TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETİYZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR. SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR.

TAZMİNAT HUKUKU 25 (S..H.. HARFİ İLE BAŞLAYAN MAKALELER)

SİGORTACIYA BAŞVURMA

KTK. m. 97’de “Zarar gören, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava da açabilir.” denilmiş, m. 99’da da kaza ve zarara ilişkin tespit tutanağının veya bilirkişi raporunun sigortacıya verildiği günden, m. 98/1’de tedavi giderleri için sigortacıya başvuru tarihinden başlayarak sekiz gün içinde ödeme zorunluluğundan söz edilmiştir.

Sigorta Genel Şartları B.2 maddesi 3’üncü fıkrasında da, zarar görenin veya haksahiplerinin “kaza ve zarara ilişkin tespit tutanağını veya bilirkişi raporunu ve gerekli belgeleri sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettikleri tarihten başlayarak sekiz iş günü içinde sigorta teminatı ödenir” denilmiş; belgeler hakkında ayrıntıya yer verilmemiştir.

Bizce, zararın türüne göre, sigortacıya aşağıdaki belgelerle başvurulması gerekmektedir.

A- Ölümlü kazalarda sigortacıya başvuru belgeleri:

1) Trafik kazası tespit tutanağı,

2) Ölü muayene (otopsi) raporu,

3) C. Savcılığı iddianamesi veya fezleke veya takipsizlik kararı,

4) Ölenin ve yakınlarının (haksahiplerinin) nüfus kayıtları, (Destek tazminatının mirasçılıkla ilgisi bulunmaması nedeniyle Mirasçılık belgesi gereksizdir.)

5) Ölenin meslek ve kazanç durumunu gösteren belgeler,

6) Cenaze gideri isteniyorsa buna ilişkin belgeler,

7) Bilirkişi kusur raporu (Soruşturma veya dava ileri aşamaya gelmiş olup da kusur raporu alınmışsa)

8) Bilirkişi hesap raporu (veya sigortacının görevlendireceği hesap uzmanı)

B- Bedensel zararlarda başvuru belgeleri :

1) Trafik kazası tespit tutanağı,

2) Adli Tabip raporu,

3) İddianame veya Takipsizlik kararı,

4) Nüfus kaydı,

5) Meslek ve kazanç belgeleri,

6) Kalıcı sakatlık durumunda Sağlık Kurulu Raporu

7) Kusur ve hesap raporları. (Yukarda ölüm olayına ilişkin açıklamalar çerçevesinde)

C- Tedavi giderleri için sigortacıya başvurma :

Yukarda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, tedavi harcamalarının belgelenmesindeki zorluklar nedeniyle, Yargıtay’ın ilke kararları doğrultusunda bir “uzman hekim” aracılığıyla tedavi giderlerinin hesaplatılması sigorta şirketinden istenmelidir. Ancak bunun için bulunabildiği kadar aşağıdaki belgeler derlenip sigortaya başvuru yazısına eklenmelidir:

1) Tedaviyi yapan hastaneden alınacak tedavi belgeleri

2) Ameliyat olunmuşsa bununla ilgili kayıtlar

3) Tahlil raporları, röntgen ve öteki görüntüleme kayıtları

4) İlaç reçeteleri, iğne, pansuman masrafları

5) Hastaneasraf döküm cetvelleri

6) Özel hekime muayene olunmuşsa, buna ilişkin belge

7) Kamu hastanesi sayman alındı belgesi

8) Fatura ve makbuzlar

9) Ortopedik aygıtlarla ilgili faturalar

10) Fizik tedavi ve rehabilitasyon giderleri

11)Ambulans ve tedavi için yol giderleri, başka şehirde ve yurt dışında tedavi görülmüşse otobüs, uçak, tren, vapur giderleri

12) Tedavi için gidilen yerde otel, lokanta vb. barınma ve beslenme giderlerine ilişkin belge veya bildirimler

Tedavi giderlerinin sigortacıya ödetilmesine ilişkin, KTK. 8/b-4 maddesi ile Garanti Sigortası Yönetmeliği 11.maddesi hükümlerine uygun öneriler:

a) Kaza geçiren kişi, yakınları veya vekilleri hemen sigorta şirketine duyuruda bulunmalı, kaza tespit tutanağını gönderip kazalının yatmakta olduğu hastanenin adını vermeli ve tedavi harcamalarının ödenmesini istemelidirler.

b) Sigorta şirketleri, nasıl ki, araç hasarı için eksper gönderip araç hasarını tespit ettiriyorlarsa, aynı özeni can zararları için gösterip, bildirilen yere bir “uzman hekim” göndermeli, tedavi giderlerini hesaplatmalıdırlar, ya da tedaviyi izleyip hastaneye fatura karşılığı ödeme yapmalıdırlar.

c) Kaza geçiren kişi hastaneden çıkmış ve tedavi giderlerini kendisi ödemiş ise, sigortacıya verdiği tedavi belgeleri içerisinde kesin makbuz ve fatura bulunmasa bile, sigorta şirketi, yukarda ayrıntılı açıklanan Yargıtay kararlarındaki ilkelere uyarak, bir uzman hekim aracılığı ile olası harcamaları hesaplatıp, KTK. m 98’deki esaslar çerçevesinde “tedavi giderleri sigorta dalından” ödeme yapmalıdır.

D- Araç hasarı için sigortacıya başvurma :

Bunun için “Trafik Kazası Tespit Tutanağı’nın sigorta şirketine verilmesi yeterlidir. Uygulamada, çoğu sigorta şirketleri, duyuru yapıldığında hemen bir eksper gönderip zararı tespit ettirmekte ve kısa sürede ödeme yapmaktadırlar. (Nedense mal zararlarına ilişkin bu uygulama, bedensel zararlar ve tedavi giderleri için düşünülmemektedir.)

Aracı hasara uğrayan kişi (kazanın oluşunda büsbütün kusurlu değilse) sigorta şirketi onarım bedelini eksper raporuna göre ödemektedir. Eğer eksper gönderilmezse mahkeme kanalıyla hasar tespiti yapılacaktır.

Sigorta şirketinden hasar bedelini alabilmek için gerekli belgeler:

1. Trafik kazası tespit tutanağı,

2. Hasarlı aracın ruhsatname sureti,

3. Ehliyetname sureti (Kaza sırasında aracı kullananın)

4. Tespiti kendi yaptırmış ise bilirkişi raporu

5. Varsa hasarlı aracın fotoğrafları.

Sigorta şirketlerinin görevlendirdiği eksperler, kaza tespit tutanağına bakarak kusur oranlarını belirleyebilmektedirler. Kişi, sonuçtan hoşnut değilse, mahkemeye başvuracaktır.

XVII-SİGORTA TAZMİNATININ ÖDENMESİ

1- Zararın tazminata dönüştürülmesi

Gerek destekten yoksunlukta, gerek beden gücü kayıplarında hesaplanacak olan öncelikle “zarar tutarı”dır. Zarar ile tazminat farklı kavramlar, farklı değerlerdir.

Zarar, ölümlerde destekten yoksunluğun, kalıcı sakatlıklarda güç kaybının “tam karşılığı”dır.

Tazminat, zararın tamamı değil, sorumlular tarafından “ödenecek tutarı”dır.

Sorumlular tarafından ödenmesi gereken “tazminat” tutarının hesaplanması, “zararın tazminata dönüştürülmesi” işlemidir.

Zararın tazminata dönüştürülmesi işlemi, yasalardaki hükümlere bağlı kalınarak, Yargıtay ilke kararları doğrultusunda ve yargıda kabul edilmiş hesaplama yöntemleriyle yapılır.

Tazminat tutarı hesaplandıktan sonra, sorumluların ödemekle yükümlü olacakları (hüküm altına alınacak) miktar belirlenir.

Sigortacının ödemekle yükümlü olacağı “tazminat tutarı” aşağıda açıklanacaktır.

2- Sigortacının ödemekle yükümlü olacağı tazminat tutarı

a) Öncelikle belirtelim ki, hesaplanan tazminat tutarı poliçe limitini aşıyorsa, sigortacı poliçedeki tutarın tamamını ödeyecektir.

b) Borçlar Yasası m. 44/1’e göre, ölen veya bedensel zarara uğrayan kişinin kusuru varsa, kusur oranına göre indirim, sigortacının sorumlu olduğu tazminat limiti üzerinden değil, zararın tamamı üzerinden yapılacaktır. Zararın tamamı üzerinden kusur indirimi yapılmasına karşın, tazminat tutarı gene de poliçe limitini aşıyorsa, sigortacı tam ödeme yapmak zorundadır.[30]

c) Zarar görenin kusuru yoksa ve sorumlular birden fazla ise, ortaklaşa ve zincirleme sorumluluk gereği, zarar gören, tazminatın tamamını dilediği sorumludan isteyebilecektir. Başka bir deyişle, sorumluların her biri “tazminatın tamamını” ödemekle yükümlüdürler. Bu konuda, yani ortaklaşa ve zincirleme “tam sorumluluk” konusunda sigortacının ayrıcalıklı bir durumu olamayacağı kanısındayız. Bunu, önemi nedeniyle, aşağıda ele alıyoruz.

3- Ortaklaşa zincirleme sorumluluk ilkesi, sigortacıya da uygulanır.

Borçlar Kanunu’nun 50-51 ve 141-142 maddeleri ile 2918 sayılı KTK m.88’e göre ortaklaşa ve zincirleme sorumluluk yönünden işleten ile sigortacı arasında bir ayrım yapılmamıştır. 88.maddenin 1.fıkrasında “Bir motorlu aracın karıştığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur” denilmiştir. Bu hüküm Yasa’nın sigortalarla ilgili bölümünde yer aldığına göre, bu konuda duraksama ve yanılgı olmamalıdır.

Sorumluluk sigortalarında sigortacı, taşımacının ve işletenin sorumluluğunu (poliçedeki limite kadar) üstlenmiş bulunmakla, zarar sorumlularının birden fazla olduğu durumlarda, sigortacı, sigortalısının kusur oranına göre değil, poliçedeki sınırı aşmamak üzere “tam” tazminat ödemekle yükümlüdür.

Öte yandan,sigortacının kusura göre sorumlu tutulması, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85-86 ve 95.maddelerine de aykırıdır. Yasa’nın 95.maddesine göre “Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez.”

4- Zararın tamamını ödeyen sigortacının, öteki sigortacılara dönme (rücu) hakkı:

Zarar görenin kusuru olmadığı durumlarda, ortaklaşa ve zincirleme sorumluluk gereği kusur oranlarına bakılmaksızın zararın tamamını ödeyen sigortacıya, öteki sorumlulara dönme hakkı tanınmıştır.KTK. 98/2. ve 99/2.maddelerine göre, birden çok aracın karıştığı trafik kazalarında zarar gören kişiler, araçların sigortacılarından her hangi birine başvurarak zararın giderilmesini isteyebilirler. Ödemeyi yapan sigortacı, ödenen miktarın sorumluluk oranlarında paylaşılmasını diğer sigortacılardan yazılı olarak ister. Ayrıca Borçlar Kanunu 146-147 maddeleri de zararın tamamını ödeyen sigortacıya diğer sigortacılara dönme hakkı vermektedir.

Bu konuda KTK 98.maddesi 2.fıkrasında:“Birden çok aracın karıştığı bir trafik kazasında zarar gören kişiler, araçların sigortacılarından herhangi birine veya 108 inci maddede belirtilen durumlarda Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabına, başvurarak zararın giderilmesini isteyebilirler. Giderleri ödeyen sigortacı veya Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı, ödediği miktarın sorumluluk oranlarına göre paylaşılmasını talep edebilir.”

KTK 99.maddesi 2.fıkrasında da: “Ödemeyi yapan sigortacı, ödenen miktarın sorumluluk oranlarında paylaşılmasını diğer sigortacılardan yazılı olarak talep eder. Diğer sigortacılar talep tarihinden itibaren sekiz iş günü içinde kendilerine düşen miktarı, talepte bulunana öder.” denilmiştir.

Yasal düzenlemeler böyle olmakla birlikte, yıllardan beri yanlış bir uygulama sürdürülmekte; sigortacı, sigortalısının kusuru oranında tazminat ödemektedir. Dahası yargı kararlarında da bu yanlışlık yapılmakta; bunun farkında olunmadığı içindir ki kararlar temyiz edilmemekte, Yargıtay denetiminden geçmemektedir. Bu yüzden, Borçlar Yasası’nın ortaklaşa zincirleme sorumluluk hükümlerinin sigorta şirketlerine uygulanmayacağı yanılgısı sürüp gitmektedir.

Aşağıda, ortaklaşa zincirleme sorumluluk kuralının sigortacıya da uygulanacağına ilişkin Yargıtay kararlarından iki örnek verilmiştir:

Yasada öngörülen müteselsil sorumluluk ilkesi, birden fazla aracın karıştığı olaylarda onların trafik sigortacıları bakımından da geçerlidir. Bu geçerlilik, sigortacıların kendi limitleri ile sınırlıdır. Başka bir anlatımla, sigortacıların müşterek ve müteselsil sorumluluk miktarı, toplam olarak kişi başına azami sorumluluk miktarı ile sınırlanmalıdır.

KTK’nun 85/1.maddesinde işletenin sorumluluğu saptandıktan sonra, aynı Yasa’nın 88/1.maddesinde zarar görene karşı birden fazla işleten sorumlu olduğu hallerde bunlar arasında teselsül hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.

