TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETİYZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR. SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI AVUKATLAR- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR.

AİLE HUKUKU HGK KARARLARI 10

Davacı tarafından evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayanılarak, aynı maddi olgular ileri sürülmek suretiyle 19.9.1996 tarihinde açılıp, ispatlanamamış olması nedeniyle reddedilen önceki davadan sonra taraflar bir araya gelmediklerine göre, taraflar arasında geçimsizlikten söz edilmesinin olanaklı olmayacağı-

HGK. 01.03.2006 T. E: 2-752, K: 30

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1.Aile Mahkemesince davanın kabulüne  dair verilen 10.12.2003 gün ve 371-462  sayılı kararın incelenmesi  davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 22.9.2004 gün ve 8127-10439 sayılı ilamı ile; (... Davacı tarafından aynı nedenlere dayanılarak açılıp red ile sonuçlanan önceki davadan sonra davalıdan kaynaklanan yeni bir olayın varlığı kanıtlanmadığı gibi, terk nedenine dayanılarak açılmış bir davada yoktur.

Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca; Boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacının tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir.

Davacı vekili; seksen yaşında ve kalp hastalığı bulunan müvekkilinin, 1988 yılında davalı ile evlendiğini, tarafların müşterek çocukları bulunmayıp her ikisinin de ikinci evliliği olduğunu; ancak, evliliğin devamı süresince müvekkiline özen, şefkat ve sevgi göstermeyen davalının, 1995 yılında müşterek haneyi terk ettiğini; bunun üzerine 1998 yılına kadar yalnızlığa dayanan müvekkilinin huzurevinde yaşamaya başladığını, davalının ise müvekkilini görmeye ancak para almak amacıyla huzurevine geldiğini, müvekkilinin yaşlılığından istifade ederek menfaat sağlamaya çalışan davalının bu davranışları nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek, tarafların boşanmalarına karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; müvekkilinin de katkısı bulunan bir daire ile davacının kendisine ait diğer taşınmazları ve bu arada birlikte oturdukları evi sattığını; taşınmazların bir kısmından elde ettiği para ile davacının, ilk evliliğinden olan oğluna üç tane ev satın aldığını ve kendi isteğiyle huzurevine gittiğini; davacının taşınmazları satmasına sesini çıkarmayan müvekkilinin, barınacak bir konutu bulunmaması nedeniyle çocuklarının yanına döndüğünü; müvekkili ile birlikte yaşamak isteyen davacı kocanın, yakınlarının baskısı nedeniyle bu isteğini açığa vuramadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemenin, “davalının, yaşlı ve bakıma muhtaç hale gelen davacı kocaya karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle davacının huzurevine yerleşmek zorunda kaldığı, bu itibarla taraflar arasında şiddetli geçimsizlik oluştuğu sonucuna varıldığı” gerekçesiyle “davanın kabulüne” dair verdiği karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkeme, “davalının evlilik birliğinin gereklerini yerine getirmemek amacıyla müşterek konuttan ayrıldığı, bu nedenle davacının huzurevinde yaşamak zorunda bırakıldığı; diğer taraftan, davacı tarafça aynı nedenle açılıp reddedilen önceki davada, davacının 22.04.1996 feragat tarihinden itibaren üç yıllık fiili ayrılık süresi dolduğu halde tarafların bir araya gelmedikleri anlaşılmakla, her iki yönden boşanma kararı verilmesi gerektiği” gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.

Uyuşmazlık; davacı tarafından aynı nedenlere dayanılarak açılıp red ile sonuçlanan önceki davadan sonra, davalıdan kaynaklanan yeni bir olayın varlığının kanıtlanıp kanıtlanamadığı noktasında toplanmaktadır.

Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir.

Diğer taraftan, Türk Medeni Kanunu’nun 166.maddesi hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlanmamalıdır. Esasen böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.

Dosyadaki bilgi, belge ve tanık beyanlarına göre davacı koca, tarafların müşterek ikamet ettikleri evin de aralarında bulunduğu, kendi adına kayıtlı tüm taşınmazları satmış; bu nedenle müşterek haneden ayrılan davalı kadın aleyhine, 19.10.1995 ve 19.09.1996 tarihlerinde şiddetli geçimsizlik nedeniyle, 22.12.2000 tarihinde fiili ayrılık nedeniyle boşanma davaları açmış ve davalar reddedilerek kesinleşmiştir.

Davacı tarafından evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayanılarak, aynı maddi olgular ileri sürülmek suretiyle 19.9.1996 tarihinde açılıp, ispatlanamamış olması nedeniyle reddedilen önceki davadan sonra taraflar bir araya gelmediklerine göre, taraflar arasında geçimsizlikten söz edilmesi olanaklı değildir.

Her ne kadar davacının, bakıma muhtaç hale gelmesi nedeniyle davalı tarafından huzurevinde yaşamak zorunda bırakıldığı ileri sürülmüş ise de, davacının tüm malvarlığını elinden çıkardıktan sonra kendi isteğiyle huzurevine yerleştiği, davalının her hangi bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmıştır.

Direnme gerekçesine gelince; davacı dava dilekçesinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayanarak, Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilmesini istemiş; davacı vekili duruşmada, T.M.K’nun 166/son maddesinde öngörülen fiili ayrılık nedenine dayanmadıklarını açıkça ifade etmiştir. Görüldüğü üzere, fiili ayrılık nedeniyle açılmış bir dava bulunmadığı halde; Mahkemece yanlış temele dayalı olarak, aynı nedenle açılıp reddedilen önceki davadan sonra üç yıllık fiili ayrılık süresinin geçip geçmediği irdelenmiş ve yanılgılı gerekçeyle, bu yönden de boşanma kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Yukarıda açıklanan olgular karşısında, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma davasında, temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli davalıdan kaynaklanan yeni bir olayın varlığının kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca; Yerel mahkemece, aynı yönlere işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince  BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine,  01.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

HGK  01.03.2006 T. E:2-752, K:30


Dava dilekçesinde ve aşamalarda davacı kadının, boşanma sonucunda yoksulluğa düşeceği konusunda beyanda bulunmuş; davacı vekili, yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine karar verilmesini istediği, davacının gelir durumu, yaşı, bedeni ve fikri kabiliyeti ile evlenme ihtimalinin az olması, öte yandan davalı kocanın ödeme gücü değerlendirildiğinde, somut olayın özelliği itibariyle boşanan eşler arasında mali ilişkinin uzamasının sakıncalı olacağı, hal böyle olunca, Yerel Mahkemece yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olacağı-

HGK. 29.03.2006 T. E: 2-69, K: 117

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Küçükçekmece 1.Aile Mahkemesi’nce  davanın kabulüne dair verilen 23.12.2004  gün ve  2548-3065 sayılı kararın incelenmesi  davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin  5.4.2005    gün ve  3639-5458 sayılı ilamıyla;  (...  1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat isteyebilir. (TMK. md. 174/2) Toplanan delillere göre, davalı kocanın kadının kişilik haklarına saldırı sayılabilecek maddi bir hadisesi bulunmamaktadır. Boşanma sebebi olarak sabit kabul edilen olaylarda bu nitelikte değildir. O halde, manevi tazminat isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde manevi tazminata hükmolunması doğru görülmemiştir.

3-Davacı, aylık irat biçiminde yoksulluk nafakası istemiş, mahkeme yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine karar vermiştir. Gerekçesi ve gerektirici sebepleri gösterilmeden yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine karar verilmesi de doğru görülmemiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN  :Taraf vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; boşanma, maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası isteğine ilişkindir.

Davacı vekili; müvekkili ile 1970 yılında evlenen davalının, evliliğin ilk yıllarından beri aşırı alkol alıp, müvekkiline tehdit ve hakaret ettiğini, evden kovduğunu; oğlunun evinde ikamet etmek zorunda bırakılan müvekkilinin, hiçbir geliri bulunmaması ve yaşı itibariyle yeniden evlenme ve çalışma şansının olmaması nedeniyle boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceğini ileri sürerek; tarafların boşanmalarına, 20 milyar lira maddi ve manevi tazminat ile, 350.000.000 TL yoksulluk nafakasının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; müvekkilinin uzun süredir alkol almadığını ve birlik görevlerini yerine getirdiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemenin, “davanın reddine” dair verdiği ilk karar, Özel Dairece “davanın kabulü gereğine” işaretle bozulmuş; bozmaya uyan Yerel Mahkeme “davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, 7.000.000.000 TL maddi ve 7.000.000.000 TL manevi tazminat ile, toptan ödenmesi takdir edilen 15.300.000.000 TL yoksulluk nafakasının davalıdan tahsiline” karar vermiştir

Bu son karar, davalı vekilinin temyizi üzerine yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkemece, “yoksulluk nafakasının toptan ya da irat şeklinde ödeneceği hususunun takdirinin hâkimin yetkisinde olup, taraflar arasındaki nizanın şiddeti ve nafaka konusunda sürekli muhatap olmalarının önüne geçilmesi amacıyla yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine karar verildiği” gerekçesiyle, bozma ilamının 3. bendi yönünden direnme kararı verilmiş; “davacının manevi tazminat isteğinin reddi” gereğine değinen 2 numaralı bozma gerekçesine uyulmuştur.

1) Görüldüğü üzere Özel Daire’nin 3 numaralı bozma gerekçesine ilişkin uyuşmazlık, yoksulluk nafakasının aylık irat biçiminde mi, yoksa toptan ödenmesine mi karar verilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 175.maddesinde “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.” Hükmü öngörülmüştür. Her ne kadar anılan maddede yoksulluk kavramı açıklanmamış ise de; yoksulluğun, kişinin ekonomik ve sosyal durumuna göre belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bununla birlikte her insanın anayasal teminat altına alınmış yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkından bahsedebilmek için karnını doyurabilecek, giyinebilecek, barınma-sağlık ve ulaşım giderlerini karşılayabilecek gelir seviyesinde olması gerektiği de duraksamadan uzaktır. Bu tür zorunlu ihtiyaçları karşılayabilecek gelir seviyesinde olmayan biri yoksul olarak nitelendirilebilir.

Somut olayda oğlunun evinde ikamet eden davacı kadının, aylık 80.000.000 TL kira geliri dışında başkaca bir geliri bulunmamaktadır. Davalı kocanın ise, kendisine ait dairede oturduğu, bir adet dükkan ve daireden aylık 225.000.000 TL kira geliri elde ettiği ve üç ayda 870.000.000 TL emekli maaşı aldığı anlaşılmaktadır.

