiyonlarını tamamlayıcı nitelikte ve belge değeri taşıyıp taşımadığı ve hali hazır durumu itibariyle bilim, kültür, din veya güzel sanatlarla ilgileri ile 2863 Sayılı Kanun kapsamına girip girmediği konusunda, üniversitelerin arkeoloji ve sanat tarihi kürsülerine mensup, öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, bilirkişilerin çelişkili raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,(11.CD 07.07.2005 tarihli ve  Esas No:2004/2557  Karar No::2005/4608

Tescil Dışı Kültür Varlıklarının Hukuki Vasfı

Bir taşınır kültür varlığının hem tescil dışı olması ve hem de müzelerde korunması gerekli değer taşıması mümkün değildir. Zira tescil dışı bırakılan varlıklar korunması gerekmeyen ve bu nedenle 2863 Sayılı Yasa kapsamı dışında kalan kültür varlıklarıdır.

2863 Sayılı Yasanın 25. maddesi; 4. madde uyarınca Bakanlığa bildirilen ve 23. maddede belirtilen taşınır kültür ve tabiat varlıklarının tasnif ve tescile tabi tutulacağını öngörmüştür. Tasnif, incelenen taşınır kültür ve tabiat varlığının korunması gerekli olup olmadığının belirlenmesidir. Bu tasnif sonucunda korunması gerekli görülenlerin belge ve envanter listeleri düzenlemek suretiyle tescili yapılır ve bunların birer nüshası müze dosyalarında muhafaza edilir. Devlet müzelerinde bulunması gerekli görülenler usulüne uygun bir biçimde ve 64. maddede yazılı koşullar uyarınca müzelere alınırlar. Müzelere alınmasına gerek bulunmayanlar ise yukarıda açıklanan belgelerle sahiplerine iade olunurlar.

Bu itibarla; bir taşınır kültür varlığının hem tescil dışı olması ve hem de müzelerde korunması gerekli değer taşıması mümkün değildir. Zira tescil dışı bırakılan varlıklar korunması gerekmeyen ve bu nedenle 2863 Sayılı Yasa kapsamı dışında kalan kültür varlıklarıdır.Dosya içerisinde mevcut ve hükme esas alınan 19.9.2002 tarihli üçlü bilirkişi raporunda sanık Avni Cebeci’ye ait Kuran-ı Kerim’in “2863 Sayılı Yasa kapsamında olup tasnif ve tescil dışıdır, müzelik değeri yoktur, yurt içinde alımı ve satımı serbest, yurt dışına çıkışı yasaktır”şeklinde kendi içinde çelişkili olduğu gözetilerek, yukarıdaki açıklamalar ışığında suça konu eserin korunması gerekli taşınır kültür varlığı olup olmadığı ve etnografik nitelikte olup olmadığının belirlenmesi bu nitelikte ise Etnografik Nitelikteki Taşınır Kültür Varlıkları Hakkındaki Yönetmelik’in 3. maddesi uyarınca müze koleksiyonlarını tamamlayıcı nitelikte ve belge değeri taşıyıp taşımadığı ve hali hazır durumu itibariyle bilim, kültür, din veya güzel sanatlarla ilgileri ile 2863 Sayılı Kanun kapsamına girip girmediği konusunda, üniversitelerin arkeoloji ve sanat tarihi kürsülerine mensup, öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, bilirkişilerin çelişkili raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırıdır,( 11.CD  07.07.2005 tarihli ve Esas No:2004/2557  Karar No::2005/4608 künyeli içtihadı)

Kültür Varlığına Sıva Yapılması, Tesviye Betonu vs. Dökülmesi

1-)III. derecede sit alanı  vasfına haiz  mekanda bulunan eve, sıva yapılması, tesviye betonu dökülmesi ve ara duvarı örülmesi kültür varılığına inşai ve fiziki müdahaledir.

2-)III. derecede  Arkolojik Sit Alanı ilan edilen  Konya ili Akşehir ilçesi Karahüyük kasabasında bulunan  29 pafta  ve 6988  parselde kayıtlı  binanın ön, sol ve arka cephesine  sıva yapılmasının  yanı sıra oda içinde  tesviye betonu  dökülmesi, binanın arka kısmına tuğla duvar çekilmesi ve oda içine ilave duvar yapılması fiili, 283 sayılı  Kültür  ve Tabiat  Varlıklarını Koruma  Kanunu'nun 65/b maddesine mümas inşai ve fiki müdahale suçunu oluşturur(7.CD.04.11.2008 tarihli ve 2005/13528E, 2008/19605K sayılı içtihadı, YKD Şubat 2009)

Sit Alanı Olduğunu Öğrenme Şekli

İlan, tebliğ ve tapu kütüğüne işleme keyfiyetlerinin, 1. derecede doğal sit alanına müdahale suçunun unsuru olmadığı, bu hususta bilgi sahibi olmanın yeterli sayılacağı, ilan dışında başka bir suretle kurul kararı bilinerek inşai ve fiziki müdahalede bulunulması veya evvelce mevcut müdahalenin sürdürülmesi halinde suçun oluşacağı gözetilmelidir.

2863 sayılı Yasa'nın 7. maddesindeki ilan, tebliğ ve tapu kütüğüne işleme keyfiyetlerinin suçun unsuru olmadığı, bu hususta bilgi sahibi olmanın yeterli sayılacağı, ilan dışında başka bir suretle kurul kararı bilinerek inşai ve fiziki müdahalede bulunulması veya evvelce mevcut müdahalenin sürdürülmesi halinde suçun oluşacağı süreklilik gösteren Yargıtay kararlarında da kabul edilmiş olmasına, dava konusu inşaatın E... Belediye Başkanlığının ihbarı sonucu ortaya çıkarılarak soruşturma başlatılmasına göre, bölgenin Özelliği, kararın niteliği, konunun genelliği itibariyle inşaat yapılan yerin 1. derecede doğal sit alanında kaldığı hususunun herkes tarafından bilinip bilinmeyeceğinin tespiti ile sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken, eksik soruşturma sonucu sit kararının tapuya işlenmediği, ilanın yapılmadığından bahisle beraatine karar verilmesi, hukuka aykıdır(7.CD  12.06.2008 terihli ve E. 2005/16442K. 2008/15315 künyeli içtihadı)

Sit Alanına İnşai ve Fiziki Müdahalede Suç Tarihi

Sit alanına inşai ve fiziki müdahalede, suç tarihini tespit için gerekirse bilirkişi tetkikatı yapılmalıdır

1-)Bekçi binasının gazino binası ile beraber yapıldığı 20-25 senelik olduğunun tespit edildiği belirtilmişse de, anılan raporda bekçi binasının mevcut hasır betonu üzerine sundurma kalkan duvar işlenerek çatı, bir kısmı ahşap bir kısmı da PVC çerçeve yapıldığı, antrenin seramik döşendiği, boyasının yapıldığı, bu onarım ve tamiratın 1-2 yıl öncesine ait olduğu belirtildiği cihetle, dosyada mevcut 22.07.1999 ve 06.12.2001 tarihli yapı tatil tutanaklarını düzenleyen ve tanık olarak dinlenilen İlknur Aras ve Nurettin Aydoğdu'nun celp edilerek yukarıda anılan onarım ve tamiratların tutânakları düzenledikleri tarihlerde var olup olmadığı, yapıldıkları tarihi bilip bilmedikleri hususunun etraflıca sorularak tespitinden sonra sanığın hukuki durumunun ,(7.CD  29/12/2008 tarihli ve  Esas No: 2005/13633  Karar No: 2008/22532 künyeli içtihadı

Kültür ve Tabiat Varlıkları Muhalefet Suçunda Mağdur

Kültür ve tabiat varlıklarına muhalefet suçunda mağdur olunabilmesi için suçtan doğrudan zarar görmek gerekir.