Zorunlu trafik sigortasını düzenleyen aynı Yasa’nın 91.maddesinde işletenlerin yine aynı Yasa’nın 85/1.maddesinde öngörülen sorumluluklarının karşılanması amacıyla bu tür sigortanın yaptırılması zorunlu hale getirildiğine göre, ilke olarak işletenlerin tabi olduğu sorumluluk ilkeleri onların bu sorumluluklarını üzerine alan sigortalar bakımından da geçerlidir. Dolayısıyla, KTK’nun 88/1.maddesinde öngörülen müteselsil sorumluluk ilkesi, birden fazla aracın karıştığı olaylarda onların trafik sigortacıları bakımından da geçerlidir. Nitekim bu ilke KTK’nun 99/2.maddesinde de hükme bağlanmış bulunmaktadır.

Ne var ki bu sorumluluk ilkesi, sigortacılar yönünden, kendi limitleri içerisinde geçerlidir. Diğer bir deyişle, sigortacıların müşterek ve müteselsil sorumluluk miktarı, toplam olarak kişi başına azami sorumluluk miktarı ile sınırlı olmalıdır. Aksi halde, yine aynı yasanın 88/2.maddesi hükmü uyarınca kendi kusur oranına göre fazla ödeme yapan sigortacının olaya karışan diğer araç sigortacısına rücu etmesi halinde, rücu edilen sigortacının sorumluluğu kişi başına azami sorumluluk limitini aşması sorununu ortaya çıkaracaktır ki bu da zorunlu trafik sigortasında öngörülen limitle sorumluluk ilkesinin bertaraf edilmesi sonucunu doğuracaktır.

Bu nedenlerle mahkemece tazminata hükmedilirken, sigortacılar arasındaki zarardan müşterek ve müteselsil sorumluluk miktarı, poliçede kişi başına azami sigorta bedeli olarak gösterilen miktarla sınırlı tutularak, ayrıca tahsilde tekerrüre meydan vermeyecek kayıt konularak ve bakiye zarar miktarı bakımından sigorta şirketleri, kendi sigorta ettirenlerinin kusurları oranında limitle sınırlı olarak sorumlu tutulacak şekilde hüküm kurulması gerekir.”

(11.HD. 01.03.1996, 244-1258)[31]

“Müteselsil sorumlulukta zarar gören, dilediği sorumluya başvurabilir. Bu nevi sorumlulukta borçlulardan her biri zararın tamamından sorumludur. BK. m.142 uyarınca zarar görenin dilediği borçluya başvurma hakkı vardır; dilerse sorumlulardan birine, dilerse hepsine veya bir kısmına karşı dava açabilir. Somut olayda davacı, araç malikine, sürücüsüne, her iki araca ait sigorta şirketine karşı ortaklaşa ve zincirleme dava açmıştır. Davanın zincirleme sorumluluk esasına göre açılmış olmasına, bütün davalıların (mükerrer tahsile sebebiyet vermemek kaydı ile) kabul edilen zararın tamamından sorumlu olduklarının kabulü gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.”

(17.HD.08.06.2004, 5095-7139)

4- Zarar görenlerin çokluğu karşısında ödeme şekli

KTK’nun 96.maddesi 1.fıkrasına göre: “Zarar görenlerin tazminat alacakları, sigorta sözleşmesinde öngörülen sigorta tutarından fazla ise, zarar görenlerden her birinin sigortacıya karşı yöneltebileceği tazminat talebi, sigorta tutarının tazminat alacakları toplamına olan oranına göre indirime tabi tutulur.” Buna uygulamada “garameten” bölüştürme denilmektedir.

Sigorta şirketleri bu gibi durumlarda iki yıl ödeme yapmamakta ve tüm zarar görenlerin başvurularının beklenmesi gerektiğini ileri sürmektedirler. Para değerindeki düşüşler nedeniyle kişileri mağdur eden, buna karşılık sigorta şirketlerine haksız kazanç sağlayan bu uygulama 2918 sayılı KTK. nun 98. ve 99. maddelerine aykırıdır. Çünkü yasa hükümlerine göre, sigortacı, kaza ve zararla ilgili belgelerin iletilmesinden başlayarak sekiz gün içinde ödeme yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün 96. maddeye göre şöyle yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyoruz:

1- Zarar görenlerden birinin veya birkaçının sigortacıya başvurmalarından ve tüm belgeleri iletmelerinden sonra, sigortacı, tutanaklarda adları yazılı tüm zarar görenlere, sekiz günlük başvuru süresi tanımalıdır. Bu sürenin dolmasından sonra da, artık başvurmuş olanları ve gerekli belgeleri verenleri bekletmeyip ödeme yapmalıdır.

2- Öte yandan iki yıllık bekleme veya bekletme süresinden söz etmenin de bir anlamı olmamak gerekir. Çünkü KTK.109/2, 85/son, 88. maddeleri ile B.K. 60/2.maddesine ve bunlara bağlı olarak eski TCK. 455-459 ve 102/4 maddelerine, yeni TCK. 66.maddesine, bütün bunlara ek olarak Sigorta Genel Şartları C.8/2 (eski17/2) maddesine göre, zamanaşımı süreleri ölü ve yaralı sayısına göre, eski TCK’da (5) ve (10) yıl, yeni TCK’da (8) ve (15) yıldır.

Yargıtay’ın kimi kararlarında zamanaşımı süresinin geçmesinin beklenmesinden söz edilmiş ise de, 19. Hukuk Dairesi’nin 5.2.1996 gün 6601-937 sayılı kararında başka başvuran olmadığının anlaşılmasından sonra tazminat ödenmesi yönünde karar verilmiştir.

KTK.96.maddesinin 2.fıkrasında:”Başka tazminat istemlerinin bulunduğunu bilmeksizin zarar görenlerin birine veya birkaçına kendilerine düşecek olandan fazla ödemede bulunan iyi niyetli sigortacı, yaptığı ödeme çerçevesinde, diğer zarar görenlere karşı da borcundan kurtulmuş sayılır” denilerek sigortacıyı koruyucu bir hükme yer verildiğine göre, trafik kazasından zarar görenleri uzun süre bekletmenin ve zamanaşımı süresinin dolmasını beklemenin gereği bulunmamaktadır.

Bizim zarar görenlere iki önerimiz olacaktır:

a) Poliçeden yararlanmak için sigorta şirketine başvurduklarında, öteki zarar görenlere de duyuru yapılması için sigortacıyı zorlamalıdırlar.

b) Eğer sigortacının kararını beklemeden veya doğrudan sigorta şirketine karşı dava açmışlarsa, davanın tüm zarar görenlere duyurulmasını (ihbar edilmesini) mahkemeden istemelidirler.

Bu yolla da fazla beklenmeyip sigortacıdan en kısa sürede tazminat alınabileceği kanısındayız.

Zarar görenlerin çokluğu karşısında “garameten bölüştürme” konusunda Yargıtay kararlarından birkaç örnek şöyledir:

“2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 96.maddesi uyarınca, zarar görenlerin tazminat alacakları toplamı, sigorta sözleşmesinde belirlenen sigorta tutarından fazla ise, sigorta tutarının tazminat alacakları toplamına olan oranına göre indirim yapılarak tazminat alacakları saptanmalıdır.

Bu kurala uymaksızın zarar görenlerden birine ödeme yapmış olan sigortacının, Yasa’nın 96/2. maddesi uyarınca iyiniyetli olup olmadığı, yaptığı ödeme oranında sorumluluktan kurtulup kurtulamayacağı hususları tartışılmaksızın eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

(11.HD. 13.07.2006, E.2005/7979 K.2006/8383)

Aynı kazada birden fazla kişinin yaralanması veya ölmesi durumunda, 2918 sayılı KTK’nun 96.maddesi uyarınca, zarar görenlerin tazminat alacakları, sigorta sözleşmesinde belirlenen sigorta tutarından fazla ise, zarar görenlerden her birinin sigortacıya karşı yöneltebileceği tazminat talebi sigorta tutarının teminat alacakları toplamına olan oranına göre indirime tabi tutulması gerekir. Başka bir anlatımla, poliçede öngörülen en yüksek güvence limitinin, kazadan zarar görenler arasında sayıları ve zarar tutarları da gözetilerek garameten bölüştürülmesi gerekmektedir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 7.5.1981 gün ve 1861-2242 ve 1.5.1997 gün 2379-3095 sayılı kararları ile 19.Hukuk Dairesi’nin 5.2.1996 gün 6601-937 sayılı kararları da bu doğrultudadır.”

(11.HD.22.10.2001, 6243-7094)

XVIII-SİGORTACIYA VERİLEN İBRANAMENİN KAPSAMI VE GEÇERLİĞİ

Uygulamada sık sık rastlanılan ve duraksamalara yol açan “sigorta ibranameleri” konusuna, Yargıtay kararlarıyla açıklık getirilmiş ve şu ilkeler ortaya konulmuştur:

1) Sigorta şirketlerinin düzenleyip imzalattıkları “geniş kapsamlı” ibranameler, yalnızca sigorta güvencesi ile sınırlı olarak geçerli olup, zarar görenin, işleten ve sürücüden zararın kalan bölümünü isteme hakkını ortadan kaldırmaz.

2) Sigorta şirketine verilen ibranamedeki irade açıklaması, hem sigortacı hem de tazminat borçlusu yönünden, ancak “sigorta kapsamı ile sınırlı olmak üzere” sonuç doğurur.

3) Sigortadan para alırken ibraname veren davacının, zararın kalan bölümünü işletenden ve sürücüden isteme hakkı vardır. Tüm sorumluları ibra ettiği düşüncesi yanlıştır.

4) Sigortadan alınan paranın yetersiz olup olmadığının, maddi zararın miktarı, niteliği, kusur oranlarına göre bilirkişi incelemesi yaptırılarak belirlenmesi gerekirken, ibranameye dayanılarak reddedilmesi doğru değildir.

5) Sigorta şirketinin ödediği miktar ile ödenmesi gereken gerçek miktar arasında aşırı bir fark bulunup bulunmadığının, ödeme tarihindeki verilere göre belirlenmesi gerekir.

6) Tazminat miktarına ilişkin olup da yetersiz ve fâhiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebilirler. Bunun için ayrıca iptal davası açılmasına gerek bulunmayıp, dava sırasında bu hususta irade açıklaması yeterlidir.

7) Sigorta şirketince ödenen miktarın yetersiz olduğu saptanmışsa, ibranamenin iptali için ayrıca dava açılmasına gerek bulunmayıp, ödenen miktar düşüldükten sonra bakiyesine hükmedilmelidir.

Sigorta şirketlerinin düzenleyip imzalattıkları “geniş kapsamlı” ibranameler, yalnızca sigorta güvencesi ile sınırlı olarak geçerli olup, zarar görenin, işleten ve sürücüden zararın kalan bölümünü isteme hakkını ortadan kaldırmaz.

Uygulamada sigorta şirketlerinin aldıkları geniş kapsamlı ibranamelerin amacı sigorta şirketini ibradır. Bu nedenle sigortacının ödediği miktar ile sigorta güvencesi altına alınan zarar kalemleri sınırlıdır. Sigorta ibranamesinde motorlu araç sürücüsünün veya işletenin tüm borçlarının ibra edilmiş olduğu şeklindeki sözlerin üçüncü kişiler için etkili olmadığı gibi, değer kaybı, işten kalma ve manevi tazminatlar da sigorta teminatı içinde olmadığından, bunlara ilişkin verilen ibranın sigorta şirketinin sorumluluğu kapsamına etkisi bulunmamaktadır.

(4.HD. 06.05.1985, 202-1846)

Sigorta şirketine verilen ibranamedeki irade açıklaması, hem sigortacı hem de tazminat borçlusu yönünden ancak sigorta kapsamı ile sınırlı olmak üzere sonuç doğurur.

Sigorta haddini aşan tutar için ise, herhangi hukuksal bir sonuç doğurması söz konusu olamaz. Zira, ibra iradesi yöneltilmiş olan sigorta şirketi, tazminat alacaklısı davacıya karşı poliçede yazılı miktardan daha fazla ödeme borcu altında olmadığından, fazlaya ilişkin ibra gereksiz bir işlemdir. Davacının gerçek amacı, sigorta şirketini ibra etmek olduğundan, sigorta haddine kadar para alırken verdiği ibraname ile zararın geri kalan bölümünden vazgeçtiği sonucu çıkarılamaz. Bu nedenle, sigorta haddi dışında kalan zararını, zarar verenlerden isteyebilir. Yani, trafik sigortacısının ödediği kısmı aşan zararını, zarar verenlerden istemesi mümkündür.

(11.HD. 18.03.2002, E.2001/10132 K. 2002/2467)

Sigortadan para alırken ibraname veren davacının, zararın kalan bölümünü işletenden ve sürücüden isteme hakkı vardır. Tüm sorumluları ibra ettiği düşüncesi yanlıştır.

Davacı, sigortadan aldığı bedel karşılığı verdiği ibranamede, gerek sigorta şirketini gerekse araç sahibini ve sürücüyü ibra ettiğini açıklamıştır. Mahkeme bu ibra karşılığı davanın reddine karar vermiştir. Davacının ibra ile gerçek amacı, sigorta şirketini ibra etmek olduğundan, sigorta haddine kadar para alırken verdiği ibra ile zararın geri kalan bölümünden vazgeçtiğini sigorta şirketine karşı açıklaması düşünülemeyeceği gibi, bu yolda irade açıkladığı da kabul edilemez. Bu nedenle davacı, sigorta haddi dışında kalan zararlarını davalı işletenden istemekte haklıdır. O halde tüm deliller toplanarak karar verilmesi gerekirken ibranameye dayanılarak davanın reddi yanlıştır.