Belirlenen bu duruma göre, davacının boşanmakla yoksulluğa düştüğü, davalı kocanın da gelir durumu ve taşınmaz miktarına göre, davacı yararına takdir edilen yoksulluk nafakası miktarı uygun ve yerindedir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 176. maddesinin birinci fıkrasında, yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebileceği öngörülmüştür.

Bu noktada, yoksulluk nafakasının toptan ya da irat biçiminde ödenmesine karar verilebilmesi için, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile, ödeme gücü ve isteklerinin göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.

Dava dilekçesinde ve aşamalarda davacı kadın, boşanma sonucunda yoksulluğa düşeceği konusunda beyanda bulunmuş; davacı vekili, yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Davacının gelir durumu, yaşı, bedeni ve fikri kabiliyeti ile evlenme ihtimalinin az olması, öte yandan davalı kocanın ödeme gücü değerlendirildiğinde, somut olayın özelliği itibariyle boşanan eşler arasında mali ilişkinin uzamasının sakıncalı olduğu sonucuna varılmıştır.

Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. Bu nedenle direnme kararı onanmalıdır.

2) Özel Daire’nin 2 numaralı bendinde belirtilen bozma nedenine gelince;

Bozma ilamının 2 numaralı bendinde belirtilen ve “davacının manevi tazminat isteminin reddi gereğine” işaret eden bozma nedenine uyularak oluşturulan yeni hüküm Özel Daire’ce incelenmediğinden, bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir.

S O N U Ç : 1) Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin yoksulluk nafakasına ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının ONANMASINA,

2) Yukarıda (2) numaralı bentte yazılı nedenden dolayı uyulan kısım yönünden taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

29/03/ 2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

HGK 29.03.2006 T. E:2-69, K:117


Kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceği-

HGK. 16.11.2005 T. E: 2-635, K: 616

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 2.Aile Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 5.3.2004  gün ve   2003/1176 E. 2004/202 K.sayılı kararın incelenmesi  davalı (karşı davacı) vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 22.9.2004 gün ve  2004/827 E.10446 K.sayılı ilamı ile;

(...4722 sayılı Kanunun 1.maddesi hükmü de dikkate alındığında olaya 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin uygulanması gerekir.

Mahkemece uyulan bozma ilamında da işaret edildiği üzere boşanmaya neden olan olaylarda davacı-davalı kadın dakusurludur. Kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Türk Kanunu Medenisinin 143/1-2.maddesi koşulları oluşmadığından tazminat isteklerinin reddi gerekirken kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir....)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davalı (k.davacı) vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

HGK. 16.11.2005 T. E:2-635, K:616


Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olmayıp az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığının anlaşılmasının gerekeceği-

HGK. 16.11.2005 T. E: 2-655, K: 622

Taraflar arasındaki “nafaka-boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;  Osmaniye Asliye 1. Hukuk ( Aile ) Mahkemesince Boşanma Davasının kabulüne, Nafaka davasının reddine                            dair verilen  6.5.2004  gün ve 2003/147 E.  2004/336 K.  sayılı kararın incelenmesi  davacı  vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay    2.Hukuk Dairesinin  11.10.2004  gün ve  2004/10579-11620       sayılı ilamı ile,

(...Boşanmaya neden olan olaylarda eşini kovan ve ona şiddet kullanan koca tamamen kusurludur.

Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. (TMK.md. 166/2)

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan gerekçeye istinaden bozulmasına, bozma kararı dikkate alındığında diğer temyiz itirazların şimdilik incelenmesine yer olmadığına...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

HGK. 16.11.2005 T. E:2-655, K:622


Evlilik birliği içinde velayetin kullanılması kapsamında tüm davaların ana ve baba tarafından birlikte açılması; bunlardan biri tarafından açılmış bulunan davaya, diğer eşin katılımının veya rızasının sağlanmasının gerekeceği-

HGK. 16.11.2005 T. E: 18-656, K: 625

Taraflar arasındaki “nüfus kaydının düzeltilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Van 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 7.7.2004 gün ve  2004/235-614 sayılı kararın incelenmesi davalı temsilcisi tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay  18.Hukuk Dairesinin 13.12.2004 gün ve 8713-9478  sayılı ilamı ile,

(...Dava, evliliğin devamı sırasında eşlerden birisi tarafından, nüfus kaydının düzeltilmesi istenilen küçüğe velayeten açılmış, mahkemece, diğer eşin katılması veya icazeti aranmadan davaya bakılıp kabulüne karar verilmiştir.

Türk Medeni Kanununun 336’ncı maddesinde, (eşlerden herhangi birisine öncelik veya üstünlük tanınmadan) evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın, velayeti birlikte kullanacağı öngörülmüş ve Türk Medeni Kanunun 342’nci maddesinde de anne ve babanın çocuğu velayetleri çerçevesinde temsil edecekleri ilkesi yine ayırım yapılmadan getirilmiş olup, kamu düzenini sağlamaya yönelik bulunan bu kuralların, yasanın yürürlüğe girdiği 1 Ocak 2002 tarihinden önceki olaylara uygulanması da, 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 2’nci maddesi hükmü gereğidir.

Emredici nitelikteki bu yasa kuralı evlilik birliği içinde velayetin kullanılması kapsamında ana ve baba tarafından çocuk adına açılacak tüm davalar yönünden de geçerlidir. Buna göre, asıl olan eşlerin birlikte dava açmaları ise de, bunlardan birisi tarafından açılacak davaya diğer eşin sonradan icazetini bildirip olumlu iradesini ortaya koyması da, velayetin birlikte kullanılması gerçekleşmiş olacağından yeterlidir. Diğer eşin katılımının veya rızasının sağlanamadığı davanın ise reddi gerekir.

Bu bakımdan mahkemece davacıya, eşinin davaya katılmak ya da duruşmada hazır bulunmak suretiyle icazetini bildirmesi veya icazetini gösteren imzası noterden onaylı belge ibraz etmesi için mehil verilip, bunun sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eşlerden birisinin istemi yeterli bulunarak davanın esası hakkında hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı temsilcisi

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, nüfus kaydının düzeltilmesi istemine ilişkindir.

A-DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ:

Davacı Bedri Teker; velayeti altında bulunan kızı Meliha Teker’in gerçek doğum tarihi 01.07.1980 olduğu halde, her nasılsa nüfus kaydında 01.07.1990 olarak tescil edildiğini ileri sürerek, doğum tarihinin ay ve günü baki kalmak kaydıyla 1980 olarak düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir.

B-DAVALININ CEVABININ ÖZETİ:

Davalı Nüfus Müdürlüğü temsilcisi; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C-YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ:

Yerel Mahkeme; “Sağlık Kurulu Raporu ve velayet altında bulunan küçüğün annesinin beyanına göre, nüfus kaydının düzeltilmesi istenilen küçüğün 01.07.1980 doğumlu olduğunun anlaşıldığı” gerekçesiyle “davanın kabulü ile, Meliha Teker’in 01.07.1990 olarak kayıtlı bulunan doğum tarihinin, ay ve günü baki kalmak üzere 1980 olarak düzeltilmesine” karar vermiştir.

D-TEMYİZ EVRESİ, BOZMA VE DİRENME:

Davalı Nüfus Müdürlüğü temsilcisi tarafından temyiz edilen karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş, Yerel Mahkeme; “nüfus kaydının düzeltilmesi istenilen küçüğün annesi Sisin Teker’in, 17.05.2004 tarihli duruşmada hazır bulunmak suretiyle davaya icazetini bildirdiğinin anlaşıldığı” gerekçesiyle önceki kararında direnmiş, direnme kararını davalı temsilcisi temyiz etmiştir.

E-GEREKÇE:

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; evlilik birliğinin devamı sırasında, eşlerden Bedri Teker tarafından, müşterek çocuk Meliha Teker’e velayeten nüfus kaydının düzeltilmesi istemiyle açılan davada, diğer eşin katılımının ve rızasının sağlanıp sağlanmadığı noktasında toplanmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 336’ ncı maddesinde,”evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar ” hükmü öngörülmüş olup; aynı Kanunun 342’nci maddesinde ise, “ana ve babanın velayetleri çerçevesinde çocuklarının yasal temsilcisi oldukları ” hükme bağlanmıştır.

Bu açık hükümler karşısında, evlilik birliği içinde velayetin kullanılması kapsamında tüm davaların ana ve baba tarafından birlikte açılması; bunlardan biri tarafından açılmış bulunan davaya, diğer eşin katılımının veya rızasının sağlanması gerektiğinde kuşku ve duraksama bulunmamaktadır.

Somut olayda baba Bedri Teker, nüfus kaydının düzeltilmesini talep ettiği Meliha Teker’e velayeten görülmekte olan davayı açmış; 17.05.2004 tarihli duruşmada hazır bulunan anne Sisin Teker, “Meliha benim kızımdır, ben de doğum tarihinin düzeltilmesini istiyorum” şeklindeki beyanıyla olumlu iradesini ortaya koymuştur.

Bu olgular birlikte değerlendirildiğinde; baba tarafından küçüğe velayeten açılmış bulunan davaya, yargılama sırasında diğer eşin icazetini bildirdiği; eş söyleyişle, velayetin birlikte kullanılması koşulunun gerçekleştiği açıktır.

Hal böyle olunca, Yerel Mahkemenin bu yöne ilişkin direnme kararı yerindedir.

Ne var ki, işin esası yönünden Özel Daire’ce bir inceleme yapılmadığından, davalı temsilcisinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir.

HGK. 16.11.2005 T. E:18-656, K:625


Özel Kanununda Aile mahkemelerin kararlarına karşı ayrı bir temyiz süresi getirilmemiş; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa atıf yapılmış olup bu madde hükmüne göre; Asliye Hukuk Mahkemesince verilecek kararların temyiz süresinin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün olacağı-

HGK. 30.11.2005 T. E: 2-758, K: 658

Taraflar arasındaki  “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 3.Aile  Mahkemesince davanın reddine  dair verilen   25.3.2004    gün ve  297-483  sayılı kararın incelenmesi davacı vekili  tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay  2.Hukuk Dairesinin  9.11.20004   gün ve   9608-13328    sayılı ilamı ile;

(.... 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle boşanma davası için istenen ve karar altına alınan tazminatlar boşanmanın eki niteliğinde olup kabul ve reddedilen kısımlar ayrıca harca tabi olmadığı gibi, ayrıca vekalet ücretine de tabi olmamasına göre davalı-karşı davacı kocanın  aşağıdaki  bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Taraflar 20.5.2004 tarihinde kesinleşen ilamla boşanmışlardır. Davacı koca 22.3.2004 tarihli  dilekçesiyle davasının ıslah ederek katılma rejiminde değer artış payı davasına dönüştürmüştür. Bu yönüyle görev  Türk Medeni Kanununun  227.maddesine uygun Aile Mahkemesine aittir.

