TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR.. BU SİTEDE BULAMADIĞINIZ BAZI "ÖNEMLİ BİLGİLER" e www.aghukuk.org 'da ULAŞABİLİRSİNİZ..

CEZA HUKUKU 54 (KARIŞIK MAKALELER)

FAİLİ MEÇHULU BULMA YOLLARI

Fotoğraf Teşhisi Yaptırılmalıdır

1-)Bazen fail sınırlı sayıda kişiler aradadır. Bu durumda muhtemel kişilerin temini mümkün olmayabilir.Ancak, fotoğraf Teşhisinin yapılması gerekir. Mağdurun makul sayıda fotoğraf arasından  failin fotoğrafını teşhis etmesi talep edilir .

2-) Sanığın suçu irtikap edenin, kendisi ile aynı  odada  başka biri olduğunu savunması karşısında, göz altına alınan sanığa ait kayıtlar  ve parmak izi  karşılaştırılmalı Teşhiş uygulamasına konu fotoğraflar tespit edilmedir, yüzleştirme yapılmalıdır. Mağdurun hangi fotoğrafı teşhis ettiği tespit edilmedir.( 6.CD 15.06.2009 tarihli ve 2006/12523E, 2009/10285, YKD Ağustos 200)

İkametgah Nakil İlmühaberi Alanlar Tespit Edilmelidir

Faili meçhul olaylarda, özellikle porfesyonel  hırsızlık suçlarında, polis tarafından araştırılması gereken bir konu da, mahalleden ikametgah nakil ilmühaberi alanladır.

Hırsızlık yapmaya karar veren kişiler veya sanıklar evveliyatla, mahalleden nakillerini aldıktan sonra, bazen aynı mahallede oturmaya devam edip hırsızlık yapmtadırlar.Bundan dolayı özellikle profesyonel hırsızlık suçlarında, bu hususa da dikkat edilmesi gerekir

Parmak İzi Araştırması Yapılmadır

1-)Suçu kimin tarafından irtikap edildiğini tespit etmek için, olay mahallinde parmak izi araçtırması yaptırılmadırı.

2-) Sanığın suçu irtikap edenin, kendisi ile aynı  odada  başka biri olduğunu savunması karşısında, göz altına alınan sanığa ait kayıtlar  ve parmak izi  karşılaştırılmalı Teşhiş uygulamasına konu fotoğraflar tespit edilmedir, yüzleştirme yapılmalıdır. Mağdurun hangi fotoğrafı teşhis ettiği tespit edilmedir.( 6.CD 15.06.2009 tarihli ve 2006/12523E, 2009/10285, YKD Ağustos 200)

3-)Parmak izi almak uzmanlık gerektirdiğinde olay yeri inceleme ekipleri tarafından usulüne uygun olarak alınması gerekir.Tek yumura ikizlerini parkmak izleri bile farkldır.

4-)Parkmak izinin hangi saat ve dakikada alındığı belirtilmedir.

5-)Kapalı alanının içinden mi yoksa dışından mı alındığı tespit edilmeldir.

Suçlular Albümünden Teşhis Ettirme

1-)Faili meçhul olayları bulmanın değişik yöntemleri vardır. Bunlardan biri de suçlular albümünden teşhis ettirilmesidir.

2-)Teşhis için, mağdurun daha önce faili görmemesi gerekir. Hırsızlık, gasp ve cinsel saldırı, cinsel taciz gibi suçlarda sık uygulanır.Bunun  için failin daha önce bir suç işleyip fotoğrafının alınması gerekir.Mağdura, suçlular albümünden kendisine karşı kimin suç işlediği albünde fotoğrafı bulunan kişiler arasında teşhis etmesi talep edilir. Teşhsi ettikten sonra, fail yakalanınca tekrar teshsis yapıtırmakta fayda vardır.Teşhis yaptırırken  araya zaman aralığı girmek kaydıyla iki defa yapıtırmakta fayda mütalal ediyoruz. Tek teşhsis yapılırsa ve dosyada başka bir delil de bulunmaması  halinde, mağdurlar faillerden yüklü para alıp ' daha önce teşhis ettiğimi ifade etmiştim ancak aradan zaman geçti tam emin değilim' şeklindeki ifade failin beraat etmesini  sağlamaktadırlar. Ayrıca teşhisden sonra mümkünsa failin ikrarını almakta  hukuki fayda bulunmaktadır.

3-) Sanığın suçu irtikap edenin, kendisi ile aynı  odada  başka biri olduğunu savunması karşısında, göz altına alınan sanığa ait kayıtlar  ve parmak izi  karşılaştırılmalı Teşhiş uygulamasına konu fotoğraflar tespit edilmedir, yüzleştirme yapılmalıdır. Mağdurun hangi fotoğrafı teşhis ettiği tespit edilmedir.( 6.CD 15.06.2009 tarihli ve 2006/12523E, 2009/10285, YKD Ağustos 200)


 

KABAHATLER USUL HUKUKU

İdari Para Cezasına Dönüşen Fiile Müeyyide Uygulama Yetkili Mercii

01 Haziran 2005 gününde yürürlüğe girmiş bulunan 5326 s. Kabahatler Yasası'nın 24. maddesinde; "Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verilir.' hükmü gereğince asliye ceza mahkemesinde yargılama yaparken fiilin idari müeyyide gerektiren bir fiil haline dönüşmesi halinde, dosya müeyyide tatbik edilmesi için ilgili kuruma gönderilmeyip derhah asliye ceza mahkemesinde idari müeyyide uygulanması gerekir

Çözümü gereken uyuşmazlık, somut olayda sanıklara yüklenen eylemle ilgili yaptırım uygulama hususunda Konya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin mi, yoksa Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun mu görevli olduğunun belirlenmesi hususunda toplanmaktadır. Ceza Genel Kurulunun 10.05.2005 tarih ve 51-47 s. kararında ilke ve gerekçeleri belirlendiği üzere;

1- Devlet sistemimiz içerisinde yer alan il ve ilçe idare kurulları, en büyük mülki amirlikler, belediye makamları, gümrük komisyonları, orman işletme şeflikleri ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu gibi makamlar, yargı mercii olmadıkları halde, yaptırım uygulama bakımından kendilerine kısmen kaza yetkisi verilmiş makamlardan olmaları nedeniyle, adli yargı mercii olan genel mahkemeler ile kaza yetkisini haiz bu makamlar arasında çıkabilecek görev ve yetki uyuşmazlıklarını, merci belirleme suretiyle çözme görevi, 1684 s.  Kanunun 1. maddesi uyarınca Ceza Genel Kuruluna aittir.

2- Somut olayda, Asliye Ceza Mahkemesinin, eylemin idari yaptırımı gerektiren 5307 s.  Kanunun 8 ve 16/4. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, görevsizlik kararı vermesi üzerine dosyayı tevdi ettiği Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun, 5307 s.  Kanunun eylemden sonra yürürlüğe girmesi sebebiyle görevli olmadığını belirterek karşı görevsizlik kararı vermiş bulunması karşısında;

01 Haziran 2005 gününde yürürlüğe girmiş bulunan 5326 s. Kabahatler Yasası'nın 24. maddesinde; "Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verilir." hükümü uyarınca, atılı eylem ister adli yaptırımı gerektiren suç, isterse idari yaptırımı gerektiren kabahat oluştursun, her iki durumda de yargılama yaparak kovuşturma konusu eylemi değerlendirme ve gerektirdiği yaptırımı belirleme görevinin adli mercie ilişkin olma usulü getirilmekle, usul hükümlerinin derhal uygulanırlığı ilkesi gereğince görevli merciin Asliye Ceza Mahkemesi olacağı sonucuna varıldığından, Konya 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir.CGK . 20.05.2008 tarihli ve  Esas No:2008/108  Karar No:2008/121

İdari Para Cezalarına Karşı Yapılan İtirazlarda Görevsizlik Kararı

Bu duruma göre 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu kapsamındaki idari yaptırım kararına karşı,Sulh Ceza Mahkemesine başvuru üzerine, idari yaptırım kararının Sulh Ceza Mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığı gerekçesiyle anılan Kanunun 28/1-(b) maddesine göre verilen başvurunun (görev yönünden) reddi veya bu anlamdaki görevsizlik kararları temyiz yasa yoluna tabi olmayıp Kabahatler Kanununun 29 maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraza tabidir

5271 sayılı     Ceza Muhakemesi Kanunu'nun  223/10 maddesi uyarınca adli yargı dışındaki yargı mercilerine yönelik görevsizlik kararları,yasa yolu açısından hüküm sayılmakta ve hükümlerin tabi olduğu temyiz yasa yoluna bağlı bulunmaktadır.Nitekim dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 27.10.2009 tarih, 2009/206-250 sayılı kararında belirtildiği gibi burada söz konusu olan karar, CMK.nun 223/10 maddesi anlamında ve kabahatlerle ilgili değil suçlarla ilgili yapılan yargılamada verilmiş olan görevsizlik kararıdır.

Bu duruma göre 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu kapsamındaki idari yaptırım kararına karşı,Sulh Ceza Mahkemesine başvuru üzerine, idari yaptırım kararının Sulh Ceza Mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığı gerekçesiyle anılan Kanunun 28/1-(b) maddesine göre verilen başvurunun (görev yönünden) reddi veya bu anlamdaki görevsizlik kararları temyiz yasa yoluna tabi olmayıp Kabahatler Kanununun 29 maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraza tabidir ,(7CD 06/07/2010 tarihli ve  Esas No:2008/13552  Karar No:2010/11284  sayılı içtihadı)

Sulh Ceza Mahkemesince Verilen İdari Yaptırım Kararlarına İtiraz Mercii

1-) 5237 sayılı  Kabahatler Hakkındaki Kanunun 29. maddesine göre,  sulh ceza mahkemesince verilen idari yaptırım kararlarına karşı itiraz mümkündür.