(4.HD. 06.11.1989, 9496-8440)

Sigortadan alınan paranın yetersiz olup olmadığının, maddi zararın miktarı, niteliği, kusur oranlarına göre bilirkişi incelemesi yaptırılarak belirlenmesi gerekirken, ibranameye dayanılarak reddedilmesi doğru değildir.

Davacı, sigorta şirketinden bir miktar para alarak davalının poliçeden doğan sorumluluğunu ibra etmişse de, daha sonra açtığı davada, kazadan doğan maddi zararının fazla olduğunu ileri sürerek bunun tazminini istemiştir. Mahkeme, davacının delilleri toplanarak kazadan dolayı uğradığı maddi zararın miktarı, niteliği ve kusur oranlarına göre ibraname karşılığı alınan bedelin KTK.’nun 111/2.maddesi uyarınca yetersiz veya fahiş olup olmadığının bilirkişi incelemesi de yaptırılarak belirlenmesi gerekirken, geçerliği araştırılmadan ibranameye dayalı olarak davacının maddi tazminat isteminin reddi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.

(11.HD. 02.10.2003, 2275-8707)

Sigorta şirketinin ödediği miktar ile ödenmesi gereken gerçek miktar arasında aşırı bir fark bulunup bulunmadığının, ödeme tarihindeki verilere göre belirlenmesi gerekir.

BK.nun 113 üncü maddesine göre, ödeme ile borç düşer. Bu durumda, davalı sigorta şirketinin “ödeme yaptığı tarihe göre” davacıların yoksun kaldığı destek miktarı belirlenerek ödenen miktar ile ödenmesi gereken miktar arasında aşırı bir fark tespit edildiği takdirde, KTK.’nun 111/2.maddesine gereğince ibranamenin geçerliğinin değerlendirilmesi gerekir iken, rapor tarihindeki asgari ücretin hesaplamaya esas alınması doğru görülmemiştir.

(11.HD.05.11.2002, 10293-10022)

Trafik Kanunu’nun 111.maddesi dikkate alınmadan, davalı tarafça sunulan tarihsiz ve miktarı belirsiz ibraname başlıklı belgeye dayanılarak davanın reddedilmiş olması yasaya aykırıdır.

Dava, trafik kazası nedeniyle uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davalı tarafın dayandığı tarihsiz ve ödeme miktarı belirsiz “ibraname” başlıklı belgeye dayanılarak dava reddedilmiştir. Oysa, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun sorumluluğa ilişkin anlaşmalar başlıklı 111.maddesine göre, kanunda öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir ve tazminat miktarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu “açıkça belli olan” anlaşmalar veya uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten başlayarak “iki yıl içinde” iptal edilebilir. Mahkemenin bu yasa hükmünü gözeterek davada dayanılan belgeyi değerlendirip bir karar vermesi gerekirken yazılı gerekçe ile davayı reddetmesi yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

(4.HD. 27.11.1997, 6762-11208)

Tazminat miktarına ilişkin olup da yetersiz ve fâhiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebilirler. Bunun için ayrıca iptal davası açılmasına gerek bulunmayıp, dava sırasında bu hususta irade açıklaması yeterlidir.

Dava, yolcu olan sigortalının trafik kazası sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle tedavi giderlerinin aracın sürücüsü ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısından rücuen tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece, davalı sigorta şirketi ibra edildiğinden sigorta hakkında açılan davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili, ibranamenin sigortalısı tarafından verilmediği gibi, miktar itibariyle de tedavi giderleri ile arasında aşırı oransızlık bulunduğunu ileri sürmüştür. 06.03.2002 tarihli ibranamede sigortalı vekilinin kaza sonucu aracın hasarlanması nedeniyle uğradığı zarara karşılık 893.000.000 TL. alarak davalı sigortayı ibra ettiği anlaşılmaktadır. Şu halde uyuşmazlığın çözümü öncelikle savunmada bahsedilen ibranın KTK 111.maddesi uyarınca geçerli olup olmadığının açıklığa kavuşturulması ile mümkün olacaktır. Anılan düzenlemeye göre, bu kanunda öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir.

Tazminat miktarına ilişkin olup da yetersiz ve fâhiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebilirler. Yasanın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Bu durumda, mahkemece, yukarda yapılan açıklamalar doğrultusunda, 2918 sayılı KTK’nun 111.maddesi açısından ibranamenin değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

(11.HD.25.05.2006, E. 2005/5859 K.2006/6225)

Sigorta şirketince ödenen miktarın yetersiz olduğu saptanmışsa, ibranamenin iptali için ayrıca dava açılmasına gerek bulunmayıp, ödenen miktar düşüldükten sonra bakiyesine hükmedilmelidir.

Dava, ölümlü trafik kazası sonucunda yoksun kalınan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. 09.05.2003 tarihli ibraname ile davacı vasisinin vekili, kaza sonucu ölen Züleyha’nın mirasçısı olarak 3.550.000.000 TL’yı davalı sigorta şirketinden tahsil ettiğini ve davalıyı ibra ettiğini bildirmiştir. Ancak, daha sonra huzurdaki dava açılarak bakiye destekten yoksunluk tazminatı istenmiştir. Davalı sigorta şirketi tarafından düzenlenen ve kaza tarihini de kapsayan Zorunlu Mali Sorumluluk poliçesinde kişi başına ölüm halinde ödenecek tazminat 15 milyar lira olarak gösterilmiştir.

Karayolları Trafik Kanunu’nun 111.maddesine göre, bu kanunda öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarına ilişkin olup da yetersiz ve fâhiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebilirler. Yasanın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir.

O halde bu durum karşısında mahkemece yapılacak iş, bilirkişi raporuyla davacının annesi yönünden hak ettiği bakiye tazminat miktarı yapılan ödeme düşüldükten sonra 5.455.779.475 TL. olarak belirlendiğinden, KTK’nun 111.maddesi hükmü de göz önüne alınarak, ibranamede belirtilen miktarın yetersiz olup olmadığı saptanıp sonucuna göre karar vermekten ibaret olup, yazılı şekilde davacıya annesi yönünden tazminat ödenip ibraname alındığı gerekçesiyle davanın bu yönden reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.

(11.HD. 12.06.2006, E. 2005/6740 K.2006/6708)

XIX-ÖDEME SÜRESİ VE SİGORTACININ TEMERRÜDÜ

1- Ödeme süresi ve sürenin başlangıcı

KTK. m.99’da, kaza tespit tutanağının ve bilirkişi raporunun sigortacının merkez veya şubelerine iletildiği tarihten itibaren ve m.98/1’de “tedavinin gerektirdiği giderler için başvurma tarihinden itibaren “sekiz iş günü içinde” sigortacının ödeme yapma zorunluluğundan söz edilmiş ve Genel Şartlar B.2 maddesi 3’üncü fıkrasında da aynı açıklamalar yer almış ise de, Yasadaki ve Genel Şartlardaki bu açıklamalar eksik ve yetersizdir. Hiç olmazsa, Genel Şartlarda sigortacıya verilmesi gereken belgelerin bir dökümü yapılmalıydı.

Yasada ve Genel Şartlarda yalnızca kaza tespit tutanağı ve bilirkişi raporundan söz edilmiş olup, bu iki belge sigortacının ödeme yapması için veya temerrüde düşürülmesi için yeterli değildir. Yukarda “Sigortacıya Başvurma” bölümünde ayrıntılı olarak açıkladığımız belgelerin tümü veya zorunlu olanları sigortacıya verilmedikçe, bir tazminat hesabı yapılamayacağından, bizce, sekiz günlük süre, gerekli tüm belgelerin verilmesinden ve bir tazminat hesabı yapılıp zarar görene önerilmesinden sonra başlamalıdır.

2- Sigortacının temerrüdü

Gerekli tüm belgelerin verilmesinden ve zarar gören ile sigortacı arasında uygun sürede iletişim kurulmasından sonra, yasada öngörülen sekiz günlük sürede sigorta şirketince hak sahiplerine ödeme yapılmaması durumunda:

a) Borçlar K. m.101/2. uyarınca sigortacı temerrüde düşürülüp, açılacak davada poliçe tutarının yanı sıra limit aşılarak faiz, yargılama giderleri ve avukatlık ücreti istenebilir. (Genel Şartlar B.2, f.5)

b) Ayrıca KTK. m.101/2 hükmü ile ceza hükümleri çerçevesinde sigortacı hakkında C. Savcılığına suç duyurusunda bulunulabilir.

3- Sigortacının temerrüdüne uygulanacak faizin türü

a) Zarar gören yolcu olup da, başvurduğu Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası, içinde yolcu olarak bulunduğu taşıtın sigortası ise, aradaki ilişki yolcu taşımadan kaynaklandığından ve yolcu taşıma işi ticari bir iş olduğundan, Taşıma Sigortasından zararını tam alamayan yolcunun, temerrüde düşen Trafik Sigortacısına karşı açacağı davada ticari faiz (avans faizi) uygulanacaktır.

b) Zarar gören üçüncü kişi ise, zarar sorumluları ile arasındaki ilişki ticari nitelikte olmadığından, yasal faiz uygulanacaktır. Bunun gibi, yolcu, bindiği aracın sigortacısına değil de, kazaya karışan karşı aracın Trafik Sigortasına başvurmuşsa, karşı araç ile yolcu arasında ticari ilişki bulunmadığından, gene yasal faiz uygulanacaktır

4- Sigortacıya karşı açılan davalarda faiz başlangıcı

KTK’nun 97.maddesine göre, zarar görenler, sigortacıya gerekli belgelerle başvurup tazminat isteyebilecekleri gibi, bir başvuruda bulunmadan da doğrudan dava açabilirler. Her ne kadar, asıl sorumlulara karşı haksız eylem nedeniyle açılacak davalarda faiz başlangıcı her durumda olay tarihi ise de, sigortacı yönünden bu kural geçerli değildir. Sigortacıya karşı açılacak davalarda faiz başlangıcı konusunda şu ayrımı yapmak gerekmektedi

a) Eğer sigortacıya başvurulmadan (doğrudan) dava açılmışsa, davalı sigortacının dava tarihinde temerrüde düştüğü kabul edilerek temerrüt faizinin başlangıcı dava tarihi olacaktır. (Örnek:Yargıtay 11.HD.10.10.1996 gün 6206-6658 sayılı kararı)

b) Sigortacıya gerekli tüm belgelerle ve yöntemince başvurulmuş olup da, sigortacı, haklı bir neden olmaksızın, belgelerin kendisine verilmesinden başlayarak sekiz işgünü içinde ödeme yapmazsa, sekiz günün bittiği tarihte temerrüde düşmüş olacağından, sigortacıya karşı açılan davada faiz başlangıcı temerrüt tarihi olacaktır. (Örnek :Yarg. 11. HD. 2.6.1997 gün 3678-4090 sayılı, 26.6.1995 gün 4313-5441 sayılı ve 24.4.1995 gün 7953-3675 sayılı kararları.)

c) Zarar gören, sigortacıya hiç başvurmadan ve onu hasım da göstermeden yalnızca zarar sorumlularına karşı dava açmış olup da, dava sırasında sigortacıya ihbarda bulunulmuşsa (dava ihbar edilmişse), sigortacı ihbarın kendisine tebliği tarihinde temerrüde düşmüş olacağından, faiz bu tarihten işlemeye başlayacaktır.

5- Sigortacının temerrüdü ve faiz başlangıcı hakkında Yargıtay kararları:

Zorunlu sigortacının temerrüde düşmesi ve faizden sorumlu tutulabilmesi için kendisine başvuruya rağmen sekiz işgünü içinde tazminat ödememiş olması gerekir. Sigortacıya usulüne uygun başvuruda bulunulmamışsa sigortacının sigorta bedelini ödeme borcu muaccel olamayacağından temerrüdünden de söz edilemez. Somut olayda, davacı SSK’nun tedavi belgeleri eklenerek usulüne uygun başvuruda bulunulmasına rağmen, süresi içinde ödeme yapılmamıştır. Sigortacı sekiz işgünü sonunda temerrüde düşmüş olduğundan, temerrüt tarihinden itibaren faizden sorumlu tutulması yasaya uygundur.

(HGK.08.10.2003, E. 2003/10-576 K. 2003/543)[33]

2918 sayılı KTK’nun 98/1 maddesi “Motorlu araçların sebep oldukları kazalarda yaralanan kimselerin ilk yardım, muayene ve kontrol veya bu yaralanmadan ötürü ayakta, klinikte, hastane ve diğer yerlerdeki tedavi giderleri ile tedavinin gerektirdiği diğer giderleri, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortasını yapan sigortacı, başvurma tarihinden itibaren sekiz işgünü içinde ve zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları kapsamında öder” hükmünü taşımaktadır. Karayolları Motorlu Araçlar Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının eski 12/b ve 15.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren yeni B-2/b maddesi de aynı doğrultudadır.

Bu hükümlere göre, zorunlu sigortacının temerrüde düşmesi ve dolayısıyla faizden sorumlu tutulabilmesi için, kendisine yapılan başvuruya rağmen sekiz işgünü içerisinde bu giderlerin karşılığını ödememiş olması gerekmektedir.Gideri ödemeyen sigortacı, yasal sekiz günlük sürenin sonunda temerrüde düşecektir. Sigortacıya usulüne uygun bir başvuruda bulunulmamışsa, sigortacının sigorta bedelini ödeme yükümlülüğü muaccel olmayacağından, sigortacının temerrüdünden söz edilmesi ve bunun sonucu olarak, ödemesi gereken miktarın faizinden sorumlu tutulmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.

