TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR.. BU SİTEDE BULAMADIĞINIZ BAZI "ÖNEMLİ BİLGİLER" e www.aghukuk.org 'da ULAŞABİLİRSİNİZ..

CEZA HUKUKU YARGITAY KARARLARI (C HARFİ İLE BAŞLAYANLAR) 1..

Konu:    CEZA HUKUKU İLE MEDENİ HUKUK ARASINDA MÜNASEBET, HAKSIZ EYLEM NEDENİYLE TAZMİNAT, RÜCU DAVASI

Daire:    4. Hukuk Dairesi

Esas No:              2010/12396

Karar No:            2012/548

Karar Tarihi:       19 Ocak 2012 Perşembe

ÖZET

Davacı İçişleri Bakanlığı vekili tarafından, davalı Filiz ve Murat aleyhine 06.11.2007 gününde verilen dilekçe ile alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 27.04.2010 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

KARAR

Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı Bakanlık vekili, davalıların sürücü ve maliki oldukları araçla trafik kazası yapması neticesinde araçta yolcu olarak bulunan İlker'in ölümü üzerine mirasçılarına İdare Mahkemesi kararıyla manevi tazminat ödendiğini, bu olaydan dolayı davalı Murat'ın ceza davasında yargılanarak 88 kusurlu bulunduğunu, diğer davalının araç maliki olarak sorumlu olduğunu belirterek davalılardan zararın rücuen tazmini isteminde bulunmuştur.

Davalılar vekili ise, davacı kurumun ölüm nedeniyle ödemiş olduğu manevi tazminatın idarenin kusurlu eylem ve işlemleri nedeniyle verilmiş olduğunu, bu nedenle müvekkillerinden talep edilemeyeceğini savunmuştur.

Mahkemece, davacı idarenin kendi kusuru nedeniyle ödemiş olduğu tazminatı araç sürücüsü ve maliki olan davalılardan talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davalı sürücü Murat hakkında İstanbul Altıncı Ağır Ceza Mahkemesi'ne açılan ceza davasında davalı 88 kusurlu bulunarak mahkumiyetine karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Davalı hakkında açılan ve kesinleşen ceza davasında davalı kusurlu bulunduğuna ve mahkumiyet kararı verildiğine göre bu maddi olgu BK'nın 53. madde si gereğince hukuk hakimi yönünden bağlayıcıdır. Mahkemece buna rağmen davalı Murat'ın kusursuz, davacı Bakanlığın tam kusurlu kabul edilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak tarafların meydana gelen trafik kazasından kusur oranları saptanmalı ve kusurları oranında sorumluluklarına karar verilmelidir. Mahkemece bu doğrultuda bir araştırma ve inceleme yapılmadan eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 19.01.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZA YARGILAMASINDA KUŞKU, HIRSIZLIK

Daire:    6. Ceza Dairesi

Esas No:              2007/15889

Karar No:            2011/2142

Karar Tarihi:       3 Mart 2011 Perşembe

ÖZET

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Yakınanın çalınan motosikletinin yanına geldiğinde kilidinin açıldığını gördüğü ve anahtarı aradığında cebinde ve misafirliğe gittiği arkadaşının evinde bulamadığına dair anlatımı ile sanıkların söz konusu motosikletin anahtarının kilidinin üzerinde olduğu yönündeki savunmalarına göre;"kuşkudan sanık yararlanır"ilkesi gereğince, suça konu motosikletin, anahtarı üzerinde iken çalındığının kabulü gerektiğinden, sanıkların eyleminin TCK'nın 1411. madde sine uyduğu gözetilmeden, yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden, 1422 - d maddesiyle uygulama yapılarak fazla ceza tayini,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar Kemal ve Adem savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 03.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZAİ SORUMLULUK, NİTELİKLİ YAĞMA

Daire:    Ceza Genel Kurulu

Esas No:              2011/5-211

Karar No:            2011/49

Karar Tarihi:       12 Nisan 2011 Salı

ÖZET

Nitelikli yağma suçundan sanık O.... T.....'ın beraatına, sanık O.... K.....'ın ise, eylemine uyan 5237 sayılı TCY'nın 148/1 ve 31/3. maddeleri uyarınca 5 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.01.2008 gün ve 115 - 11 sayılı hükmün sanık O.... müdafii ile yerel Cumhuriyet savcısı tarafından sanıklar aleyhine temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 05.02.2009 gün ve 10497 - 1207 sayı ile;

"Sanık O.... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve sanıklar O.... ile O.... haklarında yağma suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde ise;

Sanık O....'un tuvalette zorla mağdurun cüzdanındaki 20 YTL. ile cep telefonunu alması ve mağdurun svittşörtünü de zorla alarak kendisine verdiği diğer sanık O....'ın olayı görüp müdahalede etmeden dışarıda gözcülük etmek suretiyle gerçekleşen eylemlerinin her iki sanık bakımından TCK.nun 149/1- c maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden yazılı gerekçelerle sanık O....'ın beraetine ve diğer sanık O....'un da TCK.nun 148/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi,

Sanık O....'un tehdit ederek zorla mağduru hürriyetinden yoksun kıldığı oluşa uygun kabul edildiği halde 5237 sayılı TCK.nun 109/2. maddesi yerine aynı Kanunun 109/1. maddesi uyarınca ceza tayin edilmesi"isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 31.12.2009 gün ve 250 - 479 sayı ile;

"Sanık O.... mağdur H....'yı tutarak parktaki tuvalete sokmuş, burada darp ederek 20 TL parasını ve cep telefonunu almıştır. Ayrıca mağdurun sweat şörtünü çıkarttırıp tuvaletin dışındaki sanık O....'a fırlatmıştır. Sanık O..., mağdura ait şörtü almaksızın oradan ayrılmıştır. Mağdur H.... da bunu doğrulamıştır.

Dosya kapsamında birleştirme kararı verilen, mahkememizin 2007/132 esas sayılı dosyası kapsamında Gökçeada Sulh Ceza Mahkemesinin 15.01.2007 gün ve 2007/2 sayılı sanık O.... K..... hakkındaki sorgu tutanağında, tanık olarak dinlenen O.... T..... beyanında, sanık O....'un, tuvalette mağdurun parasını aldığı sırada tuvaletin önünde beklediğini belirtmiş, tutanak da yer aldığı şekilde'Ancak beni de döver diye korkumdan engel olamadım, daha sonra ben onlardan ayrıldım'demiştir. Aynı gün, Gökçeada Sulh Ceza Mahkemesinin 15.01.2007 gün ve 2007/3 sayılı, sanık O.... hakkındaki sorgu tutanağında ise, gözle görülür bir şekilde 2007/2 sayılı sorgu tutanağındaki tanık beyanı kopyalanarak bu tutanağa yapıştırılmıştır. Ancak, yine 2007/3 sayılı sorgu tutanağında açıkça görüldüğü gibi'Ancak beni de döver diye korkumdan engel olamadım, daha sonra ben onlardan ayrıldım'şeklindeki cümlenin üstü çizilerek paraf edilmiştir. Sanık O..., tüm aşamalarda sanık O....'dan korkusunu ifade etmeye çalışmıştır.

Olayın meydana geldiği, Gökçeada İlçe merkezi nüfusu 5500 olup, küçük bir yerleşim yeri olması dolayısıyla ilçe sakinleri birbirini tanımaktadır. Dosya kapsamından, sanık O....'un suç işlemeye eğilimli, çevresinde korku duyulan bir şahıs olarak tanındığı anlaşılmaktadır. Sanık O....'un olaydan kısa bir süre önce yine bir öğrenciye yönelik olarak (mahkememizin 2008/313 - 426 sayılı kararıyla) kasten öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm giydiği çevresinde de bilinmektedir. Nitekim, 10.04.2007 tarihli 1 nolu duruşmaya katılan sanık O....'un babası da onu çevresine zarar veren birisi olarak tanımlamıştır. Oluşa ilişkin yukarıdaki gerekçede de belirtildiği gibi, mağdurun arkadaşları olan tanıklar N......, S..., S..... ve A..., sanık O....'u tanımaları nedeniyle olay yerinden kaçmışlardır.

Mahkememizce duruşmalardaki gözlemler sonucunda, sanık O....'un, diğer sanık O....'dan bir yaş küçük olmasına rağmen fiziksel nitelikleri bakımından oldukça iri yapılı ve boylu olduğu, sanık O....'ın ise bedensel nitelikleri bakımından kısa boylu ve sanık O....'un yanında adeta çocuk gibi kaldığı gözlenmiş; davranış biçimleri itibariyle de sanık O....'un baskın kişiliğine karşılık sanık O....'ın çekingen ve ezik halinin dikkat çektiği, bu nedenlerle sanık O....'un kolaylıkla sanık O....'ı etkisi altında tutabileceği gözlemlenmiştir.

Tüm bu deliller ve değerlendirmeler sonucunda, olay esnasında, sanık O....'ın, sanık O....'un kendisini de döveceğinden korktuğu, tuvaletin önünde kısa bir süre bekleyip, daha sonra da ilk fırsatta oradan ayrıldığına ilişkin savunmasının doğruluğu hususunda duruşmalarda mahkememizce tam bir vicdâni kanaat oluşmuştur. Nitekim, olay esnasında önce tuvalet önünde bekleyen sanık O....'ın kısa bir süre sonra da mağdura ait tişörtü almaksızın oradan ayrılıp gittiğini mağdur da doğrulamıştır. 14.01.2007 tarihli tutanakta, bu tişörtün olay yerinde bulunduğu ve mağdura teslim edildiği belirtilmiştir. Böylelikle, suça herhangi bir şekilde iştiraki saptanamayan sanık O....'ın üzerine atılı suçun sabit olmaması nedeniyle, sanık O.... hakkındaki mahkememizin 2007/115 esas - 2008/11 karar sayılı kararında direnmek gerekmiştir"gerekçeleriyle yağma suçu yönünden direnerek ilk hükümdeki gibi sanık O....'ın beraatına, sanık O....'un ise basit yağma suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir.

Bu hükmün de sanık O.... K..... müdafii ile Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının"bozma"istekli, 05.10.2010 gün ve 221063 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR

TÜRK MİLLETİ ADINA

İnceleme sanıklar hakkında yağma suçundan kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık O.... T.....'ın üzerine atılı nitelikli yağma suçunun sabit olup olmadığı, buna bağlı olarak da sanık O.... K.....'ın eyleminin nitelendirilmesi noktalarında toplanmakta ise de, yerel mahkeme direnme hükmünün yeni hüküm olup olmadığı hususu Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. madde si uyarınca ön sorun olarak değerlendirilmelidir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Yerel mahkemece bozma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda, sanık O.... T.....'ın üzerine yüklenen yağma eyleminin sabit olmadığına ilişkin direnme gerekçesinde, "Dosya kapsamında birleştirme kararı verilen, mahkememizin 2007/132 esas sayılı dosyası kapsamında Gökçeada Sulh Ceza Mahkemesinin 15.01.2007 gün ve 2007/2 sayılı sanık O.... K..... hakkındaki sorgu tutanağında, tanık olarak dinlenen O.... T..... beyanında, sanık O....'un, tuvalette mağdurun parasını aldığı sırada tuvaletin önünde beklediğini belirtmiş, tutanak da yer aldığı şekilde'ancak beni de döver diye korkumdan engel olamadım, daha sonra ben onlardan ayrıldım'demiştir. Aynı gün, Gökçeada Sulh Ceza Mahkemesinin 15.01.2007 gün ve 2007/3 sayılı, sanık O.... T..... hakkındaki sorgu tutanağında ise, gözle görülür bir şekilde 2007/2 sayılı sorgu tutanağındaki tanık beyanı kopyalanarak bu tutanağa yapıştırılmıştır. Ancak, yine 2007/3 sayılı sorgu tutanağında açıkça görüldüğü gibi'ancak beni de döver diye korkumdan engel olamadım, daha sonra ben onlardan ayrıldım'şeklindeki cümlenin üstü çizilerek paraf edilmiştir. Sanık O..., tüm aşamalarda sanık O....'dan korkusunu ifade etmeye çalışmıştır.

Olayın meydana geldiği, Gökçeada İlçe merkezi nüfusu 5500 olup, küçük bir yerleşim yeri olması dolayısıyla ilçe sakinleri birbirini tanımaktadır. Dosya kapsamından, sanık O....'un suç işlemeye eğilimli, çevresinde korku duyulan bir şahıs olarak tanındığı anlaşılmaktadır. Sanık O....'un olaydan kısa bir süre önce yine bir öğrenciye yönelik olarak (mahkememizin 2008/313 - 426 sayılı kararıyla) kasten öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm giydiği çevresinde de bilinmektedir. Nitekim, 10.04.2007 tarihli 1 nolu duruşmaya katılan sanık O....'un babası da onu çevresine zarar veren birisi olarak tanımlamıştır. Oluşa ilişkin yukarıdaki gerekçede de belirtildiği gibi, mağdurun arkadaşları olan tanıklar N...

......, S...

..., S...

..... ve A...

..., sanık O....'u tanımaları nedeniyle olay yerinden kaçmışlardır.

Mahkememizce duruşmalardaki gözlemler sonucunda, sanık O....'un, diğer sanık O....'dan bir yaş küçük olmasına rağmen fiziksel nitelikleri bakımından oldukça iri yapılı ve boylu olduğu, sanık O....'ın ise bedensel nitelikleri bakımından kısa boylu ve sanık O....'un yanında adeta çocuk gibi kaldığı gözlenmiş; davranış biçimleri itibariyle de sanık O....'un baskın kişiliğine karşılık sanık O....'ın çekingen ve ezik halinin dikkat çektiği, bu nedenlerle sanık O....'un kolaylıkla sanık O....'ı etkisi altında tutabileceği gözlemlenmiştir.

Tüm bu deliller ve değerlendirmeler sonucunda, olay esnasında, sanık O....'ın, sanık O....'un kendisini de döveceğinden korktuğu, tuvaletin önünde kısa bir süre bekleyip, daha sonra da ilk fırsatta oradan ayrıldığına ilişkin savunmasının doğruluğu hususunda duruşmalarda mahkememizce tam bir vicdâni kanaat oluşmuştur. Nitekim, olay esnasında önce tuvalet önünde bekleyen sanık O....'ın kısa bir süre sonra da mağdura ait tişörtü almaksızın oradan ayrılıp gittiğini mağdur da doğrulamıştır. 14.01.2007 tarihli tutanakta, bu tişörtün olay yerinde bulunduğu ve mağdura teslim edildiği belirtilmiştir. Böylelikle, suça herhangi bir şekilde iştiraki saptanamayan sanık O....'ın üzerine atılı suçun sabit olmaması nedeniyle"denilmek suretiyle, ilk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen ısrar kararı verilmiş olsa dahi;

a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,

b) Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak,

c) Bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye, toplanan yeni kanıtlara dayanmak,

d) İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak,

Suretiyle verilen karar; özde direnme niteliğinde olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay'ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekir.

