TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETİYZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR. SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR.

CEZA HUKUKU 92 (V..H..G..HARFİ İLE BAŞLAYAN MAKALELER)

VERİLEN ZARAR VEYA TEMİN EDİLEN MENFAAT İLE HİLE ARASINDA İLLİYET RABITASI OLMALIDIR

Dolandırıcılık suçunun oluşması için, zarar veya menfaat ile hile arasında, 'i l l i y e t   r a b ı t a s ı' olması gerekir.Verilen zarar veya temin edilen menfaat ile hile arasınada bir illiyet rabıtası bulunmaması halinde, dolandırıcılık suçu oluşmaz

1-) Önceden doğmuş  borç veya zarar için, vade kazanmak amacıyla, sahte emre muharrer senet veya çek verilmesi halinde, verilen zarar  veya temin edilen menfaat arasında illiyet rabıtası olmadığından dolandırılıcılık suçu tekevvün etmez.Ancak, resmi varakada sahtecilik suçu yönünden değerlendirme yapılmalıdır

1-)Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.03.1998 gün ve 6/8-69 sayılı kararı ile buna uyumlu Daire Kararlarında da açıklandığı üzere;hileli davranışlarda bulunulması halinde, zarar; kandırıcı nitelikteki davranışlar nedeniyle meydana gelmediğinden dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı, somut olayda ise; sanığın, katılan şirkete olan borcuna karşılık 3. kişilerde gerçekte var olan alacağını noterden 27.05.2002 tarihinde ihbarname başlıklı belge ile temlik ettiği halde, katılan şirketin bu 3. kişilere müracaatından önce sanığın kendisinin 3. kişilerdeki alacağını tahsil etmesi eyleminde, borç önceden doğmuş bulunduğundan temlikname vermesi hile unsuru olarak, kabul edilemeyeceği ve katılana verilen suça konu belge ile zarar arasında nedensellik bağı bulunmadığından dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı gözetilerek yüklenen dolandırıcılık suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, hukuka aykrıdır 11.CD  10.02.2010  tarihli ve Esas No:2008/20850 Karar No:2010/714 Esas sayılı içtihadı)

2-)Fail, suiniyetli olsa bile, mağdur hiçbir hileye gerek kalmadan, menfaatı faile vermesi halinde, dolandırıcılık suçu oluşmaz.Burada failin, ortaya çıkan fırsatlardan yararlanması söz konusudur

1-)Olay tarihinde  camiide müezzin olarak görev yapan  sanığın,  Müşteki'nin camii için bağış yapacağını söylemesi üzerine, yetkisi olmadığı halde, kullanımdan kalkan makbuzu düzenleyerek para alması ve bilahare bu parayı derneğe intikal ettirmemesi şekilde oluşan fiilde,  bağışın herhangi bir talep olmadan rızaen verilmesi nedeniyle dolandırıcılık suçunun oluşmadığı,  suçun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 508. maddesi kapsamında kaldığından,  şikayet yokluğu nedeniyle  mezkur Kanunu'nun 99. maddesi gereğince  mahkumiyeti yerine düşürülmesine karar verilmelidr( 11. CD . 17.06.2002 tarihli ve  4278E ve 5893K künyeli içtihadı)

3-)'B a s i t     y a l a n'  dolandırıcılık suçunu oluşturmaz. Yapılan hile belli bir yoğunluğu ulaşmamış ise, dolandırıcılık suçu oluşmaz. Dolandırıcılık suçunun tekemmül etmesi için yapılan hile ile temin edilen menfaat veya zarar arasında illiyet rabıtası olması aranmaz, ayrıca hile veya desisenin belli bir kesafete oluşması gerekir.


HACZİ CAİZ OLMAYAN MALLARA MUVAFAKAT

1-)Haczi caiz olmayan malların haczedilmesi halinde, muvafakat edilebilir.Ancak muvafakat etme hakkı sadece borçluya aittir

2-)Borçlu, haczi caiz olmayan bir malın haczine muvafakat edebileceği gibi,  sonradan da rıza gösterebilir. Emekli maaşının haczi mümkün değilsede, Bu husus şikayet konusu yapılabilir.Ancak şikayet sadece borçluya verilmiştir.Bu nedenl icra müdürünün haciz uygulaması konusunda bir takdir hakkı yoktur.

HUKUKA AYKIRILIK BİLİNCİ VE ÖZEL KAST

1-)Hukuka aykırılık bilinci özel kasıtla karıştırılmamalıdır. Fail, suç tipinin objektif unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği halde, eylemde hukuka aykırılık bilincinin bulunmaması nedeniyle, kastının varlığı kabul edilemese dahi, bu durum suçun özel kasıtla işlenebileceği anlamını taşımaz. ( Prof. Dr. Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst.-1994, sy. 32 )

2-) Evlenmek üzere iken başkasıyla kaçan Arzu'nun nişanlısı ve yakınları olan sanıkların, bu olayla ilgisi bulunduğundan kuşkulandıkları mağdur Serdal'ı yanlarından ayrılmak istemesine karşın Malatya şehir merkezinde zorla araca bindirip döverek, tehditle araçta tutmaları ve o sırada gelen kısa mesajdaki bilgiler ile sorguladıkları mağdurun açıklamalarından, Arzu'nun erkek arkadaşı ile birlikte mağdur Serdal'ın Hekimhan ilçesinde oturan bir arkadaşının yanına gittiğini öğrenmeleri üzerine o istikamete yönelik mağduru yol boyunca zaman zaman döverek şehir merkezine 85 km mesafedeki Hekimhan ilçesine götürmeleri eyleminde, 765 sayılı TCY'nın 179/2-son madde ve fıkrasında tanımlanan kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun tüm öğeleriyle oluştuğu anlaşılmaktadır.

Ancak, anılan Yasanın suç tarihinden sonra yürürlükten kalkması ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesi karşısında, sanıkların sabit görülen eylemleri nedeniyle 765 ve 5237 sayılı Yasaların ilgili hükümlerinin denetlenebilir açıklıkla ayrı ayrı tatbiki suretiyle uygulamada lehe sonuç veren yasanın Yerel Mahkemece saptanıp uygulanması gerekmektedir.

Sanık  Tagay'ın kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan beraatine, diğer sanıklar R... Özkenç, H... Aybar ve R... Kıyat'ın ise kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve tehdit suçlarından beraatlerine, etkili eylem suçundan 765 sayılı TCY'nın 456/4, 51/2, 59/2 ve 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca neticeten 118.625.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmalarına, cezalarının ertelenmesine, 44 ... ... plakalı aracın ruhsat sahibine iadesine ilişkin Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 28.05.2003 gün ve 307-119 sayılı hüküm katılan vekilleri ile Malatya C.savcısı tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 02.02.2006 gün ve 1316-432 sayı ile;

"...Tüm sanıkların olay tarihinde birlikte hareket ederek Arzu isimli kızın kaçırılmasından sorumlu tuttukları müdahili zor ve tehdit kullanmak suretiyle sanık İsmet'in yönetimindeki otoya bindirip şehir dışındaki bazı yerlere götürmek suretiyle 4 saat kadar yanlarında tuttukları, yol boyunca şoför İ...dışındaki diğer sanıkların mağduru döverek 7 gün iş ve gücüne engel olacak şekilde yaraladıkları, mağdurun gittikleri ilçe merkezinde görevliler tarafından otonun içinde görülerek kurtarılması şeklindeki olayda, sanıkların eylemlerinin bir bütün olarak 765 sayılı TCK.nun 179/2. madde ve fıkrasında tanımlanan suçu oluşturduğu gözetilmeden, kişiyi özgürlüğünden yoksun kılma suçundan ve İ...dışındaki sanıklar hakkında da tehdit suçundan beraat ve yaralama suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,

Buna göre de; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinde "zaman bakımından uygulama", 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesinde "lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul" kurallarının düzenlenmesi, aynı Kanunun 12. maddesi ile 765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükten kaldırılması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve bu Kanunların hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında;

5237 sayılı Kanunun 7. ve 5252 sayılı Kanunun 9. maddeleri uyarınca sanıkların hukuki durumunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri de nazara alınarak yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması..." gerekçesiyle bozulmuştur.

Yerel Mahkeme 21.06.2006 gün ve 109-277 sayı ile; "Sanıklar R... Kıyat ile H... Aybar'ın yeğeni, sanık R... Özkenç'in de nişanlısı olan Arzu Kıyat'ın evlenmelerine üç gün kala nişanlısı ile birlikte düğün alışverişine çıktıklarında önceden tanıştığı erkek arkadaşı ile telefon irtibatı kurup kaçması üzerine bu üç sanığın Arzu'nun son olarak mağdur Serdal'la telefon görüşmesi yaptığını saptayıp Serdal'la görüştükleri, daha sonra da İ...Tagay'ın kullandığı araçla her birlikte Arzu'yu aramaya çıktıkları, Arzu'nun kaçtığı Yücel'le mağdur Serdal'ın arkadaş olduğunu, Serdal'ın bu kaçma olayından bilgisinin bulunduğunu ve Arzu'nun bir başka ilçeye gittiğini tespit etmeleri üzerine Arzu'yu arayıp bulmak maksadıyla bu ilçeye giderlerken araç içinde sanıklardan R... Özkenç, H... Aybar ve R... Kıyat'ın duydukları üzüntü nedeniyle Serdal'ı 7 gün iş ve gücüne engel biçimde dövdükleri, özgürlüğü daraltma suçunun özel kasıtla işlenebilen bir suç olduğu, sanıkların özgürlüğü daraltma kastıyla hareket etmemeleri nedeniyle bu suçun oluşmadığı, açıklanan eylemin kasten yaralama suçunu oluşturduğu" gerekçesiyle önceki hükümde direnerek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve şartlı tehdit suçlarından beraatlerine, sanıklar R... Özkenç, R... Kıyat ve H... Aybar hakkında etkili eylem suçundan açılan kamu davasının vazgeçme nedeniyle ortadan kaldırılmasına, 44 ... ... plakalı aracın ruhsat sahibine iadesine karar vermiştir.

Bu hükümlerin de süresi içinde Malatya C.savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 03.11.2006 gün ve 245138 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:

İncelenen olayda; Düğünlerine üç gün kala alışveriş için gittikleri çarşıda nişanlısı Arzu'nun kendisinden istediği cep telefonuyla görüşme yaptıktan bir süre sonra tuvalete gitme bahanesiyle yanından ayrılarak dönmemesi üzerine telefon hafızasından nişanlısının görüştüğü numarayı tespit eden sanık R... Özkenç'in, bu numarayı arayıp kendisini tanıtarak, Arzu'nun kaybolduğunu söylemesi ve buluşmak istemesi üzerine mağdur Serdal'ın çarşıya geldiği, bir süre birlikte Arzu'yu aramalarına rağmen bulamayınca sanığın isteği ile Arzu'nun evine gidip durumu aile büyüklerine anlattıkları, konuşmalar sırasında Arzu'nun erkek arkadaşı Yücel'le kaçmış olabileceği söylenip sorulunca mağdur Serdal'ın da Yücel'le arkadaş olduklarını açıklamak zorunda kaldığı ve Yücel'in arkadaşları ile babasının evini gösterebileceğini söylediği, bunun üzerine Arzu'nun nişanlısı sanık R... Özkenç ile amcası ve dayısı olan sanıklar R... Kıyat ile H... Aybar'ın yanlarına mağdur Serdal'ı da alarak sanıklardan İ...Tagay'ın kullandığı arabayla Malatya şehir merkezinde çeşitli yerlere gidip Arzu ve Yücel'i aradıkları, son olarak Yücel'in babasının evine de bakıp bulamamaları üzerine mağdur Serdal'ın artık olayı polise bildirmelerini söylediği, sanık R... Kıyat'ın ise mağduru zorla araca bindirip yumrukladığı, "seni öldürürüm yine bırakmam, kızı buluncaya kadar bizimle berabersin" diyerek tehdit ettiği, mağdurun kapıyı açıp gitmek istemesi üzerine araçtan kaçmasını engelledikleri, şehir merkezinde seyir halinde iken bir ara mağdura gelen kısa mesajda "hangi firmaya bindiler, kimi kaçırdı" yazdığını gören sanıkların mağduru yeniden dövmeye ve sorgulamaya başladıkları, mesajın mağdurun Hekimhan'da oturan arkadaşı Emrah'tan geldiğini, Arzu ile Yücel'in de oraya gideceklerini ve kaçma olayından mağdur Serdal'ın da bilgisi olduğunu anlayınca 85 km uzaklıktaki bu ilçeye gitmeye karar verdikleri, mağdurun yolda da sanık R... Kıyat tarafından ölümle tehdit edildiği ve aracı kullanan sanık İ...dışındaki diğer sanıklar tarafından dövüldüğü, sanıkların gittikleri ilçede bir süre Arzu ve diğerlerini aramalarına karşın bulamayınca polis karakoluna gidip o tarihte henüz reşit olmayan Arzu'nun kaçırıldığını ihbar edip bulunmasını istedikleri, bu sırada kolluk görevlilerinin caddedeki araçta bulunan mağdur Serdal'ı yaralı halde görmeleri üzerine olayın açıklığa kavuştuğu, yüzünde ve vücudunun çeşitli yerlerinde çok sayıda ekimoz ve ödem mevcut bulunan mağdurun hastanede müşahade altına alındığı, kesin raporuna göre mağdur Serdal'ın olay nedeniyle ( 7 ) gün iş ve gücüne engel olacak derece yaralanmış bulunduğu, sanıkların ikrarı, mağdurun aşamalardaki istikrarlı anlatımları, tutanaklar, raporlar, telefon görüşme detayları ve dosyadaki diğer kanıt ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, eylem tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 179. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası; "Bir kimse diğer bir kimseyi gayrımeşru surette kişi hürriyetinden mahrum ederse ... cezalandırılır." hükmünü taşımaktadır. İkinci ve üçüncü fıkralarında ise suçun ağırlaşmış biçimleri düzenlenmiştir.

Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması, kısıtlanmasıdır. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise, mağdurun hareket etme yada yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Serbest hareketli bir suç olduğundan, maddi anlamda özgürlüğün kaldırılması sonucunu doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilir.

Özgürlüğü sınırlama suçunun manevi unsuru ise, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesini ve bilmesini içeren genel kasttır. Yasanın metninden ve ruhundan da anlaşılacağı üzere, suçun basit halinin oluşumu için özel kast ( saik ) aranmaz. Bu görüş öğretide ( Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, sy. 130, Prof. Dr. Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst-1994, sy.31, Prof. Dr. Durmuş Tezcan-Yard. Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, İzmir-2000, sy. 22, Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Gökcen, Arş. Gör. A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2000, sy. 145, Dr. Recep Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, sy. 87 ) ve yargısal kararlarda da ( CGK.nun 03.12.2002 gün ve 288-419 sayılı kararı ) benimsenmiştir.

Esasen kural olarak, failin suç saydığı bir sonucu bilmesi, istemesi ve bu suretle harekette bulunması, kastın varlığı açısından yeterlidir. Ayrıca, sonucun yasaya veya hukuka aykırı olduğunu bilme şartı aranmaz. Ancak, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu bakımından yasamız, eylemin "gayrımeşru surette" işlenmesini şart koştuğundan, failin bu şekilde hareket ettiğini bilmesini ve istemesini aramaktadır. Bu durumda, failin, işlediği fiilin hukuka aykırılık bilincine de sahip olması gerekmektedir. Hakim, suçun manevi unsuruna dahil olan "hukuka aykırılık bilinci"ni elbette araştıracaktır.

Fakat, hukuka aykırılık bilinci özel kasıtla karıştırılmamalıdır. Fail, suç tipinin objektif unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği halde, eylemde hukuka aykırılık bilincinin bulunmaması nedeniyle, kastının varlığı kabul edilemese dahi, bu durum suçun özel kasıtla işlenebileceği anlamını taşımaz. ( Prof. Dr. Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst.-1994, sy. 32 )

Öte yandan kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 109. maddesinde de öncekine benzer biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede de, suçun "hukuka aykırı olarak" işlenmesi aranmaktadır. Başka deyişle, hukuka aykırılık suç tipinde ayrıca gösterildiği için, "hukuka özel aykırılık" hali söz konusudur. Bu nedenle failde, suçun manevi unsuruna dahil olan "hukuka aykırılık bilincinin" bulunması gerekmekte ise de, suçun temel biçimi bakımından özel kast ( saik ) aranmamıştır; genel kastın varlığı yeterlidir.

Bu açıklamalardan sonra yeniden somut olaya dönecek olursak;

Evlenmek üzere iken başkasıyla kaçan Arzu'nun nişanlısı ve yakınları olan sanıkların, bu olayla ilgisi bulunduğundan kuşkulandıkları mağdur Serdal'ı yanlarından ayrılmak istemesine karşın Malatya şehir merkezinde zorla araca bindirip döverek, tehditle araçta tutmaları ve o sırada gelen kısa mesajdaki bilgiler ile sorguladıkları mağdurun açıklamalarından, Arzu'nun erkek arkadaşı ile birlikte mağdur Serdal'ın Hekimhan ilçesinde oturan bir arkadaşının yanına gittiğini öğrenmeleri üzerine o istikamete yönelik mağduru yol boyunca zaman zaman döverek şehir merkezine 85 km mesafedeki Hekimhan ilçesine götürmeleri eyleminde, 765 sayılı TCY'nın 179/2-son madde ve fıkrasında tanımlanan kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun tüm öğeleriyle oluştuğu anlaşılmaktadır.

Ancak, anılan Yasanın suç tarihinden sonra yürürlükten kalkması ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesi karşısında, sanıkların sabit görülen eylemleri nedeniyle 765 ve 5237 sayılı Yasaların ilgili hükümlerinin denetlenebilir açıklıkla ayrı ayrı tatbiki suretiyle uygulamada lehe sonuç veren yasanın Yerel Mahkemece saptanıp uygulanması gerekmektedir.

Bu itibarla, sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmaya ilişkin özel kasıtla hareket etmediklerinden bahisle atılı suçtan beraatlerine dair Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir (CGK 23.01.2007 tarihli ve Esas No:2006/8-275 Karar No:2007/9  sayılı içtihadı)


HÜRRİYETİ TAHDİT SUÇUNUN TEMEL ŞEKLİNDE HUSUSİ KAST ARANMAZ

Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 109. maddesinde de öncekine benzer biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede de, suçun "hukuka aykırı olarak" işlenmesi aranmaktadır. Başka deyişle, hukuka aykırılık suç tipinde ayrıca gösterildiği için, "hukuka özel aykırılık" hali söz konusudur. Bu nedenle failde, suçun manevi unsuruna dahil olan "hukuka aykırılık bilincinin" bulunması gerekmekte ise de, suçun temel biçimi bakımından özel kast ( saik ) aranmamıştır; genel kastın varlığı yeterlidir.

Evlenmek üzere iken başkasıyla kaçan Arzu'nun nişanlısı ve yakınları olan sanıkların, bu olayla ilgisi bulunduğundan kuşkulandıkları mağdur Serdal'ı yanlarından ayrılmak istemesine karşın Malatya şehir merkezinde zorla araca bindirip döverek, tehditle araçta tutmaları ve o sırada gelen kısa mesajdaki bilgiler ile sorguladıkları mağdurun açıklamalarından, Arzu'nun erkek arkadaşı ile birlikte mağdur Serdal'ın Hekimhan ilçesinde oturan bir arkadaşının yanına gittiğini öğrenmeleri üzerine o istikamete yönelik mağduru yol boyunca zaman zaman döverek şehir merkezine 85 km mesafedeki Hekimhan ilçesine götürmeleri eyleminde, 765 sayılı TCY'nın 179/2-son madde ve fıkrasında tanımlanan kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun tüm öğeleriyle oluştuğu anlaşılmaktadır.

Ancak, anılan Yasanın suç tarihinden sonra yürürlükten kalkması ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesi karşısında, sanıkların sabit görülen eylemleri nedeniyle 765 ve 5237 sayılı Yasaların ilgili hükümlerinin denetlenebilir açıklıkla ayrı ayrı tatbiki suretiyle uygulamada lehe sonuç veren yasanın Yerel Mahkemece saptanıp uygulanması gerekmektedir.

DAVA : Sanık İsmet Tagay'ın kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan beraatine, diğer sanıklar R... Özkenç, H... Aybar ve R... Kıyat'ın ise kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve tehdit suçlarından beraatlerine, etkili eylem suçundan 765 sayılı TCY'nın 456/4, 51/2, 59/2 ve 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca neticeten 118.625.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmalarına, cezalarının ertelenmesine, 44 ... ... plakalı aracın ruhsat sahibine iadesine ilişkin Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 28.05.2003 gün ve 307-119 sayılı hüküm katılan vekilleri ile Malatya C.savcısı tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 02.02.2006 gün ve 1316-432 sayı ile;

"...Tüm sanıkların olay tarihinde birlikte hareket ederek Arzu isimli kızın kaçırılmasından sorumlu tuttukları müdahili zor ve tehdit kullanmak suretiyle sanık İsmet'in yönetimindeki otoya bindirip şehir dışındaki bazı yerlere götürmek suretiyle 4 saat kadar yanlarında tuttukları, yol boyunca şoför İsmet dışındaki diğer sanıkların mağduru döverek 7 gün iş ve gücüne engel olacak şekilde yaraladıkları, mağdurun gittikleri ilçe merkezinde görevliler tarafından otonun içinde görülerek kurtarılması şeklindeki olayda, sanıkların eylemlerinin bir bütün olarak 765 sayılı TCK.nun 179/2. madde ve fıkrasında tanımlanan suçu oluşturduğu gözetilmeden, kişiyi özgürlüğünden yoksun kılma suçundan ve İsmet dışındaki sanıklar hakkında da tehdit suçundan beraat ve yaralama suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,

Buna göre de; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinde "zaman bakımından uygulama", 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesinde "lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul" kurallarının düzenlenmesi, aynı Kanunun 12. maddesi ile 765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükten kaldırılması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve bu Kanunların hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında;

5237 sayılı Kanunun 7. ve 5252 sayılı Kanunun 9. maddeleri uyarınca sanıkların hukuki durumunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri de nazara alınarak yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması..." gerekçesiyle bozulmuştur.

Yerel Mahkeme 21.06.2006 gün ve 109-277 sayı ile; "Sanıklar R... Kıyat ile H... Aybar'ın yeğeni, sanık R... Özkenç'in de nişanlısı olan Arzu Kıyat'ın evlenmelerine üç gün kala nişanlısı ile birlikte düğün alışverişine çıktıklarında önceden tanıştığı erkek arkadaşı ile telefon irtibatı kurup kaçması üzerine bu üç sanığın Arzu'nun son olarak mağdur Serdal'la telefon görüşmesi yaptığını saptayıp Serdal'la görüştükleri, daha sonra da İsmet Tagay'ın kullandığı araçla her birlikte Arzu'yu aramaya çıktıkları, Arzu'nun kaçtığı Yücel'le mağdur Serdal'ın arkadaş olduğunu, Serdal'ın bu kaçma olayından bilgisinin bulunduğunu ve Arzu'nun bir başka ilçeye gittiğini tespit etmeleri üzerine Arzu'yu arayıp bulmak maksadıyla bu ilçeye giderlerken araç içinde sanıklardan R... Özkenç, H... Aybar ve R... Kıyat'ın duydukları üzüntü nedeniyle Serdal'ı 7 gün iş ve gücüne engel biçimde dövdükleri, özgürlüğü daraltma suçunun özel kasıtla işlenebilen bir suç olduğu, sanıkların özgürlüğü daraltma kastıyla hareket etmemeleri nedeniyle bu suçun oluşmadığı, açıklanan eylemin kasten yaralama suçunu oluşturduğu" gerekçesiyle önceki hükümde direnerek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve şartlı tehdit suçlarından beraatlerine, sanıklar R... Özkenç, R... Kıyat ve H... Aybar hakkında etkili eylem suçundan açılan kamu davasının vazgeçme nedeniyle ortadan kaldırılmasına, 44 ... ... plakalı aracın ruhsat sahibine iadesine karar vermiştir.

Bu hükümlerin de süresi içinde Malatya C.savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 03.11.2006 gün ve 245138 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:

İncelenen olayda; Düğünlerine üç gün kala alışveriş için gittikleri çarşıda nişanlısı Arzu'nun kendisinden istediği cep telefonuyla görüşme yaptıktan bir süre sonra tuvalete gitme bahanesiyle yanından ayrılarak dönmemesi üzerine telefon hafızasından nişanlısının görüştüğü numarayı tespit eden sanık R... Özkenç'in, bu numarayı arayıp kendisini tanıtarak, Arzu'nun kaybolduğunu söylemesi ve buluşmak istemesi üzerine mağdur Serdal'ın çarşıya geldiği, bir süre birlikte Arzu'yu aramalarına rağmen bulamayınca sanığın isteği ile Arzu'nun evine gidip durumu aile büyüklerine anlattıkları, konuşmalar sırasında Arzu'nun erkek arkadaşı Yücel'le kaçmış olabileceği söylenip sorulunca mağdur Serdal'ın da Yücel'le arkadaş olduklarını açıklamak zorunda kaldığı ve Yücel'in arkadaşları ile babasının evini gösterebileceğini söylediği, bunun üzerine Arzu'nun nişanlısı sanık R... Özkenç ile amcası ve dayısı olan sanıklar R... Kıyat ile H... Aybar'ın yanlarına mağdur Serdal'ı da alarak sanıklardan İsmet Tagay'ın kullandığı arabayla Malatya şehir merkezinde çeşitli yerlere gidip Arzu ve Yücel'i aradıkları, son olarak Yücel'in babasının evine de bakıp bulamamaları üzerine mağdur Serdal'ın artık olayı polise bildirmelerini söylediği, sanık R... Kıyat'ın ise mağduru zorla araca bindirip yumrukladığı, "seni öldürürüm yine bırakmam, kızı buluncaya kadar bizimle berabersin" diyerek tehdit ettiği, mağdurun kapıyı açıp gitmek istemesi üzerine araçtan kaçmasını engelledikleri, şehir merkezinde seyir halinde iken bir ara mağdura gelen kısa mesajda "hangi firmaya bindiler, kimi kaçırdı" yazdığını gören sanıkların mağduru yeniden dövmeye ve sorgulamaya başladıkları, mesajın mağdurun Hekimhan'da oturan arkadaşı Emrah'tan geldiğini, Arzu ile Yücel'in de oraya gideceklerini ve kaçma olayından mağdur Serdal'ın da bilgisi olduğunu anlayınca 85 km uzaklıktaki bu ilçeye gitmeye karar verdikleri, mağdurun yolda da sanık R... Kıyat tarafından ölümle tehdit edildiği ve aracı kullanan sanık İsmet dışındaki diğer sanıklar tarafından dövüldüğü, sanıkların gittikleri ilçede bir süre Arzu ve diğerlerini aramalarına karşın bulamayınca polis karakoluna gidip o tarihte henüz reşit olmayan Arzu'nun kaçırıldığını ihbar edip bulunmasını istedikleri, bu sırada kolluk görevlilerinin caddedeki araçta bulunan mağdur Serdal'ı yaralı halde görmeleri üzerine olayın açıklığa kavuştuğu, yüzünde ve vücudunun çeşitli yerlerinde çok sayıda ekimoz ve ödem mevcut bulunan mağdurun hastanede müşahade altına alındığı, kesin raporuna göre mağdur Serdal'ın olay nedeniyle ( 7 ) gün iş ve gücüne engel olacak derece yaralanmış bulunduğu, sanıkların ikrarı, mağdurun aşamalardaki istikrarlı anlatımları, tutanaklar, raporlar, telefon görüşme detayları ve dosyadaki diğer kanıt ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, eylem tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 179. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası; "Bir kimse diğer bir kimseyi gayrımeşru surette kişi hürriyetinden mahrum ederse ... cezalandırılır." hükmünü taşımaktadır. İkinci ve üçüncü fıkralarında ise suçun ağırlaşmış biçimleri düzenlenmiştir.

Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması, kısıtlanmasıdır. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise, mağdurun hareket etme yada yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Serbest hareketli bir suç olduğundan, maddi anlamda özgürlüğün kaldırılması sonucunu doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilir.

Özgürlüğü sınırlama suçunun manevi unsuru ise, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesini ve bilmesini içeren genel kasttır. Yasanın metninden ve ruhundan da anlaşılacağı üzere, suçun basit halinin oluşumu için özel kast ( saik ) aranmaz. Bu görüş öğretide ( Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, sy. 130, Prof. Dr. Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst-1994, sy.31, Prof. Dr. Durmuş Tezcan-Yard. Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, İzmir-2000, sy. 22, Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Gökcen, Arş. Gör. A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2000, sy. 145, Dr. Recep Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, sy. 87 ) ve yargısal kararlarda da ( CGK.nun 03.12.2002 gün ve 288-419 sayılı kararı ) benimsenmiştir.

Esasen kural olarak, failin suç saydığı bir sonucu bilmesi, istemesi ve bu suretle harekette bulunması, kastın varlığı açısından yeterlidir. Ayrıca, sonucun yasaya veya hukuka aykırı olduğunu bilme şartı aranmaz. Ancak, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu bakımından yasamız, eylemin "gayrımeşru surette" işlenmesini şart koştuğundan, failin bu şekilde hareket ettiğini bilmesini ve istemesini aramaktadır. Bu durumda, failin, işlediği fiilin hukuka aykırılık bilincine de sahip olması gerekmektedir. Hakim, suçun manevi unsuruna dahil olan "hukuka aykırılık bilinci"ni elbette araştıracaktır.

Fakat, hukuka aykırılık bilinci özel kasıtla karıştırılmamalıdır. Fail, suç tipinin objektif unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği halde, eylemde hukuka aykırılık bilincinin bulunmaması nedeniyle, kastının varlığı kabul edilemese dahi, bu durum suçun özel kasıtla işlenebileceği anlamını taşımaz. ( Prof. Dr. Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst.-1994, sy. 32 )

Öte yandan kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 109. maddesinde de öncekine benzer biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede de, suçun "hukuka aykırı olarak" işlenmesi aranmaktadır. Başka deyişle, hukuka aykırılık suç tipinde ayrıca gösterildiği için, "hukuka özel aykırılık" hali söz konusudur. Bu nedenle failde, suçun manevi unsuruna dahil olan "hukuka aykırılık bilincinin" bulunması gerekmekte ise de, suçun temel biçimi bakımından özel kast ( saik ) aranmamıştır; genel kastın varlığı yeterlidir.

Bu açıklamalardan sonra yeniden somut olaya dönecek olursak;

Evlenmek üzere iken başkasıyla kaçan Arzu'nun nişanlısı ve yakınları olan sanıkların, bu olayla ilgisi bulunduğundan kuşkulandıkları mağdur Serdal'ı yanlarından ayrılmak istemesine karşın Malatya şehir merkezinde zorla araca bindirip döverek, tehditle araçta tutmaları ve o sırada gelen kısa mesajdaki bilgiler ile sorguladıkları mağdurun açıklamalarından, Arzu'nun erkek arkadaşı ile birlikte mağdur Serdal'ın Hekimhan ilçesinde oturan bir arkadaşının yanına gittiğini öğrenmeleri üzerine o istikamete yönelik mağduru yol boyunca zaman zaman döverek şehir merkezine 85 km mesafedeki Hekimhan ilçesine götürmeleri eyleminde, 765 sayılı TCY'nın 179/2-son madde ve fıkrasında tanımlanan kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun tüm öğeleriyle oluştuğu anlaşılmaktadır.

Ancak, anılan Yasanın suç tarihinden sonra yürürlükten kalkması ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesi karşısında, sanıkların sabit görülen eylemleri nedeniyle 765 ve 5237 sayılı Yasaların ilgili hükümlerinin denetlenebilir açıklıkla ayrı ayrı tatbiki suretiyle uygulamada lehe sonuç veren yasanın Yerel Mahkemece saptanıp uygulanması gerekmektedir.

Bu itibarla, sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmaya ilişkin özel kasıtla hareket etmediklerinden bahisle atılı suçtan beraatlerine dair Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir (CGK 23.01.2007 tarihli ve Esas No:2006/8-275 Karar No:2007/9  sayılı içtihadı)


HACİZLİ MALI TESLİM ETMEMEK

1-)Yediemin olarak alınan hacizli malı teslim etmemek fili, 5236 sayılı  Kabahatalar Kanunu'nun 24. maddesine göre değerlendirmek gerekir. Suç 01.06.2005 tarihinden sonra irtikap edilmiş ise, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 289. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

2-)Sanığın, iddianamede açıklanan, teslim aldığı hacizli malları isteğe rağmen icra dairesine vermeme biçimindeki eyleminin, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 4949 sayılı Yasanın 93. maddesiyle İİK.na eklenen özel nitelikteki 336/a maddesi hükmüne uymakla birlikte; 2004 sayılı İİK.da değişiklik yapan 31.5.2005 gün ve 5358 sayılı Yasanın 23. maddesi uyarınca İİK.nun 336/a maddesi yürürlükten kaldırılmış ve bu hüküm 1.6.2005 günlü ve 25832 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olmakla, İcra ve İflas Yasası uygulamasından doğan yedieminlik yükümlülüğüne uymama suçları 5237 sayılı TCY'nın 289. madde kapsamına alınmış ise de, 18.5.2005 gün ve 25819 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5349 sayılı Yasayla değişik 4.11.2005 tarih ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 7. maddesi uyarınca kanunlarda hafif hapis veya hafif para cezası olarak öngörülen yatırımlar idari para cezasına dönüştürülmüş olması karşısında, sözü edilen yasal düzenlemeler ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 24. maddesi gözetilerek sanığın hukuksal durumunun yeniden değerlendirilmesi  gerekir

3-)Sanığın,iddianamede açıklanan, teslim aldığı hacizli malları isteğe rağmen icra dairesine vermeme biçimindeki eyleminin,hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 4949 sayılı yasanın 93.maddesiyle İ.İ.Y.na eklenen özel nitelikteki 336/a maddesi hükmüne uymakla birlikte 2004 sayılı İİY'da değişiklik yapan 31.5.2005 gün ve 5358 sayılı yasanın 23.maddesi uyarınca İİY'nın 336/a maddesi yürürlükten kaldırılmış ve bu hüküm 1.6.2005 günlü ve 25832 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olmakla,İcra ve İflas Yasası uygulamasından doğan yedieminlik yükümlülüğüne uymama suçları 5237 sayılı TCY'nın 289.maddesi kapsamına alınmış ise de,18.5.2005 gün ve 25819 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5349 sayılı Yasayla değişik 4.11.2004 tarih ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 7.maddesi uyarınca kanunlarda hafif hapis veya hafif para cezası olarak öngörülen yaptırımlar idari para cezasına dönüştürülmüş olması karşısında,sözü edilen yasal düzenlemeler ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 24.maddesi gözetilerek sanığın hukuki durumunun değerelendirilmesi gereki  (4.CD 7.9.2005 tarihli ve 2003/23057E 2005/10053K sayılı içtihadı)

4-)Mahcuzlu malı teslim etmemek fiili, 01.05.2006 tarihinden sonra işlenmiş ise, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 231. maddesine göre işlem yapılması gerekir.

5-)  5237 sayılı Türk Ceza Kanunun  289. maddesinde tanzim edilen suçun maddi unsuru,  suça konu eşya üzerinde teslim amacı dışında  herhangi bir tasarrufta bulunmakla tekemmül eder.Suçun maddi unsurunu oluşturan hareket  teslim edilen malı sahibine veya başkasına vermek, satmak, niteliğini değiştirmek, zarar vermek  bozmak tüketmek gibi icrai bir davranışla olabileceği gibi,  usulüne uygun şekilde yapılan  tebligata rağmen geçerli bir mazereti olmadan ve idareyi de bilgilendirmeden teslim konusu malı teslimden  imtina  etmek  etmek şeklinde de olabilir.  Sanığın birinci ve ikinci  satış günü mahcuz malı  satış mahalline getirdiğine göre, müsnet suçun unsurları tekevvün etmemiştir.(4.CD  07.04. 2008 tarihli ve 2008/ 859E ve 2008/ 5927K sayılı içtihadı)


GEREKÇELİ KARAR KISA KARARA AYKIRI OLAMAZ

1-)Gerekçeli karar, hükmüm esasını oluşturan kısa karara aykırı  olamaz.5395 Sayılı Yasanın 23.maddesindeki kanı oluşmadığından dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmediği halde, sanığın geçmişteki hali ve suç işleme konusundaki eğilimleri bakımından mahkemede olumlu kanı oluştuğundan bahisle verilen cezanın ertelenmesine karar verilerek çelişkiye düşülmesi hukuka aykırıdır

2-)Açıklanmakla hükmün esasını oluşturan kısa kararda yer almadığı halde, gerekçeli kararın delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi bölümünde “5395 sayılı yasanın 23.maddesi uyarınca sanık devlete tazminat ödeyecek durumunun olmadığını beyan ettiğinden ve mahkememizce hükmün ertelenmesi yönünde 5395 sayılı yasanın 23. maddesindeki kanı oluşmadığından sanığın cezalandırılmasına ilişkin hüküm kurulmuştur” gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilerek hükmün karıştırılması,Yasaya aykırı,(

VEKİL YERİNE BAŞKASINA YAPILAN TEBLİGAT GEÇERSİZDİR

Tebligat Yasasının 11 ve 17. maddelerine göre, dava sırasında bildirilmiş ayrı bir adresi bulunan vekilin kendisine yapılması gereken tebligat, katılanın adresine gönderilmiş ve orada bulunan evrak memurunca tebellüğ edilmiş olduğundan somut olayda, yapılan tebligat geçersizdir.

1233 sayılı Yazıcık Tarım Kredi Kooperatifi’nin müdürü olan  Uzunoğlu’nun 17.12.1982 ila 27.05.1993 tarihleri arasında, bir kısmı daha önceden ölmüş olan 438 kooperatif ortağı adına sahte borçlanma senedi düzenleyerek kredi çekmek ve kullanmak suretiyle zimmetine para geçirdiğinden bahisle, 765 sayılı TCY’nın 64, 203 ve 80. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda, Tokat Ağır Ceza Mahkemesince 16.05.2001 gün ve 131-146 sayı ile; sanığın “765 sayılı TCY’nın 202/1,80, 202/3 maddesinin 2. cümlesi ve 59/2. maddeleri uyarınca 3 yıl 10 ay 20 gün ağır hapis ve 570.947.777 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 765 sayılı TCY’nın 219/4. maddesi gereğince memuriyetten müebbeten mahrumiyetine …” hükmedilmiş, sanık müdafii tarafından temyiz edilen hüküm dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 06.11.2002 gün ve 3589-7301 sayı ile; “…Sanığın zimmetine geçirdiği paraları 26.04.1996 tarihinde tamamen kapattığı şeklindeki 08.05.2000 günlü Tarım Kredi Kooperatifi Sivas Bölge Birliği Müdürlüğü yazısından ödemenin 19.07.1996 günlü iddianame karşısında kamu davasının açılmasından önce yapıldığının kabulü ile TCK’nun 202/3. maddesi uyarınca cezasından 1/2 yerine 1/3 nispetinde indirim yapılması…” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Bozma üzerine, Tokat Ağır Ceza Mahkemesince 27.10.2004 gün ve 42-235 sayı ile; “Sanığın 765 sayılı TCY’nın 202/1,80, 202/3 ve 59/2. maddeleri gereğince 2 yıl 11 ay ağır hapis ve 407.585.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 765 sayılı TCY’nın 219/4. maddesi uyarınca memuriyetten müebbetten mahrumiyetine…” hükmedilerek, hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edildiğinde dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.11.2005 gün ve 13802 sayı ile; 5320 sayılı Yasanın 8/2. maddesi uyarınca mahalline iade edilmiştir. Tokat Ağır Ceza Mahkemesince bu kez 25.06.2007 gün ve 24-141 sayı ile; “….Sanık Yaşar Uzunoğlu’nun 765 sayılı TCY’nın 202/1,80, 202/3,59/2,5252 sayılı Yasanın 5. ve 6. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis ve 407 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 765 sayılı TCY’nın 219/4. maddesi gereğince memuriyetten müebbetten mahrumiyetine…” hükmedildikten sonra; hüküm sanık müdafii ve müşteki Bahattin Yanık vekili tarafından temyiz edilmekle Tokat Ağır Ceza Mahkemesince 24.07.2007 gün ve 24-141 sayı ile; müdahillik istemi reddedilen müşteki vekilinin sözkonusu kararı temyiz etmeye yetkisi bulunmadığından, … müşteki Bahattin Yanık vekilinin temyiz talebinin CMK’nın 296. maddesi gereğince reddine,” karar verilmiş, bu hükmün Bahattin Yanık vekilince temyiz edilmesi üzerine yapılan inceleme sonunda ise, “temyizin reddine ilişkin hüküm” Yargıtay 5. Ceza Dairesince 07.04.2008 gün ve 1598-3342 sayı ile onanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.05.2008 gün ve 259976 sayı ile;