(HGK. 03.12.2003, E.2003/10-735 K. 2003/717)[34]

Davalı zorunlu mali sorumluluk sigortacısı, KTK’nun 98/1,99/1, TTK.1299.maddeleri ile Sigorta Genel Şartları 12.maddesi uyarınca kendisine, olayın bilgi ve belgeleriyle birilikte başvurulmasından itibaren 8 işgünü sonunda tazminat miktarını ödememesi halinde temerrüde düşeceğinden, temerrüt tarihinin açıkça saptanması gerekir.

(11.HD.30.03.2000, 1631-2504)[35]

Trafik kazaları esas niteliği itibariyle haksız eylemden sayılan hallerden olduğu halde, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasını yapan sigorta şirketi bakımından temerrüdün kaza tarihinde veya sigortacının sigortalısına ödeme yaptığı tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. Zira, sigortacının zarar giderim yükümlülüğünü düzenleyen 2918 sayılı KTK’nun 98/1 ve 99/1 maddeleri hükümlerinde sigortacının gerek bedensel, gerekse mala gelen zararları ödeme yükümlülüğünün durumun sigortacıya ihbarından başlayarak 8 iş günü içinde olduğu hükme bağlanmıştır. Bu hükümler esasen Türk Ticaret Kanunu’nun 1299. maddesinin tekrarı niteliğindedir. O halde mahkemece yapılacak iş, davacı şirketin davalı sigorta şirketine davadan önce ihbarda bulunup bulunmadığının tespiti ile temerrüde düştüğünün kabulü ile dava tarihinden itibaren faiz tatbiki gerekirken yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak davalı sigorta şirketinin, davacının sigortalısına ödeme yaptığı tarihten başlayarak faizle sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.

(11.HD.11.03.2002, E.2001/9788-K. 2002/2180)[36]

Trafik sigortacısı olan davalı sigorta şirketinin temerrüdünü 2918 sayılı Yasanın 99’uncu maddesine göre belirlemek gerekir. Yasanın 99/1 maddesinde “sigortacının, kendisine tazminat ödenmesi için gerekli ihbar yapılıp, belgelerin ibrazından itibaren 8 iş günü içinde ödeme yapacağı” hükme bağlanmıştır. Diğer bir deyişle, davalı sigortacı yönünden sigorta bedelini ödeme yükümlülüğü ancak bu tarihte, böyle bir başvuru olmadığı takdirde ise dava tarihinde muaccel hale gelmektedir. Dava kapsamından, davalı sigorta şirketine dava açılmadan önce başvurulduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, davalı sigorta şirketine dava açılmadan önce bir başvuru olduğundan, bu ihtarın davalı sigorta şirketine tebliğ tarihi tespit edilerek, temerrüt tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesi doğru görülmemiştir.

(11.HD. 08.05.2006, E.2005/5173 - K.2006/5285)

Sigortacı, rizikonun ihbarı ve gerekli belgelerin iletilmesinden itibaren sekiz iş günü içinde zararı tazmin etmelidir. Somut olayda, dava tarihinden önce sigortacıya müracaat edildiği ispat edilememiştir. Bu durumda dava tarihinden itibaren faize hükmedilmelidir.

(17.HD. 10.10.2005, 8608-9418)[37]

Sigorta şirketi yönünden faiz başlangıcı (temerrüt tarihinin) hiçbir duraksamaya sebebiyet vermeyecek açıklıkta belirlenmesi gerekir. İlgililerce gerekli belgeler de ibraz edilerek 2918 sayılı KTK’nun 98,99 ve 108 maddeleri ile Karayolları Trafik Garanti Foru Yönetmeliğinin 12,13 ve 14. maddelerinde yazılı şekilde sigorta şirketine başvurulduğu halde gerekli ödeme yapılmamışsa, başvuru tarihinde sigorta şirketinin temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. Gerekli belgeler ibraz edilmeksizin başvuruda bulunulmuş ya da hiç başvurulmamışsa, sigorta şirketinin temerrüdünden söz edilemez. Bu durumda faiz başlangıcının, sigorta şirketine karşı icra takibine girişilmişse takip tarihi, dava açılmışsa dava tarihi olarak kabul ve tespiti gerekir. Sigorta şirketinin temerrüde düşürülüp düşürülmediği araştırılmaksızın yazılı şekilde gelir bağlama onay ve ödeme tarihinin faiz başlangıcı olarak gösterilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

(10.HD. 25.06.2001, 3540-4929)

XX-SİGORTACIYA KARŞI DAVA AÇILMASI

1- Zarar görenlerin dava açması

2918 sayılı KTK’nun 97. maddesine göre, zarar görenler, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıdan istekte bulunabilecekleri gibi dava da açabilirler. Aradaki fark “temerrüt tarihi” ve “faiz başlangıcı” yönündendir. Eğer zarar gören önceden sigortacıya başvurmadan dava açmışsa, davalı sigortacının dava tarihinde temerrüde düştüğü kabul edilerek temerrüt faizinin başlangıcı dava tarihi olacaktır.[38] Yok eğer, sigortacıya önceden başvurulup gerekli tüm belgeler verilerek bir süre beklenmiş ve uygun sürede ödeme yapılmaması üzerine dava açılmışsa, bu durumda faiz başlangıcı başvuru tarihi olacaktır.[39] Bu konuda Yargıtay kararlarından birinde “2918 sayılı KTK.nun 98/1 ve 99/1. maddeleri uyarınca, sigortacı rizikonun gerçekleştiğinin ihbarı tarihinden itibaren sekiz gün içinde sigorta limiti içinde kalan zarar tutarını haksahibine ödemekle yükümlü olup, mahkemece anılan yasa hükümleri dikkate alınarak davalı sigortacının zarar giderim yükümlülüğündeki temerrüt tarihi saptanıp, bu tarihten itibaren temerrüt faizine hükmetmek gerekir.” denilmiştir.

Şunu da ekleyelim ki, yöntemince ve yeterli belgelerle başvurulmasına karşın, haklı bir neden olmaksızın sigorta tazminatını ödemeyen sigortacı, hakkında bir dava açıldığında, zarar tutarı poliçe limitine ulaşmışsa, gecikme faizinin yanı sıra ayrıca yargılama giderleri ve avukatlık ücreti de ödemek zorunda kalacaktır. (Borçlar K. m.101/2. ve Genel Şartlar B.2, f.5)

2- Yetkili mahkeme:

Zarar gören, sigorta şirketi ile birlikte (işleten, araç sahibi, sürücü gibi) doğrudan sorumluları da dava etse bile, yetki yönünden KTK. nun 110. maddesinden yararlanabilecektir. Yasa hükmüne göre “Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.”

Yasakoyucu, zarar görene seçimlik hak tanımıştır. Dilerse, sigortacının merkez veya şubelerinden birinde, dilerse kaza yeri mahkemesinde dava açabilecektir. Sigortacı ile birlikte dava edilenlerden biri HMUK m. 9/2’ye dayanarak ikametgah mahkemesinin yetkili olduğunu ileri süremeyecektir.

Bu konuda Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 27.4.1989 gün 1037-4037 sayılı kararında, 2918 sayılı KTK nun yürürlüğe girmesinden sonra, HMUK nun 21. maddesindeki haksız eylemin oluştuğu yer mahkemesine koşut olarak KTK 110. madde buyruğunun getirildiği vurgulanmış; HMUK m 9’da ikametgah mahkemesi tanımlanırken “kanunda aksine hüküm bulunmadıkça” önkoşuluna yer verildiği, böylece ikametgah mahkemesinin genel yetkili mahkeme olmaktan çıkarılıp bir kural mahkemesine dönüştürüldüğü, bu kuralın ayrıklarından birinin HMUK nun 21’inci maddesi olduğu, sözkonusu maddede “haksız eylemden kaynaklanan davaların o eylemin işlendiği yer mahkemesinde açılabileceği” hükmünün yer aldığı, böylece haksız eylemin oluştuğu yer mahkemesinin hem bireysel hem de ortak yetkisi bulunduğu; KTK 110’uncu maddesinin de HMUK nun 21’inci maddesi ile eşit durum olarak ortaya çıktığı, buna göre motorlu araç kazalarından dolayı sigortacının merkez veya şubelerinden birinde dava açılması durumunda, davalılardan birinin ortak yetkili mahkemeden ya da ikametgah mahkemesinden söz ederek yetki itirazında bulunamayacağı sonucuna varılmıştır.[40]

Gene Yargıtay 4. HD 4.4.1989 gün 88/11123 E. 89/3059 K. sayılı kararında, 2918 sayılı KTK nun 110’uncu maddesine dayanılarak dava açılması durumda, davalılardan birinin HMUK. 9. madde 2. fıkrasına dayanarak, kendilerini ikametgah mahkemesinden başka mahkemeye getirmek amacıyla sigortacının bulunduğu yer mahkemesinde dava açıldığını ileri sürmesi ve yetki itirazında bulunması durumunda, davanın yetki yönünden reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır .17

Özetlersek, motorlu araç kazalarından dolayı zarar görenlerin gerek sigortacıya ve gerekse işleten vb. öteki sorumlulara karşı açacakları davalarda yetkili mahkeme:

a) Sigortacının merkez veya şubelerinin bulunduğu yer mahkemesi (KTK. m.110) veya,

b) Kaza yeri mahkemesidir. (HMUK. m.21)

Zarar görenlerin seçimlik hakları olup, bu iki yer mahkemesinden birinde dava açarlarsa, davalılar yetki itirazında bulunamayacaklardır.

XXI-SİGORTA ETTİRENİN SİGORTACIYA KARŞI DAVA AÇMASI

Uygulamada sigorta ettirenin (poliçe sahibinin), kendi sigortacısına karşı dava açması çok az rastlanan bir durumdur. Genellikle, zarar görenlerin, işletene ve sürücüye karşı açtıkları davalarda (eğer sigortacı da dava edilmemişse) davalılar davayı sigortacıya “ihbar” ederler ya da sigortacının “davaya dahil edilmesini “ isterler. Ancak, sigorta ettiren (işleten), zarar görenlerin dava açmalarını beklemeden kazanın meydana geldiğini (rizikonun gerçekleştiğini) sigortacısına ”ihbar” etmekle yükümlüdür. TTK nun 1291/1. maddesine göre , sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini (taşıtının kazaya karıştığını) öğrendiği günden başlayarak beş gün içinde sigortacıya bildirmekle yükümlü tutulmuştur. Trafik Sigortası Genel Şartlar B.1/a (eski 10/a) maddesinde de aynı düzenleme yer almış ve sigorta ettirenin “sorumluluğu gerektirecek bir olayı, öğrendiği andan başlayarak beş gün içinde sigortacıya ihbar etmekle yükümlü olduğu” açıklanmıştır.

Sigorta ettirenin “ihbar yükümlülüğü”nü yerine getirmemesi durumunda, bunun yaptırımının ne olacağı konusu bir Yargıtay kararında tartışılmış ve poliçede yaptırım (müeyyide) yer almadığından, zarar gören üçüncü kişilere tazminat ödeyen sigorta ettirenin sigortacıya karşı dava hakkının düşmeyeceği ve poliçeye dayanarak sigortacıdan istemde bulunabileceği sonucuna varılmıştır.[41]

Zarar gören üçüncü kişilere tazminat ödeyen sigorta ettirenin (işletenin), poliçedeki limite göre sigortacısından istekte bulunmasının yasal dayanağı, bir Yargıtay kararında şöyle açıklanmıştır:

“KTK. m. 91’de belirtildiği üzere Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile işleten (araç sahibi), üçüncü kişilere verdiği zararlardan dolayı kendi “sorumluluğunu” sigorta ettirmektedir. Sigorta sözleşmesi, sigorta ettirenin malvarlığındaki azalmayı önlemek amacına yönelik olarak düzenlenir. Bu ilişkide sigorta ettirenin yararı güvence altına alınmaktadır. Bunun sonucu olarak sigorta ettiren (işleten-araç sahibi), sigortacının ödediği tazminat kadar borcundan kurtulmaktadır.

Eğer sigorta ettiren (işleten-araç sahibi), sigortacının ödemekle yükümlü olduğu tazminat tutarını zarar gören üçüncü kişilere ödemişse, sigortacının, sigorta ettiren zararına zenginleştiği kabul edilmelidir. İşte bu haksız ve nedensiz zenginleşmeyi geri vermekle yükümlü olan sigortacıya karşı, sigorta ettirenin (zarar gören üçüncü kişilere) ödediği tazminat tutarını geri isteme hakkı bulunmaktadır.”

(3.H.D. 09.12.1997, 10562-11742) (YKD. 1998/5-662)

XXII-SİGORTACININ SİGORTACIYA KARŞI DAVASI

1- KTK. m. 98/2 ve m. 99/2’ye göre, birden çok aracın karıştığı kazalarda, ödemeyi yapan sigortacı, aynı olaydan sorumlu olan öteki araçların sigortacılarından ödenen miktarın sorumlulukları oranında paylaşılmasını isteyebilir. Bu aynı zamanda bir ardıllık ve dönme hakkıdır.

2- Garanti Sigortası yönetimi de, aynı biçimde, ödediği miktarın sorumluluk oranlarına göre paylaşılmasını kazaya karışan ve sorumluluğu bulunan araçların sigortacılarından isteyebilir.