Yerel mahkemece, bozma ilamından sonra, ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik gerekçelere dayanılarak karar verilmiştir. İlk hükümde bulunmayan bu husus, Özel Dairece denetlenmemiş olup, Özel Dairece denetlenmeyen bir konunun ilk kez ve doğrudan Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

Bu itibarla yerel mahkemenin son uygulaması özde direnme kararı olmayıp, eylemli uyma sonucunda verilen yeni bir hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

Yerel mahkemenin son uygulamasının yeni hüküm niteliğinde olduğu nazara alınarak dosyanın, bozma kararına uyularak sanık O.... K..... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hüküm de dahil olmak üzere temyiz incelemesi için Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.04.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZA DAVASININ AÇILMASI, İMZA İNKARI

Daire:    12. Hukuk Dairesi

Esas No:              2010/20097

Karar No:            2011/1762

Karar Tarihi:       24 Şubat 2011 Perşembe

ÖZET

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR

Alacaklı vekili tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine başlandığı, borçluya örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine borçlu vekilinin İİK'nun 168/4.maddesinde öngörülen yasal 5 günlük sürede icra mahkemesine başvurarak, imzaya itiraz ettiği anlaşılmıştır.

Mahkemece yaptırılan inceleme sonucunda Adli Tıp Uzmanı-Grafolog bilirkişi S...

...... K...

...'un düzenlediği 22.06.2009 tarihli raporda imzanın borçlunun eli ürünü olmadığı bildirilmiştir. Mahkemece imza itirazının kabulü kararından sonra İstanbul 4.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2008/477 E. sayılı dosyasından alınan 02.06.2010 ve 13.09.2010 tarihli raporlarda imzanın Gökhan Yıldız eli ürünü olduğu açıklanmıştır.

HGK'nun 07.10.2009 tarih ve 2009/12 - 382 - 415 sayılı kararında da belirtildiği üzere; herhangi bir belgedeki imza ve yazının atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının, tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması, sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf yada diğer uygun görüntü teknikleri ile de desteklenmesi şarttır.

O halde, mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden ve ehil bilirkişilerden oluşacak bir kuruldan mütalaa alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir.

Öte yandan borçlu hakkında bonoya dayalı olarak takip yapılmış; borçlu icra mahkemesine verdiği itiraz dilekçesinde bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. Yargılama sırasında, senetle ilgili olarak ağır ceza mahkemesinde nitelikli dolandırıcılık, sahtecilik suçundan dava açıldığı anlaşılmış, borçlu vekili, bu davanın bekletici mesele yapılmasını talep etmiştir. HUMK'nun 314 - 316 - 317.madde leri gereğince, usulüne göre açılmış bir sahtecilik davası sırasında senedin bilirkişi marifeti ile incelenmesine ve olaydan haberdar olanların dinlenmesine karar verildiği takdirde, senet o dava sonunda verilecek hükme kadar hiçbir işleme esas tutulamaz. Ancak ceza davasının açılmış olması, kişisel hak bakımından davaya müdahale olunarak senedin iptali istenmedikçe hukuk davasına ve icra takibine doğrudan etkili değildir.

Mahkemece yukarıdaki ilkelere göre ceza davasının ön mesele olarak kabulü ile sonucunun beklenmesine gerek olup olmadığı saptanmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi de isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun 428. madde leri uyarınca (BOZULMASINA), 24.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZA EHLİYETİ OLMAYANIN TAZMİNAT SORUMLULUĞU

Daire:    4. Hukuk Dairesi

Esas No:              2010/3747

Karar No:            2011/4104

Karar Tarihi:       13 Nisan 2011 Çarşamba

ÖZET

Davacı L..... Y..... ve Ş..... B..... Y..... vekili Avukat M..... S... tarafından, davalı E.... O.... vasisi R.... S.... S....aleyhine 11/05/2005 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/12/2009 günlü kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne ve miktar itibariyle duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

KARAR

1 - Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2 - Öteki temyiz itirazına gelince; dava, haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.

Dayıları olan davalının, vergi dairelerine ve cumhuriyet savcılıklarına verdiği şikayet dilekçelerinde; hırsızlık, soygunculuk, devleti dolandırmak, kendisini öldürmek üzere çete kurmak, P..yanlısı olmak, PKK'nın işlerini finanse etmek, yasadışı iş yapmak, evine uyuşturucu koymaya çalışmak, maliyecilerle grup seks ve fuhuş yapmak, Boğaziçi Vergi Dairesi Müdürüne yüksek dozajda ilaç vererek ölümüne neden olmak vb. şekilde suçladığını, bu asılsız iddiaların kişilik haklarına saldırı oluşturduğu belirten davacılar, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemişlerdir.

Dosya içeriğinden;"Paranoid sendrom"denilen hastalığı nedeniyle cezai sorumluluğu bulunmadığı İstanbul Adli Tıp Kurumu'nun 6.5.2005 ve 7.6.2007 günlü raporları ile belirlenen davalının, vesayet altına alınmasına ilişkin Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 10.02.2009 gün ve 2005/760 - 2009/72 sayılı kararının Yargıtay 2. Hukuk Dairesince onandığı anlaşılmaktadır.

Kural olarak, haksız eylem nedeniyle verilen zararlarda sorumluluk kusura dayanır. Kusur sorumluluğu için de Medeni Yasa'nın 13. madde sinde belirtilen ayırt etme gücünün varlığı gerekli ve yeterli koşuldur. Diğer yandan, aynı Yasa'nın 15. madde si gereğince yasada gösterilen ayrık durumların varlığı durumunda, ayırt etme gücü bulunmayanlar da haksız eylemleri nedeniyle verdikleri zararlardan sorumlu tutulabilirler. Bu ayrık durumlardan birisi de Borçlar Yasası'nın 54/1. maddesinde düzenlenmiş bulunan hak ve adalete dayalı nesnel (objektif) sorumluluktur.

Bu düzenleme ile yargıca, her olayı çevreleyen koşullar gözetilmek suretiyle, geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. Bu bağlamda, ayırt etme gücü bulunmayanın eyleminin doğurduğu özel tehlike, nesnel ölçüler içinde ona yüklenebilecek bir kusurun varlığı, eylemin gerçekleştiği sıradaki öznel (sübjektif) durumu ve zarara uğrayana yönelik tutumu ile tarafların ekonomik ve sosyal varlıklarının göz önünde tutulması gerekir. Özellikle, haksız eylemde bulunanın sorumluluğunun onun yönünden rahatlıkla katlanılabilir; zarara uğrayan yönünden de hissedilebilir ölçüde ekonomik sonuçlar doğurması durumunda, ayırt etme gücü bulunmayanın sorumlu tutulması benimsenebilir.

Dava konusu olayda, davalı tarafın istenen tazminatı karşılayacak ekonomik güce sahip olduğu benimsenip Borçlar Yasası'nın 54. madde si de gözetilerek, davacılar yararına manevi tazminat takdir edilmiş ise de tarafların akraba olması, her iki tarafın da ekonomik durumunun iyi olması, davalının ceza ehliyetinin tam olmaması nedeniyle verilen tazminatın davalı yönünden caydırıcı gücünün bulunmadığı, yukarıda açıklanan hak ve adalet (hakkaniyet) ilkesine göre belirlenen tazminat tutarlarından uygun bir indirim yapılması gerekir.

Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilmeyerek davacılardan her biri yararına takdir edilen 5.000, 00'er TL manevi tazminat fazladır. Davacılar yararına daha alt düzeyde manevi tazminat takdir edilmek üzere kararın bozulması gerekirse de belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 438/7. maddesi gereğince, davacılar yararına 2.500, 00'er TL manevi tazminat takdir olunmak suretiyle, kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle hüküm fıkrasının manevi tazminat takdirine ilişkin 1 nolu bendinde yer alan"...5.000..."biçimindeki sayı dizisinin silinerek yerine"...2.500..."sayı dizisinin yazılmasına; harç alınmasına ilişkin 3 nolu bendinde yer alan"...540..."ve"...810..."biçimindeki sayı dizilerinin ayrı ayrı silinerek yerlerine sırası ile"...270, 00"ve"...1.080, 00..."sayı dizilerinin yazılmasına; taraflar yararına avukatlık ücreti takdirine ilişkin 4 ve 5 nolu bentlerinde yer alan"...1.200..."biçimindeki sayı dizilerinin ayrı ayrı silinerek yerlerine sırası ile"...1.000, 00..."sayı dizilerinin yazılmasına; yargılama giderine ilişkin 6 nolu bendinde yer alan"...56, 17..."biçimindeki sayı dizisinin silinerek yerine"...28, 08..."sayı dizisinin yazılmasına; öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddiyle kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13/04/2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZANIN BİREYSELLEŞTİRİLMESİ, TAKDİRİ İNDİRİM, TEVİLLİ İKRAR

Daire:    1. Ceza Dairesi

Esas No:              2009/10241

Karar No:            2011/8043

Karar Tarihi:       19 Aralık 2011 Pazartesi

ÖZET

G.Pasoualına'yı bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak ve işlenmesini kolaylaştırmak maksadıyla öldürmeye teşebbüsten, cinsel saldırıdan, hırsızlıktan ve hürriyeti tahditten sanık Murat'ın yapılan yargılanması sonunda; hükümlülüğüne ilişkin (Kocaeli Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nden verilen 25.06.2009 gün ve 278/216 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş ve hüküm kısmen re'sen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığı'ndan tebliğname ile Dairemize gönderilmekle incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR

1 - Sabıkalı olan ve suçların işleniş biçimlerinden de açıkça anlaşılacağı üzere insani değerlerden tamamen uzak bir kişilik yapısı sergileyen sanığın, olaydan sonra gerçek anlamda pişmanlık duymadığı, maktuleden aldığı cep telefonunun sim kartını çıkarıp yerine kendi sim kartını takarak cep telefonunu kullanması üzerine yakalandığı, maktulenin giysileri üzerinde kendisinden başka bir erkeğe ait sperm artıkları bulunmasına rağmen bu konuya açıklık getirmediği, olayın yapılan teknik inceleme ve fenni bulgular sonucu ortaya çıkarıldığı, sanığın ise duruşmalarda olaya açıklık getireceğine eski ifadelerini tekrar etmekle yetindiği olayda; cezanın bireyselleştirilmesi sırasında uygulanma yeri bulunmadığı ve 5237 sayılı TCK'nın 62. madde sinin bir atıfet maddesi olmadığı gözardı edilerek, "tevilli ikrar"gerekçesiyle TCK'nın takdiri indirime ilişkin 62. madde si ile indirim yapılmış olması aleyhe temyiz ol-madığından bozma nedeni yapılmamıştır.

2 - Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın, suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, yapılan eleştiri saklı kalmak kaydıyla cezayı azaltıcı takdiri indirim sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde eleştiri nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ve müdafiinin sübuta, cinsel ilişkinin rızaya dayalı olduğuna, eksik incelemeye yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, kısmen re'sen de temyize tabi olan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA), ceza miktarına ve tutuklulukta geçen süreye göre sanığın tahliye isteminin reddine, 19.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZAİ ŞART, GECİKME TAZMİNATI, ZAMANAŞIMININ BAŞLANGICI

Daire:    15. Hukuk Dairesi

Esas No:              2010/5031

Karar No:            2011/7084

Karar Tarihi:       1 Aralık 2011 Perşembe

ÖZET

Mahalli mahkemece verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Asıl ve birleşen dava arsa sahibi tarafından yükleniciler aleyhine açılmış olup, gecikme tazminatı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece her iki davanın zamanaşımı yönünden reddine dair verilen karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

Yanlar arasında adi yazılı şekilde yapılmış olmakla birlikte tapuda pay devri ve büyük bir kısmı ifa edilmek suretiyle geçerli hale geldiği anlaşılan 23.03.1996 tarihli sözleşme ile, davalı yükleniciler davacı arsa sahiplerine ait K...

... S...

... ilçesi Y...

... mahallesi 20545 ada 2, 20546 ada 1, 20547 ada 1, 20548 ada 1, 20549 ada 1 parsel olmak üzere toplam 5 parsel üzerinde mesken ve dükkanlardan ibaret kat karşılığı inşaat yapımını üstlenmiştir. Sözleşmenin 5. madde sinde inşaatların sözleşmenin imzalanmasından itibaren en geç 5 yıl içerisinde iskan ruhsatı alınarak fiilen teslim edileceği kararlaştırılmıştır. Aynı maddenin devamında mücbir sebeplerin varlığı halinde ve inşaatın fiilen teslim edilmiş olması şartıyla iskan ruhsatının alınması hususunda 5 yıla ek 5 ay süre daha verilebileceği ve bu 5 aylık ek sürenin cezai şartın dışında olduğu kabul edilmiştir. Yine aynı maddenin B bendinde inşaatların teslim süresi 5 yılı geçtiği takdirde arsa sahiplerince 1 yıl ek süre daha verileceği ancak bu halde arsa sahiplerine düşecek mesken ve dükkanların rayiç bedelden kirasının müteahhit tarafından arsa sahiplerine ödeneceği, C bendinde de verilen ek süre içinde de inşaat teslim edilmezse ve ayrıca A bendinde yazılı ek 5 aylık sürede iskan ruhsatı alınamazsa arsa sahibinin sözleşmeyi haklı sebeple feshedebileceği, bu durumda sözleşmedeki cezai şartı müteahhidin arsa sahibine ödemek zorunda olduğu da kararlaştırılmıştır. Buna göre teslimi gereken tarih 23.03.2001 olup, davalı yanca mücbir sebeplerin varlığı ileri sürülüp kanıtlanmamıştır. Sözleşmenin 5/B maddesindeki 1 yıllık rayiç kira karşılığı ek süre feshedilemeyen süreye ilişkin olduğundan, bu ek süre geçmiş olmasına rağmen inşaat tamamlayıp teslim edilmezse fesih yoluna gitmeyen arsa sahiplerinin ek süreden sonraki dönem için de gecikme tazminatı isteme hakları mevcuttur.

Dosya kapsamı ve davacı arsa sahiplerinin beyanlarıyla, arsa sahibi Mustafa'ya A blok altındaki 7, 13 ve 16 numaralı dükkanlar ve davacı M.Ali'ye de A blok altındaki 4, 5 ve 18 numaralı dükkanların 25.11.2005, C bloktaki 25 ve 43 nolu dairelerin de 02.03.2006 tarihlerinde iskan ruhsatları alınarak teslim edildiği anlaşılmakta ise de; diğer bloklardaki dükkan ve bağımsız bölümlerin inşaatının bitirilmediği ve teslim edilmediği sabittir. Yine taraflarca sözleşme feshedilmemiş olduğundan hukuken geçerliliğini sürdürmektedir.