1-)Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;Suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Müdürlüğünün müdahilliğine karar verilmesi hukuken geçersiz olup kararı temyiz hakkı vermeyez (7.CD 01.02.2011 tarihli ve  Esas No:2008/18930   Karar No:2011/1169 Künyeli İçtihadı)


KUMAR OYNATMAK

Kumar Oynatmak Suçunda Usulü İşlemler

Kumar oyntmak suçunda, usulü işlemler  aşağıda açılanmıştır.

1-)Aleniyet Bu kanunun uygulanmasında spor kulüpleri, gençlik teşekkülleri ve dernekler umuma açık yer sayılır.

3-) Ceza Miktarı.1072 sayılı Kanunun 2. maddesine göre, bu kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan beş yıla kadar hapis ve yüz günden bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

4-)Görevli Mahkeme;

a-) 1072 sayılı Kanunu'nun 2. maddesinde tanzim edilen suç için öngörülen ceza miktarının üst sınırı beş yıl  hapis cezası olduğudan, görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir(.(25.02.2009 tarihli ve 2006/6143 Esas ve 2009/2331 Karar  sayılı içtihadı, YKD Haziran 200)

b-)1072 sayılı Kanunda tanzim edilen suçlara   Sulh Ceza  Mahkemesinde bakılacağına ilişkin  4. madde,  5728 sayılı  Kanun ile yürülükten kaldırıldığından  sanığın 'sigaramatik' tabir edilen  makine ile  kumar oynatma  fiiline ilişkin  davaya Asliye Ceza Mahkemesince  bakılacağı gözetilmedir.(2.CD. 26.01.2009 tarihli ve 2008/14696-1101 oybirliği, YKD Nisan 2009)

5-)Bilirkişi İncelemesi Ele geçirilen aletin oyun aletin oyun aleti olup olmadığını, yani 1072 sayılı Kanun kapsamına girip girmediğini tespit için, Emniyet kumar masaından çalışan mütehassıslardan ve makine mühendislerinden oluşan bilirkişi heyetinden mütalaa alınması gerekir

6-)Ele geçen kutu içinde diktörgen masa üzerinde oynanan minyatür futbol aletinin, oyuna aleti olup olmadığına olmadığı dair Emniyet kumar mütehassısı ve makine mühendislerinden oluşan bilirkişi heyetinden mütalaa alınarak, mezkur aletin 2460 sayılı Kanunun 20. maddesi kapsamına giren masa fotbolu kapsamına giren ve ticari faaliyet kapsamında kullanılan alet olup olmadığına dair karar verilmesi gerektiği( 28.04.2000 tarih ve 3452-6303)

7-)Oyun aletinin bozuk olduğunun savunulması karşınında, kumar oynamaya elverişli olup olmadığına dair bilirkişi mütalaası alınmalıdır.

8-)Sigara makinesi konususnda da bilirkişi incelemesi yapılmalı ve makinenin fiilen kullanılıp kullanılmadığı tespit edilmelidir.

9-)Sanığın işyerinde ele geçen şans   ve talihe bağlı olarak jetonla çalışan  sigara makinesi  olduğu anlaşıldığından  10072 sayılı  Kanunu'nun  2. maddesindeki suç oluşur.(25.02.2009 tarihli ve 2006/6143 Esas ve 2009/2331 Karar  sayılı içtihadı, YKD Haziran 200)

10-)Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarına göre langırtla futbol topu aynı şeydir.

12-) Bazen kumar gelirinden derneğe de  pay verilmektedir. Dernek yönticilerinin suça iştiraki  araştırılmadır.

13-)İnternet Üzerinden Kumar  Oynatmak.  İnternet Ortamından yapılan  ve muhteviyatı kumar olduğu hususunda  yeterli şüphe bulunan  yayınlarla ilgili olarak  5651 sayılı Kanunu'nun 8 maddesi gereğince erşimin engellenmesine karar verilebilir.Yayınların yurt dışından yapılması halinde, İçerik ve yayın sağlayıcının bizzat Telekominikasyon İletişim Başkanlığı tarafından da iletişim engellenebilir.

Kumar Aletleri

1072 sayılı Rulet,Tilt, Langırt ve Benzer Oyun Aletleri ve Makineleri hakkındaki Kanun 2008 yılında değiştirilmiştir.

1-)Müşteriler para ile satılan jetonların makinelere atılarak oynatılan ve kâr ve zarar talihe bağlı oyunlarda kumar oynatmak suçu yanında, 1072 sayılı Kanuna göre kumar makinelerini bulundurmak, imal etmek ve ithal etmek suç olduğundan fail hakkıda 5237 sayılı Kanunun 44. maddesi delaletiyle 1072 sayılı Kanunun 2.maddesinin tatbiki gerekir.

2-)1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makineleri Hakkındaki Kanun 23.01.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunun 578. maddesi ile değiştirilmiştir.Mezkur Kanunun 1. maddesine göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 228. kapsamı dışında kalsa bile, umuma mahsus veya umuma açık yerlerde her ne ad altında olursa olsun kazanç kastıyla oynanmasa dahi rulet, tilt,langırt ve benzeri baht ve talihe bağlı veya maharet isteyen, otomatik, yarı otomatik el veya ayak kullanılan oyun alet veya makineleri benzerlerini bulundurmak veya çalıştırmak veya yurda sokmak yahut imal etmek yasaktır.

3-)Aleniyet Bu kanunun uygulanmasında spor kulüpleri, gençlik teşekkülleri ve dernekler umuma açık yer sayılır.

3-) Ceza Miktarı.1072 sayılı Kanunun 2. maddesine göre, bu kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan beş yıla kadar hapis ve yüz günden bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır

4-)Bilirkişi İncelemesi Ele geçirilen aletin oyun aletin oyun aleti olup olmadığını, yani 1072 sayılı Kanun kapsamına girip girmediğini tespit için, Emniyet kumar masaından çalışan mütehassıslardan ve makine mühendislerinden oluşan bilirkişi heyetinden mütalaa alınması gerekir

Ele geçen kutu içinde diktörgen masa üzerinde oynanan minyatür futbol aletinin, oyuna aleti olup olmadığına olmadığı dair Emniyet kumar mütehassısı ve makine mühendislerinden oluşan bilirkişi heyetinden mütalaa alınarak, mezkur aletin 2460 sayılı Kanunun 20. maddesi kapsamına giren masa fotbolu kapsamına giren ve ticari faaliyet kapsamında kullanılan alet olup olmadığına dair karar verilmesi gerektiği( 28.04.2000 tarih ve 3452-6303)

Oyun aletinin bozuk olduğunun savunulması karşınında, kumar oynamaya elverişli olup olmadığına dair bilirkişi mütalaası alınmalıdır.

Sigara makinesi konususnda da bilirkişi incelemesi yapılmalı ve makinenin fiilen kullanılıp kullanılmadığı tespit edilmelidir.

Sanığın işyerinde ele geçen şans   ve talihe bağlı olarak jetonla çalışan  sigara makinesi  olduğu anlaşıldığından  10072 sayılı  Kanunu'nun  2. maddesindeki suç oluşur.(25.02.2009 tarihli ve 2006/6143 Esas ve 2009/2331 Karar  sayılı içtihadı, YKD Haziran 200)

Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarına göre langırtla futbol topu aynı şeydir.

Kumar Oynamak

5237 sayılı Kanunla kumar oynamak suç olmaktan çıkarılmıştır.Kabahat nevinden bir fiildir. İdari para cezasına tabidir.

1-)Kumar oynamak fiili, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun yürürlüğe girmesi ile, suç olmak çıkarılmıştır. 5236 sayılı Kabahatler Kanunun 34. maddesine göre. kumar oynamak fiili idari yaptırıma tabidir.Kumar oynayan kişi aynı zamanda kumar oynatırsa, ayrıca kumar oynatmaktan da Türk Ceza Kanunun 228. maddesine göre ceza verilmesi gerekir. 5236 sayılı Kanunun 34. maddesine göre kabatten elde edilen gelir müsadere edilir.Kumar oynamak fiilinden elde edilen gelire el koyma yetkisi Zabıtaya; geliri kamuya geçirme yetkisi de mülli idare amire aittir.