3- Kasko sigortası yapan sigortacı da, kendi sigortalısına ödeme yaptıktan sonra, zarara neden olan aracın trafik sigortasını yapan sigortacıya karşı ardıllığa dayanarak dava açabilir.


XXIII-SİGORTACININ DÖNME HAKKI VE ARDILLIĞI :

Yukardaki bölümlerde de değinildiği gibi, sigortacı, bazı durumlarda sigorta ettirene (kendi sigortalısına) rücu edebilir. Özellikle KTK. m. 95’e göre sigorta ettirenin prim borcunu ödememiş olması, limitlerin artmasından sonra ek poliçe yaptırmaması, sigorta süresi bittikten sonra poliçenin yenilenmemesi gibi durumlar, zarar gören üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden, sigortacı, yeni limitler üzerinden veya sözleşme süresi bittikten sonra ödeme yapmış ise, yükümlülüklerini yerine getirmemiş olan kendi sigortalısına karşı dönme hakkını kullanabilecektir.

Bunun dışında Genel Şartların B.4 (eski 4) maddesinde sayılan durumlarda da, sigortacının kendi sigortalısına karşı dönme hakkını kullanabileceği kabul edilmiştir. Bunlar:

a) Tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasdi bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise,

b) İşleten, yetkili makamlardan izin almaksızın düzenlenen bir yarış için Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yapılması gereken özel bir sigortanın yapılmamış olduğunu biliyorsa veya gerekli özeni göstermesi halinde bilebilecek durumda ise,

c) Tazminatı gerektiren olay, aracın Karayolları Trafık Kanunu hükümlerine göre gereken ehliyetnameye sahip olmayan kimseler tarafından sevkedilmesi sonucunda meydana gelmiş ise,

d) Tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay, yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa,

e) Tazminatı gerektiren olay, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarda yolcu taşınması veya yetkili makamlarca tesbit edilmiş olan istiab haddinden fazla yolcu veya yük taşınması veya patlayıcı, parlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda, bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilakı yüzünden meydana gelmiş ise,

f) Sigorta ettirenin, rizikonun gerçekleşmesi halinde, B.1 maddesinde belirtilen. (beş gün içinde ihbar, koruma ve kurtarma önlemleri alma, bilgi ve belgeleri gecikmeksizin verme, açılan davayı duyurma, başka sigorta sözleşmeleri varsa bunları bildirme) yükümlülüklerini yerine getirmemesinden dolayı zarar ve ziyan miktarında bir artış olursa,

g) Tazminatı gerektiren olayın aracın çalınması veya gaspedilmesi sonucunda olması halinde, çalınma veya gaspedilme olayında işletenin kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğu tespit edilirse,

Bütün bu durumlarda sigortacı, sigortacısına (işletene) karşı dönme (rücu) hakkını kullanabilecektir.

Şimdi bunların ayrıntılarına girelim ve ayrı ayrı inceleyelim:

1- Kazanın, işletenin ve eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin “kasti bir hareketi veya ağır kusuru” sonucu olması :

Genel Şartlar B.4 maddesi (a) bendine göre, işletenin ve eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin “kasti bir hareketi veya ağır kusuru” sonucu meydana gelen kazalar nedeniyle sigorta bedelini ödeyen sigortacı, sigorta ettirene (işletene) rücu edebilecektir.

Bunun karşıt anlamı, eğer işletenin ve eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin “kasti bir hareketi veya ağır kusuru” yoksa, “yüzde yüz kusurlu olsalar bile” sigortacının dönme (rücu) hakkından söz edilemeyeceğidir.

Sürücünün veya yardımcı kişilerin “kasıtlı” davranışları saptanabilir bir eylem olarak ortaya çıkabilir ise de, “ağır kusur”un ne olduğu bugüne kadar yeterince tanımlanmış ve unsurları belirlenmiş değildir. Yargıtay kararlarındaki tanımlamalara göre. “Ağır kusur, özel bir hukuk kavramı olup, kasıt olmamakla birlikte, kasta yakın bir kusurun varlığı anlamına gelir.” Gene Yargıtay kararlarına göre: “Sürücü yüzde yüz kusurlu olmakla birlikte, kastı veya kasta yakın bir kusuru söz konusu değilse, sigortacının dönme (rücu) hakkı doğmayacaktır.”

Örneklerle açıklamak gerekirse, kaygan zeminde ani fren yapma, hatalı sollama, mucurlu yolda hızını kesmeme, kavşaklara ve dönemeçlere hızla girme, geçme yasağına uymama, kırmızı ışıkta durmama, uykusuz ve yorgun uzun süre araç kullanma gibi durumlarda, kaza yapan sürücü yüzde yüz (tam kusurlu) bulunabilir ise de, bunlar “dikkatsiz ve tedbirsizce, kurallara ve yasaklara aykırı” olarak araç kullanma kapsamında olup, kasıtlı veya kasta yakın bir ağır kusur sayılamaz. Bu nedenle, bu gibi durumlarda sigortacının dönme (rücu) hakkından söz edilemez.

Bu konuda Yargıtay kararlarından örnekler şöyledir:

“Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, ağır kusur kavramı, bir özel hukuk kavramı olup, kasıt olmamakla birlikte kasta yakın bir kusurun varlığını ifade eder. Sigorta Genel Şartlarında “tam kusur”dan değil, “kasıt” ve “ağır kusur”dan söz edilmektedir. Hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, sürücünün 2918 sayılı KTK’nun 57.maddesi hükmüne aykırı şekilde kavşaklarda geçiş önceliğine uymaksızın tedbirsiz ve dikkatsiz araç kullanması kusur oluştursa bile, dava konusu olayın oluş şekline göre “ağır kusur” değildir. Bu nedenle, sürücünün 8/8 kusurlu olması, sigorta şirketine rücu hakkı vermez.”

(11.HD. 16.01.2006, E.2005184 – K.2006/121) [42]

“Sigorta Genel Şartlarında “tam kusur”dan değil, “kasıt” ve “ağır kusur”dan söz edilmektedir. Bilindiği üzere, ağır kusur kavramı, bir özel hukuk kavramı olup, kasıt olmamakla birlikte kasta yakın bir kusurun varlığını ifade eder. Bu nedenle sürücünün kasta dayanmayan tam kusuruyla verdiği zarardan dolayı, sigortacının, üçüncü kişiye ödediği tazminat nedeniyle rücu hakkı yoktur. Somut olay incelendiğinde, bilirkişi raporunda, sürücünün kırmızı ışıkta kavşağa girmiş olması nedeniyle yüzde kusurlu olduğu sonucuna varılmış olup, yukarda anılar ilkeler doğrultusunda sürücünün eyleminin kasıtlı bir hareket veya ağır kusur olmadığı, bilirkişi raporunda da isabetli olarak belirlendiği üzere, sürücünün kavşakta gerekli dikkati göstermeyerek kusurlu olduğunun, ancak ağır kusurunun bulunmadığının da kabulü zorunludur.”

(11.HD. 30.10.2001, 5330-8413) [43]

“Sürücü, bilirkişi raporuna göre, yolun kenarında park halinde bulunan araca çarparak trafik kazasına neden olmuştur. Bu hal kasıt veya ağır kusur olarak değerlendirilemez. Bilindiği üzere, “ağır kusur” kavramı, bir özel hukuk kavramı olup, kasıt olmamakla birlikte kasta yakın bir kusurun varlığını ifade eder. Dava konusu olayda, sürücü kusurlu olmakla birlikte, ağır kusurlu olmadığının kabulü gerekir. Aksi halde, sigorta yaptırmanın bir anlamı kalmaz.”

(11.HD. 11.05.2000, 2961-4140)[44

2- Yetkili makamdan izin alınmadan yarış düzenlenmesi ve özel sigorta yaptırılmaması :

KTK 105. maddesi 4.fıkrasına göre: “Yetkili makamdan izin alınmaksızın düzenlenen bir yarışta vuku bulan zararlar, zarara sebep olan motorlu aracın sorumluluk sigortacısı tarafından karşılanır. Böyle bir durumda, sigortacı yarış için özel bir sigortanın yapılmamış olduğunu bilen veya gerekli özenin gösterilmesi halinde bilebilecek olan işleten veya işletenlere rücu edebilir.”

3- Aracın gereken ehliyetnameye sahip olmayan kişilere kullandırılması:

KTK 36-45 maddelerinde sürücü belgeleri, hangi araçlarda ne tür sürücü belgesinin gerekli olacağı ayrıntılı olarak açıklanmış olup, motorlu aracın ehliyetsiz kimseler veya taşıta uygun sürücü belgesine sahip olmayan kimseler tarafından kullanılması sırasında bir kaza olursa, üçüncü kişilere tazminat ödeyen sigortacı işletene rücu edebilecektir. Bize göre, kazanın nedeni, sürücünün ehliyetsiz olması ya da sürücü belgesinin yetersizliği değilse, (arada nedensellik bağı bulunmuyorsa) sigortacının işletene dönme (rücu) hakkı olmamak gerekir.

4- Uyuşturucu veya keyif verici maddeler ya da alkol almış ve bu yüzden güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş sürücülerin kaza yapmaları:

2918 sayılı KTK.nun 48. maddesine ve buna bağlı Yönetmeliğin 97.maddesine göre “ Uyuşturucu veya keyif verici maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.”

İşletenler ve özellik yolcu taşımacıları, otobüs sürücülerini ve yardımcı personeli özenle seçmek, onların her türlü özelliklerini bilmek, kişilik yapılarını, davranışlarını ve yaşam biçimlerini yakından izlemek zorundadırlar. Yolcu taşıma sorumluluğunu üstlenen kişilerin kötü alışkanlıkları görmezden gelinemez ve asla bağışlanamaz. Hele uyuşturucu ve keyif verici maddeler kullandıkları, alkolik oldukları saptananların derhal işine son verilmelidir.[45] Ara sıra içki içmek kusur sayılmaz ise de, yola çıkarken veya mola verilen yerde (güvenli sürme yeteneğini etkilemediği ileri sürülse bile) onca yolcunun can sorumluluğunu üstlenmiş bir otobüs şoförünün içki içip direksiyona geçmesi, bizce, kasıt derecesinde ağır bir kusur sayılmalıdır.

Genellikle sigorta rücu davalarında, sürücünün alkollü oluşu yeterli neden sayılmayıp, kazanın alkolün etkisi altında meydana gelip gelmediği araştırılmakta, başka bir deyişle alkollü araç sürme ile kazanın oluşu arasında “nedensellik bağı” aranmakta ise de, bizce, bu değerlendirme, yolcu taşıyan otobüs sürücüleri için geçerli olmamak gerekir. Daha çok Kasko Sigortalarıyla ilgili rücu davalarında, kazanın nedeninin alkol olmadığı saptandığında dava reddedilmekte ise de, oradaki durum farklıdır ve kişiseldir. Bunu yolcu taşıyan sürücülerin yüksek özen borcu ile karıştırmamak gerekir.

5- İşletenin (taşımacının) yetki belgesi almadan yolcu taşıması

Genel Şartlar B.4 maddesi (e) bendine göre “Tazminatı gerektiren olay, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarda yolcu taşınması yüzünden meydana gelmiş ise, zarar görenlere tazminat ödeyen sigortacı, işletene (taşımacıya) rücu edebilecektir.

2918 sayılı KTK 29 vd. maddelerine göre trafiğe çıkarılacak araçların teknik şartlara uygun olması gerekir. 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 5’inci ve buna bağlı Yönetmeliğin 6’ncı maddesine göre, taşımacılık yapacak ve benzer faaliyetlerde bulunacak gerçek ve tüzel kişilerin ilgili Bakanlıktan yetki belgesi almaları zorunludur. Yasa’nın 7’nci ve Yönetmeliğin 54. maddesine göre, yetki belgesi alınmadan taşımacılıkla ilgili herhangi bir faaliyette bulunulamaz. Ayrıca yetki belgesi sahibinin taşıt belgesine kaydedilmeyen ve taşıt kartı bulunmayan taşıtlar taşımalarda kullanılamaz. Gene Karayolu Taşıma Kanunu’nun 7’nci ve Yönetmeliğin Yönetmeliğin 23/b maddesine göre, taşımacı, teknik şartlara uymayan taşıtları trafiğe çıkarmamak zorundadır.

Teknik şartlara uymayan taşıtlarla yolcu taşınması son derece tehlikeli ve bir sorumsuzluk örneğidir. Bu tür taşıtların daha sıklıkla kazalara neden olduğu görülmektedir.

Burada şöyle bir ayrıntıya dikkati çekmek isteriz:

Yetki belgesi bulunmayan ya da taşıt belgesine kaydedilmeyen taşıtlarla yolcu taşımacılığı yapıldığı sırada bir kaza olmuş ve sigortacı tazminat ödemek zorunda kalmışsa, sırf bu nedenle taşımacıya rücu edebilecek midir? Yasalardaki hükümlere göre araçtaki bozukluk (teknik arıza), taşımacıyı sorumluluktan kurtaran nedenlerden değil ise de (4925 sayılı Yasa m.18/2 ve 2918 sayılı KTK m.86/1), sırf araçtaki bozukluk (teknik arıza), sigortacıya rücu hakkı vermez. Bunun için, yukarda açıklandığı gibi, yasa ve yönetmelik hükümlerine aykırı olarak teknik şartlara uymayan bir taşıtla yolcu taşınmış olmalı ve kaza bu yüzden meydana gelmiş olmalı, arada “nedensellik bağı” bulunmalıdır.

