TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETİYZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR. SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR.

CEZA HUKUKU YARGITAY KARARLARI (O, Ö, P HARFİ İLE BAŞLAYANLAR) 1..

Konu:    ORANTILI CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRİ

Daire:    4. Ceza Dairesi

Esas No:              2009/9681

Karar No:            2011/12111

Karar Tarihi:       5 Temmuz 2011 Salı

ÖZET

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü.:

KARAR

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1 - 5237 sayılı TCK.nın 61.madde si uyarınca temel ceza belirlenirken söz konusu maddenin 1.fıkrasında yedi bent halinde sayılan hususlarla aynı kanun'un 3.madde sinin 1.fıkrasındaki"suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur"şeklindeki yasal düzenlemeler karşısında, maddede düzenlenen alt ve üst sınırları arasında ceza miktarına yönelik takdir hakkı kullanılırken denetime olanak verecek somut gerekçeler gösterilmesi gerektiği gözetilmeden"suçun işleniş şekli ve niteliği"şeklindeki maddedeki bazı ibarelerin tekrarlanması suretiyle ve hukuki dayanaktan yoksun soyut gerekçelerle 4320 sayılı yasaya aykırılık suçunda temel cezanın asgari hadden uzaklaşılarak üst hadden belirlenmesi,

2 - 5271 sayılı C.Y.Y.nın 5728 sayılı Yasa ile değişik 231/5 maddesi uyarınca mahkemece hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,

b) Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekmektedir.

Anılan maddenin 6/c fıkrasında belirtilen zarar kavramı, ölçülebilir, belirlenebilir (somut) maddi zarara ilişkin olup manevi nitelikte zararı kapsamamaktadır.

İncelenen dosyada, sanığa yükletilen tehdit ve 4320 sayılı yasaya aykırılık suçlarının mağduresinin somut olarak uğradığı ve istediği bir maddi zararın bulunmaması karşısında, "zarar karşılanmadığı"biçimindeki yasal olamayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş ve sanık A...

... U...

...'un temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05.07.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    15 YAŞINDAN KÜÇÜK ÇOCUKLARDA FİİLİN HUKUKİ SONUÇLAR YÖNÜNDEN RAPOR ALDIRILMASI GEREKİR.

Daire:    3. Ceza Dairesi

Esas No:              2011/12859

Karar No:            2011/18663

Karar Tarihi:       23 Kasım 2011 Çarşamba

ÖZET

Basit yaralama suçundan sanık H...

... Ç...

...'nin;5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1 (2 defa), 86/2 (iki kez), 86/3 - e (dört kez), 62 (dört kez), 31/3 (dört kez) ve 35.madde leri gereğince iki kez 1 yıl 1 ay 10 gün hapis ve 2000 Türk Lirası ile 1000 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair Ankara 2.Çocuk Mahkemesinin 14.07.2010 tarihli ve 2008/116 esas, 2010/662 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı'nın 23.06.2011 tarih ve 2011/8320 - 35708 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 09.08.2011 tarih ve 2011/240764 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun, "Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde ceza sorumluluğu yoktur.Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı halinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla;müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu halde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz."şeklindeki 31/2.maddesi karşısında, kayden 01.09.1991 doğumlu olup, suçun işlendiği 28.07.2006 tarihinde 15 yaşını ikmal etmediği anlaşılan sanık hakkında üzerine atılı fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ehliyeti açısından rapor aldırılmadan yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nun 309. madde si gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünceler yerinde görüldüğünden Ankara 2.Çocuk Mahkemesinin 14.07.2010 tarih ve 2008/116 - 2010/662 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nun 309. madde si gereğince kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.11.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    5275 CİGHK 105 - 4 GÖRE - KAMUYA YARARLI İŞTE ÇALIŞTIRMA ŞARTLA TAHLİYE TARİHİHİ GEÇEMEZ

Daire:    3. Ceza Dairesi

Esas No:              2011/17907

Karar No:            2011/23270

Karar Tarihi:       14 Aralık 2011 Çarşamba

ÖZET

Hükümlü A... G...'ün, Yalova Ağır Ceza Mahkemesinin 15.10.2010 tarihli ve 2010/1727 değişik iş sayılı içtima kararına konu 9 ay 30 gün hapis cezasının infazı sırasında, hükümlünün mahkumiyet süresinin yarısını iyi halle geçirmesi sebebiyle mahkumiyet süresinin geri kalan yarısını (bihakkın tahliye tarihine kadar - 143 gün) kamuya yararlı temizlik işlerinde çalışarak geçirmesine dair aynı mahkemenin 02.02.2011 tarihli ve 2007/51 esas, 2009/170 sayılı ek kararını müteakip, hükümlünün mahkeme kararında belirtilen çalışma esasları ile rejimlere uymaması sebebiyle geri kalan 107 günlük sürenin aynen çektirilmesine ilişkin aynı mahkemenin 05.04.2011 tarihli ve 2007/51 esas, 2009/170 sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Bursa 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 15.04.2011 tarihli ve 2011/550 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı'nın 23.08.2011 tarih ve 2011/10891 - 44407 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 26.09.2011 tarih ve 2011/270896 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 105/4.maddesindeki"iki yıl veya daha az süre ile hapis cezasına mahkum olanlardan, hükümlülük süresinin yarısını iyi halle geçirenlerin, istekleri bulunmak koşulu ile kendilerinin veya yasal temsilcilerinin veya Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine, mahkumiyet sürelerinin geriye kalan yarısının kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına mahkemece karar verilebilir."hükmünde geçen hükümlülük süresinin ceza infaz kurumunda geçen şartla tahliye süresi esas alınmak suretiyle hesaplanması gerekirken sanık aleyhine olacak şekilde hükümlülük süresinin hesaplanmasında bihakkın tahliye tarihinin esas alındığı gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nun 309. madde si gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.04.2011 tarih ve 2011/550 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nun 309/3. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    OLASI KASTLA MALA ZARAR VERME, SİLAHLA TEHDİT

Daire:    9. Ceza Dairesi

Esas No:              2009/20490

Karar No:            2011/28869

Karar Tarihi:       22 Kasım 2011 Salı

ÖZET

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

1 - Sanığın nüfus kaydının dosyada bulundurulmaması,

2 - Sanığın olay gecesi köy içinde sokak kenarından geçen elektrik tellerinin altında saçmaların tellere isabet edip zarar verebileceğini öngörecek biçimde av tüfeği ile iki el havaya ateş açarak elektrik tellerinin kopmasına neden olmak ve aynı esnada köylüsü mağdur Mustafa'nın ismini seslenip küfrederek onu kastetmek suretiyle"bu köyde bu gece çok canlar yanacak"şeklinde söz söylemesi eylemlerinin olası kastla mala zarar verme ve kişilerin hayatı ve vücut dokunulmazlığına yönelik saldırı gerçekleştireceğinden bahisle silahla tehdit suçlarını oluşturacağı ve TCK'nın 152/1 - a, 21/2 ve 106/1, 2 - a maddeleri ile cezalandırılması gerektiği gözetilmeden kasten mala zarar verme ve halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçlarından yazılı şekilde cezalandırılmasına karar verilmesi,

Kanuna aykırı, üst Cumhuriyet Savcısının ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), cezanın süresi yönünden kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 22.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    OTOPSİ TUTANAKLARI

Daire:    Ceza Genel Kurulu

Esas No:              2011/1-130

Karar No:            2011/149

Karar Tarihi:       28 Haziran 2011 Salı

KARAR

Sanık S.E.Oral'ın, tasarlayarak öldürme suçundan 5237 sayılı TCY'nin 821 - a, 621, 53 ve 63. madde leri uyarınca müebbet, ruhsatsız silah taşıma suçundan da 6136 sayılı Yasa 'nın 131 ve 5237 sayılı TCY'nin 621. madde si uyarınca 10 ay hapis ve 375 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba, zoralıma ve tutukluluk halinin devamına; sanık Hatice'nin, tasarlayarak öldürme suçuna yardım etmekten 5237 sayılı TCY'nin 821 - a-d, 392 - a maddesi yollamasıyla 391, 621, 53 ve 63. madde leri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve tutukluluk halinin devamına ilişkin, (Muğla İkinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nce verilen 26.03.2009 gün ve 248 - 84 sayılı , öldürme suçu yönünden re'sen temyize tabi olan hüküm, sanıklar müdafileri tarafından da temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Birinci Ceza Dairesi'nce 09.06.2010 gün ve 8639 - 4298 sayı ile;

"...Hükme esas alınan 21.10.2007 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağının sanıklara okunmaması ve diyeceklerinin sorulmaması suretiyle, CMK'nın 209. madde lerine aykırı davranılması"isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.

Muğla İkinci Ağır Ceza Mahkemesi'nce 14.10.2010 gün ve 234 - 257 sayı ile;

"Sanıkların mahkememizce savunmalarının alınmış olduğu 26.02.2008 günlü celsede, savunma öncesi;'iddianame ve eklerinin okunduğu, müsnet suçun izah olunduğu've savunma alındıktan sonra da;'hazırlıktaki tutanaklar ile dosya içeriğinin ayrı ayrı okunduğu'nun anlaşılması karşısında, CMK 2091. maddesinde belirtilen, delil niteliğindeki'ölü muayene ve otopsi tutanaklarının'duruşmada okunması gerektiğine dair hükmün ihlalinin söz konusu olmadığı"şeklindeki gerekçe ile önceki hükümde direnilmiştir.