Sözleşmenin 5/C bendinde gecikme halinde ödenecek paranın cezai şart olduğu anlamına gelebilecek bir ifade kullanılmış ise de B bendinde rayiç kira bedeli şeklinde yazıldığından bunun Borçlar Kanunu'nun 106/II. maddesindeki gecikme tazminatı olduğu sonucuna varılmaktadır. Sözleşmede belirtilen bloklardaki dükkan ve daireler tamamlanıp davacı arsa sahiplerine teslim edilmediğinden Borçlar Kanunu'nun 106/II. maddesindeki düzenleme dikkate alındığında, yani yüklenicinin temerrüdü halinde arsa sahipleri ifayı bekleyerek gecikme tazminatı isteme hakkına sahip olduklarından ve sözleşme gereği arsa sahiplerine verilmesi taahhüt edilen tüm dükkan ve daireler teslim edilmediği ve sözleşme ifa ile sonuçlanmadığından zamanaşımı süresi henüz işlemeye başlamamıştır. Davacı arsa sahiplerince teslimi gereken tarihten itibaren gecikme tazminatı talep edilebilir ise de bu haklarını o tarihte kullanmak zorunluluğu yoktur. Davacı arsa sahipleri sözleşmeyi feshetmemek sureti ile ifayı isteme ve bekleme iradesini sürdürdüklerine ve teslim de söz konusu olmadığına göre zamanaşımının dolduğundan söz edilemez (Dairemizin 2010/3391 Esas, 2010/5319 Karar sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.02.2009 gün 2009/15 - 13 Esas, 2009/53 Karar sayılı ilamları) .

Davacı arsa sahiplerinin az yukarıda sözü edilen A blok altındaki dükkanlar ve davacı M.Ali için bu dükkanlara ilaveten C bloktaki daireler yönünden teslimin, kat mülkiyetine geçilerek iskan ruhsatının alındığı 25.11.2005 ve 03.03.2006 tarihleri itibariyle vuku bulduğu kabul edilse dahi bu tarihlerden asıl davanın açıldığı 08.08.2006 ve birleşen davanın açıldığı 06.09.2007 tarihine kadar Borçlar Kanunu'nun 126/IV. maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığı fiilen dahi teslim edilmeyen diğer dükkan ve bağımsız bölümlerle ilgili zamanaşımı süresi işlemeye dahi başlamadığından mahkemece zamanaşımı def'inin reddi ile işin esası incelenerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile davanın zamanaşımı yönünden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bu-lunmuştur.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacılar yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, 01.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CİNSEL İSTİSMAR

Daire:    Ceza Genel Kurulu

Esas No:              2011/5-20

Karar No:            2011/59

Karar Tarihi:       19 Nisan 2011 Salı

ÖZET

Cinsel istismar suçundan sanık T..... F..... P....'ın katılanlardan E.. P....'a yönelik eylemi nedeniyle TCY'nın 103/1 - 3. madde vefıkraları uyarınca 6 yıl hapis, katılan SE.. P....'a yönelik eylemi nedeniyle de TCY'nın 103/1 - 3 - 4 - 6 ve 43. madde leri uyarınca 28 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.03.2009 gün ve 42 - 83 sayılı kısmen re'sen temyize tabi olan hükmün, sanık müdafii ile katılanlar vekilleri tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 29.12.2009 gün ve11956 - 15084 sayı ile;

" 5237 sayılı TCK.nun 103/6. maddesinde öngörülen cezanın miktarı da gözetilerek, suçun sonucunda mağdurelerin beden ve ruh sağlığında bozulma meydana gelip gelmediğinin Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulundan görüş alınarak saptanması gerekirken, K...

...... Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalından alınan 31.07.2008 ve 29.12.2008 günlü raporlar ile yetinilerek yazılı şekillerde hükümler kurulması,

Kabule göre de; 5237 sayılı TCK.nun 103/6. maddeleri uyarınca tayin edilen 18 yıl hapis cezasının 43. madde uyarınca 103/1, 103/3, 103/4. maddelerin uygulanmasıyla belirlenen ceza miktarı olan 13 yıl 6 ayın 3/4'ü oranında artırımı sırasında ayların yıllara tahvili sonucu 27 yıl 13 ay 15 gün yerine 28 yıl 1 ay 15 gün hapis olarak fazla cezaya hükmolunması,

5237 sayılı TCK.nun 53/1- c maddesinde yer alan velayet hakkını kötüye kullanmak suretiyle yaşı küçük kızlarına karşı cinsel istismar suçlarını işlediğinin anlaşılmasına göre cezaların infazından sonra başlamak üzere aynı Yasanın 53/5. maddesi uyarınca hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin nazara alınmaması"isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 16.03.2010 gün ve 52 - 60 sayı ile;

"Adli Tıp Kurumunun randevu günlerini beklemenin adil yargılanma ilkesine aykırı olduğu, kaldı ki mahkememizce K...

....... Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Bilimleri Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığından alınan ve Yargıtay bozma ilamında belirtilen her iki bilirkişi raporunun da mahkememize yeterli ve teknik bilgiyi verir nitelikte bulunduğu, bu durum karşısında yasa gereği resmi bilirkişi sayılan Yükseköğretim Kurumunun bir uzmanlık kurulunu yetersiz görerek mutlaka Adli Tıp ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmasını zorunlu kılan Yargıtay 5. Ceza Dairesinin bu yöndeki bozma ilamının usul ve yasaya uygun olmadığı"gerekçesiyle katılanların beden ve ruh sağlıklarının bozulması yönünden Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden görüş alınmasına ilişkin bozma nedenine direnmiş, diğer bozma nedenlerine ise uymak suretiyle hüküm kurmuştur.

Sanığın, katılan SE.. P....'a yönelik eylemi nedeniyle re'sen temyize tabi olan hükmün sanık, sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı ile katılanlar vekilleri tarafından da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının 01.04.2011 gün ve 271997 sayılı "bozma"istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR

TÜRK MİLLETİ ADINA

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; cinsel istismar suçu nedeniyle katılanların beden ve ruh sağlığında bozulma meydana gelip gelmediğinin belirlenmesi bakımından Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan görüş alınması gerekip gerekmediğine ilişkin ise de; öncelikle bozmaya eylemli olarak uyan yerel mahkemenin sonradan bu kararından dönerek önceki hüküm gibi karar vermesinin olanaklı olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

İncelenen dosyada;

Yerel mahkemece bozma kararından sonra yapılan yargılamada, 05.02.2010 günlü duruşmaya hazırlık tutanağının 4 numaralı ara kararında, bozma kararının gereğini yerine getirmek üzere, "ATK (6) İhtisas Dairesi Başkanlığına faks çekilerek çocuk mağdureler E.. P.... ve SE.. P....'ın maruz kaldıkları iddia olunan cinsel istismar eylemleri nedeniyle, beden ve ruh sağlıklarının bozulup bozulmadıklarına ilişkin raporlar alınacağından, adı geçen mağdureler için ATK'dan muayene gününün istenmesine"şeklinde karar verildiği, ara karar gereği Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu Başkanlığına katılanların muayene gününün bildirilmesi için yazı yazıldığı, böylece Özel Daire kararına eylemli olarak uyulduğu, gelen cevabi yazıda muayene gününün 06.07.2011 olarak bildirildiği, 16.03.2010 tarihli oturumda da bildirilen randevu gününün uzunluğunun makul sürede yargılanma hakkını ihlal edeceği gerekçesi ile ara karardan vazgeçilerek önceki gibi hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.

Ceza Genel Kurulu'nun 17.04.2007 gün ve 325 - 100 sayılı kararı ile yerleşik uygulamasına göre, uyma kararı, ara kararı niteliğinde olmayıp, davanın esasını çözümleyen kararlardandır. Bozmaya uymakla, yerel mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğmaktadır. Sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da zımnen geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulması, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmaz.

Bu itibarla, Özel Daire bozma ilamına eylemli olarak uyduktan sonra dönülemez nitelikteki bu karardan dönerek ilk hükümdeki gibi karar veren yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1 - Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.03.2010 gün ve 52 - 60 sayılı hükmünün BOZULMASINA,

2 - Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.04.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CİNSEL İSTİSMAR, HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA

Daire:    5. Ceza Dairesi

Esas No:              2011/861

Karar No:            2011/2827

Karar Tarihi:       8 Nisan 2011 Cuma

ÖZET

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve organ sokmak suretiyle ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı suçlarından sanık M...

... D...

...'in yapılan yargılanması sonunda; atılı suçlardan mahkümiyetine dair, Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 09.04.2010 gün ve 2009/9 Esas, 2010/87 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

Sanığın Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/401 Esas sayılı dava dosyasında bir başka mağdureye yönelik eylemi nedeniyle 14.07.2008 tarihinde tutuklandığının anlaşılması karşısında Kahramanmaraş 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.12.2008 gün ve 2008/203 sorgu sayılı tevkif müzekkeresinin infaz görüp görmediğinin kurumdan sorularak karar başlığında tevkif tarihinin buna göre mahallinde düzeltilmesi olanaklı kabul edilmiş, yapılan soruşturma ve kovuşturma toplanan deliller, katılanın hükme esas alınan beyanları ile bu beyanları doğrulayan doktor raporları ve tüm dosya kapsamına göre sanığın suç tarihinde 8 yaşında olan mağdurenin bir elini tutarak zorla kendi cinsel organını ellettiği diğer eli ile de bağırmaya çalışan mağdurenin ağzını kapattığı oluşu mahkemece de bu şekilde kabul edilen eylemde cebrin mevcut olmasına Dairemizin istikrar kazanmış uygulamalarının da anılan doğrultuda bulunmasına göre tebliğnamede olayda maddi cebirin gerçekleşip gerçekleşmediğinin gerekçeleri karar yerinde gösterilip tartışılmadan TCK.nun 103/4. maddesi ile artırım yapılmasında isabet görülmediğinden bahisle bozma öneren düşünceye iştirak edilmemiştir.

Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen sanık müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükümlerin ONANMASINA, 08.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CİNSEL İSTİSMAR, ÇOCUK PSİKİYATRİSİ

Daire:    Ceza Genel Kurulu

Esas No:              2011/5-23

Karar No:            2011/23

Karar Tarihi:       29 Mart 2011 Salı

ÖZET

15 yaşından küçük çocuğa karşı cinsel istismar suçundan sanık A... K.....'ın 5237 sayılı TCY'nın 103/1 - 6, 62 ve 53. madde leri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Erzincan Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.04.2007 gün ve 188 - 82 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 23.01.2008 gün ve 11584 - 280 sayı ile;

" 5237 sayılı TCK'nun 103/1. maddesiyle temel ceza belirlendikten sonra 103/6. maddesi ile hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde uygulama yapılması sonuç cezaya müessir bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır"eleştirisiyle onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığı ise 24.01.2011 gün ve 304157 sayı ile;

"Cinsel istismar suçundan sanık hakkındaki ilk derece mahkemesince, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 6. İhtisas Kurulunun 12 Ocak 2007 gün ve 77 sayılı kararına dayanılarak, TCK.nun 103/6. maddesi düzenlemesi de uygulanmak suretiyle verilen hüküm; aşağıda izah olunacağı üzere 4810 sayılı Kanun ile değişik 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun ilgili hükümlerine uygun şekilde verilmiş adli tıp mütalaasına dayanmaması nedeniyle hukuka uygun bulunmadığından bozulması gerekmekte iken, Yüksek Dairece onanmıştır.

2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun 19.02.2003 tarih ve 4810 sayılı Kanunla değişik 16, 7/f ve 23/B maddelerine göre; 5237 sayılı TCK.nun 103/6. maddesi kapsamında mağdurda ruh sağlığında bozulma olup olmadığı yönünden değerlendirme yapmakla görevli Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 6. İhtisas Kurulunun, bir başkan ve adli tıp uzmanı iki üye ile birlikte, incelenecek konunun uzmanı çocuk psikiyatristi bir üye olmak üzere en az dört üyenin katılımıyla karar vermesi gerektiği halde, Adli Tıp Kurumu Kanununun 23. madde sinin B bendinin 2. fıkrasının son cümlesindeki'Şu kadar ki tetkik edilecek konu, ilgili uzman üye hazır bulunmadıkça müzakere edilemez'düzenlemesine aykırı olarak çocuk psikiyatristi bir üye heyete dâhil edilmeksizin veya 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun 4810 sayılı Kanunla değişik 24/1. maddesi gereğince çocuk psikiyatristi bir uzman bilirkişi görevlendirilip olay nedeniyle mağdurun ruh sağlığında bir bozulma olup olmadığı konusunda rapor alınmadan ya da çocuk psikiyatrisi uzmanının da olduğu bir rapora dayanılmadan başkan ile iki adli tıp uzmanı ile birlikte kadın hastalıkları doğum uzmanı, radyoloji uzmanı, üroloji uzmanı, ruh sağlığı hastalıkları uzmanı ve çocuk cerrahisi uzmanının katılımıyla 12 Ocak 2007 tarih ve 77 sayılı 'olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu, hakkında TCK'nun 103/6. maddesine mümas olduğu'mütalaasına dayanılarak mahkemece, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, mahkeme hükmünün bozulması, bu sebeple de yapılan itirazın kabulü ile Yüksek Dairenin onama kararının kaldırılması gerekmektedir"görüşüyle Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR

TÜRK MİLLETİ ADINA

Sanığın 15 yaşından küçük mağdura cinsel istismarda bulunarak, ruh ve beden sağlığının bozulmasına neden olduğu kabul edilen olayda, Yargıtay C.Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; mağdur hakkında 12.01.2007 tarihli raporu düzenleyen Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu'nun 2659 sayılı Yasanın 7/f, 23/B ve 24/1. maddeleri uyarınca usulüne uygun olarak teşekkül edip etmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir hukuki sonuca varılabilmesi için, 25.02.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak, yayımından üç ay sonra yürürlüğe giren 4810 sayılı Yasa ile köklü değişikliklere uğramış bulunan 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Yasasının, İhtisas Kurullarının kuruluş şekli ve çalışma düzeni hakkındaki düzenlemelerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

Anılan Yasanın, "Adli Tıp İhtisas Kurulları"başlıklı 7. madde si;

"Adli Tıp Kurumunda altı ihtisas kurulu bulunur. Aşağıdaki ihtisas kurulları, bir başkan ve adli tıp uzmanı iki üye ile;

...f) Altıncı Adli Tıp İhtisas Kurulu birer;

- Kadın Hastalıkları ve Doğum,

- Radyoloji,

- Üroloji,

- Ruh Sağlığı ve Hastalıkları,

- Çocuk Psikiyatrisi,

- Adli Antropoloji,

- Çocuk Cerrahisi,

Uzmanlarından oluşur.

İhtisas Kurullarında yeteri kadar raportör bulundurulur ",

"Adli Tıp Genel Kurulunun ve İhtisas Kurullarının Çalışması"başlıklı 23. madde si;

"...

...B) Adli Tıp İhtisas Kurullarının Çalışması:

Adli Tıp İhtisas Kurulları Başkanının başkanlığında işin niteliğine göre en az dört üye ile toplanır ve oyçokluğu ile karar alır. Oyların eşitliği halinde Başkanın bulunduğu taraf oyçokluğunu sağlamış sayılır.

Üyelerden birinin özürlü olması veya yokluğu halinde eksiklik diğer kurullardan alınacak üye ile tamamlanır. Şu kadar ki tetkik edilecek konu, ilgili uzman üye hazır bulunmadıkça müzakere edilemez.

C) Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu ve İhtisas Kurulları lüzum görüldüğü hallerde kararını vermeden önce incelediği konu ile ilgili bulunan evrakın onanmış örneklerini mahallinden isteyebileceği gibi aslı üzerinde de inceleme yapması zorunlu olduğunda bunları da isteyebilir.

Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu ve İhtisas Kurulları ilgili kişileri gerektiğinde muayene ve bunları usulüne göre dinleyebilir. Her türlü tetkikatı yapar ve yaptırabilir.