2-)Kumar oynamak fiili suç olmaktan çıktığından, 765 sayılı Kanun döneminde verilen kumar oynamak suçuna ilişkin adli sicil kayıtlarının sicilmesi gerekir. 14.01.2009

Fırıldak çevirmek suretiyle oynanan oyun tamamen baht ve talihe bağlı olup ansırıyla kumar mahiyetindedir(2.CD.30.11.1954- 19244/8778)

Atılan halkaları şişelere geçirme baht vetalihten ziyade beceriye bağlıdır( (2.CD.11.03.1937- 3114/3535)21.07.2009

Kumar Suçunun Manevi Unsuru

1-)Kumar suçu, kasten işlenen bir suçtur.  Bundan dolayı kumar, kazanç amacıyla icra edilen kar ve zararın tahile tabi olduğu oyunlardır.

2-)Kumar suçunun oluşması için, kazanç kastının da olması gerekir. Bundan dolayı Kaymakamlıktan izin alınarak belli bir spor klubü ve dernek yararına icra edilen oyunlar kumar oluşturmaz.Yargıtay 2. CD   05.06.1997 tarihli ve 4970/8193 künyeli içtihadında, spor külübüne yardım amacıyla yapılan ve geliri spor külübüne bırakılan oyunun kumar olmadığına karar vermiştir.

3-)Kazancın veya  zararın   talihe tabi olmadığı, ancak  kazancın  ve zararın kar ve talihe bağlı olduğu şeklinde izlenim verilerek oynatılan  ve oynayanan kişinin  sürekli kaybettiği oyunlar, kumar değil dolandırıcılık suçunu oluşturur 'Şık şık', 'papel' gibi oyunları yargıtay dolandırıcılık olarak vasıflandırmıştır.Bu durumda  5237 sayılıTürk Ceza Kanunu'nun 228. maddes değil, mezkur Kanunu'nun 157. maddesi uygulanmalıdır.


MADDİ HATALAR

Maddi Hatalar ve Hukuki Hatalar

Yasa yararına bozma isteğinin, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7.11.2006 tarih ve 227-228 sayılı kararı ışığı altında irdelenmesi hukuken isabetli sonuca ulaşılmasını kolaylaştıracaktır. Anılan kararda “……Esasen olağan bir dikkat ve özenin gösterilmesi halinde gerçekleşmeyecek olan isim, yaş ve hesap hataları, yargı kararlarında “maddi yanılgı” veya “yazım hatası” diye isimlendirilen beşeri hatalardır. Yargılama araçlarının belirli biçimde takdir edilmelerinden kaynaklanan değerlendirme hataları ise hukuki yanılgılardır. Hukuki yanılgılar, ancak başka bir merci tarafından ve yasa yolu başvurusuyla açılan bir tali muhakeme ile giderilebilir. Yargı kararlarındaki maddi yanılgıların düzeltilmesi ise herhangi bir yöntem ve zamanla sınırlı değildir. Bu yanılgılar, bizzat bu hatayı yapan merci tarafından, kendiliğinden veya bir yasa yolu başvurusu üzerine verilen bir karardaki uyarı üzerine düzeltilebilir…..” biçiminde açıklamalara yer verilmiştir.

Etkin direnme suçundan sanık A. Turan’ın, 5237 sayılı T.Ceza Yasasının 265/2 maddesi uyarınca 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Mersin 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 26.9.2005 günlü karar aleyhine Adalet Bakanlığının 24.9.2007 gün ve 48167 sayılı yasa yararına bozma isteğini içeren, Yargıtay C. Başsavcılığının, 8.10.2007 gün ve 203166 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi.

Tebliğnamede “Tüm dosya kapsamına göre; sanık Atilla Turan hakkında nası ızrar suçundan dolayı iddianame ile kamu davası açıldığı, ancak diğer suçtan dolayı hakkında açılan davanın bulunmaması karşısında, sanığın görevli polis memurlarına aktif mukavemette bulunmak suçundan dolayı cezalandırılmayacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. " denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

Yasa yararına bozma isteğinin, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7.11.2006 tarih ve 227-228 sayılı kararı ışığı altında irdelenmesi hukuken isabetli sonuca ulaşılmasını kolaylaştıracaktır. Anılan kararda “……Esasen olağan bir dikkat ve özenin gösterilmesi halinde gerçekleşmeyecek olan isim, yaş ve hesap hataları, yargı kararlarında “maddi yanılgı” veya “yazım hatası” diye isimlendirilen beşeri hatalardır. Yargılama araçlarının belirli biçimde takdir edilmelerinden kaynaklanan değerlendirme hataları ise hukuki yanılgılardır. Hukuki yanılgılar, ancak başka bir merci tarafından ve yasa yolu başvurusuyla açılan bir tali muhakeme ile giderilebilir. Yargı kararlarındaki maddi yanılgıların düzeltilmesi ise herhangi bir yöntem ve zamanla sınırlı değildir. Bu yanılgılar, bizzat bu hatayı yapan merci tarafından, kendiliğinden veya bir yasa yolu başvurusu üzerine verilen bir karardaki uyarı üzerine düzeltilebilir…..” biçiminde açıklamalara yer verilmiştir.

İncelenen dosyada, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanık Vedat Turan hakkında yaralama, mala zarar verme ve etkin direnme eylemleri nedeniyle 765 sayılı T.Ceza Yasasının 456/4,457/1,61,516/1,522,258/1-2-3,36,40 sanık Atilla Turan hakkında ise sadece mala zarar verme suçundan ötürü 765 sayılı T.Ceza Yasasının 516/1,522 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları için kamu davası açıldığı mahkemece yapılan yargılama sonucu verilen kararın gerekçe kısmında sanığın eyleminin takibi şikayete bağlı TCK.516/ilk, 522 maddelerinde, yazılı mala zarar verme suçunu oluşturduğu kabul edilerek şikayet yokluğu nedeniyle kamu davasının TCK.99. madde gereğince düşürülmesine karar verildiği halde sanığın etkin direnme suçundan da cezalandırılmasına karar verildiği görülmektedir. Mahkemece gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesinden kaynaklanan bu durumun maddi yanılgı olduğunda kuşku yoktur. Maddi yanılgının ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere herhangi bir zaman ve yöntemle sınırlı olmaksızın hatayı yapan merci tarafından düzeltilmesi olanaklıdır. Bu çözümün yasa koyucu tarafından da benimsendiği 5320 sayılı Yasanın 8/1 maddesine 6.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Yasayla eklenen son cümlesi hükmünden anlaşılmaktadır. Yasa koyucu bu düzenlemeyle yazıma ilişkin maddi hataların düzeltilmesi için olağanüstü yasa yolları kullanılarak yetkili kurulların emek ve zamanının boş yere harcanmasını önlemek istemiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görülmediğinden, Adalet Bakanlığının, yasa yararına bozma isteğinin REDDİNE, (4.CD’nin 16.1.2008 tarih ve 2007/11639-2008/717 sayılı kararı)

Ceza Hukukunda Maddi Hataların Vasıfları

Yasa yararına bozma isteğinin, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7.11.2006 tarih ve 227-228 sayılı kararı ışığı altında irdelenmesi hukuken isabetli sonuca ulaşılmasını kolaylaştıracaktır. Anılan kararda “……Esasen olağan bir dikkat ve özenin gösterilmesi halinde gerçekleşmeyecek olan isim, yaş ve hesap hataları, yargı kararlarında “maddi yanılgı” veya “yazım hatası” diye isimlendirilen beşeri hatalardır.