6- İstiap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması ve kazaya etkisi

2918 sayılı KTK 65.maddesinde, taşıma sınırı üstünde yolcu ve yük alınması, gabari dışı ve dingil ağırlıklarını aşacak şekilde ve yol koşulları dikkate alınmadan yükleme yapılması yasaklanmıştır. Genel Şartlar B.4 maddesi (e) bendinde de “yetkili makamlarca tespit edilmiş olan istiap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması” rücu nedenleri arasında yer almış ise de, Yargıtay kararlarına göre, sırf yükleme (istiap) sınırının aşılmış olması, sigortacıya dönme (rücu) hakkı vermez. Ayrıca, kazanın oluşu ile yükleme sınırının aşılması arasında “nedensellik bağı” kurulabilmelidir. Başka bir deyişle, kaza, yükleme sınırının aşılması yüzünden meydana gelmiş olmalıdır. Bu konuda iki karar örneği aşağıdadır:

“Taşıtın ruhsatında belirtilen taşıma haddinden fazla yük ve yolcu taşınması sırasında meydana gelen zararların teminat dışı kabul edilebilmesi için, riziko ile istiap haddinden fazla yük yada yolcu taşıma arasında uygun “nedensellik bağı”nın bulunması ve kazanın salt bu nedenle meydana gelmesi gerekir. Başka bir anlatımla, sadece istiap haddinin aşılmış olması, rizikonun teminat dışı olduğu sonucunu doğurmaz. Ayrıca, bu hususun davacı sigorta şirketince kesin bir şekilde kanıtlanması gerekir.”

(11.HD. 02.11.2004, 1608-10733)[46]

“Aracın ruhsatında belirtilen istiap haddinden fazla yük ve yolcu taşınması halinde oluşan hasar ve zararlar sigorta güvencesi dışında bırakılmıştır. Ancak, Dairemiz, bu istisna hükmünü uygularken, gerçekleşen riziko ile istiap haddinden fazla yük ve yolcu taşıma arasında “uygun nedensellik bağı”nın bulunmasını ve ancak kazanın salt bu nedenle meydana gelmesi koşulu ile riziko ve hasarın sigorta güvencesi dışında olduğunu kabul etmektedir. Oysa, uzman bilirkişi raporunda istiap haddinin aşılması ile kaza arasında doğrudan sebep-sonuç ilişkisi bulunmadığı saptandığına göre, davanın kısmen kabulü gerekir.”

(HGK.05.12.2001, E.2001/11-1109 K.2001/1108)[47]

Yukardaki karar örneklerinde görüldüğü gibi, zarar gören kişilere sorumluluk sigortasından ödeme yapan sigortacının, işletene ve taşımacıya dönebilmesi (rücu edebilmesi) için, kazanın oluşu ile taşıma sınırının üstünde fazla yolcu ve yük alınması arasında “nedensellik bağı” kurulabilmelidir.

7- Tehlikeli ve zararlı maddelerin izin ve önlem alınmadan taşınması

KTK 65.maddesi (d) bendine göre, tehlikeli ve zararlı maddelerin gerekli izin ve tedbirler alınmadan taşınması yasaktır. Genel Şartlar B.4 maddesi (e) bendine göre de: “Tazminatı gerektiren olay, patlayıcı, parlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda, bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilakı yüzünden meydana gelmiş ise” zarar görenlere tazminat ödeyen sigortacı, işletene rücu edebilecektir.

8- Aracın çalınması veya gasp edilmesi, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusuru sonucu ise:

Genel Şartlar B.4 maddesi (g) bendine göre “Tazminatı gerektiren olayın aracın çalınması veya gaspedilmesi sonucunda olması halinde, çalınma veya gaspedilme olayında işletenin kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğu tespit edilirse” tazminatı ödeyen sigortacı işletene karşı dönme (rücu) hakkını kullanabilir.

KTK. 107.maddesi 1.fıkrasında “İşleten, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerden birinin, aracın çalınmasında veya gasbedilmesinde kusurlu olmadığını ispat ederse, sorumlu tutulamaz” denilmiştir. Bunun karşıt anlamı, işleten ve eylemlerinden sorumlu olduğu kişiler çalınma ve gasp olayından bir kusurları bulunmadıklarını kanıtlayamazlarsa, sorumlu olacaklar demektir. Öyle olunca da, sigortacının dönme (rücu) hakkı doğacaktır

Yolculuk sırasında gasp ve soygun olayları, yalnız ıssız ve boş yollarda değil, kimi zaman ana yollarda bile gerçekleşebilmektedir. Örneğin, taşıta yolcu olarak binen kişiler, uygun bir yere gelindiğinde yolcuları ve görevlileri tehdit ederek paralarını ve değerli eşyalarını alıp kaçmaktadırlar. Başka bir örnekte, yola barikat kurup otobüsü durdurmakta, gasp ve soygun yapmaktadırlar.[48]

Gasp ve soygun sırasında soyguncuların şiddet uygulaması sonucu, ölen veya bedensel zarara uğrayan yolculara veya hak sahiplerine sigorta bedeli ödeyen sigortacı, hangi nedenlerle işletene rücu edebilecektir? Kuşkusuz, her olayda olduğu gibi, bu tür olaylarda da işleteni sorumlu tutabilmek için “nedensellik bağı” aranacaktır.

İşleten, niçin ve hangi durumlarda sorumlu tutulabilir? Bunun yanıtı somut olaylarda aranmalıdır. Örneğin, belli bir hat üzerinde düzenli yolcu taşımacılığı yapan tanınmış bir firmanın sürücüsü ve yardımcıları, yol boyunca durarak kimliği belirsiz kişileri yolcu olarak otobüse alırlarsa ve bu kişiler gasp ve soygun yaparlarsa, taşımacı, yardımcı kişilerden sorumluluğu nedeniyle sonucuna katlanmak ve sigortacının açtığı rücu davasında tazminat ödemek durumunda kalır.

Taşımacı, yolculuğun başlangıcında dahi, yolcuları ve eşyalarını denetimden geçirmekle, kuşku duyarsa gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 22/c maddesinde taşımacının, yolcu ve eşyasını güvenlik içinde taşınmasından sorumlu olduğu açıklanmış; Yönetmeliğin 26.maddesi 3.fıkrasında da taşımacıya “bir ihbar veya şüphe halinde en yakın resmi güvenlik birimlerinin görevlileri huzurunda eşyayı kontrol ettirebilme” yetkisi tanınmıştır.

Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nin 29.01.2003 gün 2002/10635-2003/904 sayılı kararında:

“Taşıyıcının taşıdığı kişi ve eşya ile ilgili gerekli önlemleri alması ve özen göstermesi genel bir hukuk kuralıdır. Bu bağlamda davalı taşıdığı yolcuların güvenliğini sağlamak için kişileri ve eşyalarını denetimden geçirmekle yükümlüdür” denilmiştir.

Sonuç olarak, gasp ve soygun olaylarında, işletenin ve taşımacının ve eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin bağışlanmaz bir ihmali ve kusuru saptanabiliyorsa; ayrıca yolcuların uğradığı zararlar ile işletenin (taşımacının) ve yardımcı kişilerin ihmal ve kusurları arasında bir “nedensellik bağı” kurulabiliyorsa, sigorta bedellerini ödeyen sigortacı, işletene ve taşımacıya karşı dönme (rücu) hakkını kullanabilecektir.

9- Kazanın, taşıt kullanma sürelerine uyulmamasından kaynaklanması

Trafik Sigortası Genel Şartları’nda “taşıt kullanma sürelerine uyulmaması” yüzünden meydana gelen kazalar, sigortacıya dönme (rücu) hakkı veren nedenler arasında yer almamış ise de, biz, sigortacının Yasa hükümlerine dayanarak bu konuda dahi dönme (rücu) hakkı bulunduğu kanısındayız.

2918 sayılı KTK’nun 49.maddesine bağlı olarak Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 98. maddesine göre:

1. Sürücülerin 24 saatlik herhangi bir süre içerisinde toplam 9 saatten ve sürekli olarak 5 saatten fazla araç sürmeleri yasaktır. Bunların 5 saatlik sürmeden sonra 30 dakika dinlendirilmeleri gerekmektedir.

2. Şehirlerarası yük ve yolcu taşıması yapan işletenler, 9 saat araç kullanma süreleri dolan sürücülerin gidecekleri yolu dikkate alarak yedek sürücü hazır bulundurmaları zorunludur.

Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin “sürücülerin çalışma süreleri” başlıklı 62. maddesine göre de, sürücüler ve bunları çalıştıran yetki belgesi sahipleri, çalışma süreleri bakımından, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak çıkartılan Yönetmelik hükümlerine uymak zorundadırlar. Bu süreler taşıtlarda bulunan takograf cihazındaki bilgilere göre tespit edilir.

Kazaların başlıca nedenlerinden biri de sürücülerin yorgun ve uykusuz araç kullanmaları, bu yüzden dikkatlerinin dağılmasıdır. Çoğu taşımacılar, büyük miktarda paralar ödeyerek satın aldıkları otobüslerde düşük ücretli ve niteliksiz şoförler kullanmakta, yol uzunluğunu gözeterek ikinci bir sürücü görevlendirmemekte, uzun bir yolculuğu tamamlayan sürücüyü iyice dinlendirmeden, uykusuz ve yorgun yeni bir sefere çıkarmakta, çalışma sürelerini düzenlemede yüksek özen göstermemektedirler. Bu nedenlerden biri veya birkaçı yüzünden bir kaza olmuş olup da, yüksek sigorta bedelleri ödeyen sigortacı, bunları öğrenerek dönme (rücu) davaları açarsa haklı olacaktır.

XXIV- TRAFİK SİGORTASINDA ZAMANAŞIMI

1- Yasada zamanaşımı

2918 sayılı KTK’nun “Ortak Hükümler” başlıklı Beşinci Bölümünde yer alan 109. maddesinde zamanaşımının uygulanması yönünden dayanışmalı sorumlular arasında bir ayrım yapılmamış, maddenin 3. fıkrasında “Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır” denilerek, işleten hakkında uygulanacak zamanaşımı hükümlerinin sigortacı yönünden de geçerli olacağı belirtilmek istenmiştir. Yasanın 88. maddesinde ”dayanışmalı sorumlular” arasında bir ayrım yapılmamış olmasına; 91.maddeye göre sigortacının, işletenlerin 85. maddedeki sorumluluklarını belli bir miktara kadar üstlenmiş bulunmasına; 85. maddenin son fıkrasındaki işletenin, “sürücü ve yardımcılarının kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olacağı” hükmünün, dayanışmalı sorumluluk gereği sigortacı yönünden de geçerli olmasına göre, işleten hakkında uygulanan zamanaşımı sürelerinin sigortacıya da uygulanması yasal bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Şu halde, ölüm ve yaralanmalarda uzamış ceza zamanaşımı sigortacı hakkında da uygulanacaktır. Bu konuda asla duraksamaya ve kuşkuya yer yoktur. Kimi sigortacıların 6085 sayılı Yasa’nın yürürlükte olduğu döneme ilişkin Yargıtay kararlarını ileri sürmeleri ve yargıyı yanıltma çabaları kınanması gereken davranışlardır. 1983 yılında 2918 sayılı Yasa yürürlüğe konulmakla, eski yasayla ilgili geçmiş yıllardaki kararların bir hükmü kalmamıştır.

2- Genel Şartlarda zamanaşımı

Yasa hükümlerine koşut olarak, 1.3.1992 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları C.8 (eski 17/2) maddesinde çok açık biçimde “Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre tazminat talepleri için de geçerlidir” denilmiş bulunmasına karşın, sigortacıların ve vekillerinin (ölüm ve yaralanmalarda) iki yıllık zamanaşımı savunması yapmaları kaygı verici olup, sigorta üst yönetimleri ile denetleme kurullarının bu konuda uyarıcı ve önleyici olmaları gerekmektedir.

Karayolları Motorlu Araçlar Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları C.8 (eski Genel Şartlar 17) maddesi hükmü, aynen 2918 sayılı KTK’nun 109.maddesini yinelemekte olup şöyledir:

“Motorlu araç kazalarından doğan zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zarar ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre tazminat talepleri için de geçerlidir.

Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır.

Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.

Diğer hususlarda genel hükümler uygulanır.”

3- Ölüm ve yaralanmalarda zamanaşımı süreleri

Trafik Sigortası Genel Şartları C.8 maddesi 2.fıkrasında (KTK’nun 109.maddesi 2.fıkrasına ve BK’nun 60/2.maddesine koşut olarak) ölüm ve yaralanmalarda sigortacının sorumluluğu yönünden uzamış (ceza) zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı hükmü yer almıştır.

Uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri eski 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 455-459.maddelerindeki eylemler nedeniyle 102.maddeye göre, bir ölü veya bir yaralı varsa (5) yıl, birden fazla ölü ile bir ölü ve bir veya birden fazla yaralı varsa (10) yıl iken, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Yasası’nın yürürlüğe girmesinden sonra Yasa’nın 66’ncı maddesine göre, bir ölü veya bir yaralı varsa (8) yıl, birden fazla ölü ile bir ölü ve bir veya birden fazla yaralı varsa (15) yıl olmuştur.

4- Trafik Sigortasına uygulanacak zamanaşımı konusunda

Yargıtay kararlarından örnekler

Aşağıdaki Yargıtay kararlarında görüleceği üzere, trafik kazalarıyla ilgili zamanaşımı sürelerinin uygulanması konusunda, Yasa hükmü ve dayanışmalı sorumluluk gereği, işleten ile sigortacı arasında bir ayrım bulunmamakta; ölüm ve bedensel zararlarda hiçbir zaman ve hiçbir biçimde iki yıllık zamanaşımı söz konusu olmamakta; Yasa’nın 109/2. maddesi ve buna koşut olarak Sigorta Genel Şartları C.8 (eski 17/2) maddesine göre uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri uygulanmak gerekmektedir.