Adli Tıp Genel Kurulu kararları nihai olmakla beraber mahkemelerin delilleri serbestçe takdir hususundaki yetkilerini kısıtlamaz.

Umumi Hıfzısıhha Kanununun 10 ncu madde sinin hükümleri saklıdır.

Adli Tıp Genel Kurulu ve adli tıp ihtisas kurullarının çalışma esas ve usulleri yönetmelikte gösterilir ",

"Adli Tıp Kurumunda bilirkişi dinlenmesi ve toplantılara katılma"başlıklı 24. madde si ise;

"I- Adli Tıp Genel Kurulu ve adli tıp ihtisas kurulları ile adli tıp ihtisas daireleri, inceledikleri konularla ilgili olarak Adli Tıp Kurumunda bulunmayan tıp ve diğer uzmanlık dallarında Adli Tıp Kurumu dışından uzmanların bilirkişi olarak davet edilmesine karar verebilirler. Uzman kişiler oy hakları olmamakla beraber görüşlerini bir raporla Adli Tıp Genel Kurulu, adli tıp ihtisas kurulu veya adli tıp ihtisas dairesi başkanlığına bildirirler.

Bilirkişilere yönetmelikteki esaslara göre Adli Tıp Genel Kurulu, adli tıp ihtisas kurulu ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlığınca yaptıkları çalışmaya uygun ücret takdir olunur.

II- a) Adli Tıp Genel Kurulu, adli tıp ihtisas kurulları ile adli tıp ihtisas daireleri, inceledikleri konularla ilgili olarak kendi kurul veya dairelerinde bulunmayan, Adli Tıp Kurumundaki diğer kurul veya dairelerde bulunan uzmanların davet edilmesine karar verebilirler. Uzman kişiler, o olayla ilgili toplantıya katılır ve oy kullanırlar...

..."şeklinde düzenlemeler içermektedir.

Bu düzenlemelere göre, anılan Yasanın 7. madde sinin (f) bendi uyarınca, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun, bir başkan ve adli tıp uzmanı iki üye ile birer kadın hastalıkları ve doğum, radyoloji, üroloji, ruh sağlığı ve hastalıkları, çocuk psikiyatrisi, adli antropoloji ve çocuk cerrahisi uzmanından oluşacağı, aynı Yasanın 23. madde sinin (B) bendi uyarınca da ihtisas kurulunun başkan ve işin niteliğine göre, bu uzmanlardan en az dört üyenin katılımıyla toplanacağı, ancak incelenecek konunun, ilgili uzman üyenin hazır bulunmaması halinde görüşülemeyeceği açıktır. Kaldı ki, incelenecek konuda ihtisas kurulunda konuyla ilgili bir uzman bulunmaması, buna karşın diğer ihtisas kurullarında bulunması halinde buradan gelecek uzmanın katılımıyla görüşme yapılabileceği gibi, 24. madde uyarınca dışarıdan ilgili uzman kişinin bilirkişi olarak getirtilip görüşüne başvurulması da olanaklıdır. Bu hükümler ile amaçlanan, ceza yargılaması bakımından, somut gerçeğin saptanmasında, hükme esas alınmaya en uygun ve elverişli bilimsel görüşün, bilirkişi raporu olarak ceza mahkemelerine sunulmasıdır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca, ruh sağlığı hastalıkları uzmanı başkanlığında, ikisi adli tıp, kadın hastalıkları ve doğum, üroloji, radyoloji, ruh sağlığı ve çocuk cerrahi uzmanlarından oluşan sekiz kişilik kurul tarafından düzenlenen 12.01.2007 gün ve 77 sayılı raporda, sonuç olarak mağdurun ruh sağlığının bozulduğu belirtilmektedir.

Yerel mahkemece, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun bu raporu hükme esas alınmış olup, belirtilen raporun ruh sağlığı hastalıkları uzmanı başkanlığında, ikisi adli tıp, kadın hastalıkları doğum, üroloji, radyoloji, ruh sağlığı ve çocuk cerrahi uzmanlarından oluşan sekiz kişilik bir kurul tarafından düzenlendiği anlaşılmaktadır. Ancak, mağdure 20.07.1996 doğumlu ve suç tarihi itibariyle 15 yaşından küçük olup, 6. İhtisas Kurulunda muayenesi ve hakkındaki raporun düzenlenmesi sırasında, inceleme konusunun uzmanı olan çocuk psikiyatrisi uzmanının görüşmelere katılmadığı görülmektedir. Bu nedenle Adli Tıp Kurumu Yasasının 7/f ve 23/B maddelerine aykırı olarak, konunun uzmanı olan çocuk psikiyatrisi uzmanı bulunmadan düzenlenen raporun, hükme esas alınamayacağında kuşku yoktur. O halde, mağdure hakkında, yeniden ve yasaya uygun bir şekilde oluşturulmuş bir kuruldan rapor alınarak, sanığın hukuki durumunun buna göre belirlenmesi gerekmektedir.

Bu itibarla yerel mahkemece, yasaya aykırı olarak düzenlenmiş bir raporun hükme esas alınması suretiyle sanık hakkında suç nitelemesi yapılarak mahkûmiyetine karar verilmesi ve bu hükmün Özel Dairece eleştirilmek suretiyle onanması isabetsiz olup Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1 - Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2 - Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 23.01.2008 gün ve 11584 - 280 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3 - Erzincan Ağır Ceza Mahkemesinin 24.04.2007 gün ve 188 - 82 sayılı hükmünün BOZULMASINA,

4 - Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.03.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CİNSEL SALDIRI, YOKSUN BIRAKMA, ZİNCİRLEME SUÇ

Daire:    Ceza Genel Kurulu

Esas No:              2011/5-28

Karar No:            2011/32

Karar Tarihi:       5 Nisan 2011 Salı

ÖZET

Sanık H.... D.......'nın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı TCY'nın 102/2, 102/3 - a-c, 43 ve 62. madde leri uyarınca 10 yıl 11 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık hakkında 5237 sayılı TCY'nın 53. madde sinin uygulanmasına ilişkin, Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.04.2009 gün ve 235 - 119 sayılı hükmün, sanık ve müdafii tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 10.02.2010 gün ve 13570 - 767 sayı ile;

"Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesinin 08.09.2008 ve 27.01.2009 günlü raporlarında; sanığın, mağdureden alınan ceninin biyolojik babalığının reddedildiğinin bildirilmesi nedeniyle; mağdureyi hamile bırakan kişiler hakkındaki soruşturma evrakının tefrik edildiği ve hükümden sonra sanık müdafiinin mahkemeye sunduğu 22.04.2009 günlü dilekçe içeriği ve ekinde yer alan Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesinin 27.02.2009 günlü raporundan mağdurenin abisi M..... Ü.....hakkında soruşturma yapılıp dava açıldığının anlaşılması karşısında; bu davanın akıbetinin araştırılıp, gerektiğinde davaların birleştirilerek sonuca göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesinde zorunluluk bulunması"isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmadan sonra yargılama yapan Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesince 06.04.2010 gün ve 90 - 107 sayı ile;

"Sanığın, mağdureyi hamile bırakan kişi olmamakla beraber, mağdurenin sanığa yönelik tavırları, tanık H......'nin değişmeyen beyanlarında sanığın iki kez kardeşi olan mağdure ile ilişkiye girerken gördüğünü belirtmiş olması, sanığın mağdurun kaldığı evde hiç kalmadığını savunması karşısında tanık (H...

....... oğlu) H.... İ.......'in, sanığın, mağdurun evinde kaldığını söylemesi karşısında savunmaya itibar edilmeyerek sanığın müsnet suçu işlediği'kanaatine varılarak hüküm tesis edilmiş olduğu, bilahare sonlandırılan hamileliğe ilişkin ceninden alınan örnek ile mağdurun kardeşi olan (tefrik edilen dosya ile ilgili) sanık M..... Ü.....'den alınan örneklerinin uyum sağlaması ile mağduru hamile bırakan kişinin tespit edilebilmiş olmasının, her iki dosya yönünden ve mağdurun zaten var olan ruh sağlığı durumu nedeniyle eylemler sonucunda ruh sağlığı bozulması hususunun söz konusu olamayacağının anlaşılması karşısında dosyamız sanığı H.... D.......'nın hukuki durumunun etkilenmeyeceği, mahkememiz kararındaki gerekçelerin başka delillere dayandırılmış olması ve suç sabit görülmesi nedeniyle de, M..... Ü.....ile ilgili davanın akıbetinin araştırılmasına gerek olmadığı, dolayısıyla her iki dosyanın birleştirilmelerinde de bir zorunluluk bulunmadığı, her bir davanın sonuçlarının diğerini etkilemeyeceği, bununla beraber M..... Ü.....hakkındaki davanın da sonuçlandırılarak mahkumiyetine ilişkin kararın temyiz incelemesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (25.12.2009 tarihinde) gönderilmiş olduğunun anlaşılması karşısında, bu dosyanın dönüşünün de uzun zaman alıp dosyamızın sonuçlandırılmasını gereksiz yere uzatacağı, düşünceleri ile Yargıtay 5.Ceza Dairesinin ilgili bozma ilamına uyulmamıştır"gerekçeleriyle direnilerek ilk hükümdeki gibi karar verilmiştir.

Hükmün sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının"bozma"istekli 19.01.2011 gün ve 262055 sayılı tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR

TÜRK MİLLETİ ADINA

Sanığın, katılana yönelik olarak nitelikli cinsel saldırı suçunu gerçekleştirdiğinden bahisle hükümlülüğüne karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün eksik soruşturmaya dayalı olarak verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

26.06.2006 günü Selimiye Jandarma Karakoluna başvuran şikayetçi R..... Ü.....'in fiziksel ve zihinsel engelli olan 1976 doğumlu kızı A... Ü....'in akrabaları olan H.... D....... tarafından cinsel saldırıya uğradığını belirttiği,

Kolluk görevlileri tarafından mağdure A... Ü....'in ifadesinin alınmak istendiği, ancak mağdurenin söylenilenleri anlamadığı, sorulan sorulara cevap veremediği ve söyledikleri anlaşılmadığından ifadesinin alınamadığı,

Milas 75. Yıl Devlet Hastanesince düzenlenmiş olan 26.06.2008 gün ve 442 sayılı rapora göre mağdure A... Ü....'in 16 haftalık gebe olduğunun tespit edildiği,

Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince düzenlenmiş olan 08.07.2008 gün ve 8580 sayılı rapora göre, mağdure A... Ü....'in ağır mental retardasyon (zeka geriliği) hastalığının bulunduğu ve ruhsal açıdan kendisini savunamayacağının belirtildiği,

Muğla Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 01.08.2008 gün ve 1154 sayılı raporunda, 5237 sayılı TCY'nın 102/5. maddesi kapsamında, şahsın kendi annesinin beyanına göre Şubat 2008 tarihinde işlendiği söylenen cinsel istismar suçu nedeniyle beden ve ruh sağlığının bozulmamış olduğunun tespit edildiğinin belirtildiği,

Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığınca düzenlenmiş olan 08.09.2008 gün 852 ve 27.01.2009 gün 98 sayılı raporlarla, şüpheli H.... D.......'nın mağdure A... Ü....'den alınan ceninin biyolojik babası olmadığının tespit edildiği,

Mağdureden alınan ceninin biyolojik babasının tespiti için Milas Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/3304 sayılı soruşturma evrakı üzerinden ayırma kararı verilerek soruşturma dosyasının 2008/4784 hazırlık sırasına kayıt edildiği,

Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığınca düzenlenmiş olan 27.02.2009 gün ve 138 sayılı raporda mağdurenin ağabeyi M..... Ü.....'in mağdure A... Ü....'den alınan ceninin ™, 99 ihtimalle biyolojik babası olduğunun tespit edildiğinin belirtildiği,

Sanık müdafiinin temyiz dilekçesine eklemiş olduğu ve dosya içerisinde bulunan Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.11.2009 gün ve 112 - 345 sayılı kararı ile de sanık M..... Ü.....'in kız kardeşi olan mağdure A... Ü....'e karşı işlemiş olduğu nitelikli cinsel saldırı suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCY'nın 102/1, 102/3 - a-c ve 62. madde leri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve dosyanın temyiz incelemesi yapılması için Yargıtaya gönderildiği,

Anlaşılmaktadır.

Şikayetçi R..... Ü..... aşamalarda özetle;"Mağdure A... benim kızım olur. Sanık benim eşimin kızkardeşinin kocasıdır. Aynı zamanda da oğlumun kayınpederi olur. Yani benim oğlum ile sanığın kızı evlidirler. Sanık benim evime devamlı gelip giderdi. Geceleri benim evimde kalırdı. Kendi kızında kalmaz benim evimde kalırdı. Kaldığı günlerde evimiz iki odalı olduğu için kendi odamızda misafir etmek istedik ancak benim yattığım odada rahat edemediği için kızlarımın yattığı odada kalmak istediğini söyledi. Bu nedenle daha sonraki gelişlerinde de sürekli kızlarımın odasında kalıyordu. Ben kendisinden hiç şüphelenmediğim için bunda bir sakınca görmemiştim. Kızım küçükken menenjit geçirdi bu yüzden aklı yönde sorun yoktur, sadece sağlığının yerinde olmadığını söylediler. Konuşabilir ancak sadece bunu ben anlayabiliyorum. Kızım A...'ye kendisini kimin hamile yaptığını sorduğumda bana H.... D.......'nın hamile bıraktığını söyledi. Adli tıp kurumu raporunu kabul etmiyorum, zira söz konusu kan örnekleri üzerinde usulüne uygun inceleme yaptırılmış değildir. Sanık bizim evimizde kalmadığını beyan etmesine rağmen bizim evde kaldığına dair yeterli şahit getirebilirim.H......oğlu H.... İ....... A....ve Ş.... oğlu H.... İ....... A....bunlara hitaben'ben şeytana uydum ne masrafları varsa karşılarım'gibi suçunu kabullendiğine dair beyanlarda bulunmuştur"şeklinde anlatımda bulunmuş, 10.02.2009 günlü duruşmada ise sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçmiştir.