Etkin direnme suçundan sanık A. Turan’ın, 5237 sayılı T.Ceza Yasasının 265/2 maddesi uyarınca 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Mersin 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 26.9.2005 günlü karar aleyhine Adalet Bakanlığının 24.9.2007 gün ve 48167 sayılı yasa yararına bozma isteğini içeren, Yargıtay C. Başsavcılığının, 8.10.2007 gün ve 203166 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi.

Tebliğnamede “Tüm dosya kapsamına göre; sanık Atilla Turan hakkında nası ızrar suçundan dolayı iddianame ile kamu davası açıldığı, ancak diğer suçtan dolayı hakkında açılan davanın bulunmaması karşısında, sanığın görevli polis memurlarına aktif mukavemette bulunmak suçundan dolayı cezalandırılmayacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. " denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

Yasa yararına bozma isteğinin, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7.11.2006 tarih ve 227-228 sayılı kararı ışığı altında irdelenmesi hukuken isabetli sonuca ulaşılmasını kolaylaştıracaktır. Anılan kararda “……Esasen olağan bir dikkat ve özenin gösterilmesi halinde gerçekleşmeyecek olan isim, yaş ve hesap hataları, yargı kararlarında “maddi yanılgı” veya “yazım hatası” diye isimlendirilen beşeri hatalardır. Yargılama araçlarının belirli biçimde takdir edilmelerinden kaynaklanan değerlendirme hataları ise hukuki yanılgılardır. Hukuki yanılgılar, ancak başka bir merci tarafından ve yasa yolu başvurusuyla açılan bir tali muhakeme ile giderilebilir. Yargı kararlarındaki maddi yanılgıların düzeltilmesi ise herhangi bir yöntem ve zamanla sınırlı değildir. Bu yanılgılar, bizzat bu hatayı yapan merci tarafından, kendiliğinden veya bir yasa yolu başvurusu üzerine verilen bir karardaki uyarı üzerine düzeltilebilir…..” biçiminde açıklamalara yer verilmiştir.

İncelenen dosyada, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanık Vedat Turan hakkında yaralama, mala zarar verme ve etkin direnme eylemleri nedeniyle 765 sayılı T.Ceza Yasasının 456/4,457/1,61,516/1,522,258/1-2-3,36,40 sanık Atilla Turan hakkında ise sadece mala zarar verme suçundan ötürü 765 sayılı T.Ceza Yasasının 516/1,522 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları için kamu davası açıldığı mahkemece yapılan yargılama sonucu verilen kararın gerekçe kısmında sanığın eyleminin takibi şikayete bağlı TCK.516/ilk, 522 maddelerinde, yazılı mala zarar verme suçunu oluşturduğu kabul edilerek şikayet yokluğu nedeniyle kamu davasının TCK.99. madde gereğince düşürülmesine karar verildiği halde sanığın etkin direnme suçundan da cezalandırılmasına karar verildiği görülmektedir. Mahkemece gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesinden kaynaklanan bu durumun maddi yanılgı olduğunda kuşku yoktur. Maddi yanılgının ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere herhangi bir zaman ve yöntemle sınırlı olmaksızın hatayı yapan merci tarafından düzeltilmesi olanaklıdır. Bu çözümün yasa koyucu tarafından da benimsendiği 5320 sayılı Yasanın 8/1 maddesine 6.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Yasayla eklenen son cümlesi hükmünden anlaşılmaktadır. Yasa koyucu bu düzenlemeyle yazıma ilişkin maddi hataların düzeltilmesi için olağanüstü yasa yolları kullanılarak yetkili kurulların emek ve zamanının boş yere harcanmasını önlemek istemiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görülmediğinden, Adalet Bakanlığının, yasa yararına bozma isteğinin REDDİNE, (4.CD’nin 16.1.2008 tarih ve 2007/11639-2008/717 sayılı kararı)

Ceza Hukuukunda Maddi Hataların Düzeltilmesi Usulü

Maddi yanılgının ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere herhangi bir zaman ve yöntemle sınırlı olmaksızın hatayı yapan merci tarafından düzeltilmesi olanaklıdır.

Etkin direnme suçundan sanık A. Turan’ın, 5237 sayılı T.Ceza Yasasının 265/2 maddesi uyarınca 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Mersin 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 26.9.2005 günlü karar aleyhine Adalet Bakanlığının 24.9.2007 gün ve 48167 sayılı yasa yararına bozma isteğini içeren, Yargıtay C. Başsavcılığının, 8.10.2007 gün ve 203166 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi.

Tebliğnamede “Tüm dosya kapsamına göre; sanık Atilla Turan hakkında nası ızrar suçundan dolayı iddianame ile kamu davası açıldığı, ancak diğer suçtan dolayı hakkında açılan davanın bulunmaması karşısında, sanığın görevli polis memurlarına aktif mukavemette bulunmak suçundan dolayı cezalandırılmayacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. " denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

Yasa yararına bozma isteğinin, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7.11.2006 tarih ve 227-228 sayılı kararı ışığı altında irdelenmesi hukuken isabetli sonuca ulaşılmasını kolaylaştıracaktır. Anılan kararda “……Esasen olağan bir dikkat ve özenin gösterilmesi halinde gerçekleşmeyecek olan isim, yaş ve hesap hataları, yargı kararlarında “maddi yanılgı” veya “yazım hatası” diye isimlendirilen beşeri hatalardır. Yargılama araçlarının belirli biçimde takdir edilmelerinden kaynaklanan değerlendirme hataları ise hukuki yanılgılardır. Hukuki yanılgılar, ancak başka bir merci tarafından ve yasa yolu başvurusuyla açılan bir tali muhakeme ile giderilebilir. Yargı kararlarındaki maddi yanılgıların düzeltilmesi ise herhangi bir yöntem ve zamanla sınırlı değildir. Bu yanılgılar, bizzat bu hatayı yapan merci tarafından, kendiliğinden veya bir yasa yolu başvurusu üzerine verilen bir karardaki uyarı üzerine düzeltilebilir…..” biçiminde açıklamalara yer verilmiştir.

İncelenen dosyada, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanık Vedat Turan hakkında yaralama, mala zarar verme ve etkin direnme eylemleri nedeniyle 765 sayılı T.Ceza Yasasının 456/4,457/1,61,516/1,522,258/1-2-3,36,40 sanık A... Turan hakkında ise sadece mala zarar verme suçundan ötürü 765 sayılı T.Ceza Yasasının 516/1,522 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları için kamu davası açıldığı mahkemece yapılan yargılama sonucu verilen kararın gerekçe kısmında sanığın eyleminin takibi şikayete bağlı TCK.516/ilk, 522 maddelerinde, yazılı mala zarar verme suçunu oluşturduğu kabul edilerek şikayet yokluğu nedeniyle kamu davasının TCK.99. madde gereğince düşürülmesine karar verildiği halde sanığın etkin direnme suçundan da cezalandırılmasına karar verildiği görülmektedir. Mahkemece gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesinden kaynaklanan bu durumun maddi yanılgı olduğunda kuşku yoktur. Maddi yanılgının ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere herhangi bir zaman ve yöntemle sınırlı olmaksızın hatayı yapan merci tarafından düzeltilmesi olanaklıdır. Bu çözümün yasa koyucu tarafından da benimsendiği 5320 sayılı Yasanın 8/1 maddesine 6.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Yasayla eklenen son cümlesi hükmünden anlaşılmaktadır. Yasa koyucu bu düzenlemeyle yazıma ilişkin maddi hataların düzeltilmesi için olağanüstü yasa yolları kullanılarak yetkili kurulların emek ve zamanının boş yere harcanmasını önlemek istemiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görülmediğinden, Adalet Bakanlığının, yasa yararına bozma isteğinin REDDİNE, (4.CD’nin 16.1.2008 tarih ve 2007/11639-2008/717 sayılı kararı)