2-)5326 sayılı Kabahatler Kanununun 29.maddesi uyarınca Sulh Ceza Mahkemelerince verilen idari yaptırım(2918 sayılı Yasanın 48/5 maddesi gereği üçüncü kez alkollü araç kullanmak suçundan sürücü belgesinin beş yıl süreyle geri alınmasına dair)  kararlarına karşı yargı çevresinde yer alan  Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilmesi mümkün olup,kararın temyizi kabil olmadığından ,temyiz dilekçesi itiraz mahiyetinde kabul edilerek gereği mahallinde değerlendirilmek üzere dosyanın incelenmeksizin iadesi içinYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine.(7CD.02.07.2009 tarihli ve Esas No:2007/1407  Karar No:2009/8058 içtihadı,  İlgili Maddeler:2918 s.y.48/5

5236 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 29. maddesine göre kabahatlerle ilgili olarak verilen son kararlara itiraz mümkündür.Ara kararlara itiraz mümkün değildir.


 

 

TRAFİK KAZALARINDA ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

Ölümlü trafik kazalarında           15 yıl

Yaralamalı trafik kazasında       8 yıl

Hem ölü hem yaralı varsa          15 yıl

Yukarıdaki zamanaşımları TCK md. 66’ ya göre belirlenmiştir. Eğer bu uzamış ceza zamanaşımı süreleri içerisinde zarar ya da tazminattan sorumlu olan öğrenilememişse öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl içinde de dava açılabilir ancak hiçbir şekilde kaza tarihinden itibaren 10 yıl geçtikten sonra dava açılamaz.Bu durum  sadece yaralamalı kazalarda önem ifade etmektedir. Yaralanmalı trafik kazasında süre 8 yıl olup bu süre geçirildikten sonra sorumlu öğrenildiğinde 2 yıllık süre başlar ancak süre kazadan itibaren 10 yılı geçemez. Ölümlü kazada ise 15 yıldan sonra sorumlunun öğrenilmesi, azami süre olan 10 yılın geçirilmiş olmasından dolayı süre kandırmaz.


 

UYUŞTURUCU MADDE ( ESRAR, EROİN VB.) SUÇLARI

Uyuşturucu madde kullanımı ile ilgili sık karşılaştığımız durum, genelde gençlerin kubar tabir edilen esrarı, sigarayı içmeleri ve içmek için satın almaları ve bir sonraki aşamasında da bu maddeleri satmaya başlamalarıdır.

Uyuşturucu ile ilgili Türk Ceza Kanunu' nun düzenlemesi aşağıda sunulmuştur. Ancak ailelere ve uyuşturucu kullananlara aşağıda nacizane bazı tavsiyelerimiz olacak:

Benim çocuğum asla uyuşturucu kullanmaz demeyin.

Beni çocuğum uyuşturucu kullanıyor olsa anlardım demeyin.

Benim çocuğum gayet mutlu, sosyal ve iyi huylu, asla uyuşturucu kullanmaz demeyin.

Uyuşturucu kullanan gençlerin şimdiye kadar gördüğümüz kadarı ile ailleri, çocuklarının asla uyuşturucu kullanmayacaklarını beyan etmişlerdir. Öyle ki içmek bir yana, birçok kişiyi de kullanarak bunun ticaretini de yapan gençlerin aileleri bile son derece iyi niyetli olarak ve inanarak, benim çocuğuma iftira atıldı demişlerdir.

Böyle yazmışsınız ama benim çocuğum gerçekten de yapmaz dediğinizde ona iyilik yapmış olmayacaksınız.

Uyuşturucuyu birisine para karşılığı olmaksızın bile vermiş olan, uyuşturucu ticareti yapmaktan ağır ceza mahkemesinde 5 yıl - 15 yıl arası hapis ve ayrıca para cezası ile cezalandırılır. Ben para almadım, madde benim değildi başkasınındı o rica etti şuna ver diye ben de verdim gibi savunmların bir anlamı yoktur.

TÜRK CEZA KANUNU

UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE İMAL VE TİCARETİ

MADDE 188

(1) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı fiilinin diğer ülke açısından ithal olarak nitelendirilmesi dolayısıyla bu ülkede yapılan yargılama sonucunda hükmolunan cezanın infaz edilen kısmı, Türkiye'de uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı dolayısıyla yapılacak yargılama sonucunda hükmolunan cezadan mahsup edilir.

(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(4) Uyuşturucu maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(6) Üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran her türlü madde açısından da yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır.

(7) Uyuşturucu veya uyarıcı etki doğurmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithal veya imali resmî makamların iznine bağlı olan maddeyi ülkeye ithal eden, imal eden, satan, satın alan, nakleden, depolayan veya ihraç eden kişi, dört yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(8) Bu maddede tanımlanan suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

TÜZEL KİŞİLER HAKKINDA GÜVENLİK TEDBİRİ UYGULANMASI

MADDE 189

(1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarının bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE KULLANILMASINI KOLAYLAŞTIRMA

MADDE 190

(1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırmak için;

a) Özel yer, donanım veya malzeme sağlayan,

b) Kullananların yakalanmalarını zorlaştıracak önlemler alan,

c) Kullanma yöntemleri konusunda başkalarına bilgi veren,

Kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu maddede tanımlanan suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını alenen özendiren veya bu nitelikte yayın yapan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE SATIN ALMAK, KABUL ETMEK VEYA BULUNDURMAK

MADDE 191

(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendisi tarafından kullanılmak üzere uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran bitkileri yetiştiren kişi, bu fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur.

(3) Hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişi, belirlenen kurumda uygulanan tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür. Hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişiye rehberlik edecek bir uzman görevlendirilir. Bu uzman, güvenlik tedbirinin uygulama süresince, kişiyi uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kullanılmasının etki ve sonuçları hakkında bilgilendirir, kişiye sorumluluk bilincinin gelişmesine yönelik olarak öğütte bulunur ve yol gösterir; kişinin gelişimi ve davranışları hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.

(4) Tedavi süresince devam eden denetimli serbestlik tedbirine, tedavinin sona erdiği tarihten itibaren bir yıl süreyle devam olunur. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanma süresinin uzatılmasına karar verilebilir. Ancak, bu durumda süre üç yıldan fazla olamaz.

(5) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı hükmolunan ceza, ancak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmaması hâlinde infaz edilir. Kişi etkin pişmanlıktan yararlanmışsa, davaya devam olunarak hakkında cezaya hükmolunur.

ETKİN PİŞMANLIK

MADDE 192

(1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmî makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmî makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.

(4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmî makamlara başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz.


 

YENİ TÜRK CEZA KANUNUNA GÖRE BAZI EYLEMLERİN SUÇ OLUP OLMADIĞINA İLİŞKİN SORU VE CEVAPLAR

- Hakaret ve sövmenin cezası nedir?

Bir kimsenin yüzüne karşı onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek somut fiil ve olgular isnat eden veya yakıştırmalarda bulunan veya söven kişi üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır (md. 125).

Bu ceza hem erteleme sınırı içindedir, hem de hapis yerine adli para cezası veya kamu yararına bir işte çalışma gibi bir tedbir de uygulanabilir.

- Kızdığı için küfreden de ceza alır mı?

Hakaret, haksız fiile tepki de olsa suç.

Ancak kanun bu durumda cezanın indirilmesine olanak tanıdığı gibi, hâkime ceza vermeme yetkisini de vermiştir (md. 129/1). Kasten yaralamaya tepki olarak hakerete ceza verilmez. (md. 129/2).

Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir (md. 129/3).

- Ölüye hakaret suç mudur?

Bu suça 'kişinin hatırasına hakaret' adı verilir. Hakaret oluşturan sözlerin en az üç kişiye söylenmesi gerekmektedir (md. 130/1).

Şantaj nedir, cezası ne kadardır?

Bir kimsenin şeref veya saygınlığına zarar verecek hususların açıklanacağı tehdidiyle menfaat temini; failin hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından söz etmesi şantaj olarak tarif edilir. Örneğin, kişinin suç işlemiş birini, ihbar edeceğinden bahisle, kendisine bir menfaat teminine zorlaması halinde şantaj suçu oluşur. Yine, bir gazetecinin siyasi bir şahsiyeti kendisine belli bir miktar para verdiği takdirde hakkında öne sürülen yolsuzluk iddialarını haber konusu yapmayacağından bahisle, menfaat teminine zorlamasıyla şantaj suçu oluşur (md. 107).

- Haksız arama nedir?

Hukuken şartları gerçekleşmemesine rağmen bir kimsenin üstünün veya eşyasının aranması durumunda, aramayı yapan kamu görevlisi cezalandırılacaktır (md. 120).

- Dilekçe hakkını kullanmayı engelleyene ne olur?

Kişinin belli bir hakkı kullanmak için yetkili kamu makamlarına verdiği dilekçenin hukuki bir neden olmaksızın kabul edilmemesi suçtur (md. 121).

- Ayrımcılık suçu nedir?

Kanunda yeni düzenlenen suç tiplerinden biri de 'ayırımcılık suçu'dur. Kanunumuzun 122. maddesine göre, kişiler arasında dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım yaparak,

a) bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, bir hizmetin icrasını engelleyen veya kişinin işe alınmasını-alınmamasını yukarıda sayılan hallerden birine bağlayan,

b) besin maddelerini vermeyen, kamuya arz edilmiş bir hizmeti yapmayı reddeden,

c) kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleyen kimse hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir. Böylece örneğin kadınlara ev satmayan, kadınları cinsiyetleri dolayısıyla işe almayan veya Türk olmadığı için bir kimsenin pazarda çalışmasına müsaade etmeyen kimseler suç işlemiş olacaklardır.

-İnsan denek olur mu?

Tedavi amaçlı deneme şartları: Bilinen tıbbi yöntemler işe yaramıyor olacak, hasta onay verecek ve tedavi hastane ortamında uzman hekim tarafından uygulanacak

- İnsan üzerinde deneme ve deney yapmak suç mudur?