Öldürme suçu yönünden re'sen temyize tabi olan bu hükmün de sanıklar ve müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın"bozma"istemli, 04.05.2011 gün ve 99681 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulu'nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Sanık S.E.Oral'ın tasarlayarak öldürme ve ruhsatsız silah taşıma, sanık Hatice'nin de tasarlayarak öldürme suçuna yardım etmekten cezalandırılmalarına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; duruşmada, "iddianame ve ekleri ile hazırlıktaki tutanaklar ve dosya içeriği okundu"ibaresinin, ölü muayene ve otopsi tutanaklarının da okunduğu anlamına gelip gelmeyeceği ve ölü muayene ve otopsi tutanaklarının duruşmada açıkça okunmamasının savunma hakkının kısıtlanması olarak kabul edilip edilmeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.

Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu amaca ulaşılmasını olanaklı kılmak için de 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasası delil serbestisi dolayısıyla da bu delillerin hakimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edileceği esasını benimsemiş, ancak duruşmanın ve delillerin doğrudan doğruyalığı ile duruşmaların sözlülüğü ilkelerinin zorunlu sonucu olarak da hakimin kararını, ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırılabileceği, diğer bir anlatımla duruşmada okunmamış ve tartışılmamış belge ve delillerin hükme esas alınamayacağını belirtilmek suretiyle de bir bakıma bu ilkeye sınırlama getirmiştir.

Bu nedenle duruşma sırasında, kanıt aracı olan belge okunmalı, tarafların belge içeriği hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmalı ve söz konusu belgeye karşı bir diyecekleri olup olmadığı sorulmalıdır.

5271 sayılı CYY'nin 191. madde si uyarınca duruşmanın başında sanığa, iddianame ya da iddianame yerine geçen belgelerin okunması gerekir. Ölü muayene ve otopsi tutanakları ise iddianame yerine geçen belgelerden olmayıp, aynı Yasa'nın 209. madde si uyarınca duruşmada okunması zorunlu olan ve iddia ve savunmanın kanıtlanmasına yarayan belgelerdendir.

1412 sayılı CYUY'nin 217. madde sine benzer, ancak önceki düzenlemeye göre daha ayrıntılı biçimde ve iki fıkra halinde yeniden düzenlenen 5271 sayılı CYY'nin 209. madde sinin açık hükmü ile güncelliğini koruyan, Ceza Genel Kurulu ile Özel Dairelerin duraksamasız uygulamalarına göre; duruşmada hazır bulunan sanıklara, dosya içerisindeki diğer belgelerin yanında ölü muayene ve otopsi tutanaklarının da okunması ve okunan bu belgelere karşı savunma olanağının sağlanması zorunludur.

Nitekim Ceza Genel Kurulu'nun;"Her ne kadar tutanağın birinci yaprağındaki ilk oturumda;'iddianame ve ekleri okundu ve sanığın sorgusundan sonra, kayıtlar, ifadeler ve evrakın okunduğu, bunlara karşı sanıktan diyeceğinin sorulduğu'yazılı ise de, bu belirsiz ifadelerden, 242. madde de sayılan sübut delili varakaların okunduğu ve okumalara karşı sanığın bir itirazı olmadığını bildirdiği sonuç ve anlamını çıkarma olanağı bulunmamaktadır, sanığın savunmasına ilişkin olan 242 ve 250. madde hükümlerinin açık ve seçik bir biçimde uygulanması gerekir, uygulamadaki belirsizlik Anayasa ile güvence altına alınmış bulunan savunmanın kısıtlanması sonucunu doğurur"şeklindeki 17.12.1976 gün ve 536 - 552 sayılı kararı ile bu doğrultudaki pek çok kararları karşısında;

Somut olayda, sanıklar ve müdafilerinin hazır bulundukları duruşmada, "iddianame ve ekleri ile hazırlıktaki tutanaklar ve dosya içeriği okundu"biçimindeki, duruşma tutanaklarına yansıyan soyut ifadelerin, yerel mah-kemece hükme esas alınan ölü muayene ve otopsi tutanağının da okunduğu anlamına gelmeyeceği açıktır.

Ölü muayene ve otopsi tutanaklarının duruşmada açıkça okunmamasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğu, bu halin ise 1412 sayılı CYUY'nin, 5320 sayılı Yasa 'nın 8. madde si uyarınca halen yürürlükte bulunan 3088. madde sinde sayılan mutlak bozma nedenlerindendir.

Bu itibarla; Özel Daire bozma kararı isabetli bulunduğundan, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Genel Kurul Üyesi ise;"duruşmada'iddianame ve ekleri ile hazırlıktaki tutanaklar ve dosya içeriği okundu'ibaresinin, ölü muayene ve otopsi tutanaklarının da okunduğu anlamına geleceği"görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

1 - Muğla İkinci Ağır Ceza Mahkemesi'nin 14.10.2010 gün ve 234 - 257 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2 - Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 28.06.2011 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.


Konu:    ORMANDAN AÇMA YAPMAK, SUÇA TEŞEBBÜS

Daire:    3. Ceza Dairesi

Esas No:              2010/3668

Karar No:            2011/20752

Karar Tarihi:       5 Aralık 2011 Pazartesi

ÖZET

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak; gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR

Dairemizin yeni kabul ve uygulamasına göre, sanığın devlet ormanı sayılan yerde orman örtüsünü kaldırmak suretiyle bina yaptığının tespit edilmesi halinde inşaat devam etse dahi eylemin tamamlanmış sayılmasının hukuka, eşitlik ilkesine, hak ve nesafet ilkesine uygun düşeceğinin kabulü ile teşebbüs hükümleri uygulanmaksızın sanık hakkında açma eyleminden dolayı ceza tayini gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Sanığın temyiz itirazları, oluşa, yapılan yargılamaya, toplanan delillere, gerekçeye ve uygulamaya göre yerinde görülmediğinden, reddiyle hükmün istem gibi (ONANMASINA), 05.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    ÖRGÜT MENSUBU SUÇLU HAKKINDA KOŞULLU, SALIVERİLME VE İNFAZ, SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA KURULAN ÖRGÜTE ÜYE OLMA

Daire:    9. Ceza Dairesi

Esas No:              2011/12507

Karar No:            2012/1273

Karar Tarihi:       2 Şubat 2012 Perşembe

ÖZET

Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan hükümlü Nazım'ın 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair (Ankara Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nin 22.10.2005 tarihli ve 2004145 esas 2005388 sayılı kararının infazı esnasında, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 1074 ve 1081. madde lerine göre infaz edilecek cezadan 14 üzerinden indirim yapılmasına ilişkin (Ankara Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nin 30.06.2010 tarihli ve 2010668 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 1074. madde sinde yer alan"Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkumiyet halinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler."şeklindeki düzenleme örgüt üyesi olmak suçundan mahkum olmayı kapsamadığı halde, hükümlü hakkında cezasının 14'ünün indirilmesi suretiyle şartla tahliyenin uygulanmasına karar verilemeyeceği gözetilerek itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. madde si uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı'nın 08.06.2011 tarih ve 2011 751132699 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 28.06.2011 tarih ve 2011233630 sayılı tebliğnamesi ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün üyesi olma suçundan verilen cezanın infazının ne şekilde yapılacağı hususu ile ilgili olarak;

1) 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden sonrasında işlenen suçlar bakımından:

5237 sayılı TCK'nın 589. madde sinin, örgüt mensubu suçlu hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına hükmedileceği hükmünü içerdiği, anılan hükmün örgüt mensubu olma kanuni sonucundan mahkumiyetin kanuni sonucu olarak uygulanan infaza ilişkin bir düzenleme olduğu ve kazanılmış hakka konu edilemeyeceği, aynı Kanun'un"Tanımlar"başlıklı 61 - j maddesine göre örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir suç örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişinin anlaşılacağı, buna göre 5237 sayılı TCK'nın 220. madde si kapsamındaki suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün üyesi olanlar hakkında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 1074. madde sinde gösterilen koşullu salıverilme süresi ve aynı maddede düzenlenen infaz rejiminin uygulanacağı,

2) Dava konusu olayda olduğu gibi 01.08.1999 ile 01.06.2005 tarihleri arasında yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu döneminde işlenen suçlar bakımından:

5237 sayılı TCK'nın 72. madde sine göre suçun işlendiği zamanda yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin farklı olması halinde hükümlünün lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı, aynı maddenin 3. fıkrasına göre infaz rejimine ilişkin hükümlerin derhal uygulanacağı fakat koşullu salıverilmenin, infaz rejimine ilişkin hükümlerin derhal uygulanmasının istisnaları arasında sayıldığı dikkate alın-dığında; koşullu salıverme ile ilgili olarak da lehe infaz kanununun tespit edilmesi gerektiği; suç tarihinde yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nun 13. madde sinde bu kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanlar hakkında Terörle Mücadele Kanunu'nun 17. madde si hükümlerinin uygulanacağı atfının bulunduğu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki lehe olan 171. madde sine göre 647 sayılı Kanun 'un 19. madde sinin bir ve ikinci fıkraları ile ek 2. madde si hükümlerinin uygulanmayacağı ve koşullu salıverilme için hükümlülük süresinin dörtte üçünün iyi halli olarak çekilmesi gerektiği, bu durumda 3713 sayılı Kanun 'un 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 171. madde si hükümleri ile sonradan yürürlüğe giren ve yukarıdaki 1. bölümde uygulaması açıklanan 5275 sayılı Kanun 'un 1074. madde si hükümleri arasında yapılacak lehe kanun değerlendirmesinde, her iki durumda da koşullu salıverilme için cezaevinde iyi halli olarak geçirilmesi gereken sürenin hükmedilen süreli hapis cezasının dörtte üçü olacağı, bu durumda ise değerlendirmeye konu edilen her iki kanun hükmünün aynı sonucu vermesi ve 5275 sayılı Kanun 'un 107. madde sinde öngörülen denetim süresinin infaz rejimine ilişkin olup TCK'nın 73. madde sine göre derhal uygulanması gerektiği sonucuna varıldığından;

Örgüt mensubu suçlunun cezasının infazına ilişkin olarak verilen Ankara Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi'nin 30.06.2010 tarihli ve 2010668 Değişik iş sayılı kararı ile anılan karara yönelik itirazın reddine dair Ankara Onikinci Ağır Ceza Mahkemesi'nin 26.01.2011 tarihli ve 201149 Değişik iş sayılı kararında bir isabetsizlik bulunmadığından ve kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran bu gerekçelerle yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 02.02.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    ÖDEME ŞARTINI İHLAL, TAZYİK HAPSİ

Daire:    16. Hukuk Dairesi

Esas No:              2010/5508

Karar No:            2011/3718

Karar Tarihi:       20 Haziran 2011 Pazartesi

ÖZET

Ödeme şartını ihlal suçundan hükümlü G...