Delillerin bu çerçevede toplanıp değerlendirilmesi ve davaya bakılması gerekirken, yazılı şekilde tefrik kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN:   Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Temyize konu hüküm Aile Mahkemesince hükme bağlanmış; 18.05.2005 tarihinde kalemde Mehmet Münür Arıtürk vekili Avukat Yavuz Top’a tebliğ edilmiş ve bu vekil tarafından  03.06.2005 tarihinde harçlandırılan dilekçe ile hüküm temyiz edilmiştir.

4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine dair Kanunun  usul hükümlerini düzenleyen 7. maddesinde bu mahkemelerin kararlarına karşı ayrı bir temyiz süresi getirilmemiş; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa atıf yapılmıştır.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 432. maddesinin 1. fıkrasında ise; Asliye Hukuk Mahkemesince verilecek kararların temyiz süresi tebliğ tarihinden itibaren 15 gün olarak belirtilmiştir.

Şu durumda Mehmet Münür Arıtürk vekili Avukat Yavuz Top’un 18.05.2005 tarihinde tebellüğ ettiği kararı son günü tatile de rastlamayan yasal 15 günlük temyiz süresi geçtikten sonra 03.06.2005 tarihinde temyiz ettiği anlaşıldığından , temyiz dilekçesinin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.

HGK. 30.11.2005 T. E:2-758, K:65


Taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olduğundan boşanmaya karar verilmesinin gerekeceği-

HGK. 30.11.2005 T. E: 2-711, K: 656

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kayseri Birinci Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 22.12.2004 gün ve  2004/843-1566 sayılı kararın incelenmesi  Davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin   31.03.2005  gün ve 2005/3339-5169 sayılı ilamı ile;

(...Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalı kocanın annesi ve kardeşlerinin davacıyı dövdükleri, davalının bu duruma sessiz kaldığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md. 166/1)karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç :  Davacı vekilinin  temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA…

HGK. 30.11.2005 T. E:2005/2-711, K:2005/656


Tanık Cumhur Yılmaz hakkında yalan tanıklıktan suç duyurusunda bulunulduğu anlaşılmakta olup bu konuda bir araştırma yapılmadan ve kamu davası açılmışsa sonucu beklenilmeden, eksik araştırma ve inceleme ile karar verilemeyeceği-

HGK. 30.11.2005 T. E: 2-739, K: 683

Taraflar arasındaki “boşanma“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Niğde Asliye 1.Hukuk  Mahkemesince davanın reddine  dair verilen  7.7.2004 gün ve  2003/738 E. 2004/473  K.    sayılı kararın incelenmesi  davacı   vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin  1.12.2004  gün ve 2004/13249-14263  sayılı ilamı ile,

(...Tanık Cumhur Yılmaz hakkında yalan tanıklıktan suç duyurusunda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu konuda bir araştırma yapılmadan ve kamu davası açılmışsa sonucu beklenilmeden, eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutansak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ:Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA…

HGK. 30.11. 2005 T. E:2005/2-739, K:2005/683


Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişiminin anne yanında tehlikede olduğu ve annenin velayet görevini ihmal ettiğine ilişkin başkaca bir delil bulunmadığına göre (TMK. 183,348 ve349.maddelerindeki şartları da oluşmamıştır) 1999 doğumlu olup, anne bakım ve şefkatine muhtaç çocuğun velayetinin anadan alınamayacağı-

HGK. 12.10.2005 T. E: 2-562, K: 573

Taraflar arasındaki “velayetin nez’i “  davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 2.Aile  Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 28.01.2004 gün ve 2003/570 E. 2004/39 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 22.06.2004 gün ve 2004/5448-8252 sayılı ilamı ile;

(...Boşanma kararının kesinleştiği 20/11/2001 tarihinden sonra annenin davacı babanın çocukla kişisel ilişkisini zedelediğine ve engellediğine dair bir delil ortaya konmamıştır. Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişiminin anne yanında tehlikede olduğu ve annenin velayet görevini ihmal ettiğine ilişkin başkaca bir delil bulunmadığına göre (TMK. 183,348 ve349.maddelerindeki şartları da oluşmamıştır) 1999 doğumlu olup, anne bakım ve şefkatine muhtaç çocuğun velayetinin anadan alınması doğru görülmemiştir...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA…

HGK. 12.10.2005 T. E:2005/2-562, K:2005/573

 

………………………………………….

Davalı kocanın niyetinin eşinden boşanmak olduğu, normal yolla açacağı şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanma davasını kanıtlayamayacağını düşündüğünden, TMK.m.166/son hükmünden yararlanma ve bir araya gelmeme gayreti içinde bulunduğu, bu durumda davacı kadının tek yanlı çabası ile tarafların yeniden bir araya gelmelerinin beklenemeyeceğinden davacının ayrı yaşama hakkının bulunduğu sonucuna varılmış olup, tedbir nafakasına hükmedilebileceği-

HGK. 19.10.2005 T. E: 3-626, K: 592

Taraflar arasındaki "nafaka" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1.Aile Mahkemesince davanın kısmen   kabulüne dair verilen 15.12.2004  gün ve 2004/842-1767  sayılı kararın incelenmesi davacı ve davalı  vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin  31.3.2005          gün ve   2005/2957-3412   sayılı ilamı ile;

(...Davacı vekili dilekçesinde müvekkilinin davalı ile halen evli olup ayrı yaşadıklarını, davalının eşi ile ilgilenmediğini beyan ederek; 2.500.000.000 TL. tedbir nafakasının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı savunmasında davacıdan kaynaklanan sebeplerle hayatlarının çekilmez hale geldiğini ve davacının ayrı yaşamada haklı olmadığını ifade etmiştir.

Mahkemece üst düzeyde yaşantı sürdüren davacının halen ayrı yaşamakta olduğu, herhangi bir işte çalışmadığı, eşine de evlilik birliğindeki yaşantıyı sağlaması gerektiği belirtilerek aylık 1.500.000.000 TL nafakanın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kural olarak, boşanma davası dışında eşlerin evlilik birliği gereklerini yerine getirmemeleri sebebiyle tedbir nafakası isteyebilmeleri için ayrı yaşamada haklı olduklarını ispat etmeleri gerekir (TMK.mad.195).

Somut olayda, davacı ayrı yaşamada haklı olduğunu kanıtlayamamıştır. Zira tüm tanıklar davacının ayrı yaşamada haklı olduğuna dair herhangi bir beyanda bulunmamışlardır. Bu durumda iddia kanıtlanamadığına göre davanın reddi gerekirken istemin kısmen kabulü yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN :   Davalı  vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü;

A-DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ ; Davacı vekili; müvekkili davacının davalı ile 12.03.2003 tarihinde  evlendiklerini, 4 aylık birliktelikten sonra tatil dönüşü müvekkilinin davalı tarafından baba evine bırakıldığını, tarafların 9 aydır ayrı yaşadıklarını, müvekkilinin 19.09.2003 tarihinde müşterek ikametgâhlarına gitmiş olmasına rağmen davalı tarafından kabul edilmediğinden geri dönmek  zorunda kaldığını, davalı tarafından daha önce açılan boşanma davasının, müvekkilinin hiçbir kusurunun bulunmaması nedeni ile reddedildiğini, evlilik nedeni ile işini tasfiye ettiğinden müvekkilinin nafakaya muhtaç olduğunu beyanla 2.500  YTL. nafakanın  davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

B-DAVALININ CEVABININ ÖZETİ ; Nafakaya hükmedilebilmesi için koşulların oluşmadığını, ayrı yaşama hakkının ispatlanması gerektiğini  ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C-YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ ; Yerel mahkemece, daha önce açılan boşanma davasının reddedildiği, tarafların boşanma davasından sonra bir araya gelmediği konusunda bir uyuşmazlığın bulunmadığı, davacının ayrı yaşama hakkının bulunduğu gerekçeleri ile, tarafların sosyal ve ekonomik durumları da gözetilerek davacı yararına aylık 1.800.YTL. nafakaya hükmedilmiştir.

D-TEMYİZ EVRESİ, BOZMA VE DİRENME; Hüküm davalı vekilince temyiz edilmekle, Özel Dairece yukarıya aynen alınan gerekçelerle bozulmuş, yerel mahkeme;

“Davalının bilindik bir yolla sırf TMK.m.166/son’daki koşulların oluşması amacı ile temelde haksız olduğu ve kanıtlayamayacağı  bir boşanma davası açtığını, tanık bildirmeyip davanın redle sonuçlanmasını sağladığını, kararı temyiz etmeyerek kesinleştirdiğini ve 3 yıllık bekleme süresini 21.05.2004 tarihi itibarı ile başlattığını, hal böyle olunca, ortak hayatı yeniden kurma görevinin davalı kocaya düştüğünü, ancak davalı kocanın bunu yapmadığını, iyi niyetli olmadığını açıklayarak ilk hükümde direnmiştir.

E-GEREKÇE ; Davacı ile davalı 12.03.2003 tarihinde evlenmişler, davalı Melih 04.11.2003 tarihinde şiddetli geçimsizliğe dayalı olarak boşanma davası açmış, mahkemece kendisine delilleri bildirmek üzere süre vermesine rağmen tanık bildirmemiş ve bu nedenle açtığı dava ispatlanamadığından reddedilmiş, mahkemenin red kararı temyiz edilmeksizin 20.05.2004 tarihinde kesinleşmiştir.

Davacı dava dilekçesinde kendisini tatil dönüşü baba evine davalı kocasının götürüp bıraktığını, 19.09.2003 tarihinde müşterek ikametgâha gitmiş olmasına rağmen, kendisini davalının kabul etmediğini belirtmiş, dinlenen tanıklar ise, davalı kocanın davacı kadını babası evine götürüp bıraktığını ve bu olaydan sonra da tanıkların bir araya gelmediklerini doğrulamışlardır.