“Sanık hakkında uygulanacak kanunun; 765 sayılı TCK’nun 202/2, 80, 202/3, 59 ve 219/son maddeleri gereğince kurulacak hüküm ile; 5237 sayılı TCK’nun 247/2, 43, 248/2, 62, 53. maddelerinin ve sahtecilik suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilerek şartları varsa bu suçtan da hüküm kurulması suretiyle elde edilecek hükümler toplamının karşılaştırılması sonucu belirlenmesi gerekirken, eylemin basit zimmet olarak kabul edilmesi kanuna aykırı bulunmaktadır.” şeklindeki gerekçe ve “Yüksek Daire kararının kaldırılarak hükmün sanığın kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla bozulmasına karar verilmesi” istemiyle itiraz yasa yoluna başvurulması üzerine; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca 17.06.2008 gün ve 155-173 sayı ile;

“1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne,

2-Tokat Ağır Ceza Mahkemesinin 24.07.2007 gün ve 24-141 sayılı temyizin reddine ilişkin ek kararının “temyiz yasa yolunun süresi ve şeklini” de kapsayan meşruhatla birlikte Bahattin Yanık vekiline tebliğ edilmesi,

3-Tokat Ağır Ceza Mahkemesinin 25.06.2007 gün ve 24-141 sayılı son hükmünün Tarım Kredi Kooperatifleri Sivas Bölge Birliği Müdürlüğü vekiline tebliğinin sağlanması, suretiyle, yöntemince başvuru olduğunda onların da değerlendirilebilmesi amacıyla dosyanın Tokat Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine…” karar verilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararının kendisine tebliğ edilmesi üzerine, Bahattin Yanık vekili tarafından, 23.10.2008 tarihinde temyizin reddi kararına yönelik olarak temyiz dilekçesi verilmiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

1233 sayılı Yazıcık Tarım Kredi Kooperatifi’nin müdürü olan sanık . Uzunoğlu’nun 17.12.1982 ila 27.05.1993 tarihleri arasında, bir kısmı daha önceden ölmüş olan 438 kooperatif ortağı adına sahte borçlanma senedi düzenleyerek kredi çekmek ve kullanmak suretiyle zimmetine para geçirmesi şeklinde gerçekleşen olayla ilgili olarak Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında ortaya çıkan uyuşmazlık; lehe yasanın belirlenmesine ilişkin ise de, Ceza Genel Kurulu Kararı uyarınca yapılan tebligatın usulüne uygun olup olmadığı konusunun öncelikle tartışılması gerekmektedir.

Dosya incelendiğinde; katılan Tarım Kredi Kooperatifleri Sivas Bölge Müdürlüğü’ne yapılması gereken tebligatın, katılanın dosyada adı ve adresi belli olan bir vekili bulunmasına rağmen evrak memuruna yapıldığı görülmektedir.

Oysa; dosyada, katılan Bölge Müdürlüğü tarafından Sivas 1. Noterliğinin 01.06.1995 gün ve 12382 sayılı vekaletnamesi ile vekil olarak atanan, duruşmalara katılan ve katılma talebinde bulunan Av. Galip Ergüt ile katılan Bölge Müdürlüğü arasındaki vekalet ilişkisinin sona erdiğine ilişkin herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaktadır.

Katılan vekilinin adresi “Şenyurt Sitesi 3. kat No:308/SİVAS” olmasına rağmen, gerekçeli karar “Tarım Kredi Kooperatifleri Sivas Bölge Müdürlüğü/SİVAS” adresine gönderilerek, orada da “evrak memuru” sıfatıyla “Tahir Demirok” isimli kişi tarafından tebellüğ edilmiş, fakat tebligatın alt kısmına “Avukatı yerine” şerhi eklenmiştir.

7201 sayılı Tebligat Yasasının 11. maddesi gereğince vekilin bulunması halinde, tebligatın vekile yapılması şarttır. Aynı Yasanın 17. maddesinde de belli bir yerde veya evde meslek ve sanat icra edenlere tebligatın nasıl yapılacağı düzenlenmiştir. Buna göre, belli bir yerde devamlı olarak mesleğini icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.

Şu halde; Tebligat Yasasının 11 ve 17. maddelerine göre, dava sırasında bildirilmiş ayrı bir adresi bulunan vekilin kendisine yapılması gereken tebligat, katılanın adresine gönderilmiş ve orada bulunan evrak memurunca tebellüğ edilmiş olduğundan somut olayda, yapılan tebligat geçersizdir.

Bu itibarla; dosyanın, 17.06.2008 gün ve 155-173 sayılı Ceza Genel Kurulu Kararının sonuç bölümünde yer alan “3” nolu paragraf gereğinin, “vekile tebligat yapılmak” suretiyle yerine getirilmesi için mahalline gönderilmesi gerekir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Katılan Sivas Tarım Kredi Kooperatifi Bölge Müdürlüğü vekili yerine, evrak memuruna yapılan TEBLİGATIN GEÇERSİZLİĞİNE,

2-Dosyanın Tokat Ağır Ceza Mahkemesinin 25.06.2007 gün ve 24-141 sayılı son hükmünün Tarım Kredi Kooperatifleri Sivas Bölge Müdürlüğü vekiline tebliğinin sağlanması suretiyle, yöntemince başvuru olduğunda onun da değerlendirilebilmesi amacıyla Tokat Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, (CGK 24.03.2009 tarihli ve 2009/5-56E 2009/70K sayılı İçtihat)


GIYABİ TEVKİF DAVA ZAMANAŞIMINI KESER

Bu itibarla, 765 sayılı TCY’nın 104. maddesi uyarınca, 28.01.2005 tarihinde verilmiş olan gıyabi tevkif kararı ile dava zamanaşımının kesilmiş olduğu nazara alınmadan, zamanaşımının dolduğundan bahisle düşme hükmü verilmesi yasaya aykırı görüldüğünden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına ve dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.

Sanık Hüseyin Gülmez hakkında, 05.09.2001 tarihinde oğluna borçlu olan Mahmut Çakır’ı “ya sen beni bir kurşunla öldüreceksin veya ben seni öldüreceğim” demek suretiyle tehdit ettiğinden bahisle 765 sayılı TCY.nın 191/1. maddesi uyarınca cezalandırılması için açılan kamu davası sonunda; Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesince 03.04.2002 gün ve 810-291 sayı ile; “765 sayılı Yasanın 191/1 ve 119/5. maddeleri uyarınca 142.365.600 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına…” hükmedilmiş ise de; sanık müdafii ile Yerel Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilen hüküm Yargıtay 2. Ceza Dairesince 05.05.2004 gün ve 2395-8645 sayı ile; “Sanığın söylediği tehdit içerikli sözlerin mahiyeti itibariyle TCK'nun 191/1. maddesi kapsamında olduğu gözetilmeden suç vasfının hatalı değerlendirilmesi ile yazılı şekilde TCK’nun 191/son maddesinden hüküm kurulması ve kabule göre de, 191/son maddesinde öngörülen ağır para cezasının üst sınırı aşılamayacağından TCK’nun 119. maddesi uyarınca artırım yapılamayacağının nazara alınmaması…” isabetsizliklerinden bozulmuştur.

Bunun üzerine, Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesince 11.02.2008 gün ve 529-80 sayı ile; “…Her ne kadar sanık hakkında tehdit suçundan kamu davası açılmış ise de, davanın 765 sayılı TCK 102/4. maddesinde ön görülen 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş olduğundan zamanaşımı nedeni ile düşürülmesine..” hükmedilmiş ve Yerel Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilen bu hüküm Yargıtay 4. Ceza Dairesince 21.10.2008 gün ve 13658-18868 sayı ile onanmıştır.

Bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 05.12.2008 gün ve 125916 sayı ile; “Yerel mahkemece 28.01.2005 tarihinde çıkartılmış bulunan gıyabi tevkif kararıyla kesilmiş olan zamanaşımı süresinin henüz dolmadığından” bahisle itiraz yoluna başvurulmuş olduğundan, dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; dava zamanaşımı süresinin dolup dolmadığının tespit edilebilmesi açısından, 1412 sayılı CYUY’nın 223 ve 229. maddeleri uyarınca çıkartılmış bulunan gıyabi tevkif kararının, zamanaşımını kesip kesmeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosyada; suç tarihi 05.09.2001, iddianame ile kamu davasının açıldığı tarih 19.10.2001, sanığın ilk sorgusunun yapıldığı tarih 11.02.2002, mahkûmiyet hükmünün verildiği tarih 03.04.2002, gıyabi tevkif kararının çıkartıldığı tarih 28.01.2005, zamanaşımı nedeniyle düşme hükmünün verildiği tarih 11.02.2008, bu hükmün onandığı tarih ise 21.10.2008 olup, dava zamanaşımı süresi 765 sayılı TCY’nın 102/4. maddesi uyarınca 5 yıldır. Zamanaşımını kesen sebeplerin varlığı halinde ise bu sürenin aynı Yasanın 104/2. maddesi uyarınca en çok yarı oranında uzatılabilmesi mümkündür.

Somut olayda; yerel mahkemece 28.01.2005 tarihinde çıkartılmış bulunan gıyabi tevkif kararının zamanaşımını kestiği gözetilmeden, 03.04.2002 tarihli mahkumiyet kararı ile hükmün verildiği 11.02.2008 tarihi arasında 765 sayılı Yasanın 102/4. maddesinde belirtilen 5 yıllık asli zamanaşımı süresinin dolmuş bulunduğundan bahisle düşme kararı verilmiş, Yüksek Dairece de bu hüküm onanmıştır.

Oysa ki; Ceza Genel Kurulu’nun 27.01.1984 gün ve 316-36; 13.03.1989 gün ve 44-100 ile 01.04.1997 gün ve 65-73 sayılı kararlarında da belirlendiği üzere, 765 sayılı TCY’nın 104/1. maddesinde dava zamanaşımını kesen sebepler arasında sayılan “tevkif” den amaç, 1412 sayılı CYUY’nın 104 ve 223. maddelerinden herhangi birine dayanılarak verilen vicahi veya gıyabi tutuklama kararları olup, yasa maddesinde zamanaşımını kesme yönünden herhangi bir ayrım yapılmadığına göre, her türlü tutuklama müzekkeresinin zamanaşımını keseceği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, 765 sayılı TCY’nın 104. maddesi uyarınca, 28.01.2005 tarihinde verilmiş olan gıyabi tevkif kararı ile dava zamanaşımının kesilmiş olduğu nazara alınmadan, zamanaşımının dolduğundan bahisle düşme hükmü verilmesi yasaya aykırı görüldüğünden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına ve dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 21.10.2008 gün ve 13658-18868 sayılı kararının KALDIRILMASINA,Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 11.02.2008 gün ve 529-80 sayılı hükmünün BOZULMASINA,

2-Dosyanın Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,(CGK 03.03.2009 tarihli ve 2008/4-266E 2009/ 45K sayılı İçtihadı)


GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE DERNEK MALLARINI USULSÜZ HARCAMA

1-)Dernek mallarında usulsüz harcama  yapma şeklindeki eylemlerinin 5253 sayılı yasanın 32/f maddesi kapsamında kalması nedeniyle, asliye ceza mahkemesi davaya bakmakla görevlidir.5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 155/2.maddesine mümas güveni kötüye kullanma suçunu oluşturmaz

2-)Dernek mallarında usulsuüz harcama  şeklindeki eylemlerinin, suç tarihinde yürürlükte bulunan 2908 sayılı Kanun’un 85/2. maddesi ile 23.11.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5253 sayılı Kanunun 32/f maddesi kapsamında bulunması nedeniyle delilleri takdir ve davaya bakmanın 5235 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevine girdiği, bu nedenle görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesisi

VERASET İLAMININ İPTALİNDE İLİŞKİN DAVADA TARAFLAR RESEN GÖZETİLMELİDİR

Dava mirasçılık belgesinin iptali istemine ilişkin davalarda,  taraf koşulu kamu düzenine ilişkin olup taraflarca öne sürülmesse dahi mahkemece kendiliğinden dikkate alınır.

Mirasçılık belgesinin iptali istemine ilişkin davalarda iptali istenen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen ve kendisine pay verilen tüm mirasçıların taraf olması ve yine aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunan davalılardan birinin davadan önce ölmüş olduğunun belirlenmesi halinde dava dilekçesi ve duruşma oturum gününün ölü olan davalının müirasçılarına tebliği ile yargılamaya devam edilmesi,ölü kişi hakkında hüküm verilmemesi gerekir.

Dosya içeriğinde toplanan deliller ve özellikle getirilen nüfus kayıtlarından iptali istenilen Sulh Hukuk Mahkemesinin 1977/353 Esas, 1977/260 Karar sayılı 07.04.1977 günlü mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen S.,A. ve B. çocukları F. ve Z., H.mirasçıları N.B.Z.M.H.A.İ. ve S'nin davada taraf olmadığı, yine aleyhine  dava açılan İ'nin 01.03.1985 tarihinde davadan önce öldüğü buna rağmen dava dilekçesi ve duruşma oturum gününün ölü kişiye tebliğ edilerek yargılamanın sürdürüldüğü ve ölü kişi hakkında hüküm verildiği anlaşılmaktadır. Az yukarda açıklanan hukuksal olgular ve mirasçılık belgesinin iptali davalarında iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen ve kendilerine pay verilen kişiler arasında zorunlu arkadaşlık bulunduğu gözetildiğinde iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen ve isimleri açıklanan kişilerin davada taraf olmalarının gerektiği ve davanın ölü İ'nin mirasçılarının belirlenerek mirasçılarına tebliğat yapılmak suretiyle sürdürülmesi gerektiği kuşkusuzdur. Nevarki, mahkemece bu olgu göz ardı edilmiş, taraf koşulu oluşturulmadan ve davanın tarafı olması gereken kişilere savunma hakkı tanınmadan hüküm verilemez.