... S...

...'nın 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 340. madde si uyarınca 10 gün tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair Giresun İcra Ceza Mahkemesinin 10/09/2009 tarihli ve 2009/132 esas, 2009/142 sayılı kararına yapılan itirazın reddine ilişkin Giresun Ağır Ceza Mahkemesinin 29/09/2009 tarihli ve 2009/682 değişik iş sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, 20/12/2009 tarihli ve 27438 sayılı Resmi Gazete 'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 saylı Çek Kanunu hükümlerinin uygulanması talebi üzerine, talebin reddine dair aynı Mahkemenin 25/12/2009 tarihli ve 2009/132 esas, 2009/142 sayılı ek kararına yapılan itirazın reddine ilişkin Giresun Ağır Ceza Mahkemesinin 30/12/2009 tarihli ve 2009/910 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya aleyhine Adalet Bakanlığından verilen 06.06.2010 gün ve 36235 sayılı kanun yararına bozma talebini içeren Yargıtay C.Başsavcılığının 24.06.2010 gün ve KYB. 2010/146707 sayılı tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi,

Tebliğnamede, ödeme şartını ihlal suçuna konu borcun kaynağının çek olduğu, bu suç yönünden de 20/12/2009 tarihli ve 27438 sayılı Resmî Gazete 'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu hükümlerinin uygulanabilmesinin mümkün bulunduğu cihetle, itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsiz olduğundan anılan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309.madde si uyarınca bozulması gereğine işaret edilmiştir. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

KARAR

Dosya kapsamına göre, 20/12/2009 tarihinde yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu 'nun 6.Maddesinde"(1) Karşılıksız kalan çek bedelini, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun 'a göre ticari işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödeyen kişi hakkında; ... c) Mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra mahkeme tarafından hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilir". ... yine aynı YasanınGeçici 2.maddesinde"(1) 3167 sayılı Kanun 'un 16.madde sinde tanımlanan suçtan dolayı, 1/11/2009 tarihi itibarıyla, haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olan kişilerin; .... b) Bu Kanun'un 6.madde si hükmüne göre ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi ve taahhütnamenin, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre kadar, soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Bu durumda, ödeme süresi, taahhütnamenin yapıldığı tarihten itibaren iki yılı geçemez. Taahhütnamede yer alacak birinci yıl taksidi, borcun üçte birinden az olamaz. Taahhütnamenin bir örneği alacaklıya gönderilir. (2) Birinci fıkrada yazılı anlaşma veya taahhütnamenin en geç 1/4/2010 tarihine kadar düzenlenmiş ve mercilerine verilmiş olması şarttır."şeklindeki düzenleme karşısında, hükümlü Gülcan Sarıkaya'nın süresi içinde verdiği ve Giresun C.Başsavcılığı infaz bürosunun aynı tarih ve 2009/1887 sayılı talep yazılarıyla gönderilen 24/12/2009 tarihli ödeme taahhüdünün, 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 6 ve geçici 2.madde leri uyarınca değerlendirilerek, yerine getirilmesi halinde taahhüdü ihlal suçuna konu borcu bütün neticeleri ile birlikte ortadan kaldıracağı gözetilmeden, .. 5941 sayılı Çek Kanunu'nun geçici 2.madde sindeki düzenlemenin taahhüdü ihlal suçu yönünden bir değişiklik getirmediği, infazın durdurulması veya ertelenmesinin genişletici yorum olacağı biçimindeki gerekçe ile itirazın reddine ilişkin kararı isabetsizdir.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname yerinde görülmekle Giresun Ağır Ceza Mahkemesinin 30/12/2009 tarihli ve 2009/910 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309.madde si uyarınca BOZULMASINA, sair işlemlerin mahallinde ifasına, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 20.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    ÖNLEME DİNLEMESİ

Daire:    Ceza Genel Kurulu

Esas No:              2011/9-83

Karar No:            2011/95

Karar Tarihi:       17 Mayıs 2011 Salı

KARAR

Silahlı terör örgütüne yardım suçundan sanık Nezir'in, 5237 sayılı TCY'nin 314/3 ve 220/7. maddeleri yollamasıyla, aynı Yasanın 314/2, 62, 53/1, 54, 63 ve 3713 sayılı Yasanın 5. madde si uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, zoralıma ve mahsuba ilişkin, (Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi)'nce verilen 12.06.2007 gün ve 113 - 183 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi'nce 22.02.2011 gün ve 3411 - 1132 sayı ile onanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.04.2011 gün ve 231143 sayı ile;

"15.01.2006 - 18.01.2006 tarihlerinde, silahlı terör örgütü üyesi olduğu İddia olunan Necmettin oğlu, 15.071972 doğumlu, Agiri kod adlı Yılmaz'ın kullandığı 0538 556......numaralı telefondan, sanığa, ait 0532 392......nu-maralı telefonun aranması neticesinde; konuşma içeriği sonucu, sanığın silahlı terör örgütüne yardım ettiğinden bahisle açılan kamu davası sonucunda, Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesl'nin 12.06.2007 tarih ve E. No: 2006/113, K. No: 2007/183 sayılı kararı uyarınca, 5237 sayılı TCK'nın 314/3, 220/7, 314/2, 62, 53/1 ve 3713 sayılı Yasanın 5. madde leri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, karar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi'nin ilgi sayılı kararı ile onanmıştır.

Sanık tüm aşamalarda; silahlı terör örgütü üyesi ile telefonda görüşmediğini, örgüte yardım etmediğini, örgüt üyeliğinden daha önce açılan davada beraat ettiğini, askeri ihaleler aldığından örgüt tarafından tehdit edildiğini, yakınlarının örgüt tarafından öldürüldüğünü, örgütün kendisine maddi ceza kestiğini, iletişimin tespitine ilişkin konuşmaların telefonunu emanet olarak verdiği kişiler tarafından yapılmış olabileceğini savunmuştur.

Dosyadaki bilgi ve belgeler uyarınca;

Sanığın silahlı terör örgütüne yardım ettiği iletişimin tespitine dayanmakta olup, yardımın yapıldığına ilişkin maddi kanıt ve tespit bulunmamaktadır.

Sanığın telefonla görüştüğü örgüt mensubu yakalanamamış olup, hakkındaki evrak tefrik edilmiştir.

İletişimin tespiti sonucu elde edilen bulgulann delil olarak kabul edilmesinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak konuşmalar soyut olup, bunun maddi olarak gerçekleşmesi halinde suç oluşacaktır. Ceza hukukunda temel ilke olan maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şeklide ortaya çıkarılması gerekmektedir.

Bu kapsamda;

1 - Yakalanmadığı için dosyası ayrılan ve maddi yardım yapıldığı iddia olunan Yılmazın (Agiri Kod) Van Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan 2006/380 sayılı soruşturma evrakının karar aşamasından akıbeti araştırılmalı,

2 - Sanığın suç tarihinden önce hakkında açılan kamu davasından beraat etmesi, dosya içerisindeki belge uyarınca örgüt tarafından kendisine ceza kesilmesi temyiz dilekçesine eklenen belgeler uyarınca sanığın araçlarının örgütçe yakılması gözetilip, kolluk güçlerinden sanığın örgütsel konumu hakkında güncel bilgi istenmesi,

3 - Sanığın, iletişimin tespitine ilişkin konuşmaların kendisi tarafından yapılmadığını savunması karşısında; emanette bulunan ses kayıtları ve sanığın gerçek sesinin savunmayı doğrulayacak veya çürütecek şekilde analizi yönünde uzman bilirkişi İncelemesi yaptırılması gerekmesi,

Hususları gözetilmediğinden, yerel mahkeme kararının eksik inceleme nedeniyle bozulması yerine, onanmasına karar verilmesi itiraz sebebi olarak görülmüştür.

Yukarıda açıklanan nedenlerle; itirazın kabulü ile,

1 - Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 22.02.2011 tarih, E. No: 2009/ 3411, K. No: 2011/1132 sayılı onama kararının kaldırılması,

2 - Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinin 12.06.2007 tarih ve E No: 2006/ 113, K. No: 2007/183 sayılı mahkumiyet hükmünün eksik inceleme nedeniyle bozulması"istemiyle İtiraz yasa yoluna başvurmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Sanığın silahlı terör örgütüne yardım suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda. Özel Daire İle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; eksik soruşturma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Ancak; 5397 sayılı Yasanın 2. madde si ile 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Yasasına eklenen ek 5. madde uyarınca verilen ve uygulamada"önleme dinlemesi"olarak isimlendirilen iletişimin tespiti ve denetlenmesi kararı üzerine elde edilen bulguların, ceza yargılamasında delil olarak kullanılıp kullanılmayacağı hususu öncelikli olarak değerlendirilmelidir.

Amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden sağlamak olan ceza yargılaması, şüphelinin bir suç işlediği yönünde, hakkında kamu davası açılmasını gerektirir yeterlilikte şüphe bulunup bulunmadığının tespit edildiği soruşturma evresi ile başlar ve yasada belirtilen hükümlerden birinin verilmesi ve bu hükmün kesinleşmesi İle sona erer. Bu aşamadan sonra infaz hükümleri devreye girer. Ancak ceza yargılamasında, suçlunun cezalandırılması kadar masum kişiler ile temel hak ve özgürlüklerin korunması da Önemlidir. Bu nedenle ceza yargılamasının amacı her ne pahasına olursa olsun maddi gerçeğe ulaşmak olmamalıdır.

5271 sayılı CYY'nîn 170. madde si uyarınca, Cumhuriyet savcısı; soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa iddianame düzenlemekle yükümlüdür. Bu hüküm uyarınca iddianame düzenlenebilmesi yeterli delil elde edilmiş olmasına bağlıdır. Bu nedenle soruşturmanın amacı, işlendiği iddia olunan eylem ve bu eylemi gerçekleştirdiği ileri sürülen fail hakkında delil araştırmaktır.

İletişimin denetlenmesi de, ceza yargılamasında delil elde etmek amacıyla başvurulan koruma tedbirlerinden birisidir.

1412 sayılı Yasada , telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, denetlenmesi ve kayda alınması koruma tedbirine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamakta idi. Ancak bu dönemde de aynı Yasanın 91 ve 92. madde leri kıyasen uygulanmak suretiyle iletişimin tespiti ve denetlenmesi yoluna gidilebilmesine karşın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince; 06.12.2005 gün ve 27310/95 sayılı Ağaoğlu/Türkiye kararında; 1991 yılında, hakim kararına bağlı olarak dinlenen kişiden elde edilen telefon kayıtlarının, iç hukukta bu konuda yazılı hiçbir düzenleme bulunmaması nedeniyle ceza yargılamasında delil olarak kullanılamayacağı, bu durumun Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 8/2. maddesine aykırılık teşkil edeceği belirtilmiştir.

1412 sayılı Yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde yalnızca 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasasının 2. madde si çerçevesinde, bu Yasa kapsamında yer alan örgütlü suçlar bakımında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi ve tespiti düzenlemesine yer verilmişti.

01 Haziran 2005 tarihînde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasında ise, bu konu; anılan Yasanın 135. madde sinde, "telekomünikasyon yoluyla yapılan İletişimin denetlenmesi"başlığı altında, "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması"terimleri kullanılmak suretiyle ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde, telekomünikasyon kavramının;"haber, yazı, resim sembot veya her çeşit bilginin tei, radyo, optik ve başka elektromanyetik sistemlerle iletilmesi, bunların yayımı ve alınması"şeklinde tanımlanmış olması karşısında, normal posta hizmetleri dışındaki her türlü mobil veya sabit telefon, elektronik posta, faks ve bunun gibi iletişim araçları, bu madde kapsamında değerlendirilecektir.

5271 sayılı Yasa ile yapılan düzenleme ve buna paralel olarak çıkarılan diğer yasa ve yönetmeliklerle gerçekleştirilen düzenlemeler göz önüne alındığında, hukukumuzda iletişimin tespiti ve denetlenmesi konusunda iki türlü düzenleme bulunduğu görülmektedir.

Bunlardan ilki; amacı, işlenmiş ya da işlenmekte olan bir suça ilişkin delil elde etmek olan 5271 sayılı CYY'de düzenlenen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması,

Bir diğeri ise, 23.07.2005 gün ve 25884 sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 5397 sayılı Yasayla 2559, 2803 ve 2937 sayılı Yasalar da yapılan değişiklikle gündeme gelen ve amacı suç işlenmesinin önlenmesi olan ve öğreti ve uygulamada"önleme dfnJemesf"oavak adlandırılan iletişimin denetlenmesidir.

5397 sayılı Yasanın 2. madde siyle, 2803 sayılı Yasaya eklenen ek 5. madde ile; jandarmanın, mülki görevlerini yerine getirirken, önleyici ve koruyucu tedbirleri almak üzere, sadece kendi sorumluluk alanında, casusluk suçları hariç 5271 sayılı Yasanın 250. madde sinin 1. fıkrasının a, b ve c bentlerinde yazılı suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla, hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Jandarma Genel Komutanı veya İstihbarat Başkanının yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespit edilebileceği, dinlenebileceği, sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceğini ve kayda alınabileceği,

Anılan Yasa maddesinin 6. fıkrası ile de; bu madde hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtların, birinci fıkrada belirtilen amaçlar dışında kullanılamayacağı hüküm altına alınmış,

2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasasının ek 7. madde sinin 1 ve 7. fıkralarında da tamamen benzer düzenlemeye yer verilmiştir.

Usulüne uygun olarak yapılan önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi sonucu elde edilen bulguların bir ceza soruşturması başlatılmasına dayanak oluşturabileceğinde duraksama bulunmamaktadır. Duraksama, bu tedbir yoluyla elde edilen bulguların bir ceza soruşturması veya kovuşturmasında delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

5271 sayılı CYY'de düzenlenen koruma tedbirleri arasında yer alan ve işlenmiş ya da işlenmekte olan bir suça ilişkin delil elde etme amacını güde iletişimin denetlenmesi ile 5397 sayılı Yasayla getirilen önleme amaçlı iletişimin tespiti arasında her zaman kesin bir ayırıma varmak olanaksızdır. Her iki düzenleme arasındaki en önemli fark; 5271 sayılı Yasayla düzenlenen iletişimin tespiti, denetlenmesi ve kayda alınmasının amacının, işlenmiş veya işlenmekte olan bir suça ilişkin delil elde etmek olmasına karşın, 5397 sayılı Yasayla getirilen önleme amaçlı iletişimin tespiti ve denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulguların, 2803 sayılı Yasanın ek - 5. madde sinin 6. fıkrası uyarınca, yalnızca bu Yasanın 7. madde sinde düzenlenen"emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak"şeklinde sayılan mülki görevlerin ifası amacıyla kullanılabileceğidir.

5397 sayılı Yasa uyarınca önleme amaçlı iletişimin tespiti ve denetlenmesine, ancak suç işlenmesinin ve kamu düzeninin bozulmasının önlenmesi amacıyla başvurulabilecek ve Önleme amacıyla yapılan iletişimin tespiti ve denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulgular da, yasanın öngördüğü amaçlar dışında ve bu arada bir ceza soruşturması veya kovuşturmasında delil olarak da kullanılamayacaktır.

Önleme amaçlı iletişimin tespiti ve denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulgularla bir suç işlendiğinin anlaşılması karşısında, elde edilen bu bulgular, 5397 sayılı Yasanın 1 ve 2. madde leri uyarınca, yasanın öngördüğü amaçlar dışında ve bu arada bir ceza soruşturması veya kovuşturmasında delil olarak kullanılamayacağından, anılan düzenlemenin gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere, kolluk görevlilerince durum derhal adli birimlere bildirilmeli ve somut olayın özelliğine göre Cumhuriyet Savcılığınca gerek görülürse bu bilgilerden hareketle soruşturmaya başlanılmalıdır.

Öğretide bu konuda;

"... Önleme amaçlı iletişimin denetlenmesinde şartlarına bağlı kalındığı müddetçe bir hukuka aykırılık olmayıp, sadece bunların delil olarak kullanılmasının engellenmesi söz konusudur. Bunun sebebi de belki önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi yolunun tatbikinin, adil maksatlı olana nazaran daha kolay uygulanabilmesine dayandırılabilir"şeklinde görüş bulunmaktadır. (Prof Dr. Ersan Şen, Türk Hukukunda Telefon Dinleme Gizli Soruşturmacı X Muhbir, Ankara 2011, Sayfa 70 - 77, Dr. Mehmet Murat Yardımcı, İletişimin Denetlenmesi, Ankara 2009, Sayfa 262 - 263, Dr. Şeydi Kaymaz, İletişimin Denetlenmesi, Ankara 2009, Sayfa 489 - 498)

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yerel mahkeme tarafından, içeriği hükme esas alınan Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin 16.12.2005 gün ve 553 sayılı iletişimin tespiti kararının, 5397 sayılı Yasanın 2. madde si ile 2803 sayılı Yasaya eklenen ek 5. madde uyarınca verilen önleme dinlemesi kararı niteliğinde olması karşısında, bu şekilde ulaşılan bulgular, yukarıdaki açıklanan ilkeler doğrultusunda ceza yargılamasında delil olarak kullanılamayacağından ve bu bulgulara dayalı hüküm kurulamayacağından, yerel mahkemece; sanığın örgütsel konumu hakkında kolluktan güncel bilgiler alındıktan ve silahlı terör örgütü adına faaliyette bu-lunduğu istihbari bilgisi üzerine, hakkında 5397 sayılı Yasaya dayalı olarak önleme dinlemesi kararı verilen Yılmaz ile ilgili soruşturma evrakı da getirtilip incelendikten sonra, önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulgular dışındaki somut deliller değerlendirilerek sanığın hukuksal durumunun tayin ve takdiri gerekmektedir.