Tanık H...... Ü.... aşamalarda özetle;"A... Ü.... benim ablam olur. Milas Sakarkaya Köyünde birlikte kalırız ve geceleri aynı odada yatmaktayız. Bizim evimiz iki odalıdır. Birinde annem ve babam, diğerinde ise ablam A... ile ben kalmaktayım. H.... D....... bizim evimize gelir gider. Kendisi bizim eniştemiz olur yani halamın kocası, ağabeyimin de kayınpederidir. Eniştem bize geldiğinde yengem olan ağabeyimin eşinin yanında kalmaz hep bizde kalırdı. Kaldığı zamanlarda bizim odamızda kalıyordu. 2008 yılı Şubat aylarında yine evimizde kaldığında sanık kardeşim olan A... Ü....'in yatağına geldi, üzerinde bulunan elbiseleri çıkardı ve kardeşime tecavüz etti. Ailemin etkisinde kalarak bunları aileme anlatamadım. Babamın elinden bir kaza çıkar diye korktum. Ben bu olayları bir hafta arayla gördüm. Ben duş almaya girdiğimde sanık gelmiş, zannediyorum benim evde olmadığımı düşünüyordu kapı aralığından baktığında gördüm. Sanık ablama sus işareti yaparak susmasını söylüyordu. Eliyle ağzını kapatarak zor kullanmak suretiyle ablama iki kez tecavüz etti. Ben ablamın başka biriyle birlikte olduğunu görmedim. Ablam hiçbir yere gidip kalmazdı. Bizim evde gece dışarıdan gelip kimse kalmazdı. Ablam gezmeye giderdi, belli başlı yerlere giderdi, ama oralarda kalmazdı ",

Tanık H.... İ....... A.... (Ş.... oğlu) aşamalarda özetle;"Ben olayı görmedim. Görgüye dayalı bilgim yoktur. Etraftan bir takım şeyler duymaktayız. Ancak sanık Hasan ile bu konuda her hangi bir şey görüşüp konuşmuş değilim. Yani bana'ben şeytana uydum, ne masrafları varsa karşılarım'gibi bir beyanda bulunmadı. Ayrıca ben sanığın Milas'a geldikçe mağdur ve müştekiye ait evde kalıp kalmadığını bilmiyorum. Ancak zaman zaman geldikçe benim ve ağabeyimin evinde kalırdı ",

Tanık H.... İ....... A.... (Hüseyin oğlu) ise aşamalarda özetle;"Benim görgüye dayalı bilgim yoktur. Ancak bu olaylardan sonra sanık Hasan ile görüştüğümüzde kendisinin yiyecek ekmeği olmadığını, oraya buraya gidecek durumunun bulunmadığını ve bu olayın kendi üzerine yıkılmaya çalışıldığını söyledi. Bunun dışında'ben şeytana uydum, ne masrafları varsa karşılarım'gibi bir ifade kullanmadı. Ayrıca sanık Hasan Milas'a geldikçe birçok evde kalırdı. Aynı zamanda mağdur ve müştekinin bulunduğu evde de kaldığı olmuştur. Bunu ben biliyorum"biçiminde anlatımda bulunmuşlardır.

Sanık H.... D....... aşamalardaki savunmalarında özetle;"Ben üzerime atılı suçu işlemedim. Bana iftira atılmaktadır. Bana niçin iftira attıklarını bilmiyorum. A... Ü.... benim eşimin erkek kardeşinin kızıdır. Ben Koçarlı İlçesinde ikamet etmekteyim. Selimiye Güllük mevkiinde kendime ait arazilerim vardır. Bu sebeple yılda birkaç kez Milas'a gelirim. Aynı gün akşam geri dönerim. Ben mağdurun evinde kalmış ve kendisine tecavüz etmiş değilim. Kendisini daha önceden tanırım. Aramızda herhangi bir husumet yoktur. Suçlamaları kabul etmiyorum. Benim tanık H...... Ü.... ile herhangi bir husumetim yoktur. Niçin böyle ifade verdiğini bilemiyorum"şeklinde savunmada bulunmuştur.

Katılan A... Ü....'e ilişkin yerel mahkemenin tespitleri;"mağdurenin konuşamadığı ve sorulan sorulara cevap veremediği anlaşıldı. Sanığa yönelik yüksek sesle tepkiler verdiği gözlemlendi. Bu arada mağdurenin sanığa yönelik pis ve git gibi kelimeleri ona bakarak söylediği anlaşılabildi. Ayrıca sanığın savunması alınırken ve kimlik tespiti sırasında mağdurenin sanığa yönelik bağırdığı, el kol işaretleri yaptığı, yüzünde üzgün bir ifadenin belirdiği masanın üzerine kapanıp sanığa doğru el kol işaretleri yaparak sanığa doğru tepkilerde bulunduğu ve annesi ve mübaşir vasıtası ile yatıştırıldığı gözlemlendi"şeklindedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yerel mahkeme tarafından olayın tek görgü tanığı olarak kabul edilen ve katılanla aynı evde yaşayan kız kardeşi tanık H...... Ü....'in aşamalardaki"ablası katılanın yaklaşık, bir hafta onbeş gün arayla iki kez sanığın cinsel saldırısına maruz kaldığını, babasından korktuğu için bu durumu anlatamadığı"şeklindeki beyanlarının; Milas 75. Yıl Devlet Hastanesince düzenlenen ve katılanın 16 haftalık gebe olduğunu saptayan raporu ile katılan A... Ü....'den alınan ceninin % 99, 99 olasılıkla biyolojik babasının katılan ve tanık H...... Ü....'in kardeşi olan M..... Ü.....olduğuna ilişkin Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığının 27.02.2009 günlü raporu karşısında, kuşkulu hale geldiği, bu yöndeki beyan ve şikayetlerin tanık H...... Ü....'in ağabeyi, şikayetçi R..... Ü.....'in ise oğlu olan Mehmet'in eyleminin ortaya çıkmasını engellemek, Mehmet'i kollamak ve korumak düşüncesinden kaynaklanmasının olasılık dahilinde olduğu,

Diğer taraftan, yerel mahkemece sanığın eyleminin sabit olduğuna yönelik olarak tanık H......'nin anlatımları ile birlikte katılanın yargılama sırasında sanığa karşı göstermiş olduğu tepkiler gerekçe olarak gösterilmiş ise de, Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince düzenlenmiş olan 08.07.2008 günlü raporda katılanın ağır mental retardasyon (zeka geriliği) hastası olduğunun belirtilmiş olması karşısında, katılan tarafından duruşma sırasında gösterilen böyle bir tepkinin ceza yargılamasında mahkumiyete yeterli delil olarak kabul edilemeyeceği gibi şikayetçi Raziye'nin beyanına göre de yalnızca annesi ile diyalog kurabilen katılanın, ailesinin yönlendirmesi sonucu sanığa karşı bu şekilde tepki vermesinin de mümkün olduğu, ayrıca sanığa atılı suç ile aynı tarihlerde işlendiği iddia olunan M..... Ü.....'in katılana yönelik nitelikli cinsel saldırı suçunun ne şekilde ortaya çıktığı da dosya içeriğinden anlaşılamadığı,

Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanık H.... D.......'nın yüklenen suçu işleyip işlemediği konusunda kuşkunun oluştuğu, ceza yargılamasının amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda somut gerçeğin her türlü kuşkudan uzak bir biçimde kesin olarak saptanması olduğuna göre; hüküm kesinleşinceye kadar, inceleme olanağı bulunan kanıtların ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşmesi için, öne sürülen ve olaya ışık tutabilecek nitelikteki tüm kanıtların araştırılıp tartışılmasında zorunluluk vardır.

Bu nedenle, sanık H.... D.......'nın yüklenen suçu işleyip işlemediği konusunda oluşan kuşkunun giderilip, somut gerçeğe ulaşılabilmesi için sanık H.... D....... hakkındaki incelemeye konu bu dava ile M..... Ü.....hakkında açılan dava birleştirilerek, tüm delilleri birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekmektedir.

Bu itibarla, sanığın cezalandırılmasına ilişkin eksik soruşturmaya dayalı hükümde direnilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Bozma kararına göre ve sanığın tutuklu kaldığı süre göz önüne alındığında tahliyesine de karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1 - Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.04.2010 gün ve 90 - 107 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2 - Sanığın tutuklu bulunduğu bu suçtan TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde derhal salıverilmesinin temini için Yargıtay C.Başsavcılığına yazı yazılmasına,

3 - Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.04.2011 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CİNSEL TACİZ, SARKINTILIK

Daire:    5. Ceza Dairesi

Esas No:              2011/4945

Karar No:            2011/4976

Karar Tarihi:       23 Haziran 2011 Perşembe

ÖZET

Sarkıntılık suçundan sanık R...

... K...

...'in bozma üzerine yapılan yargılanması sonunda; cinsel taciz suçundan mahkümiyetine dair, Lapseki Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 11.11.2009 gün ve 2009/103 Esas, 2009/139 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Sanığın"Pantolununu indirip mağdureleri hedef alarak cinsel organını eliyle tutup göstermekten"ibaret eyleminin tek bir fiille gerçekleştirilmiş olduğu nazara alınıp, hakkında TCK.nun 43/2. madde delaletiyle aynı maddenin 1. fıkrasının uygulanması gerektiği gözetilmeden, her bir mağdure yönünden ayrı ayrı suç teşkil ettiğinin kabulü ile yazılı şekilde uygulama yapılması,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerekCMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CİNSEL İSTİSMAR, HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA

Daire:    5. Ceza Dairesi

Esas No:              2011/850

Karar No:            2011/2670

Karar Tarihi:       4 Nisan 2011 Pazartesi

ÖZET

Beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından sanık N...

... S...

...'in yapılan yargılanması sonunda; cinsel istismar eyleminin nitelikli cinsel istismara teşebbüs vasfında kabulüyle her iki suçtan mahkümiyetine dair, Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 08.06.2010 gün ve 2010/36 Esas, 2010/147 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi O Yer C.Savcısı, katılan vekili ve sanık müdafii taraflarından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Sanığın cinsel istismar eyleminin nitelikli mi, basit mi olduğu hususu hükümde açıkça belirtilmeden ve nitelikli cinsel istismara teşebbüs kastını ortaya koyan söz ve davranışlarının nelerden ibaret olduğu da kararda gerekçeleriyle birlikte gösterilmeden yazılı şekilde 103/2 ve 35. madde ler ile hüküm tesisi,

Cinsel istismar eylemi neticesinde 5237 sayılı TCK.nun 103/6. maddesi anlamında mağdurenin ruh sağlığının bozulup bozulmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulundan rapor alınıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalından alınan rapora dayanılarak hüküm kurulması,

Oluş ve dosya kapsamına nazaran, sanığın mağdureyi bakkala götüreceğim diye kolundan tutarak olay mahalline getirmek suretiyle TCK.nun 109/2. maddesinde belirtildiği şekilde hileyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği nazara alınmadan 109/1. maddesi ile uygulama yapılarak eksik ceza tayini,

Kanuna aykırı, O Yer C.Savcısı, katılanlar vekili ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerekCMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEBRİ İRTİKAP, TEŞEBBÜS

Daire:    5. Ceza Dairesi

Esas No:              2007/4995

Karar No:            2011/21609

Karar Tarihi:       5 Ekim 2011 Çarşamba

ÖZET

Cebri irtikap ve buna iştirak suçlarından sanıklar N..... ve M..... C.'nin bozma üzerine yapılan yargılanmaları sonunda; sanık N...

.....'nin cebri irtikaba iştirak suçundan beraetine, sanık M..... C.'nin müşteki Y...

.....'a yönelik cebri irtikap fiilinden mahkumiyetine, müdahil M..... S.'ye karşı işlediği iddia olunan suçtan ise beraetine dair, (Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesi)'nden verilen 28.12.2006 gün ve 2005/53 Esas, 2006/329 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık M..... C. müdafii ve katılan M..... S. vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığı'ndan tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

15.11.2005 günlü oturuma ait duruşma tutanağının birinci sayfası mahkeme başkanı tarafından imzalanmamış ise de, burada yapılan usul işlemleri sonraki oturumlarda yeniden yapılarak anılan noksanlık giderilmiş olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.

Sanıkların müdahil M..... S.'ye karşı işledikleri ileri sürülen cebri irtikap ve buna iştirak suçlarından kurulan beraet hükümlerinin incelenmesinde;

Katılanın aşamalardaki uyumlu anlatımlarına, sanık N...

.....'nin hazırlıktaki kısmi ikrarına, bunu doğrulayan tanık İ...

.....'ın olaya yakın verdiği beyanlara, 20.03.2002 tarihli para teslim ve arama tutanaklarına, tanık beyanlarına ve dosya içeriğine göre Vergi Dairesi Müdür Vekili olan sanık M..... C.'nin vergi mükellefi olan müdahili mali araştırmaya tabi tutup fazla vergi cezası keseceğinden bahisle korkutarak komşusu ve arkadaşı olan diğer sanık vasıtasıyla para talep ettiği, katılanın isteği kabul etmiş gözükerek 20.03.2002 günü C.Savcılığı'na müracaat edip durumu bildirdiği, suçun ve faillerin belirlenmesi amacıyla tespiti yapılan para ve çekin katılan tarafından sanık N.....'ye ait işyerinde teslim edilmesini müteakip yapılan operasyonla suça konu çek ve paranın sanığın işyerinde bulunan kutuda gizlenmiş olarak bulunduğunun anlaşılması karşısında, sabit olan ancak, henüz menfaat veya menfaat vaadinin sağlanamamış olması ve olayın ortaya çıkarılması için para ve çekin verilmiş olması nedeniyle teşebbüs aşamasında kalan cebri irtikaba teşebbüs ve buna katılma niteliğinde olan suçlardan dolayı sanıkların mahkumiyetleri yerine, oluşa ve dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı biçimde beraetlerine karar verilmesi,

Sanık M..... C.'nin müşteki Y...

......'a yönelik cebri irtikap suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren ve TCK'nın 7/2. maddesi uyarınca sanık yararına olan 5728 sayılı Kanun 'un 562. madde sinin 1. fıkrası ile değişik CMK'nın 231/5. maddesinde hapis cezası için öngörülen sınırın 2 yıla çıkarılması ve anılan maddenin 2. fıkrası ile de 231/14. maddesindeki soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suç olma koşulunun kaldırılması karşısında, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının karar yerinde tartışılması lüzumu,

Bozmayı gerektirmiş ve sanık M..... C. müdafii ile katılan M..... S. vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasa 'nın 8/1. maddesi gözetilerek CMUK'nın 321. madde si uyarınca (BOZULMASINA), 05.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CİNSEL SUÇLARDA RUH SAĞLIĞININ BOZULUP BOZULMADIĞINA İLİŞKİN RAPOR ALINMASI

Daire:    Ceza Genel Kurulu

Esas No:              2011/5-201

Karar No:            2011/193

Karar Tarihi:       27 Eylül 2011 Salı

KARAR

Nitelikli cinsel istismar suçundan sanık Aysun'un 5237 sayılı TCY'nin 103/2 - 3 - 6, 43 ve 62. madde leri uyarınca 18 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hakkında 5237 sayılı TCY'nin 53. madde sinin uygulanmasına ilişkin, (Ankara Yedinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nce verilen 22.04.2010 gün ve 369 - 112 sayılı re'sen temyize tabi olan hükmün, katılan Sibel vekili ve sanık müdafii tarafından da temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Beşinci Ceza Dairesi'nce 20.12.2010 gün ve 8991 - 9852 sayı ile;

"...TCK'nın 103/6. maddesinin uygulanabilirliği açısından, Adli Tıp Kurumu'nun kanuna uygun teşekkül etmiş ilgili İhtisas Kurulu'ndan rapor alınarak sonucuna göre hükme varılması gerekirken, H...

... Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nın 22.03.2010 günlü raporuyla yetinilmesi suretiyle eksik tahkikatla yazılı şekilde karar verilmesi,

Kabule göre de; sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulurken 5237 sayılı Yasa 'nın 61. madde sindeki sıralamaya göre, 43. madde nin 103 /6. maddeden sonra uygulanması gerektiği, ancak TCK'nın 43. madde si uyarınca yapılacak artırımın 103/2 ve 103/3. maddelerin tatbiki sonucu bulunan 12 yıl hapis cezasının 1/4 oranında artırımı neticesi ortaya çıkan 3 yıl hapis cezasının 103/6. maddeyle belirlenen cezaya eklenmesi ile netice cezanın tayini gerektiği gözetilmeyerek sanığa fazla ceza verilmesi"isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkemece ise 15.03.2011 gün ve 46 - 57 sayı ile;

"...Sanığın mağdurenin annesi olan Hülya'yla 2008 yılının Ocak-Şubat ayına kadar 5 - 6 yıl aynı evde karı koca hayatı yaşadıkları, mağdurenin annesinin evde olmadığı saatlerde erkek çocuklarını dışarı çıkararak yaşı küçük mağdureye porno film izletip birçok kez cinsel istismarda bulunduğu ve mağdureyi tehditle ırzına geçtiği, bu olayların açığa çıkmaması için de mağdureyi ölümle tehdit ettiği, mağdurenin bu olaylar olduğu sırada henüz 15 yaşını doldurmamış olduğu ve zaten psikolojik sorunlarının mevcut olduğunun duruşmada dinlendiği sırada heyetçe tespit edildiği, henüz çocuk yaşta olan kişilik gelişimi devam eden ve maruz kaldığı olay sebebi ile psikolojik olarak yeteri kadar yıpranan mağdurenin Adli Tıp Kurumu'na sevki ile rapor alınma cihetine gidilmesi halinde mağdurenin olayları tekrar anlatma aşaması ve devamında psikolojisinin bozulacağı, kaldı ki emniyetçe CD'ye aktarılan ifade alınma esnasında teşhis edilen görüntülerinden de mağdurenin yeteri kadar yıprandığının görülmesi mağdurenin daha da fazla mağdur olmasına sebebiyet vereceği heyetçe kabul edilmiştir. Modern ceza yasaları ve uygulanmasına yönelik usul yasalarında tarihi gelişim içinde sanıkların en başta adil yargılanma adı altında haklarının gelişimi sağlanmaya çalışılmış ve mevcut ya-salarımızda da haklarının en üst düzeyde korunmaya çalışıldığı bir gerçektir. Örneğin müdafii atanması, son sözünün sorulması, delilleri inceleme hakkı, susma hakkı gibi haklar sanıklara tanınmış iken aleyhine işlenen suç nedeni ile mağdurların ceza yargılaması usul yasaları sebebi ile daha fazla mağdur edilmeme haklarının da mahkemelerce gözetilmesi gerektiği heyetin doğal kabulündedir. H...

... Üniversite gibi uluslararası düzeyde tanınan ve 15 yaşını henüz ikmal etmiş çocuk sayılacak mağdurenin çocuk ve ruh sağlığı bölümü olan uzman çocuk psikiyatrlarının bulunduğu bu yükseköğrenim kurumu hastanesinden alınan ruh ve beden sağlığının bozulmuş olduğuna dair rapor mağdurun da modern ceza yargılamasında daha fazla mağdur edilmeme hakkı olacağı düşüncesi ile itibar edilmiştir. Kaldı ki, mahkememizi bağlayıcı olmamakla birlikte Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 11.06.2010 tarihli mahkemelere gönderdiği genelgesinde TCK'nın 103/6. maddesi uya-rınca suçun sonucunda mağdurun ruh ve beden sağlığının bozulup bozulmadığına ilişkin raporların 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu hükümlerine göre Adli Tıp Kurumu veya Yükseköğrenim Kurumları ile diğer sağlık kuruluşları tarafından düzenlenebileceği ancak Adli Tıp Kurumu'nun Çocuk Psi-kiyatrisinin uzman kadrosunun yetersiz olması nedeni ile söz konusu raporların zamanında hazırlanması bakımından yetersiz kaldığı, mağdurların muayenesi için uzun süreli randevuların verildiğinin, bu itibarla ülke genelinde çocuk psikiyatrisi bulunan kurumların mahkemelere bildirildiği, A...

...'da ise A...

... Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji, Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, A...

... D... S...

... U...

... Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, A...

... K...

... Eğitim ve Araştırma Hastanesi gibi sadece çocuk psikiyatri uzman kadrosu bulunan hastanelerine dahi gecikmeleri önlemek için başvurulabileceği belirtilmiştir. Bir çocuk psikiyatri imzası ile rapor verebilecek D... S...

... U...

... Çocuk Hastanesi'nden dahi rapor alınabileceği de gözönüne alındığında çocuk psikiatristi uzmanları heyetince H...

... Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı Bölümü'nden alınan rapora itibar edilmiştir. Kaldı ki; Adli Tıp Kurumu 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 31. madde si'Yükseköğretim Ku-rumları veya birimleri Adli Tıp Mevzuatı çerçevesinde Adli Tıp Olaylarında ve diğer adli konularda Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu'na göre resmi bilirkişi sayılır'ibaresi gözönüne alındığında da bir yükseköğretim kurumu olan H...

... Üniversitesi'nin Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'ndan alınan Adli Tıp Mevzuatı'na ilişkin rapora itibar edilerek önceki kararda ısrar edilmiştir"gerekçesiyle 5237 sayılı TCY'nin 43. madde sine ilişkin bozma nedenine uyulmuş, Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması gerektiğine ilişkin bozma nedenine ise direnilmiştir.

Re'sen temyize tabi olan bu hükmün de katılan Sibel vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığı'nın"bozma"istekli 01.07.2011 gün ve 185768 sayılı tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Sanığın, nitelikli cinsel istismar suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; mağdurenin maruz kaldığı nitelikli cinsel istismar suçu nedeniyle ruh sağlığının bozulup bozulmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulu'ndan rapor alınmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

Yerel mahkemece, mağdurenin ruh sağlığının bozulduğu görüşünü içeren H...

... Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda görevli çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı beş kişi tarafından düzenlenmiş olan 22.03.2010 günlü rapor esas alınarak hüküm kurulmuştur.

Adalet işlerinde resmi bilirkişi olarak görevlendirilen Adli Tıp Kurumu'nun kuruluş ve çalışma şekli 25.02.2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak, yayımından üç ay sonra yürürlüğe giren 4810 sayılı Yasa ile köklü değişikliklere uğramış bulunan 2659 sayılı Yasa ile düzenlenmiştir.

Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir hukuki sonuca varılabilmesi için 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Yasası'nın, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ile ilgili olarak rapor düzenlemekle görevli Altıncı Adli Tıp İhtisas Kurulu başta olmak üzere İhtisas Kurullarının kuruluş şekli ve çalışma düzeni hakkındaki düzenlemelerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

Anılan Yasa'nın, "Adli Tıp İhtisas Kurulları"başlıklı 7. madde sinde;

"Adli Tıp Kurumu'nda altı İhtisas Kurulu bulunur. Aşağıdaki İhtisas Kurulları, bir başkan ve adli tıp uzmanı iki üye ile;

...f) Altıncı Adli Tıp İhtisas Kurulu birer;

- Kadın Hastalıkları ve Doğum,

- Radyoloji,

- Üroloji,

- Ruh Sağlığı ve Hastalıkları,

- Çocuk Psikiyatrisi,

- Adli Antropoloji,

- Çocuk Cerrahisi,

Uzmanlarından oluşur.

İhtisas Kurullarında yeteri kadar raportör bulundurulur ",

"Adli Tıp Genel Kurulu'nun ve İhtisas Kurullarının çalışması"başlıklı 23. madde sinde;

"...B) Adli Tıp İhtisas Kurullarının Çalışması:

Adli Tıp İhtisas Kurulları Başkanının başkanlığında işin niteliğine göre en az dört üye ile toplanır ve oyçokluğu ile karar alır. Oyların eşitliği halinde Başkanın bulunduğu taraf oyçokluğunu sağlamış sayılır.

Üyelerden birinin özürlü olması veya yokluğu halinde eksiklik diğer kurullardan alınacak üye ile tamamlanır. Şu kadar ki tetkik edilecek konu, ilgili uzman üye hazır bulunmadıkça müzakere edilemez... ",

"Adli Tıp Kurumu'nda bilirkişi dinlenmesi ve toplantılara katılma"başlıklı 24. madde sinde ise;

"I- Adli Tıp Genel Kurulu ve Adli Tıp İhtisas Kurulları ile Adli Tıp İhtisas Daireleri, inceledikleri konularla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu'nda bulunmayan tıp ve diğer uzmanlık dallarında Adli Tıp Kurumu dışından uzmanların bilirkişi olarak davet edilmesine karar verebilirler. Uzman kişiler oy hakları olmamakla beraber görüşlerini bir raporla Adli Tıp Genel Kurulu, Adli Tıp İhtisas Kurulu veya Adli Tıp İhtisas Dairesi Başkanlığı'na bildirirler.

Bilirkişilere yönetmelikteki esaslara göre Adli Tıp Genel Kurulu, Adli Tıp İhtisas Kurulu ve Adli Tıp İhtisas Dairesi Başkanlığı'nca yaptıkları çalışmaya uygun ücret takdir olunur.

II- a) Adli Tıp Genel Kurulu, Adli Tıp İhtisas Kurulları ile Adli Tıp İhtisas Daireleri, inceledikleri konularla ilgili olarak kendi Kurul veya Dairelerinde bulunmayan, Adli Tıp Kurumu'ndaki diğer Kurul veya Dairelerde bulunan uzmanların davet edilmesine karar verebilirler. Uzman kişiler, o olayla ilgili toplantıya katılır ve oy kullanırlar"şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.

Bu düzenlemelere göre, anılan Yasa'nın 7. madde sinin (f) bendi uyarınca, Adli Tıp Kurumu Altıncı İhtisas Kurulu'nun, bir başkan ve adli tıp uzmanı iki üye ile birer kadın hastalıkları ve doğum, radyoloji, üroloji, ruh sağlığı ve hastalıkları, çocuk psikiyatrisi, adli antropoloji ve çocuk cerrahisi uzmanından oluşacağı, aynı Yasa'nın 23. madde sinin (B) bendi uyarınca da İhtisas Kurulu'nun başkan ve işin niteliğine göre bu uzmanlardan en az dört üyenin katılımıyla toplanacağı, ancak incelenecek konunun ilgili uzman üyenin hazır bulunmaması halinde ise müzakerenin yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Diğer yandan Yasa'nın"Diğer Adli Ekspertiz Kurumları"başlıklı 31. madde sinde yer alan;"Yükseköğretim Kurumları veya birimleri, Adli Tıp Mevzuatı çerçevesinde adli tıp olaylarında ve diğer adli konularda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'na göre resmi bilirkişi sayılır. Bu birim ve kliniklerde tetkik edilecek adli tıp ile ilgili işler yönetmelikte belirlenir"şeklindeki düzenlenmeyle de Yükseköğretim Kurumları veya birimlerinin, Adli Tıp Mevzuatı çerçevesinde adli konularda Ceza Yargılaması Yasası'na göre resmi bilirkişi sayılacağı açıkça belirtilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Suç tarihinde 15 yaşını tamamlamamış olan nitelikli cinsel istismar suçu mağdurunun gerçekleştirilen eylem sonucunda ruh sağlığının bozulup bozulmadığına ilişkin raporun yerel mahkeme tarafından, Adli Tıp Kurumu yerine 2659 sayılı Yasa 'nın 31. madde si uyarınca H...

... Üniversitesi'nden alınmasında bir isabetsizlik bulunmamakta ise de, anılan maddede Yükseköğretim Kurumları veya birimlerinin Adli Tıp Mevzuatı çerçevesinde görev yapacağının açıkça belirtilmiş olması karşısında, Adli Tıp Kurumu Altıncı İhtisas Kurulu'nda yer alması gereken uzmanlık dallarında görevli uzmanlar arasından seçilecek ve içerisinde zorunlu olarak çocuk psikiyatrisi bulunan en az beş kişilik bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerekirken, çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı beş kişi tarafından düzenlenmiş olan ve aynı zamanda içerik itibarıyla da yetersiz bulunan rapor esas alınarak hüküm kurulması isabetsizdir.

Bu itibarla yerel mahkemece, yasaya aykırı olarak düzenlenmiş bir raporun hükme esas alınması suretiyle sanık hakkında suç nitelemesi yapılarak mahkumiyetine karar verilmesi isabetsiz olup, usul ve yasaya aykırı olan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle,

1 - Ankara Yedinci Ağır Ceza Mahkemesi'nin 15.03.2011 gün ve 46 - 57 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2 - Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 27.09.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CUMHURİYET SAVCISININ DURUŞMADA BULUNMASI, HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI

Daire:    2. Ceza Dairesi

Esas No:              2009/44800

Karar No:            2011/10820

Karar Tarihi:       18 Mayıs 2011 Çarşamba

ÖZET

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

KARAR

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan 5271 sayılı CYY'nin 231/6. maddesinin"a"bendinde yazılı"kasıtlı bir suçtan mahkum olmama"nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;

5271 sayılı CMK'nın 230/1 - a maddesi uyarınca gerekçeli kararda CSavcısının esas hakkındaki görüşüne yer verilmemiş ise de, hükümden sonra yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun 'un geçici 3. madde si ile asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda C.Savcısının bulunmayacağı şeklinde yapılan düzenleme karşısında bu aykırılık sonuca etkili görülmeyerek bozma sebebi yapılmamıştır.

Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün (ONANMASINA), 18.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZANIN BELİRLENMESİ

Daire:    4. Ceza Dairesi

Esas No:              2008/14847

Karar No:            2010/12226

Karar Tarihi:       22 Haziran 2010 Salı

ÖZET

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

5237 sayılı TCK.nın 61.madde si uyarınca temel ceza belirlenirken söz konusu maddenin 1.fıkrasında yedi bent halinde sayılan hususlarla aynı Yasanın 3.madde sinin 1.fıkrasındaki"suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur"şeklindeki yasal düzenlemeler karşısında, cezanın, maddede düzenlenen alt ve üst sınırları arasında takdir hakkı kullanılırken denetime olanak verecek somut gerekçeler gösterilmesi gerektiği düşünülmeden"suçun işleniş biçimi, işlendiği yer ve zaman, amaç ve saik suç konusunun önem ve değeri kastın ağırlığı"gibi maddedeki bazı ibarelerin tekrarlanması suretiyle ve hukuki dayanaktan yoksun gerekçelerle temel cezanın, alt sınırdan uzaklaşılıp 2 yıl olarak belirlenmesi,

Yasaya aykırı ve sanık Ş... G..... müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 22.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZAİ ŞART,CEZANIN İNDİRİLMESİ,İFAYA EKLİ CEZA,TACİR

Daire:    15. Hukuk Dairesi

Esas No:              2009/1814

Karar No:            2010/1643

Karar Tarihi:       23 Mart 2010 Salı

ÖZET

Mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen tetkiki davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Dava, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi uyarınca eksik ve kusurlu işler bedeli, gecikme tazminatı ve yükleniciye ait iki dairenin mülkiyetinin ceza olarak davacı arsa sahibine ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalılar vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun ge-rektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2-Yanlar arasında Ünye İkinci Noterliği'nce biçimine uygun olarak düzenlenen 04.02.2000 gün 1131 yevmiye nolu düzenleme şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi'nin 11. madde sinde"arsa sahibine ait dairelerin inşaatın başlangıç tarihinden itibaren 30 ay içerisinde sözleşmede belirtilen şartlarla tamamlanacağı, bu süre içinde tamamlanmaz ise yükleniciye 6 aylık ek süre verileceği ve bu süre içinde yüklenicilerin arsa sahibine her ay için 750 DM ödeyecekleri, doğal afetler hariç bu ek sürenin sonunda da tamamlanmaz veya taahhütlere aykırı yapılırsa yüklenicilerin 15. madde de belirtilen ve devri anahtar tesliminden sonraya bırakılan iki daire üzerindeki haklarından arsa sahibi Bakiye lehine vazgeçmiş sayılacakları"kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin bu maddesinin son cümlesindeki yüklenicilerin iki daire üzerindeki haklarından vazgeçmiş sayılacaklarına dair kısmı Borçlar Kanunu'nun 158/11. maddesinde tanımlanan ifaya ekli ceza niteliğindedir. Davalılar akdi zamanında ifa etmemek, eksik ve kusurlu iş yapmak suretiyle olayda kusurlu iseler de, aşamalarda kararlaştırılan cezanın fahiş olduğunu ileri sürmüşlerdir. Kural olarak taraflar serbest iradeleriyle imzaladıkları sözleşmeye uymak zorundadırlar. Yine Borçlar Kanunu'nun 160/1. maddesi hükmünce taraflar cezanın miktarını serbestçe tayin edebilirler. Akde bağlılık ilkesi uyarınca da haklı neden olmaksızın kararlaştırılan cezanın değiştirilmesini veya bütünüyle ortadan kaldırılmasını talep edemezler. Borçlar Kanunu'nun 161/III. maddesi hükmü gereğince hakim"fahiş"gördüğü cezaları tenkis ile mükellef ise de, kural olarak Türk Ticaret Kanunu'nun 24. madde si uyarınca tacir olan taraflar cezanın fahiş olduğundan bahisle tenkisini isteyemezler. Ancak istisnai olarak kararlaştırılan cezanın tacir olan borçlunun iktisaden mahvına neden olacak derecede ağır ve yüksek olması halinde Borçlar Kanunu'nun 20. madde si gereğince adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptali mümkündür. Nitekim bu husus Yargıtay'ın kararlılık gösteren içtihatlarıyla da benimsenmiştir (HGK'nın 20.03.1974 gün 1970/T-1053 Esas 1974/222 Karar sayılı, 11. Hukuk Dairesi'nin 15.06.1982 gün 1982-2887 E.K. sayılı, Dairemizin 24.06.1992 gün 1992/5216 Esas, 1992/3281 Karar sayılı, Dairemizin 05.10.1999 gün 1999/1865 Esas, 1999/3481 Karar sayılı, 19. Hukuk Dairesi'nin 18.05.2005 gün 2004/9148 Esas 2005/5709 Karar sayılı ilamları) . Ahlak ve adaba aykırılığın tayin ve tespiti için, işin değeri, cezai şartın kabul edildiği tarihteki borçlunun iktisadi durumu araştırılıp, davalıların varsa ticaret sicil dosyaları celp edilip toplam sermaye miktarı tespit edilerek söz konusu cezai şartın tahsili yoluna gidilmesi halinde borçlunun eskisi gibi ticari hayatını sürdürmesinin mümkün olup olmayacağı, mümkün olmayacak ise bu durumun onun iktisaden mahvına neden olup olmayacağı hususlarında uzman bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılması gerekir. Yerel mahkemece cezanın fahiş olduğuna yönelik savunma üzerinde durulmamış ve bu konuda bir araştırma yapılmamıştır.

Bu durumda mahkemece az yukarıda belirtilen biçimde deliller toplanıp konusunda uzman bilirkişiler marifetiyle mahallinde gerekirse bilirkişi incelemesi de yapmak suretiyle az yukarıda açıklanan şekilde bu seviyedeki bir cezai şartın Borçlar Kanunu'nun 20. madde sine göre ahlak ve adaba aykırı sayılıp sayılmayacağı konusunda rapor alınıp, Borçlar Kanunu'nun 161/III. maddesi hükmü de gözönünde tutularak tamamen veya kısmen indirime tabi tutulup tutulamayacağı tartışılarak oluşacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, bu husus üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu yükleniciye bırakılan iki dairenin cezai şart olarak davacıya kaldığının tespitine karar verilmesi doğru olmamıştır.

Davacı arsa sahibi Ünye Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/72 Değişik iş sayılı tespit dosyasında eksik ve kusurlu işleri tespit ettirerek bunların bedellerinin de tahsilini istemiştir. Mahkemece yapılan keşif sırasında dava tarihinde mevcut olan eksik ve kusurlu işlerin yanında keşif tarihi itibariyle belirlenen gizli ayıplar da ortaya çıktığı kabul edilerek tüm eksik ve kusurlu işler için keşif tarihindeki değerler üzerinden hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar edilerek bedellerinin tahsiline karar verilmiştir. Oysa Dairemizin yerleşik içtihat ve uygulamalarına göre davadan önce mevcut olan eksik ve kusurlu işler bedelinin davanın gecikilerek açılmaması ve zararın artmasına neden olunmaması halinde dava tarihindeki rayiçlere göre, sonradan ortaya çıkan gizli ayıpların da saptandığı keşif tarihindeki değerlere göre bedelinin hesaplanması gerekir. Mahkemece eksik ve kusurlu işler konusunda beyanda bulunan ve hükme esas alınan bilirkişiden alınacak ek raporla tespit dosyasında belirlenen eksik ve kusurlu işler bedelinin dava tarihi, sonradan ortaya çıkan gizli ayıpların keşif tarihi itibariyle giderilme bedelleri hesaplattınlıp davadan önce temerrüt ihtarı bulunmadığı ve davalılar sadece dava edilen miktar yönünden davanın açılması ile temerrüde düşürüldüklerinden dava dilekçesinde talep edilen miktara dava tarihinden ıslahla artırılan bedele de ıslah harcının yatırıldığı tarihten faiz yürütülmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu eksik ve kusurlu işler bedeli yönünden de yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur.

Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalıların diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca kabulü ile hükmün davalılar yararına (BOZULMASINA), fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine, 23.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZANIN BELİRLENMESİ, TEHDİT

Daire:    4. Ceza Dairesi

Esas No:              2009/2458

Karar No:            2010/13113

Karar Tarihi:       6 Temmuz 2010 Salı

ÖZET

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede ;

Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak:

l-) Tanıklar A.. T.... ve R.... Ş....'in.hakaret ve tehdit suçlarının işlenmediğine ilişkin aşamalardaki anlatımlarıyla, tutanak düzenleyicisi B...... G....'in (...cins herif... diyerek hakaret ettiler ancak tehdidi duymadım) biçimindeki soruşturma anlatımı yöntemince tartışılıp ret olunmadan hükümlülük kararları verilmesi,

2 -) Kabule göre de:

a-) CYY 147/1- e maddesine göre susma hakkı bulunan sanığın savunmasının inkara yönelik olduğu biçiminde yasal olmayan gerekçeyle takdiri indirim nedeninin uygulanmaması;

b-) Eylemin TCY 106. madde sinin 1. fıkra 1 yada 2. cümlesindeki tehdit suçlarından hangisine uyduğu saptanıp bu hükümler uyarınca temel ceza belirlenmeden, artırım maddesi olan TCY 106/2. madde vefıkrasına göre sonuç cezanın belirlenmesi suretiyle TCY 61/1 - 4 madde vefıkralarına aykırı davranıİması

c-) Yasa maddesinin gerekçesinde:"... tehdidin mağdurun kendisinin veya yakınının hayatına, vücut ve cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle yapılması suçun temel şeklini oluşturur..."denmek suretiyle TCY 106. madde nin 1. fıkrasının 1. cümlesindeki tanımın, tehdit suçunun temel şekli olduğu öngörülmüştür. Aynı fıkranın 2. cümlesindeki tanım ise. gerek suçun temel şeklinden sonra düzenlenmesi, gerekse yasa metninde"....tehditte ise...."denmesi nedeniyle suçun temel şekli dışındaki sair tehditleri kapsamaktadır.Dolayısıyla Yasa da salt tehditten söz edildiği takdirde anlayacağımız TCY 106 madde nin 1. fıkra 1.cümlesinde düzenlenen suçun temel şeklidir. Aynı yasa maddesinin 2.fıkrasında ise (Tehdidin: .......) başlığı altında gösterilen artırım nedenleri, bundan dolayı ancak suçun temel şeklinin işlenmesi halinde söz konusu olacaktır. Suçun temel şeklinin somut olayda yalın haliyle oluşup, oluşmadığının TCY 61/1 - 4 uyarınca tartışılıp saptanması, sair tehdidat suçunun işlendiği sonucuna varılırsa, maddenin 2. fıkrasının uygulanmaması gerekir.

Bu bilgilerin ışığı altında mahkûm olan sanıkların görevliyi"seninle dışarıda görüşürüz"biçimindeki tehdidin TCY 106/1 .fıkra son cümlede tanımlanan sair tehdidat suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suçun şekli ve temel ceza saptanmadan .TCY 106/1 madde vefıkrasıyla verilen cezann 106/2- c maddesi ile arttırılması.

Bozmayı gerektirmiş ve sanık G.... Ç.....'nin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki bozma düşüncesine uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, 5328 SY 8/1 yollamasıyla 1412 Sayılı CYY 325 madde si uyarınca hükmü temyiz etmeyen S.... E.... hakkında tehdit suçu yönünden verilen mahkûmiyetine de bozma kararının teşmiline yargılamanın bozma öncesinden başlayarak sürdürüp sonuçlandırmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 06.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZA ARTIRIMI, EKSİK İNCELEME

Daire:    5. Ceza Dairesi

Esas No:              2010/3059

Karar No:            2010/5933

Karar Tarihi:       5 Temmuz 2010 Pazartesi

ÖZET

Beden veya ruh sağlığını bozacak biçimde nitelikli cinsel saldırı suçundan sanıklar M.... S...., H.... Ç.... ve S..... Ö......'nün yapılan yargılanmaları sonunda; sanık M.... S...., 'ın atılı suçtan mahkümiyetine, sanık H.... Ç....'in beraetine, sanık S..... Ö...... hakkında açılan davanın ise tefrikine dair, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 31.12.2009 gün ve 2009/62 Esas, 2009/448 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanıklar M.... S..... müdafii, katılan vekili ve O Yer C.Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelendi;

Sanık S..... Ö...... hakkında verilen kamu davasının ayrılması kararının temyiz yeteneği bulunmadığından müdafiin buna ilişkin temyiz isteğininCMUK.nun 317. maddesi gereğince reddiyle, incelemenin diğer sanıklar H.... Ç.... ve M.... S..... haklarında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

KARAR

Sanık H.... Ç.... hakkında verilen hükmün incelenmesinde;

Sanığın leh ve aleyhindeki toplanan tüm kanıtları inceleyip, irdeleyen ve iddianın reddine ilişkin sebepleri karar yerinde ayrı ayrı gösteren, savunmayı tercih nedenlerini açıklayan, aleyhteki kanıtları hükümlülük için yeterli görmeyen mahkemenin beliren takdir ve kanaati karşısında tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmediği gibi katılan vekili ve O Yer C.Savcısının temyiz itirazları da yerinde görülmediğinden reddiyle usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA,

Sanık M.... S..... hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Suç niteliğini belirlemeye etkisi nedeniyle mağdurenin onaylı nüfus kaydı temin edilmeden noksan araştırmaya dayanılarak hüküm kurulması, Kabule göre de;

Oluşa uygun olarak sanığın işlediği kabul edilen birden fazla kişi ile birlikte nitelikli cinsel saldırı suçuna uyan 5237 sayılı TCK.nun 102/2 ve 102/3 - d maddeleri uyarınca verilen ceza artırım nedeniyle 10 yılı geçse dahi, suçun sonucunda ruh sağlığının bozulmasından dolayı hakkaniyet gereği, 49. madde de dikkate alınarak neticenin ağırlığına göre tayin edilen cezanın 102/5. maddesi gereğince bir miktar daha artırılması suretiyle sonuç cezanın belirlenmesi yerine, 61. madde de belirtilen sıraya aykırı olarak 102/2, 102/3 - d ve 102/5. maddelerine göre belirlenen cezaya tekrar 102/3 - d uyarınca yapılan artırım tutarının eklenmesi,

Kanuna aykırı ve sanık müdafii ile katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, belirtilen nedenlerle hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerekCMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZA DAVASININ VARLIĞI, YAŞ DÜZELTME

Daire:    18. Hukuk Dairesi

Esas No:              2009/10867

Karar No:            2010/2140

Karar Tarihi:       15 Şubat 2010 Pazartesi

ÖZET

M..... E..'e velayeten davacılar D.... E.. ve N..... E.. ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Seyitgazi Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 17.10.2007 günlü ve 2007/38 - 75 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.09.2009 gün ve Hukuk - 2009/185854 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR

Dava, M..... E..'in nüfus kütüğünde yazılı 01.09.1992 olan doğum tarihinin 01.09.1991 olarak düzeltilmesi istemine ilişkindir.

Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/318 Esas no.lu dosya fotokopisi içeriğinden doğum tarihinin düzeltilmesi istenilen M..... E..'in mağduru olduğu, beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismar suçundan şüpheli Murat Coşkun hakkında 22.06.2007 günü kamu davasının açıldığı ve bu davanın yargılamasının sürdüğü anlaşılmaktadır.