O halde mahkeme az yukarda açıklanan doğrultuda işlem yapılmalı, iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen kişilerin tümü davaya dahil edildikten sonra bu kişilere ve yine ölü olduğu belirlenen davalı İ'nin belirlenecek mirasçılarına tebliğat yapılarak taraf koşulu oluşturulmalı, duruşma oturumuna geldiklerinde davaya karşı diyecekleri varsa delilleri sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalı, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca göre bir karar verilmelidir.


VİRMAN YETKİSİNİN SUİSTİMALİYLE GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA

1-)Virman yetkisi bulunan sanığın, bu yetkisini talimat olmadan kullanan kişinin fiili, idare yetkisinin suistimal edilerek güvenin kötüye kullanılmasıdır.

2-)Virman yetkisi bulunan sanığın bu yetkisine dayanarak banka mudilerinin hesaplarına talimat olmadığı halde girip, sahte imzalı, imzasız hesaplar üretip mudilerin hesaplarından çektiği paraların bir kısmını kredi kartına aktardığı, bir kısmını nakit çekip, bir kısmını da eşi diğer sanığın anılan bankada bulunan çek hesabına yatırdığı, bu sanığın da çek keşide etmek suretiyle bu paraları kullanarak suça katıldığının anlaşılması karşısında; suçun mağduru katılan banka olup, sanıkları eylemleri suç tarihi itibariyle TCK.nın 510. maddesine uyan suçu oluşturur.(11.CD – Esas: 2004/1859 – Karar: 2004/9596)

2-)Sanığın, Burma Kollektif şirketi yetkililerinden izin almadan,  karşılıksız çeki, virman yolu ile ödeme fiili, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 510. maddesine mümas suçu oluşturur. Sanığın amacı, ödeme güçlüğü içinde bulunan Burma Şirketinin çekinin başka bir hesabtan ödemek suretiyle  müşteriyi tatmin etmesidir.Suçu hizmet nedeniyle itimadı suistimaldır.(Ceza Genel Kurulunun 16.11.1987 tarihli ve 9-385/547 sayılı içtihadı- ekseriyetle -) Bidayet mahkemesi güveni kötüye kullanma suçu yanında 7229 sayılı Kanunu'nun 68. maddesine mümas suçunda ayrıca oluşacağından bahisle  hüküm tesis etmemiştir

3-)3-)23.06.1999 tarihinde yürürlüğe giren  4389 sayılı Bankalar  Kanunu'nun da önce,  kamu bankası dışındaki  banka çalışanlarının  banka parasını  mal edinme fiilerinin  zimmet suçu oluşturmayacağı  bu mağdurlara yönelik fiillerin itimatı suisitmal suçunu oluşturur(7.CD 29.11.2012 tarihli  ve 2010/4150E ve 2012/30911K künyeli içtihadı)

4-)Mudiler Nilgün  ve Alaaddin  yetki belgesi vererek  hesapların denetim  ve kontrolünü  sanığa devretmiş  oldukları nazara alınarak  sanığın müdilerin hesaplarından para çekmek fiilinin zimmet değil, itimadı suistimal suçu  oluşturacağı,

VASIFLI YARALAMA SUÇUNDA CEZA TAYİNİ

1-)Ksten vasıflı yaralama suçundan dolayı nasıl ceza tayin edileceğine dair karar   aşağıda verilmiştir.

1-)Organlardan birinin  işlevinin yitirilmesine sebeb olacak şekilde silahla yaralama(intentional İnjury) suçunda;  ceza tertip edilirken,  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  (Turkish Penal Code)  86/1. maddesi uyarında  temel cezanın belirlenmesi, silahla irtikap(commision) edilmesi halinde  86/3-e maddesi gereğince arttırma yapılması,  daha sonra organlardan birinin işlevinini  yitirmesi nedeniyle  87/2-b maddesi gereğince  cezanın iki kat arttırılması;  bu miktarın 8 yıldan az olması halinde de mezkur Kanunu'nun 87/1-son maddesi gereğince  sekiz yıla yükseltilmesi  daha sonra indirim nedenlerinin bu miktar üzerinde uygulanması gerekir(1.CD18.04.2008 tarihli ve 2007/2176 Esas ve 2008/2728 Karar sayılı içtihadı, YKD Mayıs 2009, Müstenidatı Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin   20.03.2006/92-109 sayılı kararı)

2-)Failin öldürme kastı olmadığı halde, kasten yaralma sonucu(intentional injury) ölüm meydana gelebilir.Bu durumda muhtemel durumları aşağıda inceleyelim;

a-)Mağdurun yaralaması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 86/1. mddesine mümas olacak şekide bir yaralma olabirlir, bu  yarala sonucu ölüm meydana gelmiş ise bu durumda 87/4. maddesine göre, verilecek ceza 8 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası verilecektir.

b-)Mağdurun yaralaması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 86/3. mddesine mümas olacak şekide bir yaralma(intentional İnjury) olabirlir, yarala sonucu ölüm meydana gelmiş ise bu durumda 87/4. maddesine göre, verilecek ceza 12 yıldan 16 yıla kadar hapis cezası verilecektir.

3-)Yaralama suçundan dolayı yasa maddelerinin tatbiki sırasında öncelikle 5237 sayılı yasanın 86. maddesinden temel hapis cezası tayin ve takdir olunduktan sonra 5237 sayılı yasanın 61/1-4-5. maddelerinde belirtilen şekle ve sıraya göre önce artırıma ilişkin maddelerin, sonra da indirime ilişkin maddelerin tatbik edilmesi suretiyle yapılması gerekirken, temel hapis cezası belirlenmeden bir artırım maddesi olan 87/1-d-son üzerinden netice hapis cezası tayin olunarak 5237 sayılı yasanın 61. maddesine aykırı davranılması.


GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE APARTMAN YÖNETİMİ

Site ve apartman yöneticileri, vekalet esasına göre işlem yaptırından, site yöneticileri hakkında,zimmet(embezzlement)  değil; itimadı suistimal  (abuse of trust) suçundan dolayı tecziye edilmesi gerekir.

1-)Site ve Apartman yöneticileri, vekalet hükümlerine göre işlem yaptıklarından, zimmet(embezzlement) suçu değil, hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 155/2. maddesine mümas itimadı suistimal suçundan işlem yapılması gerekir.

2-)Apartman yöneticisi olan sanık ile kat malikleri arasında  apartmanın masraflarını karşılamak maksadı ile  tahsil edilen paraların  sarf yerlerini usulüne uygun şekilde  belgeleyememekten doğan  ihtilaf hukuki nitelik arz ettiği ve olayda sanığın suç kastının bulunmadığı halde 765 sayılı mülga Türk Ceza  Kanunu'nun 510. maddesi ile hüküm tesis edilmesi bozmayı gerektirmiştir.


GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE KOOPERATİFLE KANUNU

1-)İtimadı suistimal suçu(abuse of trust) genel nitelikte bir suç olduğundan, kooperatiflerle ilgili meselede, öncelikle, 1163 sayılı  Kanunu'nun da bir bir hüküm olup olmadığına bakmak gerekir.

2-)Aşağıya alınmış  olunan kararın konusu olan suç, güveni kötüye kullanma suçudur ve fakat bu suç, özel bir kanunla ayrıca düzenlendiğinden aşağıda yer alan sorun Türk Ceza Kaununlarına hükümlerine göre çözüme kavuşturulmamıştır.Kooperatif vekilince sanığa gönderilen tebligat ile elindeki kooperatife ait eski yazışma ve belgelerin süre ve yer de belirtilerek tesliminin istenmesi karşısında; eski yönetim kurulu üyesi olan sanığın belgeleri vermeme eyleminin 1163 sayılı Kooperatifler Yasası'nın 90/5 fıkrası aracılığıyla ek 2/1 maddesine uyduğu gözetilmelidir. Şimdi kararda bahsi geçen yasanın ilgili hükümlerine bakarsak:1163 sayılı Kooperatifler Kanunun Madde 90 (5): (Ek fıkra: 06/10/1988 – 3476/23 md.) Kooperatiflerde ve üst kuruluşlarında görevli bulunanlar bu kuruluşlara ait mal, para ve para hükmündeki kağıtları ve gizli de olsa bunlarla ilgili defter ve belgeleri istenildiğinde müfettişlere, kooperatif kontrolörlerine ve kredi kuruluşlarının denetim görevlilerine göstermek, saymasına ve incelemesine yardımda bulunmak, istenilen bilgileri gerçeğe uygun ve eksiksiz olarak vermek ve doğru beyanda bulunmakla yükümlüdürler.CEZAİ SORUMLULUKEk Madde 2 - (Ek madde: 06/10/1988 - 3476/26 md.)1. ... fıkralarına ve 90 ıncı maddenin beşinci fıkrasına aykırı hareket eden kooperatif ve üst kuruluşlarının yönetim kurulu üyeleri ve memurları fiilin önem ve mahiyetine göre üç aydan iki yıla kadar hapis ve yüzbin liradan birmilyon liraya kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.


GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE FİNANSAL KİRALAMA KANUNU

İtimadı suistima suçu(abuse of trust) genel nitelikte bir suç olduğu içi, öncelikle konu ilgili mevzuatta bir hüküm olup olmadığına bakmak gerekir.

1-)3226 sayılı Finansal Kirlama Kanunun 15,17,24 ve 25. maddeleri gereği, 19.8.1999 tarihli Finansal Kiralama Sözleşmesinin 28. maddesine göre, iada yükümlülüğü dikkate alndığında, suça konu mallaırn iade yükümlülüğüne rağmen, başkasının olarak zilyetliğin devri amacı dışında işlem yapılması, yapılması nedeniyle itimadı suistimal suçunun oluştuğunun kabul edilmesi gerekir(mahkeme  Anayasa'nın 38. maddesi gereğince sözleşme hükümlerinin yerine gertirilmedinden bahisle berat kararı vermiştir)


GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE İSKİ

Güveni kötüye kullanma suçu genel nitelikli bir suç olduğundan, İSKİ  ilgili konuda tahkikat yapılırken ilk önce mezkur kurumun kanununda bu konuyla ilgili bir hüküm olup olmadığına bakmak gerekir

1-)İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğün depo sorumlusu olarak görev yapan sanığın, kendisine teslim edilen su sayacını, diğer sanık Ahmet'e satması fiili, 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 27. maddesi uyarınca, kurum malları devlet malı sayılması ve bu mallara karşı suç irtikap edenlerin, kamu görevlisi gibi cezalandırılması nedeni ile fiilin zimmet siçunu oluşturup oluşturmayacağının takdiri ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetimeden, (11.CD. 25.2007,2248/2838)


GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE ESNAF VE SANATKARLAR ODASI KANUNU

İtimadı suistimal(abuse of trust) suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun da tanzim edilen genel nitelikte bir suçtur.Kunu ile igili,  hususi kanunda bir hüküm varsa, evveliyatla o hükümle değerlendirme yapılmaldır.

1-)Esnaf ve Sanatkarlar  Odasında genel sekreterlik görevi yapan sanığın, kendisine teslim edilen bilgisayarı iade etmemesi fiili hakkına, evveliyatla 506 sayılı Kanunu'nun  112(5362 sayılı Kanunu'nun 59) maddesine göre, zimmet  suçuna göre değerlendirme yapılması gerekir.


GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE BANKALAR KANUNUNA MUHALEFET

1-)Güveni  kötüye kullanma(Abuse  of  trust) suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun da tanzim edilen  genel niteliklte bir suçtur. Bundan dolayı,ilk önce hususi kanunlarda şikayete kanu fiille ilgili bir hüküm olup olmadığına bakma gerekir.

2-)İş Bankası  Çeşme Şubesinde çalışan sanıkların, şikayetçiye ait  döviz hesabından  3.11.1999 tarihinde  sahte imza ile 2.000 Amerikan doları çekip  buna uygun onay verdiklerinin iddia edilmesi karşışında;tahkikata konu fiilin 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun  22/3 ile hüküm tarihinden sonra yürülüğe giren 5411 sayılı Bankalar Kanunu'nun 160. maddesindeki zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağını  değerlendirme görevinin,  üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilmeden, görevsizlik kararı vermek yerine  yargılamaya devamla hüküm kurulması  bozmayayı gerektirmiştir( 11.CD. 16.07.2007 tarihli ve  2005/11711,2007/5100 sayılı kararı)

3-)Suç tarihinde Banka yöneticisi olan sanıkların, bankanın zararına olacak şekilde, 'Anadolu Tekstil Giyim ve Deri Sanayi Tic.A.Ş.' şirkete gerekli teminatları almadan, kredi kullandırmak suretiyle bilerek ve isteyerek bankayı zarara uğrattıkları iddiası karşısında, fiilin suç tarihinde yürürlükte olan, 4389 sayılı Bankalar Kanunun 22/3 maddesine mümas zimmet ( 01.11.205 tarihli resmi gazetede yürülüğe giren, 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 160/1) maddesinde yazılı suçu oluşturup oluşturmayacağını takdir ağrı ceza mahkemesine ait oldduğugözetilmeden, 28.06.2007,2006/1902,2007/4519)

3-)Bankada veznedar olarak çalışan sanığın, katılanın hesabından,160.000.000 TL ödenmiş gibi, 19.06.2003 tarihli kasa tediye fişi tanzim ederek, bu parayı mal edinmesi fiili, Ceza genel Kurulu'nun, 08.02.2005 tarih ve 2004/146E, 2005/7 sayılı kararı karşısında, fiilin sübutu halinde, 4389 sayılı Bankalar Kanunun 22/3 ( 01.11.205 tarihli resmi gazetede yürülüğe giren, 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 160/1) maddesinde tayin edilen suçu oluşturup oluşturmayacağının takdiri ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilmeden(11.07.2007 ,2005/10261, 2007/4957)

4-)Hususi hukuk tüzel kişileri olan banka yöneticilerinin  kendilerine teslim edilen bankanın malları ve parasını zimmetine geçirmesi halinde, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 510. maddesine göre tecziye edilmekte idi. Ancak  23.06. 1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 22/3 maddesine  göre  mezkur fiiller  zimmet  olarak tanımlanmıştır.Bu fiiller  bilahare  2.7.2005 tarih ve  5387 sayılı Kanunu'nun 160. maddesiyle  hususi bir zimmet suçu olarak tanımlanmıştır.