Kanunumuz özellikle ilaç denemeleri bakımından kötüye kullanmaları önlemek açısından yeni bir hüküm getirmiştir. Buna göre, insan üzerinde bilimsel bir deney ile tedavi amaçlı deneme yapılması kural olarak serbest olmakla beraber, bunun kanunda yazılı şartlara uygun olarak yapılması gerekmektedir.

Tedavi amaçlı denemeden kasıt, hasta olan bir insan üzerinde yapılan denemedir. Burada bilimsel amaçlı deney sonuçları, henüz bir kesinliğe varmasa da, hastalığın tedavisi konusunda ulaştığı bazı somut faydalarından yola çıkarak hasta bir insana uygulanmaktadır. Bunun suç oluşturmaması için, hastanın rızasının olması ve bilinen tıbbi müdahale yöntemlerinin sonuç vermeyeceğinin anlaşılması gerekir. Tedavinin de uzman hekimce bir hastane ortamında yapılması şarttır.

Menfaat teminiyle deney yasak

Deney terimi, bilimsel çalışmanın ilk aşamaları için kullanılır. İnsan üstünde deney koşulları:

Kişinin rızası olacak, menfaat temin edilmemiş olacak, önceden izin alınacak, deney insan dışı ortamda veya hayvanlar üzerinde yapılmış olacak, bilimsel veriler deneyin insana uygulanmasını gerekli kılacak, deney insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmayacak, insan onuruyla bağdaşmayacak ölçüde acı verici yöntem yasak ve varılmak istenen amaç, kişiye yüklenen külfete daha ağır basacak....

- Hırsızlığın cezası nedir?

Hırsızlığın cezası bir yıldan üç yıla kadar hapistir (md. 141). Ancak kamu kurumlarında, ibadete ayrılmış yerlerde, halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde hırsızlık suçu işlenmesi durumunda iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Aynı ceza âdet gereği açıkta bırakılmış eşya (otomobiller gibi), bir afetin zararlarını önlemek veya hafifletmek amacıyla hazırlanan eşya hakkında ve elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi halinde de verilecektir (md. 142/1).

Yankesicilik, kapkaç, taklit anahtar, bilişim sistemlerini kullanarak hırsızlık suçunun işlenmesi halinde fail üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına çarptırılacaktır (md. 142/2).

Yine hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde verilecek ceza artırılacaktır (md. 143).

- Çalınan malın değeri az olsa bile ceza gerekir mi?

Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, hâkime tamamen ceza vermekten vazgeçme hakkı da tanınmıştır.

- Ekmek çalan da ceza alır mı?

Kural olarak evet.

Ancak, kanunumuz bu konuda bir imkân tanımıştır. Buna göre, hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir (md. 147).

- Dedektiflik soyut olarak Türk Ceza Kanunu'nda bir suç olarak düzenlenmemiştir. Ancak dedektiflik faaliyeti içerisinde yapılabilecek bazı faaliyetlerin suç olacağı açıktır.

Örneğin, telefon dinleme, aleni olmayan konuşmaların dinlenmesi ve kaydedilmesi, özel hayatın gizliliğinin ihlali ve hukuka aykırı olarak kişisel verilerin kaydedilmesi suçları dedektiflik faaliyeti çerçevesinde işlenebilecek suçlardandır. Hatta, kanunumuzun 133/3. maddesi kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suretiyle elde edilen bilgilerden yarar sağlanması veya bunların başkalarına verilmesi veya diğer kişilerin bilgi edinmelerinin temin edilmesini cezayı artıran bir sebep olarak düzenlemiştir.

Bu nedenle, özel bir mevzuat ile dedektiflik faaliyeti hukuka uygun kılınmadığı müddetçe, dedektifliğin bizzat kendisi değil, ancak yukarıdaki faaliyetleri suç oluşturacaktır.

- Israrlı telefonlar ve gürültü suç mu?

Sırf huzur ve sükûnunu bozmak amacıyla bir kimseye ısrarla telefon edilmesi, gürültü yapılması veya başka bir hukuka aykırı davranışta bulunması halinde faile 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilecektir (md. 123).

- Haberleşme gizliliğini ihlal nedir?

Posta kutusundaki mektupların yırtılması, bir kişiye gönderilen mektupların ilgilisine verilmeyerek çöp kutusuna atılması, telefon hatlarının kesilmesi veya oluşturulan manyetik alanla telefon görüşmelerinin yapılamaz hale getirilmesi gibi fiiller bu suçu oluşturacaktır (md. 124).

Maddede ayrıca her türlü basın ve yayın organının yayınının hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi de cezalandırılmaktadır. Böylece bir gazete veya derginin dağıtımının ya da bir radyo veya televizyon yayınının hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi durumunda bu suç oluşacaktır (md. 124/3).

- Telefon dinlemek suç mudur?

Evet. Telefon dinleme Ceza Muhakemesi Kanunu 135. madde gereğince ancak hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanık hakkında uygulanabilecek bir tedbirdir.

Bu madde dışında, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlali kanunumuz tarafından suç olarak belirlenmiştir. Haberleşme içeriğinin hukuka aykırı olarak ifşası durumunda ise faile verilecek ceza artırılacaktır. Aynı şekilde kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kimseye de altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası verilecektir. Haberleşme içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayımlanması halinde ise ceza yarı oranında artırılacaktır (md. 132).

- Konuşma kaydetmek suç mudur?

Aleni konuşmaları kaydetmek suç değildir. Buna karşılık kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinlemek veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydetmek iki aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Kişi aleni olmayan söyleşinin tarafı da olabilir, yani söyleşiye katılan kimselerden biri de olabilir. Bu durumda da diğer konuşanların rızası olmadan söyleşiyi kayda almak suç oluşturmaktadır. Bu dinleme veya kayıtları kullanarak yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi de altı aydan iki yıla kadar hapis ve 1000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (md. 133).

Konuşmanın aleni olup olmadığını belirlemek bakımından, konuşmanın başkaları tarafından ancak özel gayret gösterilerek duyulabilecek olması aranır. Dolayısıyla kamuya açık bir yerde de iki kişi arasında yapılan özel konuşmalar aleni değildir.

- Özel hayatın gizliliği var mıdır, nedir?

Eski kanunumuzda bu konuda bir hüküm bulunmamakta ve sorun ancak tazminat hukuku (veya hakaret suçu) çerçevesinde ele alınmaktaydı. Yeni kanunumuz ise böyle bir suç tipi kabul etmiş bulunmaktadır.

Buna göre gizli yaşam alanına girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının saptanması ve kaydedilmesi cezalandırılmaktadır (md. 134/1).

Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerin ifşa edilmesi durumunda, bu görüntü ve sesler hukuka uygun olarak da, hukuka aykırı olarak da elde edilmiş olsun, suç oluşturmaktadır (md. 134/2).

- Kişiler hakkında bilgi toplamak suç mudur?

Kişilerle ilgili bilgiler ancak mevzuat tarafından izin verilen hallerde kayıt altına alınabilir. Hukuka aykırı olarak kişisel verilerin kaydedilmesi halinde faile altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilecektir (md. 135/1).

Yine kanunlarda özellikle suçlulukla mücadele bağlamında, suç ve suçluların ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla izin verilen hallerde, kişinin ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgilerin kayıt altına alınmasına izin verilebilir. Bu hallerin dışında kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgilerin kişisel veri olara kaydedilmesi suç oluşturmaktadır (md. 135/2).

- Din özgürlüğünü engellemenin cezası nedir?

Bir kimsenin dini, siyasi, sosyal, felsefi düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlamak ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan men etmek; toplu dini ibadet ve ayinleri engellemek 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak (md. 115).

- Dini değerleri aşağılamak suç mudur?

Kanunumuz halkın bir kesiminin benimsediği dini değerlerin aşağılanmasını suç olarak kabul etmiştir. Ancak failin cezalandırılabilmesi için aşağılamanın aleni yapılması ve fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması aranacaktır. Bu nedenle, aleni de olsa yapılan aşağılama fiili toplumdaki barışı bozmaya elverişli değilse suç oluşmayacaktır (md. 216).

- Misyonerlik suç mudur?

Hayır. Aksine dini düşünce ve kanaatleri yaymaktan men etmek suçtur (md. 115).

- Hasta olmadığı halde bir kimseye hatıra binaen hasta raporu veren doktor cezalandırılır mı?

Evet. Gerçekte hasta olmayan bir kimseye doktor raporu verilmesi durumunda gerçeğe aykırı belge düzenlenmesi söz konusudur ve doktor üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belge kişiye haksız bir menfaat sağlıyor veya kamunun ya da kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıyorsa doktor resmi belgede sahtecilikten ötürü cezalandırılacaktır (md. 210).

- Başkasının banka veya kredi kartının kullanılması hırsızlık suçunu mu oluşturur?

Hayır. Kanunumuz bu konuya ilişkin açık bir düzenleme yapmıştır. Buna göre başkasına ait bir banka veya kredi kartını ele geçiren veya sahibinin rızası olmaksızın kullanarak bir yarar sağlayan kimse üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırılır (md. 245/1). Banka veya kredi kartı sahte olarak oluşturularak kullanılmış ve bu suretle bir yarar sağlanmışsa faile verilecek ceza dört yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıdır (md. 245/2).

- İşinin olmayacağı veya zor olacağını ima ederek vatandaştan menfaat temin eden kamu görevlisinin eylemi hangi suçu oluşturur?

Memurun normalde yapması gereken işi için vatandaşı para vermeye zorlaması durumunda, rüşvet değil, irtikap adı verilen suç oluşur. Bu olaylarda vatandaş rüşvetten farklı olarak işini para ile gördürmek istememekte, iş yaptırabilmek için para vermek zorunda kalmaktadır. Buradaki zor bir cebir veya şiddet manasındaki zor değil, manevi bir zorlamadır.

-'Bıçak parası' suç mudur?

Bu takdirde kamu görevlisine beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. Yargıtay'ın değişik yönde kararları olmakla beraber, bunun tipik örneği hastanelerde ameliyat için doktora verilen 'bıçak parası'dır.