Bu itibarla, önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi sonucu ulaşılan kayıt ve bulgular esas alınarak kurulan yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararı isabetli bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün, eksik inceleme nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

1 - Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının (KABULÜNE),

2 - Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi'nin 22.02.2011 gün ve 3411 - 1132 sayılı onama kararının (KALDIRILMASINA),

3 - Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin 12.06.2007 gün ve 113 - 183 sayılı hükmünün diğer yönlerinin incelenmeksizin (BOZULMASINA),

4 - Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (TEVDİİNE), 17.05.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.


Konu:    ÖZEL YETKİ

Daire:    12. Hukuk Dairesi

Esas No:              2010/21385

Karar No:            2011/1854

Karar Tarihi:       24 Şubat 2011 Perşembe

ÖZET

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR

Alacaklı vekili tarafından, faturaya dayalı olarak başlatılan genel haciz yoluyla icra takibine karşı, borçlu vekilinin süresinde itiraz etmesi nedeniyle icra müdürlüğünce, yetki itirazı yönünden takibin durdurulmasına karar verildiği, alacaklı vekilinin de yetki itirazının kaldırılması talebi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece yetki itirazının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Konusu mal varlığı olan Borçlar Hukukuna ilişkin sözleşmelerden doğan davalarda yetki HUMK.nun 10. madde sinde belirtilen kurallara göre çözümlenir. Örneğin; sözleşmedeki alacağın ödenmemesi, malın teslimi, cezai şartın ödenmesi gibi... Anılan madde sözleşmeden doğan davalar için iki özel yetki kuralı koymuştur.

a-Sözleşmenin yerine getirileceği yer mahkemesinin yetkisi (aktin icra, ifa edileceği yer)

b-Sözleşmenin yapıldığı yer mahkemesinin yetkisi (davanın açıldığı zaman davalı veya vekilinin orada bulunmaları koşulu ile)

Sözleşmenin yerine getirileceği yer öncelikle tarafların açık veya zımni isteğine göre tesbit edilir. Sözleşmede karşılıklı olarak değişik yerlerde yerine getirilecek borçlar varsa (malın teslim edileceği yer-borcun ödeneceği yer) mal teslimi için açılacak dava teslim yeri mahkemesinde- borcun ödenmesi için açılacak dava ise borcun ödeneceği yer mahkemesinde açılabilir. Ancak sözleşmede açık veya zımni olarak sözleşmenin yerine getirileceği yerin anlaşılamadığı hallerde yetkili yer Borçlar Kanununun 73. madde sine göre belirlenir. Yani davanın konusu sözleşmeden doğan bir para borcu olup da sözleşmede aksi kararlaştırılmadı ise, borç alacaklının ödeme zamanındaki ikametgahında ödenir. Ancak aranacak ya da aldırılacak borçlar da Borçlar Kanununun 73/l. maddesi uygulanmaz. Ne var ki HUMK.nun 10. madde si hükmü yalnız hukuken geçerli olan sözleşmelerden doğan davalar hakkında uygulanacağından, geçersiz olan sözleşmelerden doğan davalarda, sözleşmenin ifa yerinde dava açılamaz (sebepsiz iktisap gibi), genel yetkili yer olan yani davalının ikametgahında dava açılır.

Sözleşmenin yapıldığı yer mahkemesinin yetkisi; sözleşmeden doğan bir dava, davalı veya vekilinin, davanın açıldığı zaman orada bulunmaları koşulu ile sözleşmenin yapıldığı yer mahkemesinde de açılabilir (İİK.nun 50. madde sinde bu koşul aranmaz) .

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 2001/12 - 1162 - 1191 sayılı kararında da yukarıda açıklanan kurallar benimsenerek"HUMK.nun 10. madde sine göre sözleşmeden doğan davalarda tarafların sözleşmenin yerine getirileceği yer hakkında açık veya zımni isteklerinin anlaşılamadığı hallerde sözleşmenin yerine getirileceği yerin Borçlar Kanununun 73. madde sine göre belirleneceği"açıklanmıştır. Ancak, bu gibi hallerde Borçlar Kanununun 73. madde sinin uygulanabilmesi için akdi ilişkinin kabul edilmesi gerekmektedir.

Somut olayda, borçlu vekilince, takibe itiraz dilekçesinde, yetki itirazı yanında, muaccel bir borcun bulunmadığı ve cari hesap alacağının da olmadığı belirtilerek borca da itiraz edildiğine göre, diğer bir ifade ile akdi ilişki borçlu tarafından kabul edilmediğine göre BK.nun 73.madde sinin olaya uygulanması mümkün değildir. Bu durumda, alacaklı İİK.nun 50.madde si göndermesiyle HUMK.nun 9.madde si gereğince borçlu ikametgahında takip yapabilir.

O halde, mahkemece, duruşma açılarak, ödeme emri tebliğ edilen adreste borçlu şirketin şubesinin bulunmadığı, ayrıca anılan adreste şirket adına tebligatı almaya yetkili bir kişinin olmadığı belirtildiği de dikkate alınarak bu hususların ve borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresinin araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun 428. madde leri uyarınca (BOZULMASINA), 24.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK, RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK, SAHTE İSİMLE KREDİ KARTI SÖZLEŞMESİ İMZALANMASI

Daire:    11. Ceza Dairesi

Esas No:              2010/639

Karar No:            2010/9199

Karar Tarihi:       19 Temmuz 2010 Pazartesi

ÖZET

: Sahte isimle Ş...bank ve F...bank K... Şubeleri ile Y... K... Ç... Şubesinde hesap açtırılması eylemlerinde karara dolandırıcılık olarak yanlış yazılan suç adının, özel belgede sahtecilik olarak düzeltilmesi mümkün görülmüştür.

KARAR

KARAR: 1 - Sanığın sahte isimle Ş...bank ve F...bank K... Şubeleri ile Y... K... Ç... Şubesinde hesap açtırmak suretiyle"özel belgede sahtecilik"ve katılan N........'e karşı gerçekleştirmiş olduğu"dolandırıcılık"suçları yönünden kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık ve C.Savcısının temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede:

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı artırıcı ve azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş ve incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ve Cumhuriyet Savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin istem gibi ONANMASINA,

2 - Sanığın sahte isimle A...bank K...-Ç... Şubesinden ve F...bank K... Şubesinden"kredi kartı talebinde bulunması eylemleri yönünden kurulan mahkumiyet"hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun 01.03.2006 tarihinde yürürlüğe girdiği ve anılan Kanun'un 37/2. maddesindeki"kredi kartı veya üye işyeri sözleşmesinde veya eki belgelerde sahtecilik yapanlar veya sözleşme imzalamak amacıyla sahte belge ibraz edenler"ile ilgili düzenlemenin sözleşmeye kadar olan safhada uygulanabileceği, kredi kartı sözleşmesinin düzenlenmesinden sonra kartın üretilmesi halinde 5237 sayılı TCK'nın 245/2, üretilmeden sahteciliğin anlaşılması halinde bu suça teşebbüs ve sahte üretilen bu kartın kullanılarak menfaat temin edilmesi halinde ise ayrıca 245/3. maddesine temas eden suçu oluşturacağı, somut olayda ise; sanığın A...bank K... Ç... şubesi ile 03.10.2007 tarihinde kredi kartı sözleşmesi imzalamış, ancak talebi anılan banka tarafından 09.10.2007 tarihinde reddedilmiş, yine F...bank K... şubesi ile 28.09.2007 tarihinde kredi kartı sözleşmesini imzalamış, ancak sonradan yapılan değerlendirme sonucunda talebinin reddedilmiş olduğu anlaşılmakla; sanığın eylemlerinin her bir banka yönünden 245/2. maddesinde düzenlenen suça teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeden, uygulama yeri olmayan 245/3, 35. madde leri ile cezalandırılmalarına karar verilmesi,

3 - Sanığın Vergi Dairesine sahte"H..... Ö."ad ve soyadı ile başvurup işyeri açması ve aynı gün noterde imza sirküleri düzenletmesi eylemi nedeniyle kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince:

Sanığın, Vergi Dairesine sahte"H..... Ö."ad ve soyadı ile başvurup işyeri açıp vergi levhası ve aynı gün noterde imza sirküleri düzenletmesi fiillerinin kamu güvenilirliğine karşı işlenmesi nedeniyle zincirleme biçiminde"sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli resmi belgede sahtecilik"suçunu oluşturduğu nazara alınmadan ayrı ayrı mahkumiyet hükümleri kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, Cumhuriyet Savcısı ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa 'nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. madde si uyarınca (BOZULMASINA), 19.07.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

+++++++++++

Konu:    PETROL PİYASASI KANUNUNA AYKIRILIK, TEMYİZ HAKKI

ÖZET

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

KARAR

Dosyadaki evrak ve belgelerden sanık hakkında 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun ek 5/1. maddesine muhalefet suçundan açılan kamu davasına Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun ve gümrük idaresinin müdahil olarak katılma talebinde bulundukları, mahkemece de her iki kurumunda ayrı ayrı müdahilliklerine karar verildiği anlaşılmıştır.

Sanığın sahibi ve yetkilisi olduğu akaryakıt istasyonunda, ulusal marker değerlerine uymayan marker seviyesi geçersiz akaryakıtı satmak şeklinde tanımlanan eylemi 5015 sayılı Yasa kapsamında olup, bu suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen müşteki gümrük idaresi vekilinin davaya katılma talebinin kabul edilmiş olması hükmü temyize hak vermeyeceğinden, müşteki gümrük idaresi vekilinin temyiz inceleme İsteğininCMUK 317. maddesi uyarınca (REDDİNE), 24.01.2011 günü oybirliği ile karar verildi.