MAĞDUR ÇOCUĞUN İFADESİ

5271 sayılı CMK.nun 236/3. madde hükmüne aykırı olarak, mağdur çocuğun dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulundurulması gerektiğinin gözetilmemesi Kanuna aykırıdır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun  236/3. madde hükmüne aykırı olarak, mağdur çocuğun dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulundurulması gerektiğinin  zetilmemesi, 5.CDD 07.05.2009 tarihili ve Esas : 2008/7319  Karar : 2009/5410 sayılı içtihadı)


MAHKEME KARALARINA MUHALEFET

Ceza mahkemeleri tarafından verilen kararlara muhalefet halinde, Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunu'nun 113/A maddesine mümas suç oluşmaz

1-)İhtiyati tedbir kararına muhalefet suçunun, HUMK.nun 101 ve devamı maddeleri gereğince hukuk mahkemelerince verilmiş bir tedbir kararına muhalefet halinde oluşacağı ve suça konu Telsim Mobil Telekominikasyon Hizmetleri Anonim Şirketi hakkındaki tedbir kararının Şişli 2. Sulh Ceza Mahkemesince verildiği ve kabule göre de anılan tedbir kararının HUMK 106. maddesi gereğince sanıklara tebliğ edilmesi gerektiği de gözetilmeden yüklenen suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı nazara alınmadan yazılı şekilde mahkümiyetlerine hükmolunması kanuna aykırıdır (11 CD  23.02.2011 tarihli ve  Esas No:2010/13032   Karar No:20111233  künyeli içtihadı)


MAHKUMİYET KARARI

Mahkumiyet Kararınnda Dikkat Edilecek Hususlar

Mahkumiyet kararlarında, hapis cezasınıdan çevrilen para cezası ve doğrudan verilen para cezası ayrı ayrı gösterilmelidir

Hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulama maddesinin gösterilmemesi ve hapisten çevrilen adli para cezası ile doğrudan hükmedilen adli para cezasının toplanması suretiyle infazda karışıklığa neden olunması,hukuka aykırıdır  (11.CD 24.02.2011 Eas No:2008/1314 Karar No:2011/1309 künyeli içtihadı)

Mahkumiyet ve Beraat Kararı

1-)Suçtan sonra yapılan teşhis, rapor gibi diğer yan delillerle ve dosya içeriğiyle teyit ediliyorsa, bu durumda, mahkumiyet verilmesi gerekir.

Yakınanların 06.08.2007 tarihli S...... Devlet Hastanesi kamera kayıtlarında görüntüleri bulunan sanıkların olay sırasında yağmaya katılan kişiler içerisinde olduklarına ilişkin teşhisleri, 22.05.2008 tarihli Cumhuriyet Savcılığında talimat yoluyla gönderilen sanıklara ait fotoğraf teşhisleri, 21.08.2008 tarihli talimat mahkemesindeki fotoğraf teşhisleri ile aşamalardaki anlatımları; hastane adli muayene raporları; sanıklar ve yakınanların olaydan sonra görüştüklerine dair kabulleri; bir kısım savunma tanıklarının olayın gerçekleştiği ve sanıkların kardeşi diğer sanık M. S. İpek’in hastaneye alındığı saat ile uyuşmayan çelişkili anlatımları karşısında, eylemleri sübut bulunan sanıkların yüklenen suçtan mahkumiyetleri yerine, yazılı gerekçe ile beraatlarına karar verilmesi, hukuka aykırıdır(6.CD  8.11.2010 tarihli ve  Esas No: 2009/21901 Karar No:2010/18095 sayılı içtihadı)


MAL BEYANINDA BULUNMAMAK

Manisa İcra Mahkemesinin 20.04.2006 gün ve 2006/875 esas ve 2006/935 sayılı on gün disiplin hapsi ile cezalandırılması kararına karşı itirazı inceleyen Manisa Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2006 tarih ve 2006/511 değişik iş, 2006/411 müteferrik sayı ile itirazın reddi yerine takibe konu alacak miktarının asgari ücretin altında olduğu, bu bedelin ekonomik koşullar gözetildiğinde olağan yaşamın sürdürülebilmesi için her kişinin üzerinde bulunması mümkün bir bedel olduğu gerekçesiyle mahkumiyet kararının kaldırılmasına, sanıklar hakkındaki davanın 2004 sayılı İİK’nun 354/1. maddesi uyarınca tüm neticeleri ile birlikte düşürülmesine karar vermesi isabetsizdir.

Dosya kapsamına göre, mal beyanında bulunmamak eylemi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 337. maddesinin 1.fıkrasında, “müddeti içinde beyanda bulunmak üzere mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayan borçlular, alacaklının şikayeti üzerine, icra mahkemesi tarafından  on günden bir aya kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılırlar. Borçlunun haczi kabil mallarını alacaklının bildiği veya bilmesi lazım geldiği takdirde yahut borcu karşılayacak miktarda malın haczedilmesi halinde borçluya ceza verilmez.” Şiklindeki düzenleme ile yaptırım altına alınmış iken, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değişik 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 337. maddesininin 1.fıkrası, “müddeti içinde beyanda bulunmak üzere mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayan borçlu, alacaklının şikayeti üzerine, on gün disiplin hapsi cezası ile cezalandırılır. Alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmesi veya borcun ödenmesi halinde, bu ceza düşer.” İfiadesi ile müeyyide altına alınmak suretiyle değiştirilmiştir.

Görüleceği üzere önceki düzenlemede bulunan “Borçlunun haczi kabil mallarını alacaklının bildiği veya bilmesi lazım geldiği takdirde” ifiadesine, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı Yasa ile değişik İcra ve İflas Kanunu’nun 337. maddesinde yer verilmemiştir.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Tanımlar” başlıklı 2.maddesinin 1.fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; “Kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanmayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapsi ifade eder.” şeklinde yapılmıştır.  Disiplin hapsi için yapılan bu tanım, hapsen tazyik yaptırımını da kapsar niteliktedir.

Konu öğretide de ele alınmış ve disiplin hapsinin niteliği şu şekilde açıklanmıştır. “Kişinin yükümlülüğe aykırı davranmamak konusunda mevcuriyeti bulunmamaktadır. Ancak, kişi bazı durumlarda bir yükümlülüğe uygun davranmaya belli ölçüde icbar edilebilmektedir. Başka bir deyişle kişi, bazı durumlarda yükümlülüklerinin gereğine yerine getirmesini sağlamak için belli ölçüde icbar edilebilmekte ve bu amaçla bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılabilmektedir. Bu hürriyetten yoksun bırakma olğusu, bir disiplin hapsi netiliği taşımaktadır. Ancak, yükümlülüğün yerine getirilmesi halinde, bu yaptırımın uygulanmasına derhal son verilmektedir. Bu bakımnadn söz konusu disiplin hapsine ilişkin olarak kanunda sadece azami bir süre belirlenmektedir. Kişi kendisine terettüp eden yükümlülüğün gereğini yerine getirmeye zorlamak amacıyla ancak belli bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılabicektir. Bu sürenin dolması halinde; kişi, yükümlülüğünün gereğini yerine getirmemiş olsa bile hürriyetinden yoksun bırakılmasına ilişkin yaptırım uygulanmasına son verilerek serbest bırakılacaktır. Bu nedenle söz konusu disiplin hapsine, kanunda tazyik hapsi denilmiştir. (Doç.Dr.İzzet Özgenç, Ceza Hukuk Genel Hükümler, 3.Bası, Sh.623)

Bu çerçevede, 1.06.2005 tarihinden sonra mal beyanında bulunmamak fiilini işleyen borçlu sanıklar hakkında; önceki düzenlemede bulunan “borçlunun haczi kabil mallarını alacaklının bildiği veya bilmesi lazım geldiği takdirde” ifadesine 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı yasa ile değişik İİK.nun 337.maddesinde yer verilmediği gözetildiğinde, kişinin yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak için belli ölçüde icbar edilebileceğinin, bu amaçla bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılabileceğinin kabulü gerekir.