Burada hasta rüşvet vererek ameliyat olmayı istememekte, doktorun 'aksi takdirde ameliyatını yapmam' veya 'asistan doktor yapar' gibi manevi zorlamaları neticesinde parayı vermek zorunda kalmaktadır.

- Rüşvet suçunu memur olmayanlar da işleyebilir mi?

Rüşvet suçu esasen bir memur, kamu görevlisi suçudur. Kamu görevlisi olmayan kimseler bu suçu işleyemezler.

Ancak kanunumuz yerinde bir düzenlemeyle hukukumuzda ilk defa kooperatifler, halka açık anonim şirketler gibi bazı kurumlar için hukuki ilişki tesis etmeye yetkili kimselerin temin ettikleri menfaati de rüşvet kapsamına sokmuş bulunmaktadır. Böylece örneğin bir kooperatif yöneticisinin ya da anonim şirket yöneticisinin mal alımında haksız menfaat temin etmesi halinde, kendisi memur olmasa dahi rüşvet suçundan dolayı cezalandırılabilecektir (md. 252/4).

- Tefecilik faaliyeti suç mudur? Suçsa cezası nedir?

Tefecilik suçtur. Tefecilikten anlaşılması gereken, kazanç elde etmek maksadıyla başkasına ödünç para verilmesidir ve bu eylemi yapan kimseler iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (md. 241). Bu suç 'senet kırdırma' denen usulle de işlenebilir. Örneğin, henüz vadesi gelmemiş bir bononun vadesinden önce başkasına verilerek karşılığında bono üzerinde yazılı meblağdan daha az bir paranın alınması durumunda tefecilik suçu oluşur. Bu madde ile kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi cezalandırılırken, ödünç para alan kişi cezalandırılmamaktadır.

- Borcumu ödeyemiyorum, hapse girer miyim?

Hayır. Hukuk sistemimizde, borcunu ödememekten dolayı hapis cezası yoktur. Ancak mal beyanında bulunmama durumunda hapis cezası öngörülmektedir. Kişi doğru mal beyanında bulunduğu takdirde kendisine ceza verilmez. Borçlu hakkında malvarlığı varsa ancak haciz işlemi uygulanabilir, ayrıca hapis cezası uygulanamaz. Anayasamızın 38. maddesine göre de, "hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz".

- Şapka Kanunu' na muhalefet

Kanunumuzun 222. maddesine göre Şapka İktisası Hakkında Kanun'a aykırı hareket edenlere iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir.

- Uçak kaçırmanın cezası nedir?

Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (md. 223).

- Kara, deniz veya demiryolu ulaşım aracı kaçırana ne ceza verilir?

Kara aracını kaçırana bir yıldan üç yıla; deniz veya demiryolu ulaşım aracını kaçırana ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir (md. 223).

- Kanunlara uymamaya tahrik suç mu?

Evet. Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır (md. 217).

- Suçu, suçluyu övmek suç olur mu?

Olur. Kanunumuza göre işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kimseyi öven, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İşlenmiş olan bir suçun failini veya kanuna uymayan kişiliğini, sırf suç işlemesi sebebiyle övme de böylece bu kapsamda değerlendirilecektir. Ancak gerek bir suçun gerekse bir suçlunun övülmesi suçunun gerçekleşebilmesi için övme eyleminin alenen yapılması gerekir. Yani belirsiz sayıda kişinin duyabileceği şekilde olması gerekmektedir.

- Bir örgüt kurarak suç işleyenler nasıl cezalandırılır?

Kanunumuz, suç sayılan eylemleri işlemek amacıyla örgüt kurmayı veya örgüte üye olmayı, hiç suç işlenmese dahi cezalandırmaktadır. Ancak örgüt kurulduktan sonra örgüt üyeleri ayrıca bir de suç işleyecek olursa, bu suçlardan dolayı da ayrıca ceza verilecektir. Örgüt yöneticileri ise, bizzat kendileri işlemeseler dahi, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı da ayrıca ceza alacaklardır (md. 220). Ayrıca bazı suçların örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi cezayı artıran bir neden olarak öngörülmüştür. Örneğin, organ veya doku ticareti suçu örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenirse, suçun cezası artırılır. Böylece bir örgütün bu suçu işlemesi durumunda, suçu işleyen örgüt üyeleri ağır organ ticareti suçundan ceza alacaklar, ayrıca örgüt üyeliğinden dolayı da ceza alacaklardır. Örgüt yöneticisi de, hem örgüt yöneticisi olmaktan, hem de ağır organ ticareti suçundan ceza alacaktır (md. 91).

- Örgütü dağıtan, örgütten ayrılana da ceza verilir mi?

Yeni Ceza Kanunu bu bakımdan örgüt üye ve yöneticilerine büyük imkânlar sağlamaktadır (md. 221). Buna göre, örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve suç işlenmeden önce örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında ceza verilmez.

Örgüt üyesi de, herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirirse kendisine ceza verilmeyecektir. Buna karşılık gönüllü olarak ayrılmayıp da, henüz bir suç işlenmeden yakalanan örgüt üyesi, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi verirse, hakkında cezaya hükmolunmayacaktır.

- Teşhircilik suç mudur?

Kanunumuz herkesin önünde cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan kişiyi altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırmaktadır (md. 225). Kanunumuzda teşhirciliğin ne olduğu açıklanmamaktadır. Ancak öncelikle cinsel organların gösterilmesi teşhircilik olacaktır. Buna karşılık, dekolte kıyafetlerin bu suç kapsamında değerlendirilmeyeceği de açıktır.

- Müstehcen yayınlar, filmler suç teşkil eder mi?

Kanunumuzun 226. maddesinde 'müstehcenlik' suçu düzenlenir.

Bu hüküm, halk arasındaki anlamıyla müstehcenliği cezalandırmamakta, 18 yaşından küçüklere müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin verilmesi, içeriğinin gösterilmesi, okunması, dinletilmesi; bunların içeriklerinin çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösterilmesi; bu ürünlerin içeriğine vâkıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz edilmesini; bunları bunlara mahsus alışveriş yerleri dışında satanları cezalandırmaktadır. Bu itibarla, bu tür ürünleri bunlara mahsus yerlerde satılabilecektir. Bu eylem, suç oluşturmamaktadır.

Müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlarda yayımlanması ise suç olup, bu eylem karşılığında altı aydan üç yıla hapis cezası öngörülmüştür.

Maddede ayrıca çocuk seks-porno görüntü, film ve seslerinin çekilmesi beş yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılmakta; çocukların kullanıldığı bu tür ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan ve satanların da iki yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezasına çarptırılacağı açıklanmaktadır. Şiddet içerikli; hayvanlarla ve ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin film, görüntü ve seslerin üretimi, satımı da suçtur.

- Parayla ya da genelevde cinsel ilişki kurulması suç mudur?

Hukukumuzun yasakladığı husus, para karşılığı cinsel ilişkinin bu işler için ayrılmış yerler dışında ve kontrol dışı yapılması ile kişilerin para karşılığı cinsel ilişkiye, yani fuhşa teşvik edilmesi, bunun için tedarik edilmesi vb. fiillerdir.

Kanunumuz çocuğu fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran, bu maksatla tedarik eden veya barındıran ya da çocuğun fuhşuna aracılık eden kişinin dört yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılmasını öngörür. Aynı eylemlerin bir yetişkin hakkında gerçekleştirilmesi halinde ise faile iki yıldan dört yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası verilecektir

Fuhşa sürüklenenin kazancından yararlanılarak geçim sağlanması, fuhşa teşviktir. Bir kimse üzerinde cebir veya tehdit kullanarak, hile ile, çaresizliğinden yararlanarak bir kimseyi fuhşa sevk eden veya fuhuş yapmasını sağlayan kişi hakkında ise cezaların iki katına kadar artırılacağı öngörülmektedir (md. 227/4).

- Kumar suç mudur?

Öncelikle kumarın ne olduğunu belirlemek gerekir. Kanunumuz kumarı tanımlamaktadır:

"Ceza Kanunu'nun uygulanmasında kumar, kazanç amacıyla icra edilen ve kâr ve zararın talihe bağlı olduğu oyunlardır". Buna karşılık kumar oynamak suç değildir. Fakat kanunumuz, kumar oynayanları cezalandırmamakla beraber, kumar oynanması için yer ve imkân sağlayan kimsenin bir yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmasını öngörmüştür (md. 228).

- Bir faaliyetin yasaklanarak, faaliyetin yapıldığı yerin mühürlenmesi durumunda mühür bozulmaksınız da faaliyete devam edilmesi halinde mühür bozma suçu oluşur mu?

Örneğin bir işyerinde yapılan faaliyete devam edilmemesi için işyeri mühürlenmekte, ancak işyeri sahipleri mühür bozma suç oluşturduğundan, mühre dokunmaksızın mesela işyerine ek bir kapı açarak faaliyete devam edebilmektedirler. Bunu önlemek için yeni kanunumuz durumun değiştirilmemesi hususundaki emre aykırı faaliyetlerin sürdürülmesini de yaptırıma bağlamıştır.

Böylece sadece mührün kaldırılması değil, mührün konuluş amacına aykırı hareket edilmesi de cezalandırılmaktadır (md. 203).

- Kamu görevlilerine yalan beyanda bulunmak suç mudur? Suçsa cezası nedir?

Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır (md. 206).

Ne var ki, her türlü yalan beyan bu suçu oluşturmaz. Bir memura karşı yapılan beyanın doğruluğu düzenlenen resmi belgeyle ispat edilecekse, yalan beyan suçtur.

Ancak beyanı alan memur, beyanın doğruluğunu araştırıp, buna kanaat getirdikten sonra resmi belgeyi düzenlemek ise, yani resmi belge sadece kişinin beyanı üzerine değil de, memurca yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise bu maddedeki suç oluşmaz.