Bu konuda Yargıtay kararlarında daha da ileri gidilmekte, maddi hasarlarda (araç hasarlarında) zamanaşımı iki yıl ise de, eğer aynı kazada hem maddi hasar ve hem de ölüm veya yaralanma varsa, o zaman araç hasarlarına da uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanması öngörülmektedir.

Yargıtay karar örnekleri şöyledir:

Dava konusu alacağın suç sayılan eylemden kaynaklandığı dikkate alınarak davalı sigortacı hakkında da uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir.

Davacılar vekili, davalının zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın, davacıların mirasçısının içinde bulunduğu araca çarparak ölümüne neden olduğunu ve davacıların destekten yoksun kaldıklarını ileri sürerek, toplam 7.000.000.000 TL.nin temerrüt faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı (sigorta) vekili, davanın zamanaşımı ve esas yönünden reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller doğrultusunda, davanın 2918 sayılı KTK’nun 109.maddesi hükmünce iki yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve zamanaşımı süresi içerisinde dava açmadıkları gerekçesiyle, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

Dava, davalı sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın, davacıların murisinin ölümüne neden olmasından kaynaklanan destek tazminatı istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın zamanaşımı süresinin dolmasından sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Oysa, 2918 sayılı KTK’nun 109/2.maddesindeki, davaya konu alacağın suç oluşturan bir fiilden kaynaklanmış ve Ceza Kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olacağına ilişkin hükmü uyarınca, davalı Trafik Sigortacısı hakkında ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Kaldı ki, anılan Yasa hükmünde ve Trafik Sigortası Genel Şartları’nın 17.maddesinde bu hususa aynen yer verilmiş bulunulmaktadır.

Bu durumda mahkemece, davalı sigorta yönünden zamanaşımı definin yukarda yapılan açıklamalar çerçevesinde değerlendirilerek, sonucuna göre gerektiğinde davanın esasına girilmek gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davacılar yararına BOZULMASINA oybirliğimle karar verilmiştir.

(11.HD. 06.07.2006, E.2005/7638 K.2006/8094) (İBD.2007/2-812)[50]

Uzamış ceza zamanaşımı işleten ve trafik sigortacısı hakkında uygulandığına göre Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı hakkında da uygulanmak gerekir.

Davacılar vekili, davacıların eşi ve babası olan H’nin, yaya olarak yürürken, tespit edilemeyen bir aracın çarpması sonucu öldüğünü ileri sürerek tazminat istemiştir.

Davalı vekil, ıslah edilen miktarın (2) yıllık zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, ıslah dilekçesi ile artırılan maddi tazminat istemi bölümünün (2) yıllık zamanaşımı nedeniyle reddine, ilk tazminat isteminin kabulüne, cenaze ve defin giderlerinin tahsiline, bakiye cenaze ve taziye giderleri isteminin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

Dava destekten yoksun kalma tazminat istemine ilişkindir. 2918 sayılı KTK’nun 108’inci madde hükmünde, davalı Garanti Sigortası Hesabı’na hangi durumlarda başvurulacağı düzenlenmiş olup, esas itibariyle bu davanın sorumluluğunun, işletenin sorumlu tutulabileceğihaller ile sınırlı olduğu da öngörülmüştür. Dava, kazayı yapan aracın tespit edilememesi nedeniyle, davalıya karşı bu madde hükmü uyarınca açılmıştır.

2918 sayılı KTK’nun “ortak hükümler” başlığı altında yer alan ve 109/2.maddesinde düzenlenen uzamış ceza zamanaşımı süresinin, işleten ve bunun hukuki sorumluluğunu üstlenen Zorunlu Trafik Sigortacısı hakkında da uygulanması gerektiğine göre, zorunlu trafik sigortası bulunmayan bir araç için, husumet yöneltilen Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı hakkında da uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Nitekim, ne bu Yasada, ne de Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı Yönetmeliği’nde de bu hususun aksinin kabulünü gerektirecek herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

Bu durumda, olay tarihi ile ıslah tarihi arasında geçen süre itibariyle ceza zamanaşımı süresinin, ıslah dilekçesi ile artırılan maddi tazminat miktarı bakımından dolmadığı gözetilerek esas girilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu bölüm istemin (2) yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

(11.HD.11.07.2005, E. 2004/10777 K.2005/7464) (Yargı Dünyası,2006/1-104)[51]

Sigortacıya karşı açılan davaya ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir.

Davacılar vekili, dava dışı B’nin kullandığı ve trafik sigorta poliçesi bulunmayan aracın, davacıların murisinin kullandığı araç ile çarpışması sonucu murisin öldüğünü, davalının Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı Yönetmeliği uyarınca sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın 2918 sayılı KTK’nun 109’uncu maddesi uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını savunmuştur.

Mahkemece, dosya kapsamına göre, davanın 10 yıllık uzamış ceza zamanaşımı süresi içinde açıldığı, davalının da bu süreye tabi olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

Sonuç: Yukarda açıklana nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına oy birliğiyle karar verildi.

(11.HD.05.04.2004, E. 2003/8955 K.2004/3556) ( İBD. 2007/2-811)[52]

Davalı sigorta şirketi yönünden ceza davası olmadığı gerekçesiyle ceza zamanaşımının uygulanmayacağı görüşü yanlış olup, KTK 109/2.maddesi gereği davalı Trafik Sigortacısı hakkında da uzamış ceza zamanaşımının uygulanması gerekir.

Davacı vekili, davacıların içinde bulunduğu araçla, davalıların malik, sürücü ve trafik sigortacısı olduğu aracın çarpışmaları sonucu, davacıların yaralandığını; davadan önce T. Sigortanın sigorta poliçesinden ödeme yapılmasına rağmen eksik ödeme yapıldığını, davacı Makbule’nin sağ omzunun sakat kaldığını ileri sürerek 2.420,00 YTL. Bakiye poliçe tazminatının davalı sigorta şirketinden tahsili ile davacı Makbule’ye verilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı T.Sigorta Şirketi vekili, KTK’nun 109.madde hükmü uyarınca iki yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamında davalı T.Sigorta yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.

Dava, davacıların içinde bulunduğu araçla davalı sigorta şirketine Trafik Sigortası ile sigortalı aracın çarpışması sonucu uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, TCK’nun 465 ve 459.maddeleri kapsamına göre, davalı sigorta şirketi yönünden ceza davası olmamasına göre, ceza zamanaşımının uygulanamayacağı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. 2918 sayılı KTK’nun 8.kısım 5.bölüm “Ortak Hükümler” başlığı altında yer alan 109/2.maddesindeki “davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu’nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olacağına dair hükmü uyarınca davalı trafik sigortacısı hakkında ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Ayrıca, KTK’nun 98/1. ve 99/1. maddeleri tedavi ve diğer trafik sigortası kapsamına giren zararların sigortacıya bildirilmesinden itibaren 8 iş günü içinde ödeme zorunluluğu getirildiğine göre, zamanaşımı süresinin sigortacıya yapılması gerekli ihbar tarihinden itibaren başlatılması gerekir. Bu itibarla, 20.11.2000 olay tarihine göre 03.12.2002 dava tarihinde dahi davalı sigorta şirketi yönünden açılan davanın zamanaşımına uğramadığı, dolayısıyla davanın süresinde açıldığının kabulü ile işin esasına girilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına bozulmasına oy birliğiyle karar verildi.

(11.HD. 28.06.2004, E.2003/13227 K.2004/7147) (Netvork Yazılım) [53]

Sigorta şirketi hakkında ceza zamanaşımı uygulanmasında bir yanlışlık yoktur.

Davacı vekili, davacının yolcu olarak bulunduğu davalı B.Sigortaya sigortalı araç ile diğer davalıların malik ve sürücüsü olduğu traktörün çarpışması sonucu %20 işgöremezlik oranında yaralandığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere maddi ve manevi tazminatın “davalı sigorta şirketinin poliçe limiti ile sorumlu olmak üzere” davalılardan ortaklaşa ve zincirleme tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Sigorta Şirketi vekili zamanaşımı ve tazminatın sigorta kapsamı dışında bulunduğu itirazları ile davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı sigorta şirketi vekilinin temyizi üzerine Dairemizce tüm temyiz itirazları reddedilerek yerel mahkeme kararı onanmıştır.

Davalı B. Sigorta vekili, temyiz itirazlarını aynen tekrar ederek karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

Yargıtay ilâmında benimsenen gerektirici nedenlere ve davacı Y’nin sigortalı araçta sürücü olmayıp üçüncü kişi durumundaki yolcu konumunda olmasına, ayrıca Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre, sigortacı hakkında ceza zamanaşımı süresinin uygulanmasının mümkün bulunmasına göre, davalı B.Sigorta vekilinin HUMK’nun 440.maddesinde sayılan hallerden hiçbirini içermeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.

(11.HD.28.04.2000, E.2000/3653 K.2000/3626) (Kazancı Yazılım)

Trafik Sigortası bulunmayan aracın çarpması sonucu ölüm nedeniyle açılan tazminat davasında, Karayolları Trafik Garanti Sigortası Hesabı hakkında da uzamış ceza zamanaşımı süresi uygulanır.

Davacılar vekili, davacıların murisinin kullandığı mobilete Trafik Sigortası bulunmayan bir aracın çarpması sonucu murisin ölmesi nedeniyle annesinin destekten yoksun kaldığını ileri sürerek hesaplanan ve ıslahla artırılan maddi (destek) tazminatının temerrüt faiziyle davalı Karayolları Trafik Garanti Sigortası Hesabından istemiştir.

Davalı vekili, 2918 sayılı KTK’nun 109 ve Karayolları Trafik Garanti Sigortası Hesabı Yönetmeliği’nin 12’nci maddesi uyarınca motorlu araç kazalarından doğan zararın tazminini ilişkin isteklerde zamanaşımı süresinin 2 yıl olduğunu, uzamış (ceza) zamanaşımı süresinin Garanti Sigortası Hesabı açısından uygulanmayacağını, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, kazada birden fazla kişinin öldüğü, davanın uzamış ceza zamanaşımına tabi olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

Sonuç: Yukarda açıklana nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına oy birliğiyle karar verildi.

(11.HD.23.01.2006, E. 2005/343 K.2006/385) (Kazancı Yazılım)[54]

Araç hasarının yanı sıra, aynı kazada yaralanma da varsa, işletene ve sigortacıya karşı açılan davada,iki yıllık zamanaşımı değil, KTK. 109/2. hükmü gereğince uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.

Davacı vekili, davalıların liki, sürücüsü ve zorunlu trafik sigortacısı olduğu aracın Kasko Sigortalı araca çarpması nedeniyle ilgilisine tazminat ödendiğini ileri sürerek, kusur durumuna göre ödenen miktarın faiziyle birlikte rücuan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar Aras Kargo A.Ş. ile Bayındır Sigorta vekilleri, zamanaşımı yönünden davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, davalı Bayındır Sigorta A.Ş. vekilinin zamanaşımı def’inin süresinde olmadığı, olay tarihinden itibaren 2 yıl geçmiş olmakla davalı Aras Kargo A.Ş.nin zamanaşımı savunmasının yerinde olduğu, bu durumda tesbit edilen zarardan davalı Bayındır Sigorta A.Ş. ile davalı Aytekin’in sorumlu olduğu gerekçesi ile, Aras Kargo A.Ş. yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden ise, davanın kısmen kabulü ile davalı sigorta şirketi sorumluluğu poliçedeki limit ile sınırlı olmak üzere dava tarihinden yürütülecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmiştir.

Karar, davacı ve davalı Bayındır Sigorta A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Dava TTK’nun 1301. maddesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkin olup taraflar arasındaki uyuşmazlık yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasından kaynaklanmaktadır. Her ne kadar, davalı araç maliki Aras Kargo A.Ş.’ne yöneltilen dava 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesi ile ret edilmiş ise de, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2 maddesi hükmü gereğince, dava cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.

Dava konusu olay ile ilgili düzenlenen trafik kaza tutanağı içeriğine göre aynı zamanda yaralanma da mevcut olduğuna göre, mahkemece, ceza zamanaşımı bakımından da delillerin tartışılması ve inceleme yapmak gerekirken, bu husus gözden kaçırılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

(11.HD. 15.11.2001, E.2001/ 5934 K.2001/9015) (İBD 2003/2-472)

Yaralanma ile birlikte araç hasarı da varsa, araç hasarı için açılan davaya dahi iki yıllık değil, 2918 sayılı KTK.109/2, TCK.459/2. ve 102/4. maddeleri uyarınca beş yıllık zamanaşımı uygulanır.

Dava, trafik kazası nedeniyle davalıya ait araçta oluşan hasardan dolayı tazminat istemine ilişkindir.