Konu:    PETROL KAÇAKÇILIĞI

Daire:    Ceza Genel Kurulu

Esas No:              2011/7-97

Karar No:            2011/160

Karar Tarihi:       5 Temmuz 2011 Salı

ÖZET

Petrol kaçakçılığı suçundan sanık F...... P.....'nın, Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararı üzerine yargılamayı yapan Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesince 25.12.2007 gün ve 344 - 682 sayı ile beraatine karar verilmiştir.

O yer Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesince 22.07.2008 gün ve 8621 - 16804 sayı ile;

"Sanığın yönetimindeki tır aracı ile yurda giriş yapmak üzere geldiği Kapıkule Tır Gümrük Sahasında polis giriş ve gümrük tescil işlemlerinden sonra yönlendirildiği X-Ray cihazının taraması sonucunda tespit edilen işaretli bölgede yapılan aramada, dorsenin altında bulunan şase rayları arasında tahtalar döşenerek dönüştürülen bölmede muhtelif büyüklükte dokuz adet bidon içinde dava konusu 120 litre motorin ele geçirilmiş olup, sanığın suç konusu motorini aracının standart deposu dışında gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın yurda sokarken yakalanması nedeniyle eyleminin 5607 sayılı Yasanın 3 - (1) . maddesi kapsamında kaçakçılık suçunu oluşturduğu gözetilerek mahkumiyeti yerine, dava konusu motorinin 2000/53 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Gümrük Vergilerinden Muafiyet ve İstisna Tanınacak Haller Hakkında Kararın 21 Haziran 2006 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren değişik 103 - (3) . maddesi kapsamında vergilerinin P fazlası tutarının tahsil edilerek yurda sokulmasının mümkün bulunduğu gerekçe gösterilerek yazılı şekilde hüküm kurulması"isabetsizliğinden hükmün oyçokluğu ile bozulmasına karar verilmiş, çoğunluk görüşüne katılmayan Daire Üyeleri S. Çilesiz ve O. Koçak"Sanığın kullandığı aracın orijinal standart deposu 780 litreliktir. Deponun arızalı olması nedeniyle sanık 350 litrelik daha küçük bir depo ile standart depoyu değiştirmiştir. 2000/53 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 103. madde sindeki düzenlemeye göre sanık tarafından kullanılan aracın standart deposunda 550 litre miktarındaki yakıt vergiden muaf olarak yurda getirilebilmektedir. Ele geçen bidonlardaki 120 litrelik yakıt ile geçici olarak takılan 350 litrelik depodaki yakıt toplamı en fazla 470 litredir.

Olayımızda sanık, standart deposu ile 550 litre yakıtı vergiden muaf olarak getirme hakkı olduğu ve geçici depodaki yakıt ile bidonlarda getirdiği yakıt toplamı bu miktarı geçmediği düşüncesiyle hareket etmiştir. Bu nedenle sanığın olayda kaçakçılık kastının bulunduğu kabul edilemez"görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Yerel mahkeme ise 25.11.2008 gün ve 457 - 618 sayı ile;

"...

...Sanık tır şoförü Romanya vatandaşı olup aynı zamanda Bulgaristan vatandaşıdır. Olay günü Romanya plakalı B 5. K.. çekici ve BZ 9. G.. plakalı yarı römork ile Kapıkule Kara Hudut ve Gümrük Kapısından Türkiye'ye giriş yapmaktadır. Bilirkişi raporlarına göre aracında zula ve benzeri bir oluşum bulunmamaktadır. Kullandığı aracın deposu mutad depodan küçük olup 350 litre kapasitelidir. Aksi kanıtlanamayan beyanına göre de 550 - 600 litrelik orijinal deponun arızalanması nedeniyle yola çıkış sırasında daha küçük kapasiteli depoyu taktırmıştır. Eylemin suç tarihi itibariyle 5607 sayılı Yasa kapsamında kaldığı açıktır. Bakanlar Kurulunun belirtilen kararı ile 550 litrelik standart depo içerisinde vergisiz akaryakıt getirilmesi mümkün bulunmaktadır. Bunun haricinde kalan miktar bakımından ise akaryakıtın özel tüketim vergisinin % 50 fazlası tahsil edilmesi suretiyle bu şekilde akaryakıt getirilmesi olanaklıdır. Sanık ise 350 litrelik deposu yanında tırda şase arasına tahtalar dizmek suretiyle oluşturduğu zula niteliğini taşımayan boşluğa bidonlar içerisinde 120 litre akaryakıt koymak suretiyle Türk gümrük sahasına giriş yapmıştır. Toplam getirdiği akaryakıt miktarı standart depo olan 550 litreden düşük bulunmaktadır. 5015 sayılı Petrol Kanunun 1 ve 2. madde si yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan petrolün, daha özetle bu kanun kapsamındaki petrol akaryakıtı ve benzeri ürünlerin yurt dışından ülkeye ithali ya da Türkiye de rafineriden işlenen akaryakıtın tüketiciye sunulması aşamasına kadar olan süreçte akaryakıtın ithal ve üretim aşamasından nihai tüketiciye sunulması aşamasına kadar olan ve bayi ve akaryakıt dağıtım işletmesine kadar ki işlemleri düzenlemekte olup olayımızda sanık nihai tüketici durumundadır. 780 litre kapasiteye sahip tır çekicisinde değişiklik yapmak suretiyle 350 litrelik daha küçük depo taktırması ve bakiye muafiyet kapsamındaki yurt dışından akaryakıt getirme hakkı yönünden 120 litre akaryakıtı araçta bidonlar içerisinde Türkiye'ye getirmesi eylemi bu kanun kapsamında mütalaa edilemez. Sanığın bidonlar içersinde Türkiye'ye getirmek istediği akaryakıtı ticari amaçla bulundurup ülkeye sokma saiki bulunmadığı gibi Türkiye'de üçüncü kişiye devir etme ve satma gibi bir kastı açıkça anlaşılamamıştır. Sanığın savunmasında belirttiği Türkiye'ye giriş ve çıkış ve yol güzergahı sırasında akaryakıtı kendi aracında ve ihtiyacında tüketeceğine ilişkin savunmasını çürütür herhangi bir delil ve emareye rastlanmamıştır. Sanığın Bakanlar Kurulunca standart depoya tanınmış sanığın kullanımındaki tır yönünden mutad sayılabilecek 780 litre akaryakıttan daha düşük miktarda olan ve araç üzerindeki 350 litre depo yanında ve 120 litre akaryakıtı da bidonda getirmesi eyleminde Petrol Kanunu 'nunEk 5. maddesine muhalefetinden sözedilemez. Gümrük İdaresince bilirkişi Hayati Çevik'in de raporunda belirttiği üzere ek vergiler alınmak suretiyle işlem yapılmalıdır. Eylem bu haliyle hüküm tarihi itibariyle 5607 sayılı Kaçakçılık ile Mücadele Kanununa da mümas bulunmamaktadır. Bu haliyle eylemin 5015 sayılı Petrol KanununEk 5. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ile olanaklı bulunmadığı gibi bu haliyle gerek akaryakıtın gerekse nakilde kullanılan aracın da müsaderesinin yasal olarak mümkün bulunmadığı kanısına varılmıştır. Bu haliyle mevcut bilirkişi raporları ve sanığın aksi kanıtlanamayan savunmasına göre sanığın maddi unsurları yönünden oluşmayan eylem sebebiyle beraatına ve nakilde kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir"gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de o yer Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.04.2011 gün ve 179725 sayılı "bozma"istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR

TÜRK MİLLETİ ADINA

Sanığın kaçakçılık suçundan beraatine karar verilen somut olayda, Özel Daire çoğunluğu ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığın eyleminin 5607 sayılı Yasanın 3/1. maddesi kapsamında kaçakçılık suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Olay, yakalama ve el koyma tutanağına göre, 22.09.2007 günü saat 16.21'de Bulgaristan'dan Türkiye'ye giriş yapmak üzere Kapıkule Tır Gümrük Sahasına gelen P-R.. 0765...

.... seri nolu R...... pasaportlu, F...... P.....'nın sürücülüğünü yaptığı T.. S.. firması adına kayıtlı olan ve boş olarak giriş yapan B..K.F/BZ..G.S plakalı tır aracının, polis giriş ve gümrük tescil işlemlerini takiben risk kriterleri çerçevesinde X-Ray tarama cihazına sevkedildiği, yapılan aramada dorse altı şase rayları arasına tahtalar döşenmek suretiyle oluşturulan bölmede altı adet 14 litrelik ve üç adet 12 litrelik olmak üzere toplam dokuz adet bidon içerisinde 120 litre motorin ele geçirilerek araca el konulduğu ve sanık F...... P.....'nın yakalandığı,

Sanığın 1977 doğumlu ve Romanya vatandaşı olup şoförlük yaparak geçimini sağladığı,

Gümrük Müsteşarlığı Edirne Gümrük ve Muhafaza Müdürlüğünün 27.11.2007 gün ve 92867 sayılı yazısına göre, kaçağa konu motorinin ithali ve ihracı serbest olup, ithalinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun izni ve TSE'nin uygunluk belgesi bulunması ve ithalinin ihtisas gümrüklerinden yapılması gerektiğinin belirtildiği,

Sanık hakkında petrol kaçakçılığı suçundan, 5015 sayılı Yasanın Ek 5/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davasının açıldığı, mahkemece eylemin 5607 sayılı Yasanın 3, 10 ve 13. madde lerinde düzenlenen kaçakçılık suçunu oluşturduğu görüşüyle görevsizlik kararı verilerek dosyanın Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderildiği,

Yerel mahkemece araç üzerine keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, Polis memuru bilirkişinin 23.11.2007 tarihli raporunda;"Suç konusu motorin ticari mahiyet arz edecek miktarda olup kaçak eşya durumunda olduğundan Türkiye'ye sokulması yasaktır. Bu nedenle kaçakçılık olayının yapılmak istendiği kanaati hasıl olmuştur. Yakalanan kaçak motorin ülkeye getirilirken dorse altı şase rayları arasına tahta döşemek suretiyle oluşturulan bölmede gizlenmeye çalışıldığı tespit edilmiştir. Ancak bu bölümde ve diğer bölümlerde zula tabir edilen herhangi bir bölmeye rastlanılmamıştır"şeklinde görüş bildirdiği,

Oto tamir yedek parça ve kaporta ustası bilirkişi Ercan İnci'nin 20.11.2007 tarihli raporunda, araçta bir değişiklik ve zula tabir edilen bir bölmeye rastlanmadığını, araç deposunun 350 litrelik olup aracın teknik özelliklerine göre fabrika çıkışının 780 litre mazot alma kapasitesi olduğunu belirttiği,

T.Ü. Sosyal Bilimler M.. Gümrük İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi bilirkişi H...