Örneğin, gümrük muayene memuruna, belirli bir malı ithal veya ihraç edeceği yolunda yalan beyanda bulunan kişi, bu maddedeki suçu işlemiş olmaz; zira beyanı alan gümrük muayene memuru sırf bu beyanla yetinmeyip, beyanın doğruluğunu incelemekle yükümlüdür.

- Belli bir amaç için kullanılmak üzere bir kimseye verilen imzalı boş kâğıdın başka amaçla doldurulması suç olur mu?

Olur. Kanunumuza göre, belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı, verilme nedeninden farklı bir şekilde dolduran kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (md. 209). Örneğin, acil hallerde izin dilekçesi olarak kullanmak üzere mesai arkadaşına altını imzalayarak verdiği boş bir kâğıdın, bu kimse tarafından, 'ben falancaya şu kadar lira borçluyum' şeklinde doldurulması durumunda bu suç oluşacaktır.

-İmam nikâhlı evlilikler suç mudur?

Esasen hayır. Ancak bunun için öncelikle resmi nikâhın yapılması gerekmektedir. Resmi nikâh olmaksızın imam nikâhı yaptıranlar ile resmi nikâh olmamasına rağmen imam nikâhı kıyan kimseler iki aydan altı aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılır (md. 230).

- Hastanelerde çocukları değiştirenler hangi suçu işlemiş olur?

Hastanelerde çocukları bilerek ve isteyerek değiştirenler 'çocuğun soy bağını değiştirme' suçunu işlemiş olurlar (Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası).

Buna karşılık, gerekli özeni göstermeyerek çocukların karışmasına neden olan kişi ise bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (md. 231).

- Kaynananın geline sürekli kötü muamelesi de suç mu?

Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunmak eziyet suçunu oluşturacak ve fail sekiz yıla kadar hapis cezasına çarptırılır (md. 96).

- Öğretmen, usta, anne baba, çocuğunu terbiye amacıyla dövebilir mi?

Kanunumuzun 232. maddesinin ikinci fıkrasında, "İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir" denmektedir. Bu maddede kullanılan 'sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisi' ifadesi dolayısıyla öğretmen, usta ve annebabaya bir disiplin yetkisinin verildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu disiplin yetkisinin kapsamının ne olduğu açıklanmamaktadır.

Ancak bugün ne annebabanın, ne öğretmenin, ne de ustanın çocuğunu, öğrencisini veya çırağını dövme yetkisinin bulunmadığı kabul edilmektedir. Bu nedenle, dövme eylemi yaralama suçunu oluşturur. Hatta annebaba ve öğretmen bakımından cezanın artırılması da söz konusu olabilir (md. 86/2). Dövme dışındaki, odadan çıkarmama, tahtada bekletme gibi davranışlar ise sınır aşılmamak kaydıyla disiplin yetkisi içinde kabul edilip cezalandırılmazlar.

- Yurt müdürleri, okul müdürleri, bekâret kontrolü yaptırabilecekler mi?

Hayır. Kanunumuz, bu konuya yönelik kamuoyundaki şikâyetleri göz önünde bulundurarak, ancak hâkim veya savcı kararıyla genital muayene yapılmasına olanak tanımıştır (md. 287).

Hamile eşi terk eden hapse

- Bir erkeğin kendisinden hamile kalan kadını terk etmesi suç mudur?

Kanunumuz bu konuya ilişkin yeni bir hüküm koymuş bulunmaktadır.

Buna göre hamile olduğunu bildiği eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kalmış bulunduğunu bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz durumda terk eden kimseye üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir (md. 233/2).

- Bakıma muhtaç anne-babayı terk etmek suç mudur?

Yaşlı veya hasta olması dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan bir kimseyi terk eden kişi üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (md. 97).

- Velayet yetkisi kendisinden alınmış bulunan çocuğunu kaçıran anne veya baba cezalandırılabilir mi?

Evet, velayeti alınmış çocuğu kaçırmak suçtur. Yeni Türk Ceza Kanunu'na göre velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, 16 yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Cebir veya tehdit kullanılırsa ya da çocuk henüz 12 yaşını bitirmemiş ise ceza bir katı oranında artırılır (md. 234).

- 'Hacker'lik suç mudur?

Kanunumuz bir bilişim sistemine hukuka aykırı olarak giren ve orada kalmaya devam eden kimsenin; bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişinin; bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişinin cezalandırılacağını öngörmektedir (md. 243, 244).

Yetkiyi aşan polis ceza alır

- Göstericilere karşı yetkisinin sınırlarını aşan polisler suç işlemiş midir?

Evet. Yasadışı gösteri ve toplantıları dağıtma konusunda polise yetki verilmiştir. Ancak bu yetkinin sınırları içinde kullanılması gerekmektedir. Zaten dağılmakta olan bir topluluğa karşı şiddet kullanılması, yere düşmüş göstericilerin tekme tokat dövülmesi veya gereğinden fazla biber gazı kullanılması gibi olaylarda polis zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması dolayısıyla kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılacaktır (md. 256).

- Başkasının suçunu üstlenmek suç olur mu?

Olur. Yetkili makamlara, gerçeğe aykırı olarak, suçu işlediğini veya suça katıldığını bildiren kimseye iki yıla kadar hapis cezası verilir. Ancak bu suç annebaba, evlat, eş veya kardeşi cezadan kurtarmak amacıyla işlenirse, hâkim verilecek cezayı indirebileceği gibi, hiç ceza da vermeyebilir (md. 270).

- Önümde bir suç işlendi, bunu ihbar etmekle yükümlü müyüm?

Kural olarak kişilerin suçları ihbar yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ancak, bunun istisnaları da vardır. İlkin suç, 'işlenmekte olan bir suç' ise, yetkili makamlara bildirmemek suç oluşturmaktadır.

Örneğin, bir kimsenin kaçırılarak belli bir yerde tutulduğunun bilinmesine rağmen, durumdan yetkili makamların haberdar edilmemesi; komşusunun kaçak elektrik kullandığını bilmesine rağmen ihbar edilmemesi bu suçu oluşturacaktır. Aynı şekilde, işlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün olan suçları da ihbar yükümlülüğü bulunmaktadır. Örneğin, bir hırsızlık sonucunda elde edilmiş malların bir depoda saklandığının bilinmesine rağmen, durumdan yetkili makamların haberdar edilmemesi halinde bu suç oluşacaktır (md. 278).

İkinci olarak, memurların görevleri dolayısıyla öğrendikleri suçları da ihbar yükümlülüğü vardır (md. 279). Örneğin, önüne gelen diplomanın sahte olduğu gören okul müdürü, bu suçu ihbarla yükümlüdür. Bu kapsamda ayrıca sağlık mesleği mensuplarının da, görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmaları halinde, durumu yetkili makamlara bildirme yükümlülüğü vardır (md. 280).

- Başkasının yerine cezaevine veya tutukevine girmek suç mudur?

Evet. Kendisini, bir hükümlünün veya tutuklunun yerine koyarak ceza infaz kurumuna veya tutukevine giren kimseye altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir (md. 291).

- Kamu görevlilerinin işçiler gibi görevlerini terk etmeleri ya da yavaşlatmaları suç mudur?

Kamu görevlilerinin hukuka aykırı olarak ve toplu biçimde görevlerini terk etmeleri, görevlerine gelmemeleri, geçici de olsa görevlerini yapmamaları veya yavaşlatmaları suçtur.

Ancak bunun için bu eylemleri gerçekleştiren kamu görevlisi sayısının üçten fazla olması gerekir. Kanunumuz eski kanunda bulunmayan yeni bir düzenleme yapmış bulunmaktadır.

Buna göre, kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olarak, hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli iş bırakmaları veya yavaşlatmaları halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza da verilmeyebilir (md. 260).

- Gecekondularını yıktırmamak için polise direnenler hangi suçu işlemektedirler?

Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi 'görevi yaptırmamak için direnme' suçunu işlemiş olur ve altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (md. 265).

- Haciz için gelen avukata direnenler hangi suçu işler?

Bu durumda da 'görevi yaptırmamak için direnme' suçu işlenmiş olur. Ancak avukatlar yargı görevi yaptıklarından bu durumda faile verilecek ceza iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasıdır (md. 265/2).

- Bir kimsenin bir suç işlediğini söylemek iftira mıdır?

Hem hayır, hem evet.

Bir kimsenin bir suç işlediğini söylemek iftira suçunu oluşturabilir. Ancak eylemin suç oluşturabilmesi için, bunun yetkili makamlara yönelik olarak söylenmesi gerekir.

Ayrıca kişinin işlemediğini bildiği halde böyle bir ihbar veya şikâyette bulunması şarttır. Aksi takdirde, her suç ihbarında, şüpheli beraat ettiği takdirde ihbarda bulunanı iftira suçundan dolayı cezalandırmak gerekirdi.

Bu nedenle, kişi belirli somut şüphelere dayanarak bir kimsenin suç işlediği şüphesinden bahsederek yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunursa bu suçu işlemiş olmaz.

- İftira suçu bakımından basınla ilgili yapılan düzenlemeler nedir?

Basında belirli bir suç ile ilgili olarak yapılan yayınlar kovuşturma ile yetkili organlar tarafından ihbar kabul edilerek, ilgili kimseler hakkında soruşturma başlatılmaktadır. Bu itibarla, bu yayınlar da yetkili makamlara yönelik ihbar niteliğinde kabul edilmektedir.

Dolayısıyla basın organlarında bir kimsenin o suçu işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için suç isnadında bulunulması da iftira suçunu oluşturacaktır.

Bu hüküm, basın-yayın organlarında çıkan her türlü haber dolayısıyla yargılanıp da beraat eden kimseler bakımında iftira suçu oluşturmasını gerektirmeyecektir. Ne var ki söz konusu düzenleme basın-yayın organlarının kişilere suç isnadında bulunurken daha dikkatli davranmalarını sağlayacaktır. Ayrıca kaldı ki bu suçun oluşması için 'kişinin suçu işlemediğini bilme' şartı aranmaktadır.

Dolayısıyla basın organlarının belirli şüpheler çerçevesinde hareket ettiği hallerde, suç oluşmayacaktır.