5-)23.06.1999 tarihinde yürürlüğe giren  4389 sayılı Bankalar  Kanunu'nun da önce,  kamu bankası dışındaki  banka çalışanlarının  banka parasını  mal edinme fiilerinin  zimmet suçu oluşturmayacağı  bu mağdurlara yönelik fiillerin itimatı suisitmal suçunu oluşturur(7.CD 29.11.2012 tarihli  ve 2010/4150E ve 2012/30911K künyeli içtihadı)

6-)Mudiler Nilgün  ve Alaaddin  yetki belgesi vererek  hesapların denetim  ve kontrolünü  sanığa devretmiş  oldukları nazara alınarak  sanığın müdilerin hesaplarından para çekmek fiilinin zimmet değil, itimadı suistimal suçu  oluşturacağı, (7.CD 29.11.2012 tarihli  ve 2010/4150E ve 2012/30911K künyeli içtihadı


GEREKÇE KARARDA GÖSTERİLMELİDİR

1-)Ceza Muhakemesinde  hüküm tesis edilirken,  5237 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nu 230. maddesinde belirtilen hususlar dikkate alınmalıdır.Hükmün gerekçesiz olması bozma sebebidir

2-)Anayasının 141, 5271 Sayılı CMK.nun 34 ve 230. maddelerine aykırı olarak  hükmün gerekçesiz bırakılması, usule aykırıdır)(1.CD  28.12.2007  tarihli ve  Esas No:2006/8267   Karar No:2007/9911 sayılı kararı Ödemiş  Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 17.11.2005 gün ve 203/97 sayılı hükmün )

3-)2709 sayılı Türkiyie Cumhuriyeti Anayası'nın  141/3 maddesinin ' Bütün Mahkemelerin  her türlü kararları  gerekçeli olarak  yazılır'  ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun  34/1 maddesinin 'Hakim  ve mahkemelerin  her türlü kararı, karşı oy dahil  gerekçeli olarak yazılır gerekçenin yazımında  230. madde göz önünde bulundurulur.Aksi takdirde  CMK'nun 289/1. maddesinde belirtilen kesin hukuka aykırılık oluşturur( 10.CD 10.04.2008, 2008/1443-5830 sayılı içithadı, YKD Agustos 2009)

4-) Hükmün birinci sayfasında başkan ve katp imzasının bulunması  ve  kısa  kararın  bulunduğu  tutanakta  tüm hakimlerin imzasının bulunması karşısında tebliğnamedeki bozma düşüncesine katılınmıştır. Ancak;gerekçeli  kararın  1  ve  2.  sayfalarının üye hakimler tarafından imzalanmaması suretiyle  5271  sayılı CMK.nun 232/4. maddesine aykırı davranılması, hukuka aykırıdır

VERASET İLAMNINDA SAHTECİLİK

Veraset ilâmı mahiheti itibariyle, aksi sabit oluncaya kadar geçerli  resmi belgelerdendir. Kişi veraset ilamı almak için daha önce bir seri sahtecilik yapmış ise, bu durumda teselsülen resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı tecziye edilmesi gerekir

1-)Veraset ilâmı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204. maddesinde zikredilen aksi sabit oluncaya kadar geçerli resmi belgelerdendir.

2-)Sahte  veraset ilâmı almak için, bir dizi halinde sahtecilik yapılmış ise bu durmda teselsülen sahtecilik suçu oluşmuştur ve TCK.'nun 43. maddesine göre tecziye edilmesi gerekir.

4-) Sahte veraset ilâmı, tapuda işleme konulmuşsa, bu  durumda Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-d maddesine göre dolandırıcılı suçundan işlem yapılması gerekir.

5-)Şüpheli  hakkında sahtecilik  ve dolandırıcılık hakkında adli tahkikat yapılırken suçlardan bir hakkında, zaman aşımı(Limitation Periods Pertaining to Criminal Proceedings) kesilebilir ancak diğeri hakkında zamam aşımı(Limitation Periods  Pertaining to Criminal Proceedings) devam edebilir.Yani her suçun zaman aşımı birbirinden farklıdır.

6-)Muris Ayşe Çoban’ın 1956 yılında ölümü üzerine Serik Asliye Huhuk Mahkemesinin 26.02.1960 gün ve 11960/68 Esas, 1960/31 sayılı kararı ile Emine Kara ile Zeynep Can’ın mirasçıları olduğuna dair “Veraset Belgesi” bulunmasına rağmen sanık Songül F....’ın gerçeğe aykırı düzenlenmiş nüfus aile kayıt tablosu ile Serik Sulh Hukuk Mahkemesi’ne müracaat ederek 04.07.1997 gün ve 1997/499Esas 1997/423 Karar sayılı annesi Emine Kara’yı muris Ayşe Coban’ın tek mirasçısı gibi gösteren veraset belgesini alarak kardeşleri olan diğer sanıklar Süleyman K….., Niyazi K….., Mahire K……, Fatma K…., Nafia B……. Ve Ayşe Dž… ile birlikte tapu takip bürosu çalıştıran Müzeyyen B…..’ye Serik Noterliğinden verdikleri vekaletname ile Serik İlçesi Yukarıkocayatak köyü Camiiyıkığı mevki 331 parselde bulunan taşınmazdaki muris Ayşe Çoban(Şahan)’a ait 128/512 hissenin adlarına Serik Tapu Sicil Müdürlüğü’nden 17.07.1997 gün ve 1978 yevmiye nolu işlem ile intikalini sağladıktan sonra aynı gün 1979 yevmiye nolu işlem ile adıgeçen sanıklar Songül F…..’ın kocası olan sanık Ahmet F….’a verdikleri vekaletnameye istinaden intikalen aldıkları hisselerini beraat eden diğer sanıklara sattıklarının iddia ve kabul olunması karşısında; adı geçen sanıkların annelerinin kız kardeşi, kendilerinin teyzeleri olan Zeynep Can’ı bilebilecek durumda oldukları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.05.1987 gün ve 6/141-256 sayılı kararı ile buna uyumlu daire kararlarında açıklandığı üzere, sahte olduğu iddia olunan veraset ilamının “aksi sabit oluncaya kadar geçerli” belgelerden olması nedeniyle, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 342/1, 80 (5237 Sayılı TCK.nun 204/1, 43) maddesindeki zincirleme şekilde işlenen resmi evrakta sahtekarlık suçunu oluşturacağı gözetilerek bu suçtan mahkumiyetleri yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,11. CD  11.05.2009  Esas No:2008/21116  Karar No:2009/6161)


VASIFLI CİNSEL SALDIRI SUÇUNUN TEKEMMÜL ETMESİ

Cinsel saldırı(sexual assault)  suçun tekemmülü aşağıda açıklanmıştır.

1-)Nitelikli Cinsel Saldırı(sexual assault) suçu, vücuda penisi sokmak şeklinde gereçekleştirilmiş ise, penisin başının tamamıyla vajınaya, anüse veya ağıza girmesiyle tekemmül eder.Penisin başı, girmemiş ise suç  teşebbüs aşamasında kalmıştır. Bu bu bakımdan, anüsde, ağızda ve vijinada, ekimoz veya sıyrık  olup olmadığını uzman hekime inceletmek gerekir. Ayrıca, ağızda, anüsde veya vajinadan  sürüntü örneği alarak adli tıba inceleme yaptırılması gerekir 27/07/2009

2-)Vasıflı cinsel sadırı suçu eğer erket tarafından irtikap ediliyorsa, penis'in, vajina, anüs, ağızda kaybolmasıyla yani görünmez hale gelmesiye tekemmül eder. Bundan dolayı tahkikat tahkikta sırasında hazırlık tahkikatı sırasında  penisin ne kadar girdiğini, kaybolup  olmadığını suallerle sorulması gerekir. Çünkü teşebbüs ile tekemül etmiş suça tatbik edilecek ceza yönünden büyük fark vardır.

3-)Vasıflı Cinsel saldırı suçu tekemmül ettikten sonra, penisin kaç defa girip çıktığı  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (Turkish Penal Code) 61. maddesine göre temel cezanın tayin ve tespitinde mühim rol oynar.Bundan dolayı fiilin sayısını tespit etmekte sayfa vardır.


GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE ÖZEL BELGEYİ GİZLEME

1-)Güveni kötüye(abuse of trust) kullanma suçunda,  hususi bir teslim söz konusudur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 208. maddesinde tanzim edilen hususi belgeyi gizlemek suçunda, hususi bir teslim söz konusu değildir.

1-)5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 208. maddesinde tanzim edilen, hususi belgenin gizlenmesi fiilinde 'teslim' suçun unsuru değidir.

2-)Hizmet ilişkisi sona ermesine rağmen, defter ve belgelerin iade edilmemesi fiili, şikayete tabi, itimadı suistimal(abuse  of trust) suçunu oluşturduğundan, süresinden sonraki vaki şikayet nedeni ile kamu davasının 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usul Kanunun 253/5. maddesi gereğince düşürülmesine karar verilmesi isabetli bulunmuştur( 11.CD.17.07.2007 tarih ve 2005/10376-2007/5135, Oybirliğiyle)

3-)Hususi belgenin gizlenmesi suçunda, amaç karşı tarafın belgenin ispat kuvvetinden yararalamasını engellemektir.


GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE ZİMMET SUÇU

1-)Suça konu mal kamu görevlisine görevi gereği, teslim edilmesi halinde artık zimmet suçu oluşur.

2-)Zimmet suçu ile emniyeti suistimal suçu bir birine benzer, aradaki en önemli fark, zimmet suçunda failin kamu görevlisi olmasıdır.Bu yönde bir olay önümüze geldiğinde öncelikle, suç tarihinde failin kamu görevlisi olup olmadığını ve suç konu eşyann da kamu görevi gereği teslim edilip edilmediğini araştırmak gerekir.Fail kamu görevlisi değilse, bu durmda itimadı suistimal suçu üzerinde durmamız gerekir.Köy muhtarına, muhtarlık görevi olarak değilde, duyulan şahsi güven, akrabalık ve arkadaşlık ilişkisi nedeni ile para veya mal teslim edilmi ise bu durumda fiil itimadı suistimal suçunu oluşturur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 155/1. maddesine göre tecziye edilmesi gerekir.Muhasebeci çırağına vergi yatırması için para teslim edilmesi halinde suç, zimmet değil, itimadı suistimal suçu oluşur.Adliye yazı işleri müdürüne, köy muhtarına verilmesi için emanet para bırakılması olayı, itimadı suistimaldır.

3-)Bazı durmlarda normalde fail kamu görevlisi değidir. Ancak, hususi bir kanunla veya ilgili kanunda yer alan bir madde ile fail, kuruma karşı suç halinde kamu görevlisi veya memur tecziye edileceği belirtildiği gibi, kurum mallarının devlet malı gibi kabul edileceğine dair huküm buluna bilir.Bundan dolyı önce ilgili kanunda bu konuda bir hüküm olup olmadığına bakmak gerekir.Daha önceden bu konuda bir hüküm olabilir ancak son yapılan değişiklikle hükmün kapsamı ve sınırları değiştirilmiş olabilir.Bu kon ile ilgili olarak aşağıda emsal yargıtay kararları verilmiş ve kararlar yerleşmiştir.

3-)Kurumda çalışan kişinin, çalıştığı kurumun kanununda, ' kurum malları devlet malı gibidir, kurum mallarına karşı suç işleyenler kamu görevlisi gibi tecziye ediliri' şeklinde bir hüküm olup olmdığını araştırmak gerekir. Bu arşştırmadan sonra suça vasıflandırmak gerekir.