Dosyadaki delil durumu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı kocanın niyetinin eşinden boşanmak olduğu, normal yolla açacağı şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanma davasını kanıtlayamayacağını düşündüğünden, TMK.m.166/son’da açıklanan biçimde “boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir” hükmünden yararlanmak ve bu yolla boşanmak istediği, önceki red kararının 20.05.2004 tarihinde kesinleşmiş olmakla, 3 yıllık sürenin işlemeye başladığı, bu durumda  davacının tek yanlı çabası ile tarafların yeniden bir araya gelmelerinin beklenemeyeceğinden davacının ayrı yaşama hakkının bulunduğu sonucuna varılmış olup, yerel mahkeme kararı bu yönü ile doğrudur.

Ne var ki, hükmedilen nafaka miktarına ilişkin davalı vekilinin temyiz itirazları Özel Dairece değerlendirilmediğinden, dosyanın Dairesine gönderilmesi gerekmektedir.

HGK. 19.10.2005 T. E:3-626, K:592

 


 

Aile konutu özel bir konuma ve öneme sahip kılınmış ve üzerindeki tasarruf yetkisi yasa ile sınırlandırılmış olup takibe ve tahliyeye konu taşınmazın aile konutu olduğunun belirlenmesi halinde bu yasal gereklerin yerine getirilip getirilmediğinin araştırılması gerekeceğinden mahkemece öncelikle bu iddia üzerinde durulmalı ve şikayetçinin bu yerin “aile konutu” olduğunun tespitine yönelik olarak açılmış bir davasının ve aile mahkemesince yapılmış bir belirlemenin bulunup bulunmadığı, araştırılmalı; sonucuna göre gerektiğinde şikayetçiye tahliyesi istenen taşınmazın aile konutu olduğunu ispata yönelik olarak aile mahkemesine dava açma yetkisi ve olanağı verilmeli ve sonuca göre bir karar verilmesinin gerekeceği-

HGK. 26.10.2005 T. E: 12-676, K: 600

Taraflar arasındaki “şikayet” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 10.İcra Mahkemesince şikayetin kabulüne dair verilen 29.01.2004 gün ve 2003/573-2004/60 sayılı kararın incelenmesi Karşı taraf/takip alacaklısı Durdu Güzey tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29.11.2004  gün ve 20444-24666 sayılı ilamı ile ;

(....Dairemiz süregelen içtihatlarında benimsendiği üzere boşanma gerçekleşse dahi eşlerden birisi diğerine karşı ve ona tebaen mecurda oturduğundan İ.İ.K. ‘nun 276/son madde hükmü gereğince kiralayana karsı 3. kişi sayılamazlar. İcra mahkemesince müşteki kadının şikayetinin bu nedenle kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Öte yandan 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunuyla getirilen 194.madde hükmü koşullarında da mahkemece herhangi bir inceleme yapılmaksızın özellikle mecurun aile konutu niteliği olup olmadığı ve anılan maddenin son fıkra hükmü gereğince kadının sözleşmede taraf durumuna gelip gelmediği irdelenmeksizin eksik inceleme ile sonuca gidilmesi de doğru değildir...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN:  Karşı taraf/takip alacaklısı Durdu Güzey

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü

A- Şikayetçi İsteminin Özeti:

Şikayetçi vekili 12.09.2003 tarihli şikayet dilekçesinde özetle; müvekkilinin zilyedi olup, oturmakta bulunduğu gecekonduyu enkaz satıcısı Ferit A.’nun eşi ve iki çocuğu ile birlikte otururken eşini ve çocuğunu terk edip gitmesi üzerine müvekkilinin çocukları ile birlikte hayatlarını komşularının yardımı ile idame ettirdiklerini, borçlunun terk ettiği eşi Münevver hakkında Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/12 esas sayılı dosyası ile açtığı boşanma davasının reddedildiğini ve tahliyesi istenilen evde şikayetçinin dava tarihine kadar ve halen zilyet olarak oturduğunu, Ferit A. ’nun eşi ve çocuklarına mahkemece bağlanan nafakayı bile ödemediğini, tahliye isteyenin önce Ankara 2. İcra Müdürlüğünün 2001/20672 sayılı, Ankara 2. İcra Müdürlüğünün 2002/1833 sayılı, Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 2002/6748 sayılı dosyalarında takibe girişmişse de bu dosyalardaki takiplerin iptal edildiğini, dördüncü kez Ankara 28. İcra Müdürlüğünün 2003/2989 sayılı dosyasında tahliye taahhütnamesi başlığını taşıyan belgeye dayalı olarak 56 örnek tahliye emri gönderildiğini, icra müdürlüğünün şikayetçiye 15.9.2003 tarihine kadar gecekonduyu tahliye etmesi için süre verdiğini, tahliye isteyen ile tahliye taahhüdünde bulunan arasında kiracılık ilişkisi olmadığından icra müdürlüğünce 56 örnek tahliye emri gönderilmesinin icra yasasına aykırı olduğunu belirterek girişilen takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Şikayetçi vekili 18.11.2003 tarihli celsedeki beyanında : davalı savunmalarındaki hususun yalan olduğunu, müvekkilinin para almadığını savunmuştur.

B- Karşı  Tarafın Cevabının Özeti:

Karşı taraf/borçlu Ferit A. 18.11.2003 günlü duruşmaya katılmış ve beyanında; 1.500.000.000 TL kendisinin, 1.500.000.000 TL de (şikayetçi) eşinin para alarak dava konusu yeri Durdu’ya sattığını, savunmuştur.

Karşı taraf/takip alacaklısı Durdu G. cevap dilekçesinde: dava konusu yer olan gecekondunun  evveliyatı Şahin Koçak Adına kayıtlı iken 20.05.1992 tarihinde Ferit tarafından muhtar ve şahitler huzurunda satın alınıp, 17.09.2001 tarihinde de yine muhtarlık tasdiki ile Ferit tarafından kendisine satıldığını, bu tarihten beri yasal olarak kendisine ait olduğunu, şikayetçi ile diğer şikayet edilen Ferit’in daha sonra boşandıklarını, her ikisinin de başka kişilerle evlendiklerini, şikayetçinin yeni evlendiği eşinin evinde başka adreste oturduğunu, gerektiğinde keşfen durumun tespit edilebileceğini, vekilin müvekkilini zilyet gibi göstererek ve şikayetçinin de boşandıktan sonra evden çıkmayarak satın aldığı yere sahip çıkmak istediğini, fuzuli şagil olup, şikayetinin samimi olmadığını, tahliyesine, taşınmazın kendisine boş olarak teslimine karar verilmesini istemiştir

Duruşmadaki beyanında da; İki tarafın birlikte kendisine sattıklarını, 3 milyar parayı şahitler huzurunda Ferit ve Münevver’e verdiğini savunmuştur.

C- Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Yerel Mahkeme;

“Davacının davası yerinde görülmüş olup. davacının daha önce değişik Merciilerde açmış olduğu davalarında haklı görülmüş olup, Davalı taraf bu kez üçüncü kez aynı gerekçelerle takip yapmış olup, bu şekilde takip yapamayacağı aslında davalılar Ferit Atikoğlu ile Durdu Güzey muvazaalı olarak iş bu satış senedini tanzim ettikleri çünkü davacımız Münevver Atikoğlu ile Ferit Atikoğlunun boşanmalarının 11.7.2003 tarihinde olduğu, bu kararın 18.7.2003 tarihinde kesinleştiği, Davalı Durdu Guzevin ibraz ettiği enkaz satış senedinin 17.9.2001 tarihli olduğu ve orada enkazı satanın sadece Davalı Ferit Atikoğlu olduğu Münevver Atikoğlu’nun satışla 3.000.000.000 TL’nin yarısı olan 1.500.000.000 TL aldığına dair belgede imzası olmadığı gibi taraf ta olmadığı anlaşılmış olup, bu durumda davacının davası yerinde görülmüş olup kabulü ile aşağıdaki hükme varılmıştır.”

Gerekçesiyle; şikayetin kabulüne ve icra takibinin iptaline karar vermiştir.

D-Temyiz Evresi, Bozma Ve Direnme:

Karşı taraf/ takip alacaklısı Durdu’nun temyizi üzerine Yüksek Özel Daire;

“…… boşanma gerçekleşse dahi eşlerden birisi diğerine karşı ve ona tebaen mecurda oturduğundan İ.İ.K. ‘nun 276/son madde hükmü gereğince kiralayana karsı 3. kişi sayılamazlar. İcra mahkemesince müşteki kadının şikayetinin bu nedenle kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Öte yandan 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunuyla getirilen 194.madde hükmü koşullarında da mahkemece herhangi bir inceleme yapılmaksızın özellikle mecurun aile konutu niteliği olup olmadığı ve anılan maddenin son fıkra hükmü gereğince kadının sözleşmede taraf durumuna gelip gelmediği irdelenmeksizin eksik inceleme ile sonuca gidilmesi de doğru değildir.”

Gerekçesiyle  hükmün bozulmasına karar vermiş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir

Direnme hükmünü  karşı taraf Durdu temyiz etmiştir

E- Gerekçe:

İstek, icra müdürlüğü işlemini şikayete ilişkindir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; icra takibinden önce aralarında boşanma davası bulunan eşlerden erkeğin satarak iki adet tahliye taahhüdüne konu ettiği taşınmazda çocukları ile birlikte oturmakta olan şikayetçi eş kadının, taahhüdü alan tarafından kocası aleyhine girişilen takipteki hukuki konumunun ne olacağı ve mahkemece taşınmazın Türk Medeni Kanunu’nun 194/1 maddesi anlamında aile konutu niteliğinin araştırılmasının gerekip gerekmediği, noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle; somut olaya ilişkin özelliklerin açıklanmasında yarar vardır:

Tahliye istemine ve şikayete konu tapu tahsis belgesi başkası adına olan ve koca tarafından haricen satın alınan taşınmazda, önceleri şikayetçi kadın ile karşı taraf/borçlu koca ve çocuklarının oturmakta oldukları, karı-koca arasında çıkan  anlaşmazlık nedeniyle kocanın haricen satın aldığı bu yeri yine haricen takip alacaklısına 17.09.2001 tarihli Enkaz Satış Senedi ile satarak, değişik tarihlerde tahliye taahhütleri verdiği, bu taahhütlerin üç ayrı icra takibine konu edilmişlerse de İcra Hakimliklerince takiplerin iptal edildiği, son olarak eldeki şikayete konu takibe girişildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

Karşı taraf/borçlu koca tarafından, tahliyesi istenen konutta çocukları ile birlikte oturmakta olan şikayetçi kadın aleyhine 20.05.2003 tarihinde boşanma davası açılmış; bu dava devam ederken daha önce kocadan konutu haricen satın karşı taraf/takip alacaklısına 01.08.2003 tarihinde konutun boşaltılacağına ilişkin 09.07.2003 tarihli tahliye taahhüdü verilmiş bu arada boşanma davası da 11.07.2003 tarihinde kabulle sonuçlanmıştır.