Somut olayımızda, Manisa İcra Mahkemesinin 20.04.2006 gün ve 2006/875 esas ve 2006/935 sayılı on gün disiplin hapsi ile cezalandırılması kararına karşı itirazı inceleyen Manisa Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2006 tarih ve 2006/511 değişik iş, 2006/411 müteferrik sayı ile itirazın reddi yerine takibe konu alacak miktarının asgari ücretin altında olduğu, bu bedelin ekonomik koşullar gözetildiğinde olağan yaşamın sürdürülebilmesi için her kişinin üzerinde bulunması mümkün bir bedel olduğu gerekçesiyle mahkumiyet kararının kaldırılmasına, sanıklar hakkındaki davanın 2004 sayılı İİK’nun 354/1. maddesi uyarınca tüm neticeleri ile birlikte düşürülmesine karar vermesi isabetsizdir.(CGK 29.5.2007 tarihli Esas No:2007/1378 Karar No:2007/2027 künyeli içtihadı)


MAL VARLIĞINA KARŞI İŞLENEN SUÇLARDA ETKİN PİŞMANLIK

Aynen iade veya tazmin mümkün olmaması halinde rıza da yoksa  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 168/3 maddesi uygulanmaz

Hırsızlık, nası ızrar, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflas, taksirli iflas, karşılıksız yararlanma ve yağma suçları ile ilgili etkin pişmanlık hükümleri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 168. maddesinda tanzim edilmiştir.  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  168. maddesi anlamında aynen iade veya tazmin olabilmesi için suçun tamamlanması gerekir. Suç tekemmül etmeden yapılacak iade veya tazmin bu madde kapsamına girmez.Suç tekemmül etmeden yapılacak iade mezkur madde kapsamına girmez. Mesela, mağdureyi gasp eden kişi, kaçma imkanı varken, gasp etmiş oluğu pırlanta yüzüğü bırakıp kaçması halinde, gönüllü vazgeçme hükümleri tatbik edilecektir. Bundan dolayı suçun ne zaman tekemmül ettiğinin tespiti önemlidir. Mesela dolandırcılık suçunda, hesaba,  hile ve desise ile havale yaptıran sanık, kendi hesabına yatan parayı çekmeden suç tekemmül etmez.

5237 sayılı TCK'nun 168. maddesi, mal varlığına karşı işlenen suçların tamamlanmasından sonra, uygulanabileceğinden; paranın henüz alınmamış olması nedeniyle teşebbüş aşamasında kalan yağma suçunda, sanığın pişmanlık göstermesi söz konusu olmadığından; mezkur kanunun 36. maddesinde tanzim edilen gönüllü vazgeçme hükümleri aygulanacaktır. (6.CD.8.9.2005;10071/7166)

Hırsızlık malını satın alan kişi, çalıntı malı ası sahibine iade etmişse, sadece hırsızlık malını satın alan kişi hakkında TCK'nun 168. maddesi uygulanır. Hırsızlık yapan kişi hakkında mezkur madde uygulanamaz.

TCK'nun 168/1 maddesine göre, aynen iade veya tazminin, kovuşturturma başlamadan önce yerine getirilmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 2/1. maddesine göre, kovuşturma iddianamenin kabulü ile başlar. Mezkur maddeye göre, iddianamenin kabulünden, hükmün kesinleşiceye kadar geçen süreç, kovuştuma safhasıdır.

Aynen iade veya tazmin şahsi bir indirim sebebi olduğundan, TCK'nun 40. maddesine göre, sadece etkin pişmanlık gösteren 168. maddeden istifade edecektir.İştirak halinde işlenen suçlarda, her suçlunun ayrı ayrı iade veya tazmin etmesine gerek yoktur. Şeriklerin rızası ile birin iade veya tazmin etmesi yeterlidir.

Yakınandan yağmalanan çanta ve fotoğrafların iade edilmediği, sanıklar tarafından yakılmış olan fotoğrafların aynen iade ve tazmininin de mümkün olmdığı olmadığı, kısmi iade nedeniyle sanıkların cezalarından indirim yapılmasına da katılanın rıza göstermdiğinin anlaşılması karşısında; koşullarının oluşmadığı halde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 168/3 maddesi ile uygulama yapılması bozmayı gerektirmişt. 08.02.2007 tarih ve 2006/15830,2007/1376)


KASTEN ADAM ÖLDÜRME VE KASTEN YARALAMA

1-)Kasten adam öldürme(Intentional Killing) suçu ile  kasten yaralamayı ayıran kritere ilişkin  emsal Yargıtay kararları aşağıda verilmiştir.

2-)Hasmını öldürmek için hareket halindeki otobüse ateş edilmesi halinde,  hedef aldığı hasmı hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması halnde, hasmını öldürmeye teşebbüsten(attempt  to intentional killing) ; hasmın yanındaki kişide hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması halinde onun da muhtemel kasıtla yaralamaktan tecziye edilmesi gerekir.21.07.2009

a-) Mağdurun yaralaması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 86/1. mddesine mümas olacak şekide bir yaralma olabirlir, yarala sonucu ölüm meydana gelmiş ise bu durumda 87/4. maddesine göre, verilecek ceza 8 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası verilecektir.

b-)Mağdurun yaralaması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 86/3. mddesine mümas olacak şekide bir yaralma olabirlir, yarala sonucu ölüm meydana gelmiş ise bu durumda 87/4. maddesine göre, verilecek ceza 12 yıldan 16 yıla kadar hapis cezası verilecektir.

3-) Kasten yaralama sonunda, mağdur kurşunla yaralanmış  ve kurşun mağdurun kafasında kalmış ise, yaralandığı tarih suç tarihi olarak kabul etmek gerekir. Bilahare kurşun nedeniyle mağdur ölmüş ise bu durumda yeniden yargılama yapılarak  kasten yaralama suçundan verilen cezanın, bilahere   kasten öldürme suçundan dolayı verilecek  cezadan mahsup edilmesi gerekir.Burada, suç tarihi kasten yaralanma tarihidir. Eğer kasten adam öldürme suçu, kasten adam öldürme suçunun zamanaşımı içende meydana gelmiş ise illiyet rabıtası da varsa yeniden yargılama yapılması gerekir.



KASTEN YARALAMA VE TEHDİT

“Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.” hükümleri yer almaktadır. İncelenen somut olayda, mahkemece, sanığın, elindeki taşla yakınan Y... Uzun’un üzerine yürümesi ve “gel seni de döveyim” biçimindeki sözlerle onu tehdit ettiği kabul edilerek yaralama ve tehdit suçlarından mahkumiyet kararı verildiği görülmektedir. 5237 sayılı T.C.Y.’nın 106/3 maddesi hükmü karşısında, mahkemenin uygulamasının hukuka uygun olduğu anlaşılmaktadır.