4-)1163 sayılı Kooperatifler Kanunun 62. maddesinede olduğu gibi, bazı hususi kanunlarda, işlenen suçun zimmet olacağına dair bir olup olmadığına bakmak gerekir.Kooperatifte şoför olarak çalışan sanığın, köylerden topladığı suçu eksik teslim etme fiili, mezkur Kanunun 63/2 maddesi gereğince zimmet yönünden değerlendirilmesi gerekir(11.CD.04.02.2007 tarih ve 2005/8544, 2007/820)

4-)Esnaf ve Sanatkar Odası Birliğinde genel sekreterlik görevini yapan sanığın, görevi demirbaşa kayıtlı ve kendisinde zimmetli olan bilgisayarı teslim etmeme fiili, 506 sayılı Kanunun 112(5362 sayılı Kanunuu 62) maddesi gereğince zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağını takdiri ağı ceza mahkemesine ait olduğundan görevsizlik kararı verilmesi gerekir( 11.CD.10.04.2007,2005/9652-2007/2510)

6-)İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğün depo sorumlusu olarak görev yapan sanığın, kendisine teslim edilen su sayacını, diğer sanık Ahmet'e satması fiili, 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 27. maddesi uyarınca, kurum malları devlet malı sayılması ve bu mallara karşı suç irtikap edenlerin, kamu görevlisi gibi cezalandırılması nedeni ile fiilin zimmet siçunu oluşturup oluşturmayacağının takdiri ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetimeden, (11.CD. 25.2007,2248/2838)

6-)3226 sayılı Finansal Kirlama Kanunun 15,17,24 ve 25. maddeleri gereği, 19.8.1999 tarihli Finansal Kiralama Sözleşmesinin 28. maddesine göre, iada yükümlülüğü dikkate alndığında, suça konu mallaırn iade yükümlülüğüne rağmen, başkasının olarak zilyetliğin devri amacı dışında işlem yapılması,(11.CD.26.06.2006 tarih ve 2005/11139,2007/4456)

7-)Bayındırlık  Bankanlığının, suç tarihinde yöneticisi olan sanıkların, bankanın zararına olacak şekilde, 'Anadolu Tekstil Giyim ve Deri Sanayi Tic.A.Ş.' şirkete gerekli teminatları almadan, kredi kullandırmak suretiyle bilerek ve isteyerek bankayı zarara uğrattıkları iddiası karşısında, fiilin suç tarihinde yürürlükte olan, 4389 sayılı Bankalar Kanunun 22/3 maddesine mümas zimmet ( 01.11.205 tarihli resmi gazetede yürülüğe giren, 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 160/1) maddesinde yazılı suçu oluşturup oluşturmayacağını takdir ağrı ceza mahkemesine ait oldduğugözetilmeden, 28.06.2007,2006/1902,2007/4519)

8-)Bankada veznedar olarak çalışan sanığın, katılanın hesabından,160.000.000 TL ödenmiş gibi, 19.06.2003 tarihli kasa tediye fişi tanzim ederek, bu parayı mal edinmesi fiili, Ceza genel Kurulu'nun, 08.02.2005 tarih ve 2004/146E, 2005/7 sayılı kararı karşısında, fiilin sübutu halinde, 4389 sayılı Bankalar Kanunun 22/3 ( 01.11.205 tarihli resmi gazetede yürülüğe giren, 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 160/1) maddesinde tayin edilen suçu oluşturup oluşturmayacağının takdiri ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilmeden(11.07.2007 ,2005/10261, 2007/4957)

9-)İş bankası çeşme subesinde çalışan sanıkların, müştekiye ait döviz hesabından, 3.11.199 tarihli sahte imza ile 2.000 ABD Doları çekip onay vermeleri fiili, 5411 sayılı Kanunun 160. maddesine mümas zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağının takdiri ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilmeden, (11 CD.16.07.2007 tarih ve 2005/11711,2007/5100)

10-)Site ve Apartman yöneticileri, vekalet hükümlerine göre işlem yaptıklarından, zimmet suçu değil, hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 155/2. maddesine mümas itimadı suistimal suçundan işlem yapılması gerekir.

11-)İzmir Büyükşehir Belediyesine  bağlı   Gürçeşme Huzuevi Müdürlüğünde  çalışan sanığın,  görevi nedeniyle kendisine teslim ve tevdii edilen  suça konu eşyaları, mal edinmek amcıyla işyeri dışına çıkarırken yakalanması fiilinde,suçun zimmet oluşturup oluşturmadığını değerlendirme yetkisi ağır ceza mahkemesine ait olduğu halde, yargılamaya devamla hüküm kurulması( 11.CD  21.12.2005 tarihli ve 7918/14247)

12-)Hususi hukuk tüzel kişileri olan banka yöneticilerinin  kendilerine teslim edilen bankanın malları ve parasını zimmetine geçirmesi halinde, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 510. maddesine göre tecziye edilmekte idi. Ancak  23.06. 1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 22/3 maddesine  göre  mezkur fiiller  zimmet  olarak tanımlanmıştır.Bu fiiller  bilahare  2.7.2005 tarih ve  5387 sayılı Kanunu'nun 160. maddesiyle  hususi bir zimmet suçu olarak tanımlanmıştır.

13-)23.06.1999 tarihinde yürürlüğe giren  4389 sayılı Bankalar  Kanunu'nun da önce,  kamu bankası dışındaki  banka çalışanlarının  banka parasını  mal edinme fiilerinin  zimmet suçu oluşturmayacağı  bu mağdurlara yönelik fiillerin itimatı suisitmal suçunu oluşturur(7.CD 29.11.2012 tarihli  ve 2010/4150E ve 2012/30911K künyeli içtihadı)

14-)Mudiler Nilgün  ve Alaaddin  yetki belgesi vererek  hesapların denetim  ve kontrolünü  sanığa devretmiş  oldukları nazara alınarak  sanığın müdilerin hesaplarından para çekmek fiilinin zimmet değil, itimadı suistimal suçu  oluşturacağı, (7.CD 29.11.2012 tarihli  ve 2010/4150E ve 2012/30911K künyeli içtihadı)


GASP SUÇUN İŞTİRAK İRADESİ GEREKİR

Gasp Suçuna, iştirakın olması için, gasp suçuna iştirak iradesi gerekir. Bir kaç kişi, yaralama suçunu işlemeye karar verdiği halde, içiri giren kişi, ani bir kararla gaps suçunu irtikap( comission) etmesi halinde,  dışarda kalan   iki kişi  gasba iştirak etmiş sayılmaz. İştirak iradesinin suçun diğer unsurları gibi ispat edilmesi gerekir. İştirak iradesinin isptatında şüpheli bir durum  varsa, şüphe sanık lehine yorumlanmalıdır.

1-)Sanıklar hakkında, herhangi bir suç veya yağma suçundan dolayı iştirak hükmün tatbik edilebilmesi için, iştirak irdesi olmalıdır.Ayrıca iştirak iradesinin de sübut bulması gerekir.Suştan önce sanıkların, gasp suçunu irtikap emek hususunda fikir ve irade birliği yapması gerkir.

2-)Mesela, dışarda bekleyen sanık, hırsızlık yapılacağı düşüncesi ile suç iştirak edip, içredeki sanık ta ani kararla gasp(Robbery) suçunu irtikap etmesi halinde gasba iştirak hükümleri uygulanmaz.Dışarada bekleyen sanık sadece hırsızlık suçundan sorumludur.Hırsızlık(Theft) amacı ile girilen iş yerinde, hırsızlık suçu, gasba dönüşmesi halinde, sanıklardan biri bu yeni durumda cebir veya tehdit kullanmayarak, olay yerinden ayrılırsa, sadece hırsızlık suçundan sorumlu olur.

3-)Üç sanık, mağdurun dövülmesi konusunda olaydan önce fikir ve irade birliği yaptıkları halde, kavga sırasında sanıklardan birinin, kastının gasp olduğunun ortaya çıkınca, diğer sanıkların, gasp suçundan haberleri olduğu halde suça devam edip etmediklerine, yani müştekinin malını, parasını zilyetliklerine geçirip geçirmediklerine ya da yaplaşıp paylaşmadıklarına bakmak gerkir.

4-)Yargıtay 6.CD.28.12.2004 tarih ve 9057/15208 sayılı Kararına göre, müşterek faillikten(jointly Committed Offence) amaç, her bir failin, suçun tüm icrai hareketlerinne bizzat katılması omayıp,gasp suçunun araç fiilleri olan cebir, tehdit gibi fiillerden en az birini gerçekleştirmek, diğer faillerin malı almasına ya da çevrede tertibat kurmasına ya da fiilin işlenişine sergilediği davranışlarla veya sarfettiği sözlerle büyük katkısı olması halidir.

5-)Yağma suçuna azmettiren müşterek fail değidir. Azmettiren bir veya birden fazla kişi olması halinde yine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 149/1-c maddesinde belirtilen nitelikli hal ygulanmayacaktır.İki kişiden birinin silahlı olması, gasp suçunun silahla işlenmiş sayılması için yeterlidir.Amettiren, iki kişiye dahil değidir. Her iki kişinin mutlaka müşterek fail sıfatını kazanması yeterlidir. Her iki failin müşteki ya da mağdur tarafından görülmesi gerekmez.

7-)Müştekinn altın gerdanlığını yağmalayan(Robbery) sanığın, kendisini olay yerinde bekleyen diğer sanık Ercan'ın kullandığı motosikletle kaçtığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 149/1-c maddesi yerine mezkur Kanunu'n 148. maddesinin tatbik edilmesi bozmayı gerektirmiştir. 6.CD.28.08.2007-9682/7160)Bu kararda her iki sanıkta müşterek fail sıfatını almıştır.Diğer sanığın, gasp suçunu irtikap ederken, olay yerinde araçla veya motosikle beklenilmesi, gasp sonucundan hasıl olan parayı veya malı alan kişiyi olay yerinden kaçırmak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 37/1 maddesine mümas müşterek faillik suçunu oluşturur.Mesela, iki kişi mağdur üzerinde gasp suçun gerçekleştirmeye çalışırken, üçüncü kişinin hemen olay mahallinde, sanıkları kaçırmak için, taksi veya motosiklette hazır beklemesi, gasp yapılırken olay yerine gelen polis, zabıta veya üçüncü kişi nedeni ile teşebbüs aşamasında kalan gasp suçunun failini olay yerinden kaçırmak fiili de müşterek failliktir

8-)İki kişi olan sanıkların, müştekiyi dövüp parasını almaları biçiminde oluşan fiilleri sanık sayısına göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 149/1-c maddesine mümas olduğu halde; mezkur Kanun'un 148. maddesi ile hüküm tesis edilmesi ( (6.CD.03.10.2006-68/9171)Bu yargıtay kararında da açıklandığı üzere, her iki sanık, araç fiil olan cebir suçunu birlikte gerçekleştirmişlerdir.Müştekiye birlikte darp etmişler ve birlikte müşteki üzerinde hakimiyet kurmuşlardır.Bundan dolayı müşterek faildirler.

9-)Sanıklar Yunus Uzar, Sinan Kaya'nın, gündüz sayılan zaman dilimi içinde,müştekiyi beş gün mutat iştigaden geri kalacak şekilde yaralamak suretiyle,cep telefonunu almaları şeklinde oluşan fiil, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 149/1-c maddesine mümas olduğu halde, mezkur Kanun'un 148. maddesi ile hüküm tesis edilmesi ( (6.CD.16.10.2006-1901/9834)Bu karardada, sanıklar tehdit suçunun unsuru olan, cebir suçunun birlikte irtikap etmişlerdir.Bundan dolayı müşterek faildirler.

10-)Sanıkların iki kişi olduğu ve eve gitmekte olan müştekiyi ittirerek yere düşürmek suretiyle müştekinin çantasının alındığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 149/1-c maddesine mümas olduğu halde, suç vasfını tayinde hataya düşülmek suretiyle hüküm tesis edilmesi ( (6.CD.06.03.2007-19737/2646)Sanıklar, birlikte müştekiye cebir uyguladıkları ve müşteki üzerinde birlikte hakimiyet kurdukları anlaşıldığından yapılan tespit hukuka uygundur.

11-)Geceleyin işinden evine giderken yolda yalnız yürüyen mağdurun çantasını çekip almaya çalıştıkları, ancak mağdurun direnmesi üzerine, yere düşürülerek sürükkendiği sanıkların da çantayı çekip kaçtıkları olay,5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 149/1-c-h maddesine mümas olduğu halde, suç vasfını tayinde hataya düşülmek suretiyle hüküm tesis edilmesi ( (6.CD.04.04.2007-16000/4185) Gasp suçunun unsurlarını oluşturan, çantanın çekip alınması, mağdurun sürüklenmesi birlikte yapıldığından sanıklar hakkındaki müşterek faillik uygulaması yerindedir.

12-)Müşteki Hüseyin'e ait gasp olayının, Aziz ve Mustafa tarafından birlikte işlendiğinin kabulü karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 149/1-c maddesine mümas olduğu halde, mezkur Kanun'un 148. maddesi ile hüküm tesis edilmesi ( (6.CD.09.06.2006-2005/15404,2006/7803)

13-)Yağma(robbery) suçunda gözcülük yapan kişinin fiili, 5327 sayılı Türk Ceza Kanunun 39. maddesinde tazim edilen yardım(assistance) eden değil; mezkur kanunu 37/1.maddesinde tanzim edilen müşterek fail sıfatındadır.Dolayısi ile ikiden fazla kişi sayısına dahildir.Suçun mağdurunun, müşterek faili gürmesi şart değildir.Evin içinde gasp suçu irtikap edlirken bir kişinin, evin hemen girişinde, evin avlusunda gözcülük yapması halinde, mağdur gözcüyü germese bile müşterek faildir.

14-)Sanıkların, servis aracını gasp(Robbery) etmeyi kararlaştırdıları bu cümleden olarak, sanık Musa'nın aracı adres sorma bahanesi ile durdurup silah tehdiyle aldığı sırada, diğer sanık Adem'in de bir başka araçta gözülük yaparak suça doğrudan doğruya iştirak ettiği(jointly Committed) halde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 37/1. maddesi yerine mezkur Kanunun 39/1-2-c maddesi ile hüküm verilmesi bozmayı gerektirmiştir( 6.CD. 2.7.2007 tarih ve 15243/8200)

15-)Yardım(assistance) imkanın engellenmesi,Bu konuda bir yargıtay kararına rastlanmamakla birlikte,emeklemek, yani bir kişinin gasp suçunu irtikap ederken, diğer kişinin hileli şekilde yardım alma imkanı ortadan kaldırması da müşterek failliğe dahildir. Mesel�, kırsal bir alanda, evin birinde yaşlı bir kişi altınları gasp edilerken, diğer sanığın, mağdurenin eşini bir bahane ile evin bahçesinden uzaklaştırılması da müşterek failliktir.Gasp suçu irtikap edilirken, faillerden birinin, müşteki ya da mağdur yardım talep etmesin diye, mağdur veya müştekinin ağzını kapatma fiili, müşterek faillik kapsamına girer.