Şikayetçi kadının kocasından taşınmazı ve tahliyeye ilişkin taahhüdü alan karşı taraf/takip alacaklısı Durdu Ankara 28.İcra Müdürlüğünün 2003/2989 esas sayılı dosyasında 05.08.2003 tarihinde karşı taraf/borçlu koca aleyhine tahliye taahhüdüne dayanarak “haciz ve tahliye” istemli takibe girişmiş; icra müdürlüğünce borçluya Örn.56 tahliye emri gönderilmiştir.

Tahliye emri kendisine 19.08.2003 tarihinde tebliğ edilen borçlu tarafından itiraz edilmemekle takip kesinleşmiş ve 10.09.2003 tarihli müdürlük kararıyla tahliyenin gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.

Tahliye istemine konu taşınmazda oturan ve takipten 11.09.2003 günü hacze gelinmesi ile haberdar olan şikayetçi eş eldeki şikayet isteminde bulunmuş; icranın ertelenmesi ve takibin iptalini istemiştir.

Şikayetçi, takip borçlusu eşinin kendisini ve çocuklarını terk ettiğini ve onları mağdur etmek için bu yola başvurduğunu, taşınmazın zilyedinin kendisi ve çocukları  olduğunu ileri sürmektedir.

Tahliye istemine konu taşınmaz açıklandığı üzere takip alacaklısı tarafından takip borçlusundan haricen satın alınmış ve tarafların sözlü anlaşmaları ile içinde eş ve çocuklar oturmakta iken tahliye taahhüdüne konu edilmiştir. Bu tahliye taahhüdüne dayanılarak alacaklı tarafından girişilen takibe borçlu tarafından itiraz edilmemekle takip kesinleşmiştir.

Takip kesinleşmekle takibin tarafları arasındaki ilişkinin hukuksal niteliği ve kesinleşen takibin sonuçları uyuşmazlık konusu olmakta çıkmıştır.

Dolayısıyla şikayet konusu olayda takip kesinleşmekle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 276/son maddesinin uygulanma olanağı  bulunmaktadır.

Burada alacaklı ile borçlu arasındaki ilişki üzerinde değil; şikayetçinin onlar karşısındaki konumu üzerinde durmak gereği ortaya çıkmaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “Kiralanan gayrimenkulde üçüncü şahıs bulunursa” başlıklı  276. maddesi;

“Tahliyesi istenen yerde kiracıdan başka bir şahıs bulunur ve işgalde haklı  olduğuna dair resmi bir vesika gösteremezse derhal tahliye olunur.               Şu kadar ki, bu şahıs resmi bir vesika gösterememekle beraber daireye ibraz olunan mukavele tarihinden evvelki bir zamandan beri orayı işgal etmekte bulunduğunu beyan eder ve bu beyanı icra memuru tarafından mahallinde yapılacak tahkikatla teeyyüt ederse memur, tahliyeyi tehirle üç gün içinde keyfiyeti tetkik  merciine bildirir.                                                               Merci, tarafları dinliyerek icabına göre tahliyeyi emreder veya taraflardan  birinin yedi gün içinde mahkemeye müracaat etmesi lüzumuna karar verir. Bu müddet içinde mahkemeye müracaat edilirse, davanın neticesine göre hareket olunur. 36 ncı madde hükümleri burada da uygulanır. Dava etmiyen taraf iddiasından vazgeçmiş sayılır.

Borçlunun nesep ve sebepten usul ve füruu, karı veya kocası, ikinci dereceye kadar kan ve sıhri hısımları ve iş ortakları ile borçluya tebaan mecurda oturdukları anlaşılan diğer şahıslar, bu madde hükmünün tatbikında üçüncü şahıs sayılmazlar.”

Hükmünü içermektedir.

Görüldüğü üzere, kural olarak; eşlerden birisi diğerine karşı ve ona tebaen taşınmazda oturduğundan -boşanma gerçekleşse bile- İİK.nun 276/son madde hükmü gereğince 3.kişi konumunda değildir.

Ancak, kural bu olmasına karşın tahliyeye konu konutun “aile konutu” olarak kullanıldığı, şikayetçi eşin halen bu yerde çocukları ile birlikte oturmaya devam ettiği ileri sürüldüğüne göre şikayetçinin bu iddiası üzerinde durulmak gerekir.

Zira, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Aile konutu” başlıklı 194/1 maddesinde;

“Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz”hükmü yer almakta;

Bu maddenin yasal gerekçesinde ise;

Bu madde ile İsviçre Medenî Kanununun 169 uncu maddesine uygun olarak eşlerin hukukî işlemlerinde 193 üncü maddeyle kabul edilen genel kuralın bir istisnasına yer verilmiştir. Madde eşlerin aile konutlarıyla ilgili hukukî işlemlerde eşlerin serbestliği ilkesine istisna getirmiş ve böylece aile konutu ile ilgili bazı hukukî işlemlerin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kabul edilmiştir.

Aile konutu eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alandır. Bu nedenle bu denli önemli bir malvarlığıyla ilgili olarak eşlerin tek başlarına hukukî işlemleri yapması diğer eşin önemli yararlarını etkileyebilir. Bunun sonucu olarak madde, konutla ilgili kira sözleşmesinin feshini, bu konutun başkalarına devrini ya da konut üzerindeki hakları ve buna benzer diğer hukukî işlemlerle tamamen ya da kısmen sınırlanmasını diğer eşin rızasına bağlamıştır. Maddede, aile konutunu eşlerden birinin kiralaması hâlinde, diğer eşin bir bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelmesi öngörülmektedir.

Bu konu İsviçre Medenî Kanununda 7 Temmuz 1998 tarihli Kanunla yapılan değişiklikle “boşanmanın sonuçları” ile ilgili 121 inci maddede üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir. Ancak bizde evliliğinin devamı sırasında da kira sözleşmesine taraf olmayan eşin mağdur olması gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle söz konusu hüküm evlenmenin hükümleri kısmında ele alınmıştır.

Diğer eşin kanunun kendisine tanımış olduğu rıza verme yetkisini haklı sebep olmaksızın eşinden esirgemesi, bu yolla hakkını kötüye kullanması mümkündür. Bunun önlenmesi için de maddenin ikinci fıkrasında böyle bir rızaya muhtaç olan eşe hâkime başvurma yetkisi tanınmıştır.”

 

Denilmektedir.

 

Bu hüküm göstermektedir ki, aile konutu özel bir konuma ve öneme sahip kılınmış ve üzerindeki tasarruf yetkisi yasa ile sınırlandırılmıştır. Takibe ve tahliyeye konu taşınmazın aile konutu olduğunun belirlenmesi halinde bu yasal gereklerin yerine getirilip getirilmediğinin araştırılması gerekecektir.

 

Öyleyse, mahkemece öncelikle bu iddia üzerinde durulmalı ve şikayetçinin bu yerin “aile konutu” olduğunun tespitine yönelik olarak açılmış bir davasının ve aile mahkemesince yapılmış bir belirlemenin bulunup bulunmadığı, araştırılmalı; sonucuna göre gerektiğinde şikayetçiye tahliyesi istenen taşınmazın aile konutu olduğunu ispata yönelik olarak aile mahkemesine dava açma yetkisi ve olanağı verilmeli ve sonuca göre bir karar verilmelidir.

Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 19.10.2005 gün ve 2005/12-652 esas ve 2005/583 karar sayılı ilamında da vurgulanmıştır.

Açıklanan hususlar göz ardı edilerek eksik incelemeyle hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

HGK. 26.10.2005 T. E:12-676, K:600


Evlilik birliği içinde edinilen taşınmaz için tapu iptali davasının dinlenebilmesinin 07.10.1953 tarih ve 7/8 sayılı İBK.’daki koşula bağlı olduğu- Davacının evlilik birliği devam ettiği sürece çalıştığı sabit olduğundan kadının ve eşinin birlik içindeki kazançlarının ve edindikleri malların kazançla oranlanması ve eşlerden biri yararına kazanç ve katkıyla orantılı olmayacak şekilde bir kazanım bulunup bulunmadığının saptanmasının gerekeceği-

HGK. 28.09.2005 T. E: 14-516, K: 533

Taraflar arasındaki “Tapu iptali tescil tazminat“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 3.Asliye Hukuk  Mahkemesince davanın  reddine    dair verilen   16.10.2002   gün ve  1999/771 E, 2002/964 K.  sayılı kararın incelenmesi  davacı  vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay   14.Hukuk Dairesinin 23.12.2003 gün ve E. 7453  K.8993   sayılı ilamı ile,

(...Davacı, evlilik birliği içinde edinilen 10 parsel sayılı taşınmazın, 07 S 1177 plakalı aracın ve davalının bankadaki hesabında bulunan paraların  ortak kazançları ile elde edildiğini ileri sürerek, taşınmazın  ½ payının iptali ile adına tescilini veya bedelinin ödenmesini aracın ½ mülkiyetin ve  bankadaki paranın da ½ sinin yine kendisine verilmesini istemiştir.

Davalı, davacının dava konusu taşınmaz, araç ve para üzerinde hakkı olmadığını, bunların  kendisine ait olduğunu, davacının gelirinin olup bu gelirle kendi adına yatırım yaptığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, araç için kayıt iptalinin istenemeyeceği evlilik birliği içinde davacının çalışmış  olmasına rağmen bu geliri ile kendi adına yatırım yaptığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı temyiz etmiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanan  delillere ve dosya içeriğine göre,araç mülkiyetinin ½  sinin  davacıya devrine ilişkin istemin reddine karar verilmesinde bir usulsüzlük görülmemiştir.