5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Yasasının 218. madde sinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kovuşturma evresinde mağdur yada sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespiti ile ilgili bir sorunla karşılaşılması durumunda mahkemenin ilgili yasada belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü vermesi gerekir. Buna göre, Asliye Hukuk Mahkemesince doğum tarihinin düzeltilmesi ile ilgili davaya Gebze Ağır Ceza Mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davaya bakılıp işin esası hakkında hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. madde si gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 15.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZALARI ARTIRICI-AZALTICI SEBEPLER, CEZALARIN ASGARİ HADDEN HESAPLANDIĞI HALLER, TEMEL HÜRRİYETİ BAĞLAYICI CEZA

Daire:    11. Ceza Dairesi

Esas No:              2010/1254

Karar No:            2010/4689

Karar Tarihi:       15 Nisan 2010 Perşembe

ÖZET

Sanık D.... Y...... müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin hükmolunan cezanın türü ve süresine göre koşulları bulunmadığından 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 318. maddesi uyarınca reddine oybirliği ile karar verildikten sonra, katılan T.. M..... V.....'nın hükmün tebliğine rağmen bir temyiz isteminin bulunmadığı, 30.10.2009 tarihli temyiz dilekçesinin şikayetçi İ.... Ş.... Aileleri İ.... H.... ve Yardımlaşma Derneğine ait olduğu anlaşılmakla dosya; şikayetçi Dernek ile sanık ve müdafiilerinin temyizine hasren, incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR

1 - Yüklenen suçlardan doğrudan zarar gören olmaması nedeniyle kamu davasına müdahale kararı mahkemece kaldırılmak suretiyle katılan sıfatı son bulan şikayetçi İ.... Ş.... Aileleri İnsan Hakları ve Yardımlaşma Derneğinin hükümleri temyiz etme hak ve yetkisi bulunmadığından vekilinin vaki temyiz isteminin 5320 Sayılı Yasanın 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

2 - Sanıklar D.... Y....., M...... A....., M..... E.... Ü...., M..... T..... ve Ö..... B... hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık Ö.... ile diğer sanıklar müdafiileri ve O Yer C. Savcısının, sanık M...... T.....hakkında iftira suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik ise müdafiin temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Sanıklardan, D.... Y....., Ö.... B... ve M..... E.... Ü......'ın daha önce 6 N.... K..... D.....'nde çalıştıkları ve bu derneği satın almak isteyen sanık M...... A......'ın amacına ulaşamayınca diğer sanıkların da dernekten ayrılarak bu kez"İ.... Ş.... Aileleri ve G..... Yardım Derneğini"kurup akabinde yönetim kurulunda değişiklik yaptıkları, evlere giderek şehit aileleri ve gazilerine yardım ettiklerinden bahisle yardım topladıkları, ancak bu paraları Derneğin banka hesabına yatırmadıkları gibi yasal defterlere de kaydetmeyip özel defterlerde işlem yaparak, toplanan paraları paylaştıkları, kendilerini uyaran aynı amaçla kurulmuş bir başka dernek başkanını da sanık M...... A......'ın"sen İ.... Valisi misin, ben düzenimi kurmuşum, paramı da kazanıyorum, sen işine bak, engel olamazsın"diyerek telefonda tehdit ettiği ve sanıkların hiçbir şehit ya da gazi ailesine yardımda bulunmadıkları, bu itibarla; fikir ve eylem birliği içerisinde şehit ve gazi ailelerine duyulan yardım duygularını suistimal ederek hileli davranışlarla birçok kişiyi aldatıp dernek faaliyeti adı altında çıkar sağladıkları, başlangıçtan beri amaçlarının Derneği vasıta kullanarak haksız kazanç sağlamak olduğu iddia, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla sanıkların eylemleri nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğundan tebliğnamedeki suç vasfına yönelik bozma düşüncesine iştirak edilmemiş, değişik yer ve zamanda farklı kişilerden menfaat temin edilmesi nedeniyle suçun mağdur sayısınca oluştuğu gözetilmeden teselsül hükümlerinin uygulanması isabetsizliği ise aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı arttırıcı-azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan O Yer C.Savcısının, sanıklar müdafilerinin ve sanık Ö.....'in yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak,

1 - Sanıklar Ö.... B... ve M..... T..... hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükümlerde; temel hürriyeti bağlayıcı cezanın asgari hadden tayin edilmesine karşın gerekçe gösterilmeden adli para cezasının asgari hadden uzaklaşılarak belirlenmesi suretiyle çelişkiye düşülmesi,

2 - Adli Emanetin 2008/10931 ve 2008/11255 sırasında kayıtlı suç delili teşkil eden 2 adet ajanda dışındaki Derneğe ait kırtasiye malzemeleri, yasal defterler, faturalar, perakende satış fişleri vb. eşyaların Derneğe iadesi yerine yazılı şekilde müsaderesine ve dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesi,

Yasaya aykırı ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta 5320 Sayılı Yasanın 8. madde si uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan;Hüküm fıkrasında yer alan"Adli emanetin 2008/10931 sırasında kayıtlı emanet eşyasının dosyada delil olarak muhafazasına, adli Emanetin 2008/11255 sırasında kayıtlı tüm emanet eşyalarının 5237 sayılı TCK'nın 54/1. maddesi gereğince müsaderesine ", ibarelerinin çıkarılarak, yerine"Adli emanetin 2008/10931 sırasında kayıtlı bir adet kartvizit ile 2008/11255 sırasında kayıtlı 2 adet ajandanın dosyada delil olarak saklanmasına, aynı emanetteki kırtasiye malzemesi ile emanetin 2008/11255 sırasındaki eşyaların Derneğe iadesine"denilerek ve sanıklar Ö.... B... ve M..... T..... hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hüküm fıkrasında yer alan adli para cezasının miktarlarına ilişkin"100'er gün ", "175'er gün ", "145'er gün"" 2900'er TL"ibarelerinin çıkartılarak yerlerine sırayla"5'er gün ", "8'er gün ", "6'şar gün ", "120'şer TL"yazılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerden sanık M..... T..... hakkında iftira suçundan kurulan hükmün DOĞRUDAN, tüm sanıklar hakkındaki dolandırıcılık suçundan kurulan hükümlerin ise DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 15.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZANIN ERTELENMESİ, HAKSIZ TAHRİK, HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI, TEKERRÜR, TEKERRÜRE ESAS CEZA

Daire:    2. Ceza Dairesi

Esas No:              2009/15742

Karar No:            2010/18481

Karar Tarihi:       8 Haziran 2010 Salı

ÖZET

Sanığın daha önce üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması karşısında, suçu işledikten sonraki durumu dikkate alınarak cezasının ertelenip ertelenmeyeceği konusu değerlendirilmelidir.

( 5237 s. TCK m. 29, 50/1, 51, 58/2, 86/2) ( 5271 s. CMK m. 231/6) ( 5275 s. CGİK m. 108)

KARAR

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan 5271 sayılı CMK'nın 231/6. maddesinin a bendinde yazılı"kasıtlı bir suçtan mahkum olmama"koşulunun bulunmaması nedeniyle sanık hakkında hükmün açık-lanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan in-celemede;

Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

1 - Sanığın 16.11.2006 tarihinde poliste ve 01.12.2006 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı'nda müşteki sıfatıyla verdiği ifadelerinde, oğlu olan mağdurun evde huzursuzluk çıkartarak kendisine saldırdığını, hakaret edip, tehdit ettiğini iddia etmesi karşısında, anılan hususlar taraflara sorularak, sanık hakkında tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması

gerektiğinin gözetilmemesi,

2 - 5237 sayılı TCK'nın 58. madde sinin 2. fıkrasının (b) bendi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 108. madde sinin 2. fıkrasındaki düzenlemeler karşısında, ancak hapis veya adli para cezasına ilişkin geçmiş mahkumiyetlerin tekerrüre esas alınabileceği gözetilmeden, sanığın TCK'nın 50. madde sinin 1. fıkrasının (d) bendi gereğince

amatör lig karşılaşmalarına gitmekten yasaklanmaya dair tedbire çevrilmiş olan ilam nedeniyle mükerrir olduğu gerekçesi ile eylemine uyan TCK'nın 86/2.maddesinde öngörülen seçimlik yaptırımlardan hapis cezası tercih edilip,

cezanın da mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi,

3 - Sanığın daha önce üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması karşısında, suçu işledikten sonra yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermediği dikkate alınıp, tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezasının ertelenip ertelenmeyeceğine karar verilmesi gerekirken, geçmiş mahkumiyetini değerlendiren ve 5237 sayılı TCK'nın 51. madde sinde yer verilmeyen, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle cezanın ertelenmemesine karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 08.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    CEZALARIN İÇTİMAI, TEMYİZİ KABİL OLAN VE OLMAYAN HÜKÜMLER

Daire:    6. Ceza Dairesi

Esas No:              2010/6-90

Karar No:            2010/126

Karar Tarihi:       25 Mayıs 2010 Salı

ÖZET

Sanık M.. A..a€™ın, güveni kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı TCYa€™nın 155/2, 168/2, 31/3, 62, 52/2 ve 50/1 - c, a maddeleri uyarınca 2000 YTL ve 160 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, İ.. 4. Çocuk Mahkemesince verilen 14.12.2007 gün ve 311 - 652 sayılı hükmün, sanık müdafii ile yerel Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesince 26.12.2008 gün ve 16112 - 25061 sayı ile;

a€œ5275 sayılı Yasanın 122. madde si ile 647 sayılı Yasanın yürürlükten kaldırılmış olması ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCYa€™nın 50/5. maddesinde öngörülen düzenlemeye göre, hükmolunan cezanın tür ve miktarı bakımından, 5219 sayılı Yasa ile değişik 1412 sayılı CMUKa€™nun 305/1. maddesi gereğince hükmün temyizi olanaklı bulunmayıp kesin nitelikte olduğundan, sanık M.. savunmanı ile o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUKa€™nun 317. madde si uyarınca reddinea€

a€ karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.07.2009 gün ve 171073 sayılı ihbarnamesine konu edilen Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 26.06.2009 gün ve 34550 sayılı yazısıyla;

a€œ...Dosya kapsamına göre, sanığın, müşteki adına MNG kargo aracılığıyla gönderilen ve içerisinde hurda altın bulunan paketin hata sonucu çalıştığı iş yerine teslim edildiğini bildiği halde, bu altınları iade etmeyerek satmaya çalışması şeklinde kabul edilen eylemin 5237 sayılı Kanuna €™un 160. madde sinde düzenlenen şikayete bağlı suçu oluşturduğu ve müştekinin de şikayetinden vazgeçmesi sebebiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunua€™nun 223. madde si uyarınca düşme kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmemiştira€

a€ açıklamasıyla, yasa yararına bozma yoluna başvurulması üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 12.03.2010 gün ve 16736 - 2698 sayı ile;

a€œ...Sanık hakkında hükmolunan 2000 TL. ve 160 TL'den ibaret cezalar tek bir hükmü meydana getirdiği cihetle, 6. Ceza Dairesinin anılan red kararı sanığın temyiz hakkını engelleyici bir karar olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 5271 sayılı CMK'nın 308. madde si uyarınca itirazda bulunmaya yetkisi vardır. Bu nedenle kanun yararına bozma istemine konu İstanbul 4. Çocuk Mahkemesinin 14.12.2007 gün ve 2007/311 - 652 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma isteminin CMKa€™nın 309. madde si uyarınca reddine, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.12.2008 gün ve 2008/16112 - 25061 sayılı kararına karşı CMK'nın 308. madde si uyarınca itirazda bulunulup bulunulmayacağının takdir ve ifası için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine...

...a€ karar verilmiş,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca da, 09.04.2010 gün ve 171073 sayı ile;

a€œ...İstanbul 4. Çocuk Mahkemesinin 14.12.2007 gün ve 2007/311 - 652 sayılı kararı ile güveni kötüye kullanma suçundan dolayı sanık hakkında özgürlüğü bağlayıcı cezadan çevrili olarak 2.000 TL adli para cezasına ve doğrudan (gün adli para cezası olarak) verilen 160 TL adli cezasına hükmedilmiştir. Hükmedilen toplam ceza miktarı 2.160 TL'dir. Sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmüdür ve bu karar hükmolunan cezanın türü, miktarı açısından temyiz yasa yoluna tabidir. Söz konusu hüküm, kararın türü ve cezanın miktarı açısından kesin nitelikte değildira€

a€ görüşüyle, Özel Dairenin a€œ

a€œtemyizin reddinea€

a€ ilişkin kararının kaldırılması istemiyle itiraz yasa yoluna başvurulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR

TÜRK MİLLETİ ADINA

Sanık Murat Acara€™ın, 29.06.2007 tarihinde, yanlışlıkla çalıştığı şirkete gönderilen koliyi açarak içindekileri mal edinmek suretiyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği olayda; Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, hükmün temyiz kabiliyetinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Dosya incelendiğinde;

Sanık hakkında hırsızlık suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda, güveni kötüye kullanmak suçundan hüküm verilirken, 5237 sayılı TCYa€™nın 155/2. maddesinin hapis ve para cezasını birlikte içermesi, sanık hakkında verilen hapis cezasının da aynı Yasanın 50. madde si uyarınca paraya çevrilmesi nedeniyle, ayrı ayrı 2000 YTL ve 160 YTL adli para cezalarına hükmedildiği ve yasalarımızda cezaların içtimaına ilişkin bir hüküm bulunmadığı için bu iki cezanın toplanamadığı anlaşılmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun 15.07.2008 gün ve 174 - 191 sayılı kararında da açıkça belirtildiği üzere;

Yeni ceza adalet sisteminde, önceki sistemde var olan a€œ

a€œcezaların içtimaıa€

a€ hükümlerine yer verilmemiştir. Bununla birlikte verilen cezaların toplanamayacağı veya hangi şartlarda toplanabileceğine ilişkin tek düzenleme 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna€™un 99. madde sinde yer almaktadır. Bu maddenin başlığı; a€œ

a€œBirden fazla hükümdeki cezaların toplanmasıa€

a€ olup; buna göre, a€œ

a€œBir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107. madde nin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenira€

a€,

Şu halde, birden fazla hükümde yer alan cezalar sadece koşullu salıvermenin hesaplanması amacına dönük olarak infaz aşamasında toplanabilir, bunun dışında ise a€œ

a€œcezaların içtimaıa€

a€ mümkün değildir.

Öte yandan, 1412 sayılı CYUYa€™nın halen yürürlükte bulunan ve temyiz yasa yolunu düzenleyen 305. madde sinin ilk fıkrası; a€œ

a€œCeza mahkemelerinden verilen hükümler temyiz olunabilir...

...a€ şeklinde başlamaktadır. Maddenin 1. bendinde ise a€œ

a€œİkimilyar liraya kadar (ikimilyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler...

... temyiz olunamaza€

a€ hükmü yer almaktadır.

Buna göre; bir kararın temyiz edilebilmesi için, o kararın a€œ

a€œhüküma€

a€ niteliğini taşıması gerekmekte olup; mahkûmiyet kararının hüküm sayılacağı ise 5271 sayılı CYYa€™nın 223/1. maddesinde açıkça belirtilmiştir.

Bununla birlikte, bir suç nedeniyle verilen karar içerisinde yer alan cezalardan her biri ayrı bir hükmü oluşturmayıp, bu cezaların tamamı tek bir hükmü meydana getirmektedir. Bu nedenle de; hükmün içerisinde birden fazla a€œ

a€œcezanına€

a€ bulunduğu hallerde, temyiz sınırının belirlenmesi açısından cezaların her birinin miktarına değil, toplam ceza miktarına bakılması gerekir. Buna karşılık, aynı kararın içerisinde birden çok hükmün bulunması halinde, temyiz sınırı her hüküm için diğerinden bağımsız olarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna€™un 99. madde sindeki düzenleme ise a€œ

a€œbirden fazla hükümdeki cezalarına€

a€ temyiz yasa yoluna başvurma sınırı ile ilgili olarak değil, fakat infaz işlemleri ile ilgili olarak toplanması ya da toplanamamasına ilişkindir.

Diğer taraftan; a€œ

a€œtemyiz yasa yoluna başvurmaa€

a€ kişiye tanınmış bir hak olduğuna göre, bu hakkın daraltılması yorum yoluyla değil, ancak açık bir yasal bir düzenleme ile sağlanabilir.

Şu halde, somut olayda tek suç için verilen hükümde yer alan toplam para cezası miktarı 2160 YTL olduğundan, hükmün 1412 sayılı CMUKa€™nun 305. madde si uyarınca temyiz kabiliyeti bulunmaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Yargıtay 6. Ceza Dairesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle,

1 - Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2 - Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.12.2008 gün ve 16112 - 25061 sayılı a€œ

a€œtemyizin reddine daira€

a€ kararının KALDIRILMASINA,

3 - Dosyanın temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.05.2010 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.