- Dilencilik suç mudur?

Hayır. Dilencilik ceza kanunumuz kapsamında bir suç değildir. Fakat çocukların, beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimselerin dilencilikte araç olarak kullanılması suçtur. Dolayısıyla bu tip durumlarda, dilenci değil, onu kullanan kimse cezalandırılacaktır (md. 229).

- Fuhuş yaptıran otel sahiplerinin cezası nedir?

Kanunumuz, bir kimseye fuhuş için yer temin eden kişinin iki yıldan dört yıla kadar hapis ve 3 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir (md. 227).

- Yakınlarına fuhuş yaptıranlara daha ağır ceza mı veriliyor?

Çocuğunu, eşini, kardeşini, evlatlığını, öğrencisini, çocuk esirgeme kurumu gibi yerlerde koruma altında olanları fuhuşa teşvik edene verilecek ceza artırılacak (md. 227/5).

-18 yaşını doldurmuş kimselerin evli olmadıkları halde cinsel ilişkide bulunmaları suç mudur?

Hayır. Bu eylem eski kanunumuza göre dahi suç oluşturmamaktaydı. Eskiden mevcut olan 'zina' suçu, evli kimselerin eşi dışındakilerle cinsel ilişkisini cezalandırmaktaydı. Buna karşılık, halk dilinde zina olarak bilinen, evli olmayan kimselerin cinsel ilişkisi eski kanunumuza göre de, bu kimselerin 18 yaşını doldurmuş olmaları ve rızaları ile cinsel ilişki kurmaları şartıyla suç oluşturmamaktaydı.

Zorla ilişki suç

Yeni kanunumuz, ister evli ister bekâr olsun, 18 yaşını doldurmuş kimselerin aralarında nikâh olmasa da cinsel ilişkilerinin suç olmadığını kabul eder. Ancak bunun için elbette bu kimselerin rızasının bulunması gerekir. Zorla yapılan cinsel ilişkiler suçtur. Rıza bulunduğu ve taraflardan birisi 18 yaşından küçük olmadığı ve para karşılığı yapılan bir cinsel ilişki bulunmadığı müddetçe, kişiler arasındaki cinsel ilişki özel hayatlarını ilgilendirir ve başkalarının ya da polisin müdahalesini haklı kılmaz.

Sonuç olarak bekâr veya evli bir kimsenin aralarında nikâh olmayan bir başka reşit olan kimseyle veya hemcinsiyle rızaya dayalı cinsel ilişkiye girmesi suç oluşturmamaktadır.

- Türk bayrağından elbise giymek suç mudur?

Değil. Türk Ceza Kanunu, Türk bayrağını yırtmayı, yakmayı veya başka bir şekilde alenen aşağılamayı cezalandırmaktadır.

Dolayısıyla bayraktan yapılan elbiseyi giymek suç oluşturmaz (md. 300/1). Kanunumuz ayrıca İstiklal Marşı'nın da alenen aşağılanmasını cezalandırmaktadır (md. 300/2).

- Yabancı devlet bayrağına karşı hakaret suç oluşturur mu?

Kural olarak evet. Ancak bunun resmen çekilmiş olan yabancı devlet bayrağı olması gerekmektedir. Bu takdirde faile yabancı devletin şikâyeti şartıyla üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir (md. 341). Ayrıca bu devlette de Türk bayrağına hakaretin cezalandırılabilir olması aranmaktadır (md. 343).

- Cumhurbaşkanına hakaret suçunun özellikleri nelerdir?

Cumhurbaşkanına suikastın cezası nedir?

Kanunumuz cumhurbaşkanına hakaret suçunu, hakaret suçu içinde değil, devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar kısmında düzenlemiştir.

Böylece normal bir vatandaşa hakaretin cezası üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası iken, cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması adalet bakanının iznine bağlı kılınmıştır. Böylece her türlü yerli yersiz iddianın kamuoyu önünde tartışılması önlenmek istenmiştir (md. 299/1).

Cumhurbaşkanına suikastta bulunmanın cezası ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır. Bu eyleme teşebbüs edilmesi halinde de, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur (md. 310)


YARGITAY İÇTİHATLARI IŞIĞINDA MUHTEMEL KAST ve BİLİNÇLİ TAKSİR

Bir haksızlık oluşturan suç olgusu bir hukuki değerin ihlalini ifade eder. Bir haksızlık şekli olarak suçun unsurlarını şu şekilde sıralamak mümkündür :

a- Suçun maddi unsurları

aa- Fiil

bb- Netice

cc- Nedensellik bağı

dd- Fail

ee- Konu

ff- Mağdur

b- Suçun manevi unsurları

aa- Kast

bb- Taksir

cc- Netice sebebiyle ağırlaşmış suç (kast-taksir kombinasyonu)

dd- Amaç veya saik

c- Suçun hukuka aykırılık unsuru

Konumuzun özünü teşkil eden muhtemel kast ve bilinçli taksir ise yukarıda suçun manevi unsurları arasında saydığımız kast ve taksirin özel görünümleridir. Bu nedenle de muhtemel kast ve bilinçli taksir ile ilgili açıklamalarımıza geçmeden önce kast ve taksir kavramlarına kısaca değinmek yerinde olacaktır.

Haksızlığın bir şekli olarak karşımıza çıkan kast, yeni Ceza Kanunumuzun tanımına göre suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir. Başka bir deyişle kast, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların somut olayda gerçekleşmekte olduğunun, somut olayda bir hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarının gerçekleştiğinin suçun işlenişi sırasında bilinmesi şeklinde tanımlanabilir. Yeni Ceza Kanununda kast eskisinden farklı olarak kusurluluğun bir türü olarak kabul edilmemiştir. Başka bir ifade ile bilme şeklindeki irade kusurluluk bağlamında aranan “kişinin davranışlarını hukukun icaplarına göre yönlendirme yeteneği”nin varlığını gerektirmez.  Kast doğrudan ve muhtemel kast olarak iki başlık altında incelenebilir. Bunlardan doğrudan kast kanunda kast olarak tanımlanan kavramı ifade etmektedir. Başka bir deyişle doğrudan kast fail tarafından suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmekte olduğunun muhakkak olarak bilinmesi ve ortaya çıkacak neticenin istenmesi anlamına gelmektedir. Kanunda suç olarak tanımlanmış olan belli bir eylemin işlenmesinin kararlaştırılmış ve bu eylemin günlük hayat tecrübelerimize göre mutlak suretle sebebiyet verebileceği neticelerin öngörülmüş olması halinde, fail doğrudan kastla hareket etmiştir.  Belli bir neticenin gerçekleştirilmesi amacıyla hareket edilmekle birlikte eylemin kimi doğal sonuçları da mevcut ise ve bunların gerçekleşeceği kesin ise, bu neticeler açısından da doğrudan kastın varlığı kabul edilir. Muhtemel kast kavramına ise aşağıda ayrı bir başlık altında değinilecektir.

Haksızlığın başka bir şekli olarak karşımıza çıkan taksir kavramı ise yeni T.C.K 22/1. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” olarak tanımlanmıştır. Kural olarak kasten işlenmeyen fiillerden dolayı cezai sorumluluk söz konusu olmamakla birlikte kanun, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı kimi davranışların cezalandırılmasını öngörmüştür. Burada bazı durumlarda kişilerin ayrıca özenli ve dikkatli davranma konusunda teşvik edilmesi amaçlanmaktadır. Taksir ile işlenen fiillerin suç olarak kabul edilmesi ve cezalandırılması ancak kanunun açıkça öngördüğü hallerde mümkündür. Başka bir deyişle kanun kimi zaman kişileri daha dikkatli ve özenli davranma yükümlülüğü altına sokmuştur ki bunun aksi durumda suç işlenmiş olacaktır. Kasten, icrai veya ihmali şekilde işlenebilen suçlardan farklı olarak taksirle işlenen suçlar açısından “öngörme” şartı aranmamaktadır. Nitekim taksirli suçlarda ne hareket, ne de netice konusunda bir irade söz konusu değildir. Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak varolan dikkat ve özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır. Bütün bu yeteneklere sahip olmasına rağmen bu yükümlülüğe aykırı davranan kişi, suç tanımında belirlenen neticenin gerçekleşmesine neden olması durumunda, taksirli suçtan dolayı kusurlu sayılarak sorumlu tutulacaktır.

Taksirle işlenen suçlar bakımından eski kanun uygulamasında yararlanılan ve kusur oranının matematiksel olarak ifade edildiği yöntem yeni Ceza Kanunu ile artık terk edilmiştir. Buna göre taksirli suçlardan dolayı kusur oranının takdiri tamamıyla hakime bırakılmıştır. Uygulamada hakimin bilirkişiler tarafından belirlenen kusur oranını esas alarak ceza tayan etmesi artık söz konusu olamayacaktır. Bilirkişiler tarafından somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlalinin söz konusu olup olmadığı hususunun tespitinden öteye gidilmesi söz konusu olmayacaktır. Taksirli suçların özel bir görünümünü teşkil eden bilinçli taksir kavramına aşağıda ayrıca değinilecektir.

İnceleme konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi ve kavramların suç teorisi içerisindeki yerinin belirtilmesi açısından gerekli kısa açıklamalarımızın ardından aşağıda muhtemel kast ve bilinçli taksir konuları üzerinde daha ayrıntılı olarak durulacak ve Yargıtay tarafından yeni Ceza Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihlerde verilmiş kimi kararların yeni kanunun düzenlemesi karşısında ne oranda kaynak fonksiyonunu devam ettirdiği tartışılacaktır.