1-)Yasa yararına bozma isteğinin incelenmesine geçilmeden ilgili yasal hükümlerin göz önünde bulundurulmasında yarar vardır. 5237 sayılı T.Ceza Yasasının 106. maddesinin 1. fıkrasında “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.” 2. fıkrasında “Tehdidin; a) Silahla, b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle, c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, işlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” 3.fıkrasında ise “Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.” hükümleri yer almaktadır. İncelenen somut olayda, mahkemece, sanığın, elindeki taşla yakınan Y... Uzun’un üzerine yürümesi ve “gel seni de döveyim” biçimindeki sözlerle onu tehdit ettiği kabul edilerek yaralama ve tehdit suçlarından mahkumiyet kararı verildiği görülmektedir. 5237 sayılı T.C.Y.’nın 106/3 maddesi hükmü karşısında, mahkemenin uygulamasının hukuka uygun olduğu anlaşılmaktadır. (4.CD’nin 16.1.2008 tarih ve 2007/11616-2008/722 sayılı kararı)

2-)Sanığın, kavga sırasında, mağduru darp ederken 'seni öldürürüm' şeklinde tehdit etmesi, kasten müessir fiil suçunun unsuru olmayıp, bağımsız nitelikte bir tehdit suçunu oluşturur( 4.CD 01.03.2006 tarihli ve 17049/5052 künyeli içtihadı)



KAÇAKLIK KARARININ VERİLMESİ İÇİN KAMU DAVASININ AÇILMASI GEREKİR

Kaçakların yargılanması, 5271 sayılı CYY.nın 247, 248. maddelerinde düzenlenmiş olup, 247/3.maddesinde, kaçak hakkında kovuşturmanın yapılabileceği hükmü bulunmaktadır. Dolayısıyla, kaçak hakkında herhangi bir suçtan dolayı kamu davasının açılması ve yargılama yapılması olanaklı olduğu halde, daha önce sorgusu yapılmadığı takdirde hakkında mahkumiyet kararı verilememektedir. Diğer taraftan, sanığın duruşmaya gelmesini zorlama amacıyla mallarına el konulması tedbirine başvurulabilmesi için ise, kovuşturulan suçun aynı Yasanın 248/2.maddesinde sayılan katalog suçlardan olması zorunlu görülmüştür (Prof.Dr.Cumhur Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, Ankara 2005, s.755,758; Doç.Dr.Veli Ö.Özbek, Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun Anlamı, Ankara 2005, s.940). Esasen 247/2.maddesinde sözü edilen kaçaklık kararının alınabilmesi için de şüpheli hakkında kamu davasının açılması gerektiği anlaşılmaktadır. Şu halde kaçak olanlar hakkında kamu davasının açılamayacağı görüşüyle iddianamenin iadesine karar verilmesi hukuka aykırıdır.

Firar suçundan şüpheli İlhami Demir hakkında yapılan soruşturma sonucunda Bozüyük Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 9.3.2007 tarihli ve 59 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının 170.maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Yasanın 174.maddesi gereğince iadesine dair, Bozüyük Sulh Ceza Mahkemesinin 19.3.2007 tarihli ve 2007/59 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Bozüyük Asliye Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 20.3.2007 tarihli ve 2007/15 değişik iş sayılı karar aleyhine Adalet Bakanlığınca verilen 30.4.2007 gün ve 22571 sayılı Yasa Yararına Bozma isteğini içeren Yargıtay C.Başsavcılığının 5.6.2007 gün ve 96728 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi ve gereği görüşüldü:

Tebliğnamede “dosya kapsamına göre, şüphelinin halen firarda olduğu, hakkında çıkarılan yakalama emrinin yerine getirilemediği, olayla ilgili olarak savunmasının alınamadığı, yargılamanın kaçakların yargılanması hükümlerine göre yürütülebilmesi için, suçun 5271 sayılı Kanun'un 248/2-a maddesi kapsamında bulunması gerektiği, şüpheliye yüklenen suçun ise anılan maddedeki katalog suçlar arasında yer almaması nedeniyle hakkında kaçakların yargılanması hükümlerinin uygulanamayacağı, şüphelinin bulunduğu yer belirlendikten sonra hakkında kovuşturma işlemlerine başlanılması gerektiğinden bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de;

5271 sayılı Kanun'un 170/3.maddesinde iddianamede hangi hususların gösterileceği, aynı Kanun'un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, iddianamenin iade sebepleri arasında şüphelinin ifadesinin alınmamasının bulunmadığı, ayrıca kaçakların yargılanması hakkındaki hükümlerin uygulanması için, atılı suçun 5271 sayılı Kanun'un 248/2-a maddesinde yer alan katalog suçlardan olmasının gerekmediği, söz konusu katalog suçların, sadece anılan maddenin birinci fıkrasında belirtilen tedbirlerin uygulanabilmesi için gereken bir ön şart olduğu, aynı Kanun'un 247/3.maddesinde suç ayrımı yapılmaksızın, kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabileceğinin öngörüldüğü cihetle, yazılı şekilde verilen karar yönelik itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 174/1.maddesinde "Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren on beş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtmek suretiyle;

a- 170.maddeye aykırı olarak düzenlenen,

b- Suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,

c- Önödemeye veya uzlaşmaya tabi olduğu soruşturma dosyasından açıkca anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen,

İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir." hükmü yer almaktadır.

İncelenen dosyada, iddianame ile şüpheli hakkında açılmak istenilen kamu davasının 5237 sayılı TCY.nın 292/1.maddesinde yer alan hükümlünün kaçma suçunu oluşturduğu, şüpheli hakkında çıkarılan yakalama kararına karşın bir yılı aşkın sürede yakalanamadığı nedeniyle ifadesi alınamadan kamu davasının açılmak istenildiği, buna karşın davanın açıldığı sulh ceza mahkemesince, "kaçaklarla ilgili olarak yargılama yapılabilmesi için suçun TCK.nun 248/2-a maddesi kapsamında bulunması gerekir ve şüphelinin bulunduğu yer belirlendikten sonra kovuşturma işlemlerine başlanılmalıdır" görüşüyle iddianamenin iade edildiği, C.Savcısının itirazını inceleyen mercii Bozüyük Asliye Ceza Mahkemesinin de aynı görüşte itirazın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.

Kaçakların yargılanması, 5271 sayılı CYY.nın 247, 248. maddelerinde düzenlenmiş olup, 247/3.maddesinde, kaçak hakkında kovuşturmanın yapılabileceği hükmü bulunmaktadır. Dolayısıyla, kaçak hakkında herhangi bir suçtan dolayı kamu davasının açılması ve yargılama yapılması olanaklı olduğu halde, daha önce sorgusu yapılmadığı takdirde hakkında mahkumiyet kararı verilememektedir. Diğer taraftan, sanığın duruşmaya gelmesini zorlama amacıyla mallarına el konulması tedbirine başvurulabilmesi için ise, kovuşturulan suçun aynı Yasanın 248/2.maddesinde sayılan katalog suçlardan olması zorunlu görülmüştür (Prof.Dr.Cumhur Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, Ankara 2005, s.755,758; Doç.Dr.Veli Ö.Özbek, Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun Anlamı, Ankara 2005, s.940). Esasen 247/2.maddesinde sözü edilen kaçaklık kararının alınabilmesi için de şüpheli hakkında kamu davasının açılması gerektiği anlaşılmaktadır. Şu halde kaçak olanlar hakkında kamu davasının açılamayacağı görüşüyle iddianamenin iadesine karar verilmesi hukuka aykırıdır.(4.CD’nin 16.01.2008 tarih ve 2007/6573-2008/286 sayılı kararı)



KAÇAKLIK KARARININ VERİLMESİ İÇİN KAMU DAVASININ AÇILMASI GEREKİR

Kaçakların yargılanması, 5271 sayılı CYY.nın 247, 248. maddelerinde düzenlenmiş olup, 247/3.maddesinde, kaçak hakkında kovuşturmanın yapılabileceği hükmü bulunmaktadır. Dolayısıyla, kaçak hakkında herhangi bir suçtan dolayı kamu davasının açılması ve yargılama yapılması olanaklı olduğu halde, daha önce sorgusu yapılmadığı takdirde hakkında mahkumiyet kararı verilememektedir. Diğer taraftan, sanığın duruşmaya gelmesini zorlama amacıyla mallarına el konulması tedbirine başvurulabilmesi için ise, kovuşturulan suçun aynı Yasanın 248/2.maddesinde sayılan katalog suçlardan olması zorunlu görülmüştür (Prof.Dr.Cumhur Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, Ankara 2005, s.755,758; Doç.Dr.Veli Ö.Özbek, Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun Anlamı, Ankara 2005, s.940). Esasen 247/2.maddesinde sözü edilen kaçaklık kararının alınabilmesi için de şüpheli hakkında kamu davasının açılması gerektiği anlaşılmaktadır. Şu halde kaçak olanlar hakkında kamu davasının açılamayacağı görüşüyle iddianamenin iadesine karar verilmesi hukuka aykırıdır.