Davacının tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin temyiz itirazlarına gelince;

7.10.1953 tarih, 7/8 sayılı  Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere; sicilde eşlerden biri adına kayıtlı  bulunan bir taşınmazın, gerçekte kendi namına satın alınması gerektiğini ve bedelini de kendisinin    verdiğini ileri sürerek kaydın adına tashihini  isteyen diğer eşin bu isteğinin  kabul edilebilmesi için aralarında Medeni Kanunun 634.maddesi  (Yeni Medeni Kanunun 706.maddesi) hükmüne göre düzenlenmiş resmi bir sözleşme bulunduğunun kanıtlanması gerekir.Böyle bir sözleşmenin varlığının kanıtlanamaması durumunda davacının mülkiyet aktarımı için geçerli bir  hukuki nedene dayandığından söz edilemez ve davası  hukuki  sebepten mahrum bulunduğundan ayın (mülkiyet) isteyemez. Salt bedelin davacı tarafından ödenmiş olması veya eşler arasında temsil ilişkisinin bulunması kaydın iptalini gerektirmez.

Eldeki davada da, davacı resmi şekilde yapılmış belgeye dayanmadığı için tapu iptali ve tescil isteğinin de reddine karar verilmesi yerindedir.Davacının ikinci kademedeki katkı payına ve bankalardaki paralara ilişkin olarak verilen  kararın temyizine gelince;

Karı koca arasında mal ayrılığı rejiminin bulunması Borçlar Kanunu uyarınca sözleşme ilişkisinin kurulmasına engel değildir. Evlilik birliği kurulurken bunun ömür boyu süreceği düşüncesi hakimdir.Bu düşünce nedeniyle de ortak yaşam ve geleceği güvence altına almak amacıyla eşlerin birlikte yatırım yapmaları yaşamın olağan akışıdır. Karşılıklı güvene dayalı olarak kurulan evlilik birliği içerisinde eşlerin aralarındaki hukuki ilişkiyi yazılı sözleşmeye bağlamaları beklenemez. Yukarıda anılan İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde gösterildiği gibi, eşler arasında sözleşmenin bulunduğu, HUMK.nun 293 maddesi uyarınca tanıkla kanıtlanabilir. Bu sözleşmeye aykırı davranılması nedeniyle tazminat istenmesini önleyen bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.

Davacının evlilik birliği devam ettiği sürece çalıştığı sabittir. Bu nedenle kadının ve eşinin birlik içindeki kazançlarının ve edindikleri malların  kazançla oranlanması ve eşlerden biri yararına kazanç ve katkıyla orantılı olmayacak şekilde bir kazanım bulunup bulunmadığı saptanmalıdır. Mahkemece, açıklanan  şekilde bir araştırma ve inceleme yapılması, dava  konusu taşınmaz edinilmesi ve bankadaki parada davacının katkısının olduğunun saptanması halinde, katkı payı oranında davanın kabulüne karar  verilmesi gerekirken, soyut gerekçelere dayanan bilirkişi raporu ile sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

HGK. 28.09.2005 T. E:14-516, K:533


Taraflar bozma ilamına uyulmasını istemiş iseler de, Genel Kurulda yapılan görüşmeler sonunda; Özel Dairenin bozma sebebi yaptığı konu kamu düzenine ilişkin görülmüş ve bu nedenle yerel mahkemenin her iki tarafın bozmaya uyulmasını istemelerine rağmen direnebileceği-

HGK. 28.09.2005 T. E: 2-572, K: 551

Taraflar arasındaki “soybağı ve nüfus kaydının düzeltilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana 1.Aile Mahkemesince dava dilekçesinin görev yönünden reddine dair verilen 12.10.2004 gün ve 2004/331 E. 104 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 21.02.2005 gün ve 2004/16747-2469 sayılı ilamı ile;

(...Dava Hasan ve Fatma yönünden nüfus kaydının iptali, Kazım ve Fadima yönünden soybağı davasıdır. Yargılama sürdürülerek varsa taraf delilerinin toplanıp, sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır...)Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davalılar

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

A-DAVA KONUSU: Dava, soybağının tespiti ve buna bağlı olarak nüfus kaydının iptali istemine ilişkindir.

B-DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı, nüfus kayıtlarında anne ve babası olarak gözüken Fatma Yardımcı ve Hasan Yardımcı’nın gerçek anne ve babası olmadığını, gerçek anne ve babasının Fadıma Türkoğlu ve Kazım Türkoğlu olduğunu, bu durumun tespiti ile nüfus kayıtlarının gerçeğe uygun şekilde düzeltilmesini istemiştir.

C-DAVALININ CEVABININ ÖZETİ: Davalılar Kazım ve Fadıma Türkoğlu ile Fatma ve Hasan Yardımcı, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmişlerdir.

D-YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ: Adana Asliye 3. Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı vermiş ve dosyayı Aile Mahkemesine devretmiştir.

Adana 1.Aile Mahkemesi ise davanın soybağı davası olmayıp nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası olduğunu açıklayarak davanın görev yönünden reddine karar vermiştir.

D-TEMYİZ EVRESİ, BOZMA VE DİRENME: Hükmün davalılar Hasan ve Fatma Yardımcı tarafından temyizi üzerine Özel Daire, yukarıda açıklanan şekilde, Aile Mahkemesinin davaya bakması gerektiği gerekçesi ile kararı bozmuş, mahkeme önceki kararında direnmiştir, direnme kararı davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

E-UYUŞMAZLIK: Davanın niteliği ve buna bağlı olarak davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesine mi, yoksa Aile Mahkemesine mi ait olduğu noktasında toplanmaktadır.

F-GEREKÇE :

a)Ön sorun değerlendirilmesi;

Yukarıda da açıklandığı üzere dava kendisine açılan Asliye Hukuk Mahkemesi,  görevli olmadığına, davaya bakmakla aile mahkemesinin görevli olduğuna karar vermiştir; dosya kendisine gönderilen aile mahkemesi ise kendisinin görevli olmayıp asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu yolunda karar ittihaz etmiştir. Bu kararın temyizi üzerine Özel Daire davaya aile mahkemesinin bakması gerektiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur.

Bu bozma üzerine dosya kendisine ulaşan aile mahkemesinin ilk oturumunda, davacı vekili ile davalılar bozma kararına uyulmasını istemişlerdir. Aile mahkemesi tarafların bozmaya uyulmasını istemelerine karşın bozma kararına uymayıp asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin ilk kararında direnmiştir.

Bu durumda her iki tarafın uyma kararı verilmesini istemeleri halinde, yerel mahkemece direnme kararı verilip verilemeyeceği bir ön sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilindiği gibi  H.U.M.K.nun 429. maddesi hükmüne göre, Yargıtay bozma kararı üzerine hakim, tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra bozma ilamına uyulup uyulmayacağına karar verir. Görülü­yor ki hakim, kural olarak Yargıtay bozma ilamına uymak ya da bu karara karşı direnme kararı vermek konusunda tarafların istekleri ile bağlı olmayıp serbest takdir yetkisine sahiptir. Eş anlatımla hakim bozma ilamına uymak zorunda olmayıp eski kararında direnebilir.

Ana kural bu olmakla birlikte bozma nedenlerinin kamu düzenine ilişkin ve dolayısıyla hakimin kendiliğinden (re'sen) göz önünde bulundurması gereken hususlardan olma­ması halinde, taraflar veya vekilleri, bozma kararına uyulmasını istemişlerse, artık mahkeme bu  bozmaya uymak zorunda olup, direnme kararı veremez. Yargıtay'ın çekişmeli yargıda yerleşmiş ve kurallaşmış uygulaması bu doğ­rultudadır (Hukuk Genel Kurulu'nun 25.06.1997 gün, E: 1997/11-313, K:1997/ 569, 18.10.1989 gün 541-534, 21.02.1990 gün 10-117, 19.02.1992 gün, 635-82, 23.02.1994 gün, 936-94, 27.01.1999 gün, 26-4 sayılı kararları).

Somut olayda taraflar bozma ilamına uyulmasını istemiş iseler de, Genel Kurulda yapılan görüşmeler sonunda; Özel Dairenin bozma sebebi yaptığı konu kamu düzenine ilişkin görülmüş ve bu nedenle yerel mahkemenin her iki tarafın bozmaya uyulmasını istemelerine rağmen direnebileceği sonucuna varılmıştır.

b)Direnmenin değerlendirmesi ;

Davacı, Kazım ve Fadıma Türkoğlu’nun gerçek anne babası olduğunun tespitini, nüfus kayıtlarında anne babası gözüken ancak gerçek anne ve babası olmayan Hasan ve Fatma Yardımcı’nın nüfus kayıtlarından çıkarılmayı ve nüfus kaydının gerçeğe uygun şekilde düzeltilmesini istemiştir.

Dava Kazım ve Fadıma açısından soybağı, Hasan ve Fatma açısından nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır.

 

4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5133 sayılı Kanun ile değişik 4/1 maddesinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun üçüncü kısım hariç olmak üzere  ikinci kitabından ( MK. md. 118-494 ) doğan bütün dava ve işlere Aile Mahkemesinde bakılacağı düzenlenmiştir.

Soybağına ilişkin hükümler 4721 sayılı Medeni Kanunun 282.maddesi ve devamında düzenlenmiş olup Aile Mahkemelerinin görevi kapsamındadır. Nüfus Kanununun 46. maddesinde düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesi davalarına ise Asliye Hukuk Mahkemelerinde bakılır. Ancak nüfus kayıtlarının davacının talebi gibi düzeltilebilmesi için öncelikle gerçek anne-babanın dolayısı ile soybağının tespit edilmesi gerekir. O halde her iki davanın birlikte açılması halinde görevli mahkeme  Asliye Hukuk Mahkemesi değil Aile Mahkemesidir.

Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA…

 

HGK. 28.09.2005 T. E:2005/2-572, K:2005/551


Taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olduğundan eşlerin boşanmasına karar verilmesinin gerekeceği-

HGK. 21.09.2005 T. E: 2-482, K: 486

Taraflar arasındaki “Boşanma“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kayseri 1.Aile  Mahkemesince davanın  reddine   dair verilen  10.12.2004  gün ve  2004/151-1518 sayılı kararın incelenmesi    davacı   vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay    2.Hukuk Dairesinin  28.02.2005     gün ve  2005/1115-3008   sayılı ilamı ile,

(...Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalının,davacı eşi eve kilitlediği ve birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md. 166/1)karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ:Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA,istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 21.09. 2005 gününde oyçokluğuyla  karar verildi.