..... Ç...

.....'in raporunda;"Suç konusu 120 litre mazotla ilgili olarak 2006/10487 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 103/3. maddesinin uygulanması gerektiğinden, gerek Petrol Yasası ve gerekse Kaçakçılık Yasası hükümlerine temas eder bir özelliği bulunmamaktadır. Petrol Kanununun ticari amaçla petrol ticareti yapan kurum ve kuruluşlarla ilgili olduğu düşünülmektedir"şeklinde görüşünü açıkladığı,

Anlaşılmaktadır.

Sanık kolluk görevlilerince alınan ifadesinde, "Yakalanan mazotları bulunduğu yere ben koydum. Aracımın normal deposu çok küçük olduğu, 400 litre mazot aldığından ve Türkiye'de mazot pahalı olduğu için Bulgaristan'dan almış olduğum mazotu bidonlara koydum. Bu işi yapmamın nedeni şirket patronudur. Bize Türkiye'de mazot almamız için para vermiyor. Başımızın çaresine bakmamızı söylüyor. Bu şekilde mazot saklamaya bizi teşvik ediyor. Benim mazotları satma niyetim yoktu. Aracımın deposu boşaldığında mazotu dolduracaktım. İlk defa böyle bir olaya karışıyorum, daha önce de kaçakçılığa karışmadım ",

Görevsizlik kararı veren Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan sorgusunda, "...Ana depo 400 litre mazot almaktadır, ben Tokat Turhal'a mal almaya gidecektim, depomdaki mazotun yetmeyeceğini düşünerek ayrıca arkadaşlarımdan tedarik ettiğim bidonlara suça konu mazotları koydum, amacım kaçakçılık değildi, kullandığım tırın orjinal deposu 600 litredir ve bir önceki seferimde arızalandığı için apar topar tamire verdik ve 400 litrelik depoyu monte ettik, orjinal depo halen tamirdedir, ben Türkiye'ye sürekli gelip giderim, Türkiye'ye 550 litre ile sınırlı mazotla gelmem gerektiğini biliyorum. Benim depom küçük olduğu için ayrıca 120 litrelik mazotu da bidonlarla getirdim. Yasal hakkımı kullandım, bidonlardakini daha sonra depoya aktaracaktım ",

Yargılama aşamasında ise, "Ben R...

.......'da bulunan ve karayolu ile taşımacılık yapan bir firmada şoför olarak çalışıyorum. Suç tarihinde bu firmaya ait tır çekicisi ve dorsesi ile beraber Türkiye'ye Tokat'tan şeker almak üzere firmanın talimatı ile geliyordum, Kapıkule'den giriş yaptığım sırada gümrük memurları tırda yaptıkları aramada dorse altında şase rayları arasına tahta koymak sureti ile oluşturduğum bölmede 120 litre kadar akaryakıt buldular. Ben bunu Türkiye'ye kaçakçılık yapmak üzere getirmedim, satmayı ya da ticari amaçla değerlendirmeyi de düşünmedim. Akaryakıt benim Bulgaristan'dan satın aldığım akaryakıttır. B...

...... A...

...... Hudut Kapısında gümrüksüz satışı yapılan istasyondan söz konusu akaryakıtı aldım, şu an size faturasını sunuyorum. Benim kullandığım tırın akaryakıt deposu 400 litredir, fakat gerek Türkiye'nin ve gerekse diğer transit ülkelerin mevzuatları gereği bu tip tırların akaryakıt deposunun 550 ya da 600 litre olduğu açıktır. Fakat benim tırın 550 litrelik orijinal deposu aniden bozulunca yola acilen çıktığım için kolaylıkla bulabildiğim bu depoyu takabildim, bu akaryakıtı da bu nedenle buraya koydum, depo fazlası değildir. Kaldı ki depo fazlası olması halinde dahi Kapıkule'de fazla akaryakıtın gümrük idaresi tarafından alınıp bana fiş verileceği ve çıkışta da akaryakıtın bana iade edileceğini biliyorum. Fakat benim getirdiğim Türk mevzuatının bana tanıdığı haktır, kaçakçılık düşüncesiyle hareket etmedim, yol güzergahının uzunluğu da göz önüne alındığında kullanmayı düşündüğüm akaryakıttır"şeklinde savunmada bulunmuştur.

Uyuşmazlık konusu ile ilgili yasal düzenlemeler incelendiğinde;

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Yasasının 3. madde sinde suç ve kabahat oluşturan kaçakçılık eylemleri tanımlanmıştır.

Anılan maddenin 1. fıkrasında;"Eşyayı, gümrük işlemlerine tâbi tutmaksızın Türkiye'ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye'ye ithal edilmesi halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır"şeklinde düzenleme yer almaktadır.

Buna göre, bir eşyanın kaçakçılık fiiline konu olabilmesi için gümrük işlemine tabi tutulmadan yurda ithal edilmesi gerekmektedir. Suçun oluşumunda önem arz eden gümrük işlemlerinden, ithal ya da ihraç edilecek eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutulması anlaşılmalıdır.

İthalattaki gümrük işlemleri ile ilgili olarak; Gümrük Yasasının 33. madde si uyarınca Türkiye Gümrük Bölgesine giriş çıkışların ancak gümrük kapılarından yapılabileceği, gümrük bölgesine giren ve çıkan taşıtların aynı Yasanın 34. madde sine göre gümrük gözetimine tabi olacağı, 36. madde sinde bu taşıtlarla gümrük bölgesine getirilen eşyaların da gümrük gözetimine tabi olup gümrük idareleri tarafından denetleneceği hüküm altına alınmıştır.

Anılan Yasanın 39. madde sinde yer alan düzenlemeye göre ise, gümrük idarelerinin belirlediği veya uygun gördüğü yere gelen eşya, bunu Türkiye Gümrük Bölgesine getiren kişi veya eşyanın gelişinden sonra taşımasını üstlenen kişi tarafından gümrüğe sunulacak ve gümrüğe sunulan bu eşya ile ilgili özet beyan verilecektir.

46. madde ye göre gümrüğe sunulan eşyaya gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanım tayin edilme zorunluluğu bulunmaktadır.

5607 sayılı Yasanın 3. madde sinin 1. fıkrasında düzenlenen kaçakçılık eylemine konu eşya, Gümrük Yasasının 3. madde sine göre her türlü madde, ürün vedeğeri ifade etmektedir. Buna göre her hangi bir eşya suçun konusu olabilmektedir.

Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi için, motorlu ticari araçların ve özel konteynerlerin depolarında yurda getirilen yakıtlar konusuna da kısaca değinmekte yarar bulunmaktadır.

Gümrük Vergilerinden Muafiyet ve İstisna Tanınacak Haller Hakkındaki 2000/53 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 103. madde siyle,

"Motorlu ticari araçların ve özel konteynerlerin standart depolarında mevcut bulunan ve gümrük vergilerinden muaf olarak ithal edilecek yakıt miktarı;

a-) Tır çekicilerinde 550 litreyi,

b-) ...

... Aşamaz

Eğer standart depo fazlası olarak petrol ürünü ele geçmişse, ele geçen petrol ürünü için litre başına 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Yasasına göre belirlenen Özel Tüketim Vergisi tutarının P fazlası tutarındaki vergi, tek ve maktu vergi olmak üzere (özel tüketim vergisi, katma değer vergisi ve gümrük vergisi dahil) tahsil edilir"şeklinde düzenleme getirilmiştir.

Buna göre, standart depo fazlası olarak ürün getirildiği durumlarda, 5607 sayılı Yasa kapsamında kaçakçılık filli bulunmayıp, depo fazlası yakıt için sadece 2000/53 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 103. madde si uyarınca özel tüketim vergilerinin P fazlası ile tahsili gerekmektedir.