Firar suçundan şüpheli İlhami Demir hakkında yapılan soruşturma sonucunda Bozüyük Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 9.3.2007 tarihli ve 59 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının 170.maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Yasanın 174.maddesi gereğince iadesine dair, Bozüyük Sulh Ceza Mahkemesinin 19.3.2007 tarihli ve 2007/59 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Bozüyük Asliye Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 20.3.2007 tarihli ve 2007/15 değişik iş sayılı karar aleyhine Adalet Bakanlığınca verilen 30.4.2007 gün ve 22571 sayılı Yasa Yararına Bozma isteğini içeren Yargıtay C.Başsavcılığının 5.6.2007 gün ve 96728 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi ve gereği görüşüldü:

Tebliğnamede “dosya kapsamına göre, şüphelinin halen firarda olduğu, hakkında çıkarılan yakalama emrinin yerine getirilemediği, olayla ilgili olarak savunmasının alınamadığı, yargılamanın kaçakların yargılanması hükümlerine göre yürütülebilmesi için, suçun 5271 sayılı Kanun'un 248/2-a maddesi kapsamında bulunması gerektiği, şüpheliye yüklenen suçun ise anılan maddedeki katalog suçlar arasında yer almaması nedeniyle hakkında kaçakların yargılanması hükümlerinin uygulanamayacağı, şüphelinin bulunduğu yer belirlendikten sonra hakkında kovuşturma işlemlerine başlanılması gerektiğinden bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de;

5271 sayılı Kanun'un 170/3.maddesinde iddianamede hangi hususların gösterileceği, aynı Kanun'un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, iddianamenin iade sebepleri arasında şüphelinin ifadesinin alınmamasının bulunmadığı, ayrıca kaçakların yargılanması hakkındaki hükümlerin uygulanması için, atılı suçun 5271 sayılı Kanun'un 248/2-a maddesinde yer alan katalog suçlardan olmasının gerekmediği, söz konusu katalog suçların, sadece anılan maddenin birinci fıkrasında belirtilen tedbirlerin uygulanabilmesi için gereken bir ön şart olduğu, aynı Kanun'un 247/3.maddesinde suç ayrımı yapılmaksızın, kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabileceğinin öngörüldüğü cihetle, yazılı şekilde verilen karar yönelik itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 174/1.maddesinde "Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren on beş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtmek suretiyle;

a- 170.maddeye aykırı olarak düzenlenen,

b- Suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,

c- Önödemeye veya uzlaşmaya tabi olduğu soruşturma dosyasından açıkca anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen,

İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir." hükmü yer almaktadır.

İncelenen dosyada, iddianame ile şüpheli hakkında açılmak istenilen kamu davasının 5237 sayılı TCY.nın 292/1.maddesinde yer alan hükümlünün kaçma suçunu oluşturduğu, şüpheli hakkında çıkarılan yakalama kararına karşın bir yılı aşkın sürede yakalanamadığı nedeniyle ifadesi alınamadan kamu davasının açılmak istenildiği, buna karşın davanın açıldığı sulh ceza mahkemesince, "kaçaklarla ilgili olarak yargılama yapılabilmesi için suçun TCK.nun 248/2-a maddesi kapsamında bulunması gerekir ve şüphelinin bulunduğu yer belirlendikten sonra kovuşturma işlemlerine başlanılmalıdır" görüşüyle iddianamenin iade edildiği, C.Savcısının itirazını inceleyen mercii Bozüyük Asliye Ceza Mahkemesinin de aynı görüşte itirazın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.

Kaçakların yargılanması, 5271 sayılı CYY.nın 247, 248. maddelerinde düzenlenmiş olup, 247/3.maddesinde, kaçak hakkında kovuşturmanın yapılabileceği hükmü bulunmaktadır. Dolayısıyla, kaçak hakkında herhangi bir suçtan dolayı kamu davasının açılması ve yargılama yapılması olanaklı olduğu halde, daha önce sorgusu yapılmadığı takdirde hakkında mahkumiyet kararı verilememektedir. Diğer taraftan, sanığın duruşmaya gelmesini zorlama amacıyla mallarına el konulması tedbirine başvurulabilmesi için ise, kovuşturulan suçun aynı Yasanın 248/2.maddesinde sayılan katalog suçlardan olması zorunlu görülmüştür (Prof.Dr.Cumhur Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, Ankara 2005, s.755,758; Doç.Dr.Veli Ö.Özbek, Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun Anlamı, Ankara 2005, s.940). Esasen 247/2.maddesinde sözü edilen kaçaklık kararının alınabilmesi için de şüpheli hakkında kamu davasının açılması gerektiği anlaşılmaktadır. Şu halde kaçak olanlar hakkında kamu davasının açılamayacağı görüşüyle iddianamenin iadesine karar verilmesi hukuka aykırıdır.(4.CD’nin 16.01.2008 tarih ve 2007/6573-2008/286 sayılı kararı)



KOOPERATİF KARAR DEFTERİ RESMİ BELGEDİR

1163 Sayılı Kooperatifler Kanunun 62/son maddesindeki ..kooperatif yönetim kurulu üyeleri ile memurlarının, kooperatifin para ve malları ile evrak ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlar nedeniyle kamu görevlileri gibi cezalandırılır  hükmü karşısında;kooperatif karar defteri resmi beleğdir

Oluşa uygun kabule ve dosya kapsamına göre, 1996-2002 yılları arasında SS Safir Konut Yapı Kooperatifinin Yönetim Kurulu Başkanı olan sanık Hacı A....'nın, kooperatif karar defterinin 17/08/1996 tarih ve 80 sayılı yönetim kurulu kararının alındığı sayfasında tahrifat yaparak, oğlu olan diğer sanık Harun A.....'yı gerçekte kooperatifte çalışmadığı halde sigortalı olarak çalışmaya başlamış gibi göstermek suretiyle, sanık Harun A...'ya ücret ödemesi yapılmasını, sigorta primlerinin de kooperatif tarafından ilgili kuruma yatırılmasını sağlayarak, kooperatif zararına haksız yarar sağladıkları anlaşılmış olup, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunun 62/son maddesindeki ..kooperatif yönetim kurulu üyeleri ile memurlarının, kooperatifin para ve malları ile evrak ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlar nedeniyle kamu görevlileri gibi cezalandırılır  hükmü karşısında; resmi belge niteliğinde olan kooperatif karar defterinin tahrif edilmesi fiilinin resmi belgede sahtecilik; sahte belge ile sigortalı gösterilen sanık Harun'a ücret ödemesi ve sigorta primlerinin kooperatif tarafından yatırılmasının temin edilmesi suretiyle kooperatif zararına haksız yarar sağlanması fiilinin de zimmet suçunu oluşturur ,( 11.CD  20/09/2010  tarihli Esas No:2010/6392   Karar No:2010/9442  sayılı içtihadı)

 


KÖY İÇME SUYUNA KELEPÇE TAKMAK

1-)Köy Hizmetleri tarafından yapılan içme suyu borusuna kelepçe takarak tesis edilen sistemin  kullanım düzenini bozmaktan ibaret fiil kabahat niteliğindedir.

2-)7478 sayılı Köy İçme Suları Hakkında Kanunu'nun  5728 sayılı Kanunla değişik 16/2. maddesine göre, Köy Hizmetleri tarafından kurulan içme suyu tesisinin kullanın düzenini kelepçe takarak bozmaktan ibaret fiil, kabahat niteliğindedir.Hukuk durumun buna göre tayin  ve takdir edilmesi gerekir