HGK. 21.09.2005 T. E:2005/2-482, K:2005/486


Boşanma davası devam ederken davacının ölmüş olması durumunda, davacının mirasçıları TMK’nun 181. Maddesi uyarınca davayı takip edebileceğinden, mahkemece; TMK. M. 181/2’e göre davaya devam edilerek boşanma davası yönünden karar verilmesine yer olmadığı kararı ile birlikte boşanmaya neden olan olaylarda davalının kusurlu olup olmadığının tespitine karar verilmesinin gerekeceği-

HGK. 06.07.2005 T. E: 2-455, K: 438

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 2.Aile   Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 26.02.2004 gün ve 2003/396 E. 2004/277 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 07.06.2004 gün ve  2004/6633-7412 sayılı ilamı ile;

(...Davalının gösterdiği tanıklarının sözleri, kesinleşen Kadıköy 4.Asliye Hukuk Hakimliğinin 2001/305 ve Şişli 3.Asliye Hukuk Hakimliğinin 2000/1461 sayılı dosyalarındaki delillerle çelişkilidir.

Türk Medeni Kanununun 166/1-2.maddesi uyarınca; Boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa, dinlenen davacının tanıklarının  sözlerinin bir kısmı Türk  Medeni Kanununun 166/1.maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gereken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, şiddetli geçimsizlik nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemenin, her iki tarafın kusurlu olduğu yönündeki gerekçe ile tarafların boşanmalarına, davalının istediği maddi ve manevi tazminat ile nafaka  isteminin reddine ilişkin olarak kurduğu hüküm Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Mahkemece  kurulan ilk direnme hükmü Hukuk Genel Kurulu’nca HUMK.m.388’e aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.

Yargılamanın bu aşamasında, davacı 03.03.2005 tarihinde intihar ederek ölmüş, davacının çocuklarından Ali Savaş davayı takip etmek istediğini bildirmiş, babasının veraset ilamını ibraz etmiştir. Bunun üzerine mahkemece; TMK.m.181/2 uyarınca boşanma davası yönünden karar verilmesine yer olmadığına ve boşanmaya neden olan olaylarda davalının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiştir.

Bu durumda ortada varlığından söz edilebilecek bir direnme kararı mevcut olmayıp, bozmadan sonra ortaya çıkan maddi ve hukuki olgulara dayalı olarak kurulan yeni bir hüküm bulunmaktadır. Yargıtay denetiminden geçmeyen bu yeni hükme yönelik davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

HGK. 06.07.2005 T. E:2-455, K:438


Türrk Medeni Kanunu’nun 321.maddesi hükmüne göre, ana ve baba evli değilse çocuk ananın soyadını taşıyacağından reşit olduktan sonra çocuğun kendi soyadı usulüne uygun olarak açacağı bir dava sonunda verilecek kararla değişmedikçe; çocuğa velayeten annenin açtığı davada, soyadın değiştirilmesine olanak olmadığı-

HGK. 22.06.2005 T. E: 18-383, K: 404

Taraflar arasındaki “soyadı değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Diyarbakır 3.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın  kabulüne dair verilen 18.5.2004  gün ve 2004/230-2004/462 sayılı kararın incelenmesi davalı Yemlihan Kılıç  vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay    18.Hukuk Dairesinin 19.10.2004  gün ve 6280-7446  sayılı ilamı ile,

(...Türk Medeni Kanunu’nun 321.maddesi hükmüne göre, ana ve baba evli değilse çocuk ananın soyadını taşır. Dosyada bulunan 30.3.2004 değiştirme tarihli nüfus kayıt tablosunda soyadının düzeltilmesi istenilen küçüklerin evlilik dışı doğduğu ve ana hanesine yazıldığı görülmektedir.Bu nedenle davacı annenin kendi soyadı baki kalmak üzere velayeti altındaki çocuğunun soyadının değiştirilmesi konusunda açtığı davanın reddine karar verilmesi gerekirken yasanın buyurucu hükmüne rağmen yerinde bulunmayan gerekçeyle kabulü doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı Yemlihan Kılıç vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; soyadın değiştirilmesi istemine ilişkindir.

A-DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:

Davacı Rukiye Ekin vekili; davacı annenin velayeti altında bulunan küçükler Mehmet ve Uğur’un evlilik dışı doğmuş olup, ana hanesinde nüfusa kayıt edildiklerini, davalı babanın küçükleri tanımış olmasına karşın, başkasıyla evlenmesi nedeniyle çocukların baba hanesine kaydedilemediği gibi, soyadı farklılığı nedeniyle resmi işlemlerin yapılamadığını ileri sürerek, davacı ve davalıların müşterek çocukları Mehmet ve Uğur’un “Ekin” olan soyadlarının, babalarının soyadı “Kılıç” olarak değiştirilmesine karar verilmesini istemiştir.

B-DAVALI CEVABININ ÖZETİ:

Davalı Yemlihan Kılıç vekili; evlilik dışı doğan çocukların, baba tarafından tanınmış bile olsa, annenin kızlık soyadını taşımaları gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C-YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ:

Yerel Mahkeme; “evlilik dışı doğan çocuklarını tanıyan davalı babanın, çocuklarının, soyadını kullanmalarına karşı çıkmasının, Türk Medeni Kanunu’nun 2.maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve ayrıca Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 8.maddesine göre, çocuğun kimliğine, ismi ve aile bağları dahil, koruma hakkına saygı gösterilmesi gerektiği”  gerekçesiyle “davanın kabulüne” karar vermiştir.

D-TEMYİZ EVRESİ, BOZMA VE DİRENME:

Davalı vekilince temyiz edilen karar, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkeme önceki gerekçesini tekrarlayarak direnme kararı vermiştir.

E-GEREKÇE:

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; davacı annenin, kendi soyadı baki kalmak üzere, evlilik dışında doğan ve velayeti altında bulunan çocuklarının soyadının değiştirilmesini isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtilmelidir ki, soyadı, kanun gereği doğumla kazanılan addır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, “Soybağının Hükümleri” başlığı altında düzenlenen 321.maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde; “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır” hükmü öngörülmüştür.

1587 sayılı Nüfus Kanunu’nun 20.maddesinin dördüncü fıkrasında ise,evlilik dışında doğan çocuğun, anasının kütüğüne, ananın soyadı ile yazılması gerektiği belirtilmiştir.

Az yukarıda açıklanan yasal düzenlemeye paralel olarak uygulamaya konulan, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün 21.08.2002 gün ve 147 sayılı Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetlerine Ait Görev ve Çalışma Yönergesi’nin 21.maddesinde; evlilik dışında doğan çocuğun, anasının kayıtlı bulunduğu haneye, anasının soyadı ile tescili öngörülmüştür.

Görüldüğü üzere, anılan yasal düzenlemeler karşısında, evlilik dışında doğan çocuğun ananın soyadını taşıyacağı, çocuğun reşit olduktan sonra kendi soyadı usulüne uygun olarak açacağı bir dava sonunda verilecek kararla değişmedikçe çocuğun  soyadının değiştirilemeyeceği kuşku ve duraksamadan uzaktır.

Aksinin kabulü, kamu düzeni ile ilgili olan Türk Medeni Kanunu’nun 321.maddesinin yasakladığı sonuca, kanunun başka kuralına dayanarak ulaşılması; eş söyleyişle kanunun emredici kuralının dolanılması sonucunu doğuracağı açıktır.

Somut olayda, soyadının düzeltilmesi istenilen küçüklerin evlilik dışında doğdukları ve ana hanesine yazıldıkları anlaşılmaktadır.

Bu haliyle, davacı annenin, velayeti altındaki çocukların soyadının değiştirilmesi davasını açmasına yasa olanak vermediğinden; davanın reddi gereğine işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki karada direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

HGK. 22.06.2005 T. E:18-383, K:404


Yerel Mahkeme; bozma ilamına uyup uymama konusunda karar vermeden önce, 31.3.2005 tarihli oturumda davacı ve davalı vekilinin, “boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca düzenlenmiş yazılı bir protokol bulunmadığı” yönündeki beyanlarını tutanağa geçirmiş ve bu beyanlara dayanarak yeni bir gerekçeyle karar vermiş olması; direnme kararını değil, yeni bir hükmün varlığını göstereceği-

HGK. 08.06.2005 T. E: 2-367, K: 375

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 2.Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen  16.3.2004 gün ve  1302-364 sayılı kararın incelenmesi  davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin  6.7.2004 gün ve  5968-9035 sayılı ilamı ile;

(...Hüküm açık ve infazda tereddüde yer vermeyecek şekilde kurulmalıdır.

Mahkemece; tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3.maddesi gereğince: “davalının açılan davayı kabulü ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilen düzenlemenin uygun bulunmasına” dayanılarak boşanma kararı verilmiş, boşanmanın mali sonuçları ile feri hükümlerine dair taraflarca düzenlenen protokolün tasdikine şeklinde hüküm oluşturulmuştur. Dosyada protokol bulunmamaktadır. Duruşma tutanaklarında  protokol sunulduğuna ilişkin bir bilgiye de rastlanmamıştır.

Yasa, anlaşmalı boşanmaya karar verilebilmesi için, öteki koşulların yanında “....boşanmanın  mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi hakimin uygun bulması....” şartını da aramıştır.Taraflar duruşma tutanağına geçen beyanlarında protokol düzenlediklerini ifade ettiklerine göre, taraflarca düzenlenen bu protokol görülmeden ve dosyaya alınmadan, içeriğinde hangi hususların bulunduğu saptanmadan, protokolün tasdikine karar verildiğinden bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir....)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayanan boşanma istemine ilişkindir.

Mahkemece, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3.maddesi gereğince, “tarafların boşanmayı istemiş olmaları ve boşanmanın mali sonuçları ile fer’i hükümlerine dair taraflarca kabul edilen düzenlemenin uygun bulunmasına” dayanılarak boşanma kararı verilmiş, “boşanmanın mali ve sosyal sonuçları ile fer’i hükümlerine dair düzenlenen protokün tasdikine” şeklinde hüküm oluşturulmuştur.

Davalı vekilinin temyizi üzerine bu karar, Özel Daire’ce “...taraflarca düzenlenen protokol görülmeden ve dosyaya alınmadan, içeriğinde hangi hususların bulunduğu saptanmadan, protokolün tasdikine karar verildiğinden bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” Gerekçesiyle bozulmuştur.

Yerel Mahkeme; bozma ilamına uyup uymama konusunda karar vermeden önce, 31.3.2005 tarihli oturumda davacı ve davalı vekilinin, “boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca düzenlenmiş yazılı bir protokol bulunmadığı” yönündeki beyanlarını tutanağa geçirmiş ve bu beyanlara dayanarak önceki kararında direnmiştir.