Anılan düzenleme sadece standart depo içerisinde bulunan yakıtları kapsamaktadır. Standart depo dışında getirilen yakıt, depodaki yakıtla birlikte muafiyet kapsamında kalsa dahi gümrük işlemine tabi tutulmamışsa kaçakçılık suçuna konu olabilecektir. Yine aracın motoruyla bağlantılı olmayan depoda getirilen yakıt da miktarı ne olursa olsun yine bu muafiyet kapsamı dışında kalacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın yönetimindeki tır aracı ile yurda giriş yapmak üzere geldiği Kapıkule Tır Gümrük sahasında polis giriş ve gümrük tescil işlemlerinden sonra aracında yapılan aramada, dorsenin altında bulunan şase rayları arasına tahtalar döşenerek oluşturulan bölmede suç konusu 120 litre motorin ele geçirilmiş olup, aracın standart deposu dışında gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın yurda sokma eyleminde 5607 sayılı Yasanın 3/1. maddesi kapsamında kaçakçılık suçunun maddi unsurunun oluştuğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte kullanılan aracın orjinal deposunun 780 litre hacminde olduğunun bilirkişi raporu ile belirlenmesi ve aksi kanıtlanamayan savunmalara göre; 780 litrelik orijinal deponun arızalanması nedeniyle 350 litrelik daha küçük bir depoyu zorunlu ve geçici olarak araca taktıran sanığın, kullanılan aracın standart deposunda 550 litre miktarındaki yakıtı vergiden muaf olarak yurda getirilebileceğini de düşünerek, içinde 120 litre motorin olan dokuz adet bidonu araca yerleştirdiği, ele geçen bidonlardaki 120 litrelik yakıt ile geçici olarak takılan 350 litrelik depodaki yakıt toplamının 470 litre olduğu ve 2000/53 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 103. madde si kapsamında tır çekicilerinde gümrük vergilerinden muaf olarak ithal edilecek yakıt miktarı olan 550 litrenin altında kaldığı görülmektedir.

Standart deposu ile 550 litre yakıtı vergiden muaf olarak getirme hakkı olduğunu bildiğini aşamalardaki savunmalarında ifade eden sanığın, geçici depodaki yakıt ile bidonlarda getirdiği yakıt toplamı bu miktarı geçmediği için, gerçekleşen olayda kaçakçılık suçunun manevi unsurunun oluşmadığının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla, 5607 sayılı Yasanın 3/1. maddesi kapsamında kaçakçılık suçunun unsurlarının oluşmadığını ve suç konusu motorinin 2000/53 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Gümrük Vergilerinden Muafiyet ve İstisna Tanınacak Haller Hakkında Kararın 21 Haziran 2006 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren değişik 103/3. maddesi kapsamında vergilerinin P fazlası tutarının tahsil edilerek yurda sokulmasının bu olayda uygulamasının olanaklı olduğunu kabul eden yerel mahkeme hükmü isabetli olup onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1 - Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.11.2008 gün ve 457 - 618 sayılı direnme hükmünün ONANMASINA,

2 - Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.07.2011 günü oybirliği ile karar verildi.


Konu:    POLİS MEMURLARINA MUKAVEMET, YARALAMA

Daire:    4. Ceza Dairesi

Esas No:              2010/22663

Karar No:            2010/18635

Karar Tarihi:       8 Kasım 2010 Pazartesi

ÖZET

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,

Sanığın, başka bir olay nedeniyle kendisini yakalamak isteyen görevli polis memurlarına saldırarak yaralaması ve polis merkezine getirildikten sonra da direnme eylemlerini sürdürerek eşyaya karşı da şiddet uygulamak suretiyle masa camını kırmasının bütünüyle görevliye direnme suçunun oluşturacağı ve olayda kamu malına zarar verme kastının bulunmadığı gözetilmeden eylem ikiye bölünerek her iki suçtan ayrı ayrı mahkumiyet hükmü kurulması bozmayı gerektirmiş,

Ancak;

Direnme suçunun oluştuğu 21.04.2002 tarihine göre temyiz süreci içerisinde 7 yıl 6 aylık olağanüstü zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşıldığından,

Sanık M... A... müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde bulunmakla HÜKMÜN BOZULMASINA, sanık yararına olduğu anlaşılan 765 sayılı TCY.'nın 102/4, 104/2 ve 5271 sayılı CYY.'nın 223. madde si uyarınca tebliğnameye aykırı olarak kamu davasının düşürülmesine, 08.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Konu:    PRİM BORCU NEDENİYLE YAPILAN ÖDEME EMİRLERİNİN İPTALİ

Daire:    10. Hukuk Dairesi

Esas No:              2010/12086

Karar No:            2010/14362

Karar Tarihi:       26 Ekim 2010 Salı

ÖZET

Yönetim Kurulunda yer aldıkları şirketin taşeronu konumunda olduğu ileri sürülen şirkete ait prim borçları nedeniyle tebliğ edilen ödeme emirlerinin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; ilâmda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi taraflar Avukatlarınca istenilmesi ve davacılar Avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 26/10/2010 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü davacılar adlarına Av.Hasan Beyaz ile karşı taraf adına Av.Muammer Gökçöl geldiler. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan Avukat/lar/ın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi Ercan Turan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

KARAR

1 - Davacılar, yönetim kurulunda bulundukları E... Turizm ve Seyahat San. ve Tic. A.Ş. ile D... Tur. İşl. Tic. ve San. A.Ş. arasında alt işverenlik ilişkisi bulunmadığını belirtip; D... Tur. İşl. Tic. ve San. A.Ş. prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin başvuruya muvafakat dilekçesinde şirketleri adına atılan imza ve basılan kaşenin de sahteliğini ileri sürmüştür.

Mahkemece, davacıların 506 sayılı Yasanın 87. madde si anlamında sorumluluk gerektirir ilişki bulunmadığına ilişkin iddiaları üzerinde durulmayıp; salt yapılandırma dilekçesinde D... Tur. İşl. Tic. ve San. A.Ş.'nin taşeron olarak belirtildiği gerekçesinden hareketle sonuca varılmıştır.

Davacıların, 506 sayılı Yasanın 87. madde si koşullarının bulunmadığı yönündeki iddiaları üzerinde durularak; Sosyal Güvenlik Kurumu'ndaki işyeri dosyası tüm içeriğiyle getirtilip, asıl işveren - alt işveren ilişkisinin varlığını ortaya koyacak kanıtlar toplanarak, davacıların sahte yapılandırma belgesi düzenlendiği yönündeki itirazları üzerinde de durularak, 506 sayılı Yasanın 87. madde si koşullarının oluşup oluşmadığının, çelişkiden uzak biçimde ortaya konulması gereğinin gözetilmemiş olması;

2 - 506 Sayılı Yasanın 80. madde sinde 3917 sayılı yasayla yapılan değişiklik uyarınca, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması gereği öngörülmüş; 3917 sayılı Yasayla yapılan bu değişiklik aynı Yasanın 8. madde si hükmüne göre, 08.12.1993 tarihinde yürürlüğe girmiş; daha sonra, 24.6.2004 tarih, 5198 sayılı Yasayla aynı maddede yapılan değişiklik sonucunda, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasanın 102. madde sinin de uygulanma olanağı bulunmadığı düzenlemesi getirilmiş ve düzenleme 06.7.2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu durumda, zamanaşımı süresi bakımından 3917 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 08.12.1993 tarihinden önceki dönemle, 5198 sayılı Yasanın yürürlüğü sonrasına ilişkin prim ve gecikme zamları Yönünden, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun alacak hakkı, Borçlar Kanunu'nun 125. madde sinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Giderek, zamanaşımının başlangıç tarihi ise, yine, Borçlar Kanunu'nun 128. madde si gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir ve zamanaşımının kesilmesi ve durdurulmasına ilişkin Borçlar Kanunu'nun 132. ve ardından gelen maddeleri de burada aynen geçerlidir. 08.12.1993 tarihinde yürürlüğe giren, 3917 sayılı Yasanın getirdiği düzenlemenin geçerli olduğu döneme ilişkin prim ve gecikme zammı alacakları yönünden ise, 6183 sayılı Yasanın zamanaşımına ilişkin 102. ve ardından gelen maddeleri geçerlidir. Bu yönde 102. madde hükmüne göre zamanaşımı süresi 5 yıl olup, zamanaşımı süresinin başlangıcı ise, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden yıl başıdır.

Davacılara 22.04.2009 tarihinde tebliğ edilen ödeme emirlerine konu prim borcu, karar gerekçesindeki yazımdan farklı olarak, 2003 yılı 7, 8, 9, 10, 11 ve 12. ayları ile 2004 yılı birinci ayına ilişkindir. 2003 yılı 7 - 11. aylarına ilişkin prim borçları yönünden, davacılar veya müteselsil borçlular hakkında 6183 sayılı Yasanın 103 ve 104. madde leri uyarınca zamanaşımını kesen veya durduran bir işlemin gerçekleşmediğinin belirlenmesi halinde, zamanaşımı iddiasına değer verilmesi zorunluluğu bulunduğu halde bu yönde herhangi bir inceleme yapılmamış olması;

3 - 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. madde sinde, "Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle: 16.06.2009 - 5904 S.K./35.mad) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir.

Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır."düzenlemesi yer almakta olup; açık yasal düzenleme karşısında, 6183 sayılı Yasanın uygulanmasından kaynaklanan davada, mahkeme için öngörülen maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gereğinin gözetilmemiş olması;

4 - 6183 sayılı yasanın 58. madde si, "İtirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağı zamla tahsil edilir."Düzenlemesini içermekte olup; davacının itirazının reddine karar verildiği halde, kurumun yanıt dilekçesinde de dile getirilen bu istem yönünden hüküm kurulmamış olması; usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, taraflar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacılar avukatı yararına takdir edilen 750, 00 lira duruşma avukatlık parasının davalıya, davalı avukatı yararına takdir edilen 750, 00 lira duruşma avukatlık parasının davacılara yükletilmesine, temyiz harcının istek hâlinde davacılara iadesine, 26.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.