1- MUHTEMEL KAST

A- TANIMI

Yeni Ceza Kanunu ile kast konusunda iki aşamalı bir sistem benimsenmiş ve haksızlığın derecelendirilmesinde doğrudan kasttan farklı olarak bir de muhtemel kast tanımı yapılmıştır. 21/2. maddedeki tanımıyla muhtemel kast, kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halidir. Fail tarafından gerçekleştirilmek istenen neticelerin yanı sıra gerçekleşmesi muhtemel başka bir takım neticelerin de fail tarafından istenmemekle birlikte gerçekleşmesine bir anlamda göz yumulması durumu söz konusu olmaktadır. Başka bir ifadeyle muhtemel kast halinde fail, amaçladığı netice dışında olmakla birlikte, kanuni suç tanımında yer alan unsurların meydana geleceğini öngörmesine rağmen hareket etmekte veya bunların gerçekleşmesini engelleme yolunda bir çaba sarf etmemektedir. Muhtemel kast yalnızca netice konusuyla sınırlı değildir. Suçun diğer unsurları açısından da muhtemel kastla hareket edilmesi söz konusu olabilecektir. Kanun koyucu yeni kanun ile kabul edilen ve mevzuatımıza giren bu kavramın açıklığa kavuşturulması açısından kanun gerekçesinde kimi örnek olaylara yer vermiştir :

“Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan, kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.”

“Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene takılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan her hangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silahıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silahıyla ateş ederken ortaya çıkan yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.”

Kasten işlenebilen suçlar kural olarak hem doğrudan hem de muhtemel kast ile işlenebilmektedir. Ancak kanun “bilerek”, “bilmesine rağmen”, “bildiği halde” gibi ifadelere suç tanımında yer veriyorsa, böyle durumlarda artık söze konu suçun ancak doğrudan kast ile işlenebileceğine vurgu yapıldığının kabulü gerekir. Örneğin iftira suçu ancak doğrudan kast ile işlenebilecek bir suçtur.

Yapılan hareketin fail tarafından amacın dışında kalmakla birlikte muhtemel görülen neticelerin gerçekleşmemesi halinde teşebbüs hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalı bir konudur. Bir görüşe göre muhtemel kast netice ile belirlenir ve eğer netice gerçekleşmemişse burada muhtemel kasttan söz edilemez. Buna karşılık Alman doktrininden esinlenen diğer bir görüşe göre ise, muhtemel kastla işlenen suçlar bakımından da teşebbüs hükümleri uygulanabilir. Nitekim teşebbüs konusunda doğrudan-muhtemel kast ayrımı yapılmamıştır. Muhtemel kastın varlığının tartışıldığı bir olayla ilgili olarak kanımca teşebbüs hükümlerinin uygulanamaması gerekir. Kanunda teşebbüs ile ilgili maddede bir ayrım yapılmamakla birlikte anlatılmak istenen doğrudan kasttır. Muhtemel kast halinde fail tarafından aslen amaçlanandan başka bir takım neticeler de öngörülmekte; ancak istenmemektedir. Fail tarafından gerçekleşmesi istenmeyen bu neticeler meydana gelmemişken failin teşebbüs hükümlerine göre sorumluluğuna gidilmesi ceza sorumluluğunun kapsamını amaçlanandan çok daha geniş bir hale getirecektir.

B- YARGITAY İÇTİHATLARININ DURUMU

Bu kısımda Yargıtay tarafından yeni Ceza Kanunumuzun yürürlüğünden önce verilmiş bazı kararların emsal teşkil etme fonksiyonunun yeni kanun ile mevzuatımıza giren muhtemel kast kavramı da dikkate alındığında ne derece söz konusu olabileceği incelenecektir.

“Sanığa ait evin cephesi hizasında 50’lik PTT telefon kablosu geçmektedir. Sanık, 25.4.1983 tarihli dilekçesiyle PTT Midyat Müdürlüğü’ne başvurarak, “Evini yıkacağı gerekçesi ile telefon hattının kaldırılması”nı istemiş. Bir gün sonra yıkıma başlamış ve bu yıkım sırasında telefon kablosu kopmuş. Haberleşme aksadığı gibi, 5.340 liralık zarar meydana gelmiştir...

...Belirli olmayan kast ancak netice ile belirlenir. Bu gibi halleri kesinlik öngörmesinden çıkarıp, ihtimal veya imkan öngörmesine sokmak yerinde bir davranış olmaz. Mesela; bir uçurumdan kaya parçasını kalabalığın üzerine fırlatan kimse, bu hareketin birkaç kişinin öleceğini veya yaralanabileceğini kesin olarak öngörmüştür, fakat belirli bir kişinin ölmesine veya yaralanmasına yönelmiş olup da maksadını oluşturan iradenin dışında kalan zorunlu neticeler ancak gerçekleştikleri takdirde ve ölçüde faile yüklenir; bu nedenle fail asıl hedef tuttuğu kimseye bir zarar vermemişse, kastının konusuna göre, onu öldürmeye veya yaralamaya tam teşebbüs etmiş sayılır. Buna karşılık maksadın dışında kalan zorunlu neticelerden hiçbiri gerçekleşmemiş, mesela kaya parçası boşa gitmiş yada sadece hedef tutulan kişiye isabet etmiş ise, zorunlu neticeler bakımından belirli olmayan kasta ilişkin kurallar uygulanamayacağından, fail gerçekleşmiş olmayan bu zorunlu neticelerden sorumlu tutulamaz. Nihayet zorunlu neticeler gerçekleşmiş ise, gerçekleştikleri ölçüde fail bunları kasten meydane getirmiş sayılır, yani hedeften başka kimseler yaralanmışsa, fail kasten müessir fiilden, ölmüşlerse kasten adam öldürmeden dolayı cezalandırılır.

Yukarıdaki kararda eski kanunda yer almamakla birlikte kastın genel tanımı içerisinde muhtemel kast tanımı yapılmıştır. Hatta örneklerle muhtemel kast açıklanmıştır. Bu karar, tanımda muhtemel kast ifadesinin kullanılmasıyla günümüzde, yeni kanunla getirilen düzenleme karşısında da emsal olma niteliğini haizdir. Ayrıca karar tamamıyla ele alındığında doğrudan ve muhtemel kast konusunda öğretiden de faydalanarak geniş bir açıklama getirdiğinden büyük öneme sahiptir.

“... Babasından kalma evde, eniştesi olan Bülent ve ailesiyle birlikte ikamet eden sanık İbrahim ile Bülent arasında, evin iki aileye yetmemesi nedeniyle tartışmalar çıktığı, sanık İbrahim’in bu tartışmaların etkisiyle birlikte oturulan evi yakmaya karar verdiği, bu amacını gerçekleştirmek için evin yukarısındaki orman alanına giderek kurumuş otları tutuşturduğu, ancak ateşin eve doğru değil, ormana doğru ilerlediği, sonuçta İzmir L-20-94 pafta nolu memleket haritasında orman içinde kaldığı saptanan ve amenajman planında da 143 nolu bölmede bozuk meşe bataklığı olduğu belirlenen 875 metrekarelik alanın yandığı, yanan alanın eve en yakın noktadan olan uzaklığı 15 metre olduğu, iki nokta arasında çalı çırpı bulunmaması ve zeminin engebeli olması nedeniyle, eve en yakın noktada yangın çıkması halinde dahi evin yanma olasılığının bulunmadığı saptanmıştır.

Sanık her ne kadar amacının ormanı yakmak olmadığını savunmuş ise de toplanan kanıtlardan yangının başlatıldığı alanın orman arazisi olduğu, evin yanması halinde dahi bir kısım orman arazisinin yangının başlangıç noktası itibariyle yanmasının kaçınılmaz olduğu, ormanın yanacağını öngörmesine rağmen, hareketinden vazgeçmeyerek iradi olarak yangını başlatan sanığın hareketinin olası sonuçlarının da gerçekleşmesini istediğini kabulde zorunluluk bulunduğu maksat dışında kalsa bile, amaca zorunluluk veya ihtimal bağı ile bağlı olan sonuçlar bakımından failin (belirli olmayan kast) kurallar çerçevesinde meydana gelen orman yangınından kasten sorumlu olduğu anlaşılmaktadır.

... Fail hareketinden doğacak sonuçları bilerek ve isteyerek hareket etmişse kast gerçekleşmiştir. Buna karşılık, fail belli bir sonucu gerçekleştirmek üzere hareket ederken, bunun yanında başka sonuçların meydana gelmesini de göze almış ve bu sonuçlar da gerçekleşmişse, failin bu sonuçlar açısından da kasten hareket ettiği kabul olunur. Çünkü fail, asıl kast ettiğinden başka, hareketinden doğacak diğer sonuçları tahmin ettiği veya büyük olasılıkla öngördüğü halde hareketine devam etmiştir. Dolaylı kast olarak adlandırılan bu kast türüne, belirli olmayan kast, gayrı muayyen kast, olursa olsun kastı veya dolus eventualis de denmektedir.”

Bu karar da muhtemel kastın kabul edildiği ve konunun öğretideki bilgilerinde ışığında genişçe değerlendirildiği emsal bir karar niteliğindedir.

“ Henüz çocuk yaşta bulunan sanık her nasılsa ele geçirdiği tabancayı olaydan önce birkaç kez tecrübe etmiş ve her defasında tabancanın patlamadığını bizzat görüp tespit etmiş ve bu tecrübesine dayanarak olay günü de “nasıl olsa patlamıyor” düşüncesiyle ve şaka yapmak arzu ve gayesiyle maktüle tevcih edip tetiğe basmış, bu kez ateşlenen tabancadan çıkan tek kurşun maktüle isabetle ölümüne sebebiyet vermiştir. Bu nedenle, sanığın fiilini “dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu adam öldürmek” olarak tavsif eden özel daire bozma kararı yerindedir. “

Yukarıda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararı kanımca yerinde değildir. Tabanca olaydan önce denenmiş ve patlamamıştır; ancak bu konuda başkaca herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Örneğin silahın dolu olup olmadığı araştırılmamıştır. Tabanca doğal olarak tehlike taşıyan bir alet olmakla şaka yollu da olsa tetiğe basılmadan önce dolu olup olmadığının kontrolü gerekmektedir. Böyle bir kontrol yapılmadan meydana gelecek neticenin öngörülmesine rağmen hareket edildiğinin kabulü daha uygun olacaktır. Eski Ceza Kanununda yer almayan muhtemel kast bu olayda gerçekleşmiş bulunmaktadır. Karara muhalif üyelerin de gerekçede belirttiği üzere burada kasten adam öldürme suçunun cezasının muhtemel kast göz önüne alınması sonucu indirilerek verilmesi uygun olacaktır.