O halde, ortada varlığından söz edilebilecek bir direnme kararı mevcut olmayıp, yeni bir hükmün bulunduğunun kabulü gerekir.

Bu nedenle dosya, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmelidir.

HGK. 08.06.2005 T. E:2-367, K:375


743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 143/1-2. Maddesine göre boşanmaya neden olan olaylarda “kabahatsiz karı veya kocaya” maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı tanınmış olup kusurlu tarafın maddi ve manevi tazminat talep etme hakkının bulunmadığı-

HGK. 22.06.2005 T. E: 2-376, K: 399

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Küçükçekmece 1.Aile  Mahkemesince davanın kısmen kabulüne  dair verilen  13.12.2002 gün ve 2000/861 E. 2002/1791 K.  sayılı kararın incelenmesi taraf  vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin  22.4.2003 gün ve  2003/2913 E. 5889 K.sayılı ilamı ile;

(...1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin taktirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

4722 sayılı Kanunun 1.maddesi hükmü de dikkate alındığında olaya 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin uygulanması gerekir.

2-Toplanan delillerden; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan hadiselerde kadın da kusurludur. Kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminat takdir edilemez(743 sayılı M.K.md. 143/1-2).Açıklanan husus üzerinde durulmadan, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

3-Dava kabul edildiği halde, davacı yararına vekalet ücreti takdir edilmemesi de yerinde değildir....)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, boşanma istemine ilişkindir.

A-DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı vekili, tarafların 1993 yılında evlendiklerini, bu evlilikten Açelya isimli çocuklarının doğduğunu, evlendikten sonra davalının anne ve babasının evinde, davalının ilk eşinden olma çocuğuyla birlikte  oturmaya başladıklarını, davalının eve geç geldiğini, geldiğinde nereden geldiğini dahi söylemeye gerek  duymadığını, davacıya hakaret ettiğini, anne ve babasıyla birlikte oturmanın getirdiği sorunlar da buna eklenince davacının 1996 yılında evden ayrıldığını, ayrı ev açtığını, davalının bu eve gelmediğini; davalının küçük Açelya’ya davranışlarının sağlıklı olmadığını, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını, tarafların bir araya gelmelerinin imkansız  olduğunu ileri sürerek boşanmalarına ve küçük Açelya’nın velayetinin davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

B-DAVALININ CEVABININ ÖZETİ: Davalı cevap dilekçesiyle, davacının alkol bağımlısı olduğunu, buna yönelik tedavi girişiminde bulunduklarını, sonuç alamadıklarını, şiddetli geçimsizliğin davacıdan kaynaklandığını, kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını, davacının alkolün etkisiyle evde huzursuzluklar ve skandallar başlattığını, kendisini tehdit ettiğini, hatta davacının baskı ve tehditleri sonucu birkaç kez müşterek çocukları Açelya’yı, önceki eşinden olma çocuğunu, anne ve babasını alarak kızkardeşine sığınmak zorunda kaldığını; davacı tarafından her türlü manevi baskıya  maruz kaldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuş, nafaka ve 10.000.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.

C-YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ: Yerel mahkemece davacının içkiye  düşkün olmasının anlaşmazlığa, huzursuzluğa yol açtığı, davalının iyiniyetle evliliği sürdürmek istemesine karşın sonuca ulaşamadığı, evlilik birliğinin temelinden  sarsılmasında davacının kusurlu olduğu, ancak, davalı daha sonra boşanmayı kabul ettiğinden tarafların şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmalarına; küçük Açelya’nın  velayetinin yaş ve okul durumu, tarafların istekleri doğrultusunda davacı babaya verilmesine, davalının kusursuz olduğu anlaşıldığından,   uğradığı maddi kayıpları karşılamak amacıyla takdiren 4.000.000.000 TL.maddi  tazminat ve kişilik haklarına ağır saldırıda bulunulduğu kabul edilerek 4.000.000.000 TL. manevi tazminatın  davacı tarafından  davalıya ödenmesine, küçük Açelya’nın velayetinin davacıya verilmesine, babasına teslimine kadar    aylık 100.000.000 TL. iştirak nafakasına hükmedilmiştir.

D-TEMYİZ EVRESİ,BOZMA VE DİRENME: Tarafların nafaka ve tazminat yönünden  temyizleri üzerine hüküm  Özel Dairece, yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuş, yerel mahkemece, boşanma gerekçesinin boşanma hükmü ile birlikte taraflar için kesin hüküm teşkil ettiği, kesin hüküm gerekçesinin tarafları bağladığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı kadının kusuru bulunmadığı, maddi ve manevi tazminat isteme hakkı bulunduğu gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat yönünden direnme kararı verilmiştir.

E-GEREKÇE: 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 4722 sayılı Kanunun 1.maddesi “.... Türk Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukukî  sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o kanun hükümleri uygulanır...” hükmünü içermektedir.Olayda, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi  hükümlerinin uygulanacağı yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık konusu değildir.

Taraflarca gösterilen tanıkların beyanları ve tüm dosya içeriğinden, davacının normalin  üzerinde alkol aldığı, davalı ve ailesine kötü muamelede bulunduğu, davalının da davacının tuttuğu eve gitmediği, davacıyı ve annesini çalıştığı kurumlara şikâyet ettiği, davacının başka bir kadınla birlikte yaşadığı iddiasında bulunduğu, böylelikle iki tarafın da kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.

743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 143/1-2 maddesine göre boşanmaya neden olan olaylarda “kabahatsiz karı veya kocaya” maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı tanınmıştır. O halde kusurlu davalının maddi ve manevi  tazminat talep etme hakkı bulunmamaktadır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

HGK. 22.06.2005 T. E:2-376, K:399


İspat yükü ilk önce, kural olarak davacıya düşer, yani davacının, davasını dayandırdığı vakıaları ispat etmesinin gerekeceği-

HGK. 22.06.2005 T. E: 2-373, K: 398

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Akşehir Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesince davanın reddine dair verilen 26.1.2004  gün ve   2003/661 E. 2004/25 K.sayılı kararın incelenmesi davacı  vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 26.2.2004 gün ve 2004/4553 E. 5326 K.  sayılı ilamı ile;

(....11.12.2003 tarihli celsede davacı delil listesi vererek tanıklarının isimlerini bildirmiştir. Tanıkların adreslerini bildirmesi  için mehil verilerek, tanıkların usulüne uygun dinlenmesi gerekirken açıkça vazgeçmede olmadığı halde davacı tanıkları dinlenmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, boşanma istemine ilişkindir.

A-DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı vekili, davacının davalı aleyhine  daha önce

Akşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde  şiddetli geçimsizlik  nedeniyle açtığı boşanma davasının reddedildiğini; kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiğini, üç yıldan  fazla bir süre geçtiğini tarafların bu süre içinde biraraya  gelmediklerini ileri sürerek boşanmalarına   karar verilmesini talep ve dava etmiştir

B-DAVALININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Davalı cevap dilekçesiyle davacı ile 1979 yılından  beri evli olduklarını, bu evlilikten  Mehmet (24), Nimet (21) ve Ayşe (15) isimli üç çocukları olduğunu, dört yıl öncesine kadar davacıyla hiçbir sorunları olmadığını; davacının dört yıl önce Sevgi Altuntaş isimli bir kadınla evlilik dışı ilişki kurduğunu; üç yıl birlikte yaşadıklarını; davacının açtığı boşanma davasının reddedildiğini; davacının Türk Medeni Kanunu’nun 166.maddesine dayanarak yeniden boşanma davası açtığını; bu maddedeki şartın ortak hayatın yeniden hiçbir şekilde kurulmaması olduğunu; davacının bu üç yıl içerisinde çok kereler çocuklarla beraber yaşadıkları eve geldiğini; karı-koca ilişkileri olduğunu; davacının boşanmaktan vazgeçtiğini, beraber yaşadığı kadının ısrarıyla bu davayı açtığını, davacının eve  gelip kaldığını gören ve bilen şahitleri bulunduğunu, davanın reddini savunmuş; boşanma gerçekleşirse 30.000.000.000 TL. maddi, 30.000.000.000 TL. manevi tazminata ve kendisi için 500.000.000 TL. 15 yaşında olan küçük Ayşe için 300.000.000 TL. nafakaya hükmedilmesini ayrıca küçük Ayşe’nin velayetinin kendisine verilmesini talep etmiştir.

C-YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ: Yerel mahkemece davalı tanıkları dinlenmişler, davacı tarafından açılan önceki davanın reddedilmesinden sonra  tarafların zaman zaman bir araya geldikleri anlaşıldığından TMK.nun 166/son maddesinde yer alan düzenlemede öngörülen 3 yıllık sürede ortak hayatın kurulamaması,fiili ayrılığın 3 yıl sürmesi şartı gerçekleşmediğinden davanın reddine karar verilmiştir.

D-TEMYİZ EVRESİ, BOZMA ve DİRENME: Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş, yerel mahkemece davacı tanıklarının dinlenmelerinin kabul çerçevesinde sonuca etkisinin olmayacağı, bu nedenle usule aykırı olarak değerlendirilmesi  mümkünse de belirtilen husus bozma sebebi yapılamayacağından direnme kararı verilmiştir.

E-GEREKÇE: Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri,  hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.

İspat  yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer. Yani davacı davasını dayandırdığı vakıaları  ispat etmelidir.

Somut olayda davacının boşanma talebiyle daha önce açtığı davanın reddine ilişkin kararın davalı vekiline 26.6.2000 tarihinde tebliğ edildiği, temyiz edilmeksizin kesinleştiği saptanmıştır. Davalı tanıklarının beyanları alınmış, tanıklar davalının savunmasını destekleyici sözler söylemişlerdir. Davacı ise 11.12.2003 tarihli oturumda delil listesini vermiş, tanıklarının isimlerini bildirmiş,mahkemece davacı tanıkları dinlenilmeden hüküm kurulmuştur.

O halde, sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için davacıya tanıklarının adreslerini bildirmesi için mehil verilmeli, tanıklar  mahkemece  usulüne uygun biçimde çağrılarak dinlenmeli; toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonuca gidilmeli, bir karar verilmelidir.

Yukarıda açıklanan biçimde, davacı tanıkları dinlenilmeden önceki kararda  direnilmesi, usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda  açıklanan nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde peşin temyiz harcının iadesine, 22.6.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.

HGK. 22.06.2005 T. E:2-373, K:398