Yerel mahkemenin, davalı hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralanmaya neden olmak suçundan ceza davası açılmış olması nedeniyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesi uyarınca, görülmekte olan davanın beş yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu, bu duruma göre, dava zamanaşımının gerçekleşmediği gerekçesiyle ve bilirkişi raporunu esas alarak verdiği davanın kısmen kabulüne dair karar, Özel Daire tarafından “araç hasarına ilişkin iki yıllık zamanaşımı süresinin geçirildiği ve davalının itirazının kabulü ile davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde tazminatla sorumlu tutulmasında isabet görülmediği” gerekçeyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda,mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’ca yapılan inceleme sonucu:

Somut olayda, davalı sürücünün neden olduğu, bir kişinin yaralanması ve davacıya ait aracın hasara uğramasıyla sonuçlanan trafik kazasının, aynı zamanda Türk Ceza Kanununun 459/2. maddesi çerçevesinde cezayı gerektiren bir eylem niteliğinde bulunması; bu eylemle ilgili ceza davasının, anılan hükümde öngörülen cezanın türü ve süresi itibariyle, aynı kanunun 102/4. maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli bulunması; davanın kaza tarihi üzerinden beş yıl geçmeden açılması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır.

2918 sayılı yasanın anılan hükmünün, gözden kaçırılmaması gereken yönü, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır: Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte, bunun dışında, fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası, sözkonusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından, sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayırım da yapılmamış; böylece, kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür.

Bu durumda, yerel mahkemenin aynı gerekçeye dayalı direnme kararı yerindedir. Ne var ki, davalının esasa ilişkin temyiz itirazları dairesince incelenmediğinden, bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya özel dairesine gönderilmelidir.

(HGK.10.10.2001, E. 2001/19-652 K. 2001/705) (Yargı Dünyası, 2002/1-20)

Zorunlu Trafik Sigortacısına karşı açılacak tazminat davalarında da, koşulları varsa, uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.

Dava, davalı sigorta şirketinin trafik sigortacısı olduğu aracın, davacıların murisinin ölümüne neden olmasından kaynaklanan maddi (destek) tazminatı istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçelerle davalı trafik sigorta şirketi yönünden uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanamayacağı sonucuna varılarak, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Oysa, 2918 sayılı KTK’nun 109/2.maddesindeki, davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu’nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı öngörmesi durumunda, bu sürenin maddi tazminat istemleri için de geçerli olacağına ilişkin hükmü uyarınca, davalı trafik sigortacısı hakkında da ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Kaldı ki, KTK’nun 109’uncu madde hükmüne Trafik Sigortası Genel Şartları’nın 17’nci maddesinde aynen yer verilmiş bulunmaktadır. Öte yandan, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 111’inci maddesi “kamu davasının düşmesi, cürümden zarar gören şahsın davadan vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada davacı kişisel hukukunu ayrıca saklı tutmamış ise artık hukuk mahkemesinde dava dahi edemez” hükmünü içermekte olup, zarar görenin hukuk davası dışında vazgeçmesinin hukuki sonuç doğurabilmesi için hem “vazgeçme kamu davası açıldıktan sonra hakim önünde gerçekleşmeli” ve hem de “bu vazgeçme ile kamu davası düşmeli”dir. Somut olayda, davacılardan yalnızca birinin müşteki olarak çağrıldığı ceza mahkemesinde, bu davacının şikâyetçi olmaması sonucu sanık hakkında açılan kamu davasının düşmesine ilişkin verilmiş bir karar dahi bulunmamaktadır.

Bu durumda mahkemece, yukarda yapılan açıklamalar çerçevesinde, davalı sigorta yönünden davanın esasına girilmek gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

(11.HD.13.03.2006, E.2005/2924 K.2006/2596) (Yargı Dünyası, 2006/7-78)

Zorunlu Trafik Sigortasına ilişkin zamanaşımı sürelerinin 2918 sayılı KTK. 109.maddesi hükmü uyarınca belirlenmesi gerekmekte olup, bu sigorta türünde TTK’nun 1268.maddesinin uygulanma yeri bulunmamaktadır.

Davacılar vekili, davalı şirkete Zorunlu Trafik Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalı bulunan aracın, davacıların çocuğuna çarparak ölümüne neden olduğunu ileri sürerek, poliçe teminatı tutarının temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı sigorta vekili, TTK’nun 1268.maddesi uyarınca zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve dosyadaki kanıtlara göre, kaza tarihi ile dava tarihi arasında iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, olayda Borçlar Kanunu’nun 60.maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanamayacağı; çünkü sigortacının olayın meydana gelmesinde bir katkısının bulunmadığı, üçüncü kişinin eylemiyle davalı sigorta şirketi arasında nedensellik bağı da kurulamayacağı, davacıların kaza tarihinde faili ve fiili öğrendikleri gerekçeleriyle TTK’nun 1268.maddesi uyarınca iki yıllık zamanaşımı süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmiştir.

Karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 8.kısım 5.bölüm “Ortak Hükümler”başlığı altında yer alan 109/2.maddesindeki “davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu’nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı öngörmesi durumunda, bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olacağına ilişkin hükmü uyarınca, davalı sigorta şirketi hakkında dahi uzatılmış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerekeceğinden, işin esasına girilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış ve kararın açıklanan nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.

(11.HD. 22.01.2001, E.2000/9308 K.2001/328)

2918 sayılı KTK’nun 8.kısım 5.bölüm “Ortak Hükümler” başlığı altında yer alan 109/2.maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı süresi, Trafik Sigortacısı hakkında uygulanmak gerektiği gibi, kimliği belirsiz aracın yol açtığı olay nedeniyle Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı hakkında da uygulanır.

Davacılar vekili, davacıların oğlunun 18.07.2001 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu yaşamını yitirdiğini, ölümüne neden olan sanığın olay yerinden kaçtığını, halen bulunamadığını ileri sürerek, destekten yoksun kalma tazminatının faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.

Davalı veki, davalı Kuruma 14.05.2004 tarihinde başvurulduğunu savunarak zamanaşımına uğrayan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre KTK’nun 109. ve Garanti Fonu Yönetmeliği’nin 12.maddesi gereğince iki yıl içinde başvurulması gerektiği kanaatine varılarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.

Dava, trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatının Garanti Fonu hesabından tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, sürücüsü, işleteni ve plâkası belirsiz bir aracın çarpması sonucu oğlu ölen davacıların açtığı destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin davada iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 8.kısım 5.bölüm “Ortak Hükümler” başlığı altında yer alan 109/2.maddesindeki “davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu’nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olacağına dair hükmü uyarınca uzatılmış ceza zamanaşımı süresinin zorunlu trafik sigortacısı hakkında da uygulanması gerektiği gibi, zorunlu trafik sigortacısı tespit edilemeyen araç için trafik sigortacısı yerine davalı tarafında yer alan Karayolu Trafik Garanti Fonu Hesabı hakkında da uzatılmış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Karayolu Trafik Garanti Fonu Hesabı Yönetmeliğinde de bu hususun aksinin kabulünü gerektirecek herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece, işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, açlan tazminat davasının zamanaşmı nedeniyle reddi doğru görülmemiştir.

(11.HD. 23.03.2006, E.2005/3357 K.2006/3096)[55]

2918 sayılı KTK. 109/2.maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı süreleri Trafik Sigortacısı hakkında da uygulanır.

Davacılar vekili, davacıların murisinin davalının trafik sigortacısı olduğu araçta yolcu iken geçirilen kaza sonucu öldüğünü, davalının ölüm tazminatını ödemediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla destekten yoksun kalma tazminatı tutarlarının dava tarihinden başlayarak yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, olayda iki yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.

Dava, davacıların murisinin içinde bulunduğu davalı sigorta şirketine Trafik Sigortası ile sigortalı aracın yaptığı kaza sonucu murisin ölümü nedeniyle uğranılan maddi zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, malen sorumlu olan sigorta şirketi hakkında uzamış ceza zamanaşımı hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

2918 sayılı KTK’nun 8.kısım 5.bölüm “Ortak Hükümler” başlığı altında yer alan 109/2.maddesindeki “davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu’nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olacağına” dair hükmü uyarınca davalı trafik sigortacısı hakkında ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Ayrıca, KTK’nun 99/1. maddesinde tedavi ve diğer trafik sigortası kapsamına giren zararların sigortacıya bildirilmesinden itibaren 8 iş günü içinde ödeme zorunluluğu getirildiğine göre, zamanaşımı süresinin sigortacıya yapılması gerekli ihbar tarihinden itibaren başlatılması gerekir. Bu itibarla, 16.06.2000 olay tarihine göre 09.06.2005 dava tarihinde dahi davalı sigorta şirketi yönünden açılan davanın zamanaşımına uğramadığı, dolayısıyla davanın süresinde açıldığının kabulü ile işin esasına girilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

(11.HD.05.02.2007, E.2005/14665 K.2007/1286) [56]




HAKSIZ EYLEMLERDE FAİZ BAŞLANGICI HER ZAMAN VE HER DURUMDA OLAY TARİHİDİR

Çünkü, “Gasbeden daima temerrüt halindedir” (Fur semper in moro) evrensel bir hukuk kuralıdır. Yargıtay’ın kurulduğu günden bugüne kökleşmiş içtihadı hep ve her durumda böyledir. Arada bir Özel Dairelerin sapma girişimleri Hukuk Genel Kurulu kararlarıyla önlenmiştir. Örneğin, tazminatların yüksek hesaplandığı savıyla işveren temsilcisi hukukçuların girişimiyle 1993 yılında yapılan bir sempozyumun etkisiyle faiz başlangıcı değiştirilmek istenmişse de, ard arda verilen Hukuk Genel Kurulu kararlarıyla sistem yerine oturtulmuştur.

Şunu anımsatalım ki, dava dilekçelerinde her zaman ve her aşamada faizin olay tarihinden istendiği açıkça belirtilmelidir. Yani, yalnız ilk dava dilekçesinde değil, ıslah dilekçesinde ve ek dava dilekçesinde de “faizin olay tarihinden” istendiği sürekli belirtilmelidir.

Islah adı altında dava değerinin artırılması, aslında bir “tespit davası” olan kısmi davanın tespite ilişkin bölümü için eksik harcın tamamlanması ise de, sürekli eleştirdiğimiz gibi (ıslah adı altında) dava değerinin artırılmasının yeni bir dava sayılması nedeniyle “ıslah” dilekçesi verilirken “faizin olay tarihinden istendiği” açıklanmış ise, Yargıtay Özel Dairesi’nin bu isteğe aykırı olarak faizi “ıslah” tarihinden başlatması, yerleşik içtihada ve evrensel hukuk kuralına aykırıdır. Bu yönde karar veren mahkemeler veya bu yönde bozma kararı veren Yargıtay Özel Dairesi açıkça haksızlık etmektedir.

Yargıtay 17.Hukuk Dairesi verdiği birkaç kararla bu haksızlığı yapmış ve kişileri mağdur etmiştir. Özel Daire’nin artırılan kısım için faizin “ıslah” tarihinden işletileceğine ilişkin 07.05.2009 gün 2008/4344-2009/2886 sayılı ve 2009/2486-2009/4765 sayılı bozma kararları yerleşik içtihada aykırı olduğu gibi, kendi kararlarına da aykırıdır.

17.Hukuk Dairesi, verdiği bu son kararlarla, kendi yerleşik kararlarına da aykırı hareket etmiştir. Çünkü bu (yanlış) kararlardan önceki tüm kararları “faizin olay tarihinden işletilmesi gerekeceği” biçimindedir. Aşağıda birkaç örnek verilmiştir:

17.HD.22.09.2008 gün 2484-4216 sayılı kararı :

“Trafik kazaları haksız fiil niteliğinde olup, tazminat borcu haksız fiil tarihinde muaccel olur. Başka bir ifade ile haksız fiillerde borcun muaccel hale gelmesi ihtarı gerektirmez. Bu durumda, davacı tarafın ıslah yolu ile talep ettiği tazminata da, talep ettiği gibi kaza tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekir.”

17.HD.11.07.2005 gün 8539-7850 sayılı kararı:

“Dava, trafik kazası sonucu oluşan zararın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile tahsili talebine ilişkindir. Haksız fiillerde zarar, olay tarihinde gerçekleşmiş olduğundan meydana gelen zararın tamamının kaza tarihinden itibaren işleyecek faiziyle tahsiline karar verilmelidir. Yerel mahkemece açıklanan husus nazara alınmadan ıslah edilen kısma ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmesi isabetsizdir.

17.HD.05.10.2004 gün 7403-10394 sayılı kararı:

“Dava trafik kazasından kaynaklanan tazminat istemlerine ilişkindir. Haksız eylemlerde faiz başlangıcı haksız eylem tarihi olup temerrüt için ihtar zorunluluğu yoktur. Dolayısıyla ıslah edilen kısım için kaza tarihinden faiz yürütülmesi yerindedir.

Görüldüğü gibi 17.Hukuk Dairesi’nin yerleşik kararları da faizin her durumda da (ıslahta da) olay tarihinden işletileceği yönündedir. Peki, ne olmuş, nasıl olmuştur da Özel Daire içtihadını değiştirme gereği duymuştur. Yargıtay’ın seksen yıllık yerleşik içtihadını ve evrensel hukuk kuralını değiştirme yetkisi var mıdır ? Kim ve nasıl bu işe öncü olmuştur.

Bütün bunları sorma ve sorgulama hakkımız vardır. Hukuk toplumunda ve yargı düzeninde kimsenin kimseden üstünlüğü yoktur. Özel Daire, son zamanlarda ard arda yasalara ve yerleşik içtihada aykırı kararlar vermekte; özellikle kendilerine sigorta konularının verilmesinden sonra böyle bir davranışa girmiş bulunmaktadır. Hukuk ve yargının güvenliği adına bu durum hızla düzeltilmeli, yanlış kararların önü alınmalıdır.