“Trafik olay tespit tutanağında sanığın kendisine kırmızı ışık yanmasına rağmen durmayarak yola devamı sonucu kendisine yeşil ışık yandığı için yola giren ölenin aracına çarptığının belirtilmesine; çarpılan otoda bulunan tanık B’nin bu oluşu doğrulaması yanında, diğer tanıklarca da olay yerinde olduğu söylenen minibüs sürücü tanık A’nın anlatımının da bu yolda olmasına göre; trafik tespit tutanağını düzenleyenler tanık olarak dinlenip oluşun nasıl saptandığı sorulduktan sonra, başkaca tespit verileri gösterildiğinde bunların da toplanması ve tüm deliller otobüste bulunan ve aksi beyanı tutanaklara geçirilmiş olan tanıkların anlatımları ile birlikte irdelenmesi, oluşun taktir ve kabulünün hakime ait olduğu gözetilerek; mevcut deliller muvacehesinde oluşun ne yolda kabul edildiğinin gerekçeleriyle belirtilmesi ve kabul edilen duruma göre kusur oranı sorulup, sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken; noksan inceleme ile ve oluş mahkemece belirlenmeden, raporda gösterilen ve bilirkişiye ait olmayan değerlendirmeye istinaden (tedbirsizlik ve dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten) hüküm kurulması doğru değildir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin yukarıdaki kararı yeni kanun bakımından incelendiğinde sonucun doğru olduğunun kabullü gerekir; ancak gerekçeye katılmak mümkün değildir. Çünkü yeni kanunun düzenlemesiyle özellikle trafik kazalarında sıklıkla rastlandığı gibi bilirkişiler tarafından belirlenen matematiksel ifadeli kusur oranlarına itibar edilmesi şeklindeki uygulama artık mümkün değildir. Kanun taktiri hakime bırakmaktadır. Bu nedenle hakim ancak mevcut delillerle kanaati oluşmadığı durumlarda bilirkişiden yardım alacaktır. Dolayısıyla Dairenin gerekçesi yerinde değildir. Kararda tartışılan olayda muhtemel kastın varlığının kabulü yerinde olacaktır. Kanunda muhtemel kast tanımında yer alan unsurlar karara konu olayda gerçekleşmiştir.

“Sanık öldürücü nitelikte bir silah olan tabancasını insanların bulunduğu salon ve odaya doğru ufki vaziyette tutarak iki el ateş etmiş olmasına göre, orada bulunanlardan birini vurulup ölebileceği bilinci içindedir. Sanık kalabalığa ateş ederek bir kişiyi öldürmüş olmasına göre adam öldürmek kastıyla ateş etmiş ve fakat özel olarak ölmüş olanı öldürmek istememiştir. Burada adam öldürmek istemiş olması, kastın varlığı ve suçun subutu için yeterlidir.

TCK’nun 448. maddesinde yalnızca kasıttan bahsedilmiştir. 448. maddede muayyen bir şahsın öldürülmesi şeklinde bir koşul mevcut değildir. Belirli olmayan kasıtla da suç oluşabilir. Örneğin; bir panik yaratmak için kalabalığın üstüne bomba atmak gibi. Sanık gerek belirli ve gerekse belirsiz şekilde ve fakat sonucu istemiş ise onda adam öldürmek kastı da var demektir. Fail kalabalığa ateş ederek bir kişiyi öldürmüştür, burada failin maksadı adam öldürmektir.”

Yukarıdaki kararda aslen anlatılmak istenen doğrudan kast değil, muhtemel kast ile suçun işlendiğidir. Uygulamada mevcut olmayan bu gibi durumlarda kastın varlığı Yargıtay tarafından da kabul edilmekle birlikte muhtemel kast ve bu durumda indirim uygulaması kanunda yer almadığından doğrudan kast ile işlenmiş gibi ceza tayini yolu izlenmektedir.

“Sarığın çiçeklerini korumak amacıyla olsa dahi bahçesindeki tellere bilerek ve sonuçlarını görüp isteyerek elektrik akımı bağlamış bulunduğu, üç yaşındaki mağdurun tele dokunması sonucu akıma kapılarak yaralandığı anlaşılmakta olmasına göre; eylemin müessir eylem niteliğinde bulunduğu dikkate alınmadan ve eylemin ne suretle tedbirsizlik

ve dikkatsizlik teşkil ettiği açıklanmadan yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.”

Kararda 2. Daire birine zarar vermek amacıyla yapılmamış dahi olsa bahçe tellerine elektrik bağlanması fiilinde bu şekilde bir neticenin muhtemel görülmesi nedeniyle tedbirsizlik ve dikkatsizlik ile değil kast ile işlenen bir suç bulunduğunu belirtmektedir. Eski kanunumuzda muhtemel kast tanımlanmamakla birlikte burada muhtemel kast söz konusudur. Durumun tedbirsizlik ve dikkatsizlik olarak nitelenmeyişi kanımca da isabetli olmuştur.

“Taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek bir husumet bulunmaması, darbe adedinin tek oluşu, sanığın kavga sırasında bıçağını rastgele sallarken hedef seçme imkanının bulunduğunun kesinlikle saptanamaması ... kasten adam öldürme değildir.”

Kararda sanık tarafından kavga sırasında bıçağını rastgele salladığı sırada ölüme sebebiyet verdiği belirtilmekle birlikte kasten adam öldürmenin söz konusu olmadığı kabul edilmiştir; ki bu da Yargıtay’ın başka bir çok kararında izlediği yoldan ayrıldığı ve hatalı olduğunun kabulünü zorunlu kılar. Nitekim kavga sırasında belli bir şahsı öldürme kastı bulunmasa dahi bıçağın rastgele sallanmasıyla gerçekleşmesi muhtemel ölüm neticesi açısından da muhtemel kastın varlığının kabulü uygundur.

2- BİLİNÇLİ TAKSİR

A- TANIMI

Bilinçli taksir kavramı eski Ceza Kanunumuzda tanımlanmamış iken 1997, 2001 ve 2003 Ceza Kanunu tasarılarında düzenlenmiştir. Yürürlüğe giren Ceza Kanununda da 22/3. maddede bilinçli taksir tanımı yer almaktadır. Buna göre bilinçli taksir, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halini ifade eder. Bilinçli taksirde kastta bulunması gerekli olan unsurlardan irade unsuru bulunmamaktadır ve bu yönden iki kavram farklılık arz etmektedir. Bilinçli taksir de taksir başlığı altında düzenlendiğinden burada da taksir hükümleri uygulanacak; ancak cezanın alt ve üst sınır arasında tayininde taksirin bilinçli taksir içerisinde değerlendirilmiş olması da dikkate alınacak ve cezada artırım yapılacaktır. Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik fiilin neticesinin öngörülmüş olmasına rağmen istenmemiş olmasıdır. Neticenin öngörülmüş olmasından anlaşılan, neticenin fail tarafından, hareketin yapıldığı zaman ve bu zamanki şartlara göre tahmin edilebilmesidir. Öngörmeyi taktir ederken, failin yaşı, bedeni ve ruhi yapısı, okuma derecesi gibi etkenler göz önünde tutulur. Eğer netice öngörülemiyorsa, öngörebilme imkansızlığı varsa, failin taksirli hareketinden bahsedilemez. Bu açıklamalardan hareketle bilinçli taksir, suç teşkil eden belli bir eylemin gerçekleşmesi olası sayılmakla beraber; fail neticenin gerçekleşmeyeceğine yükümlülüklerine aykırı bir şekilde güven beslediğinde söz konusu olacaktır.

Özellikle trafik kazalarından ve iş kazalarından söz edildiğinde sıklıkla karşımıza çıkan bir durum olan taksir, yeni kanunun düzenlemesi karşısında bilinçli taksir ile birlikte değerlendirilecek ve uygulayıcılar açısından suçun kasten mi yoksa taksirle mi işlendiğinin belirlenmesi konusunda çektikleri sıkıntılar giderilecek; bir yandan da neticenin istenmediği ancak bir anlamda seyrine bırakıldığı yukarıda değinilen durumlarda taksir hükümleri ile yetersiz cezalandırılan kişiler açısından caydırıcılık sağlanacaktır.

B- YARGITAY KARARLARININ DURUMU

Yargıtay tarafından verilmiş, bilinçli taksir konusuna değinilen bir karara rastlanamamıştır. Yukarıda muhtemel kast konusuyla ilgili olarak verilen örnek kararlardan da anlaşılacağı üzere Yargıtay kararlarında suçun işlenişi ile ilgili tartışmalar muhtemel kast ve bilinçli taksirin eski kanunumuzda yer almamasından dolayı kast- taksir arasında olmaktadır. Bilinçli taksirin veya muhtemel kastın söz konusu olabileceği durumlarda Yargıtay doğrudan taksir hükümleriyle çözüme gitmiştir. Muhtemel kast konusunu gayrı muayyen kast adı altında zikretmekle birilikte buna oldukça yakın bilinçli taksirle ilgili değerlendirmede bulunmamıştır.

Sonuç olarak mevzuatımıza ilk kez girin kavramlar olan muhtemel kast ve özellikle bilinçli taksirle ilgili değerlendirme kanunun düzenlemesine göre tamamen hakimin taktirine bırakılmıştır. Birbirine oldukça yakın kavramlar olan muhtemel kast ve bilinçli taksir kavramları mahkemelerin somut olaylarda yapacakları değerlendirmeler ile daha net bir şekilde görülecektir. Özellikle bilinçli taksir kavramı eğer değerlendirme sağlıklı yapılabilirse bir çok olayda taksir hükümlerinden yararlanan sanıklar açısından caydırıcı olabilecektir.