16-)Gasp(robbery) olayının 20 metre yakında bekleme. Geceleyin saat 01.30 sularında, üç sanığın müştekileri ara sokağa götürdükleri, bıçak tehdiyle müşteki Halid'in cep telefonu, Recai'nin de parasını aldıktan sonra, 20 metre kadar uzakta meydanda bekleyen sanık Ercan'ın yanına gittikleri ve Ercan'ın da yeğeni olan Emre'ye satmaları fiilinde; Ercan'ın suçu diğer sanıklarla birlikte gerçekleştirdiği halde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 37/1. maddesi uygulanması gerekirken; mezkur Kanunun 39. maddesi ile cezadan indirim yapılması,(6.CD.3.7.2007 tarih ve 15020/8724)


VERİLEN YETKİYE İSTİNADEN ÇEKİLEN PARAYI KENDİ YATIRMAK SURETİYLE GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA

Kamu görevlisi olmayan kişinin,  kanun ve  sözleşme gereği kendisine verilen idare yetkisini suistimal etmesi, güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur.

1-) Sanığın görevi dışında almış olduğu, komşuları Hülya Oral ve Mihriban Oral'ın, paralarını sümerbanktaki hesaptan çekilip, kendisinin çalıştığı bankaya yatırmak yerine, mal edinmek fiili, 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 508. maddesine mümas fiili oluşturur.(11.CD.12.11.2002 tarih ve 10952/8864)yerel mahkeme 504/3. maddeden hüküm kurmuştur.)

2-)Sanığın hizmet ilişkisi nedeni ile bağlı bulunduğu banka aleyhine, diğer sanığın azmettirmesi sonucu, karşılığı olmayan çeklere karşılığı varmışcasına 'bloke' şerhi vermesi fiili 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 510. maddesine mümas suçu oluşturur.(Ceza Genel Kurulu'nun 23.12.1997-241/326)

3-)Sanığın, ayrı ayrı adreslerde oturan kardeşleri buluna müdahillerden, ortağı olduğu limited şirketinin işlerinin takibi için aldığı genel vekaletnameye dayanarak hiçbir mal ve hizmet alışverişi ve ticari ilişki olmağı halde, yakını lehine, müdahliller aleyhine ipotek tesis ettirdiği ve bu suretle inancı kötüye kullanmak suçunu işlediği, iddia kaçamaklı kabul dosya kapsamındaki diğer bilgi ve bilgilerden anlaşıldığı halde yazılı şekilde hukuki ihtilaf olduğundan hahisle karar verilmesi(11.CD.25.09.1996,1712/1507)

4-)7129 sayılı Bankalar Kanunu'nun 45. maddesine göre, bir milyon ve fazla medlağlar için kredi kullandırma yetkisi banka yönetim kuruluna ait olmasına rağmen, Banka müdürünün, Perdahcılar şirketini korumak için, karşılıksız çeki virman yolu ile ödemesi fiilinde; iadare yetkisi kötüye kullanıldığından 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 510. maddesine mümas suçu oluşturur(Ceza Genel Kururlu'nun 16.11.1987, 9-385/547)

5-)Sanığın, kredi kartından  çıkartığı fazla örneği  doldurup kart sahibinin imzasını  da taklit ederek  ve işyeri sahibinin kendisine verdiği yetkiye  istinaden bankadan para çektiği, müşteki(yani sanığın yanında çalıştığı işyeri sahibinin)  itimadı suistimal ederek  onu zarara soktuğu anlaşılmış ve sanığın itimadı suistimal ve hususi varakada sahtecilik suçu mevcut ise de,  765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun  79. maddesi gereğince  mezkur Kanunu'nun 510. maddesi gereğince hüküm tesis edilmelidir.(CGK. 30.05.1994 tarihli ve  131/154 künyeli içitihadır) Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun  mezkur içtiahadında tanımlanan hususi belgede sahtecilik ve idare yetkisinin suistimali  suretiyle güveni kötüye kullanma suçlara 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nuna göre iki suç oluşur. Hem hususi varakada sahtecilik hem de  güveni kötüye kullanma suçu oluşur. Çünkü 5237 sayılı Türk Ceza kanunu'nun 212/1. maddesine göre, hem sahtecilik hem de igili suçtan hüküm tesis edilir. Yani gerçek içtima hükümleri tatbik edilir.


GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE HIRISIZLIK

1-)Hırsızlık(theft) suçu mal alındığında; emniyeti suistimal (abuse  of trust)suçu da  mal tasarruf amacı dışında tasarruf edildiğinde  tekemmül eder.Malın inkar edilmesiyle de suç oluşur.

2-)Bir menkul mala, malik sıfatı ile zilyet olanlar asli zilyettir. Başkası için zilyet ise, kiralama, rehin gibi geçici de olsa kendi adına değil, asıl malik adına zilyetliği kullanan kişidir. Nakliyecinin zilyetliği başkası adına zilyetliktir. Nakliyeci, çoban, işçi, mümessil, kendisine teslim edilen malın zilyetliğini başkası adına kullanır. Fer’i zilyet ve başkası adına zilyedin kendisine teslim edilen menkul bir malı iade etmemesi emniyeti suiistimal suçunu oluştur. Şirkete çalışan şoförün, kullanmış olduğu taksiyi görevinin sonunda iade etmeyerek ketim etmesi emniyeti suiistimaldir.

3-)Kişinin siyanetine, örf ve adet, nezaket, kanun ve anlaşma gereği terk edilmesi halinde, kişi kendiliğinden zilyet yardımcı olur.Misafirin, ev sahibinin eşyaları üzerindeki zilyetliği; alış veriş yapan müşterinin, markette, dükkanda, lokantada, kafeteryada, vesair  yerlerde bulunan eşya üzerindeki zilyetliği yardımcı zilyettir.Mezkur eşyaların izinsiz alınması emniyeti suiistimal değil; hırsızlıktır.

4-)Zilyet yardımcılığı veya hizmet zilyetliği, fer’i zilyet kavramından daha dardır. Zilyet yardımcısı ile asıl zilyet arasındaki ilişki kesintisiz ve süreklidir. Asıl zilyet, zilyet yardımcısının zilyetliğine her an son verme hakkına haiz olduğu gibi, zilyet yardımcısını zilyetliği kullanma şekline de her an müdahale edebilir.Zilyet yardımcısı asıl zilyedin hakimiyeti altındadır.Bu hakimiyet bazen gevşekte olsa süreklidir. Bir eş, diğer işin eşyaları üzerindeki tasarruf şekli, yardımcı zilyet mahiyetindedir. Zilyet yardımcısı, fer’i zilyet ve asli zilyedin talimatı doğrultusunda menkul malı kullanır. Zilyet yardımcısı kendisinin zilyetliği kullanma şeklini seçme hakkına sahip değildir. çoban, başkası için zilyettir. çünkü çoban, koyunların nasıl otlatılacağı hususunda daha fazla yetkiye sahiptir.Zilyetliği sona erdirmek feri zilyedin veya başkası için zilyedin elindekidir. Nakliyeci başkası için zilyettir. Bundan dolayı menkul malın nakledilmesi konusuna asli veya feri zilyedin fazla karışma hakkı yoktur. Sadece nakil işleminin uygun yapılmasını isteme hakkı vardır. Ancak, Ancak nakliyece Ancak nakliyenin en iyi nasıl yapılacağı konusunda tercih başkası için zilyet olan nakliyeciye aittir. Bundan dolayı başkası için zilyet olana, menkul mal teslim edildiğinden, çobanın koyunları iade etmemesi, nakliyecinin kendisine teslim edilen buğdayları satması hırsızlık değil; emniyeti suiistimaldir. Başkası için zilyetlikte ise, asli veya fer’i zilyet, her an zilyetliği sona erdirememekte ve zilyetliğin kullanım tarzını belirleme imkanına  sahip değildir. Bundan dolayı zilyetliğin iade edilmemesi veya başka bir amaç için kullanılması emniyeti suiistimal oluşturur.

5-)Başkası için zilyet ve feri zilyet; zilyetliği kullanma şekline ve zilyetliğe son verme hakkına sahip olduğu halde; zilyet yardımcısı yani misafir, müşteri, benzin almak için petrol istasyonuna giren kişi, markette bulan müşteri, otobüsteki yolcu gibi zilyet yardımcı olan kişilerin zilyetliğine her an son verilebilir..

6-)Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14/12/1955 tarihli ve 95/95 sayılı kararına göre; çobanın koyunları teslim etmeyerek satması  hırsızlık değil; emniyeti suiistimal suçunu oluşturur.

7-)Aşağıdaki misallerde de açıklandığı gibi, müşteki veya mağdur, şüpheliye suça konu eşyayı kısa süreliğine ve kendi hakimiyetinden dışarı çıkarmaması şartı ile teslim etmiş olabilir. Bu durumda, şüphelinin malı veya eşyayı müştekiden izinsiz alıp götürmesi hırsızlık suçunu oluşturur. Mesela, müştekinin şüpheliye, işyerinde incelemesi için kısa süreliğine verdiği cep telefonunu, saat ve benzerlerini iade etmeden iş yerinden müşteki veya mağdurun ihtarına rağmen alıp gitmesi halinde dolandırıcılık veya emniyeti suistimal değil hırsızlık suçu oluşur. Buna ilişkin Yargıtay kararları ve diğer misaller aşağıda verilmiştir. Failin durumu zilyet yardımcısı konumundadır.

8-)İkramiye kazanıp kazanmadığını tespit için, müştekinin elinden piyango biletini alarak, ‘sana bir şey çıkmamış’ demek suretiyle kaçma fiili, hırsızlık suçunu oluştur.(6.CD. 26.12.1993, 9893/1890)

7-)Petrol istasyonundan, arabasına benzin alıp ödeme yapmadan, olay yerinden arabası ile kaçmaktan ibaret fiil, hırsızlık suçunu oluştur. Yabancı para bozdurmak bahanesi ile müştekinin cüzdanına bakıp, içinden 100 Dolar aldıktan sonra bakiye para ve cüzdan eşyalarını müştekiye iade ederek olay yerinden uzaklaşmak fiili, hırsızlık suçunu oluşturur.

9-)Aynı şekilde, müştekinin dükkanına gelip, samimiyetlerine binaen cep telefonu mesaj çekmek bahanesi ile alıp hemen dükkandan, müştekinin ihtarına rağmen cep telefonu kaçmak fiili, hırsızlık suçunu oluşturur.

10-)Siyanete terk edilen taklit anahtarla  hırsızlık yapmak  fiili, emniyeti suistimal  değil; hırsılık suçunu oluşturur.Müştekinin işyerinde çalışan sanığın,  bu kolaylıktan yararlanmak suretiyle aldığı anahtar ile  para kasasını açarak  para alma fiili,  mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 491/3. maddesine mümas hırsılık  suçunu oluşturur. İtimadı suistimal suçunu oluşturmaz( 25.03.2004 tarihli ve  2002/23213  Esas ve 2004/3515  Karar sayılı içtihadı,YKD  Ekim 2005)

11-)Sanığın; müdahile satıp, üç ay sonra teslim ettiği apartman dairesinin mütemmim cüz'ü olan kombi ve radyöterleri satış vaadi sözleşmesi ve satış akdinde satım konusu dışında tutmaksızın rıza hilafına söküp götürmesi eylemi, özel teslim ve tevdii söz konusu bulunmaması nedeniyle hırsızlık olarak nitelendirilmelidir.(11. CD  1996/351E 1996/425K)

12-)Hırsızlık cürmü ile güveni kötüye kullanma suçu arasındaki fark, zilyetliğin kapsamıyla ilgilidir.Hırsızlıkta mal, malikin veya onun belirlediği zilyetin hakimiyeti altındadır.Failin veya sanığın bu malı tam olarak tasarruf edebilmesi için, müştekinin veya mağdurun hakimiyet sahasından ayırması gerekir.Hırsızlıkta belirli ve müşahhas bir teslim olmamasına karşın, itimadı suistimal suçunda belirli bir teslim söz konusudur.Hırsızlıkta fail, zilyet yardımcısı konumundadır ve doğrudan doğruya bir teslim bulunmamaktadır.Mal failin siyanetine teslim edilmiştir.(CGK 5.10.1999  tarihli ve  1999/6-227E ve 1999/226 K sayılı içtihadı)

13-) Sanığın, şikayetçiden bir görüşme yapıp iade etmek üzere kısa süreliğine geçici olarak aldığı cep telefonunu iade etmeyerek olay yerinden uzaklaştığının iddia ve kabul edilmesi karşısında; şikayetçinin cep telefonunu teslimde sakatlanmış iradesiyle geçici de olsa zilyetliği devir iradesi bulunmadığı ve zilyetlik aktarılmadığından özel tevdi ve teslimden söz edilemeyeceğinden, eylemin “hırsızlık” suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfının tayininde yanılğıya düşülerek yazılı şekilde unsurları yönünden oluşmayan emniyeti suistimal suçundan mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırıdır(,(11.CD  18.03.2010 tarihli ve Esas No:2007/5458 Karar No:2010/3257 künyeli içtihadı)

14-)Dairemizin 18/09/1996 gün ve 1399/1474 sayılı kararı ile benzer kararlarında belirtildiği üzere, katılana ait evin sanığa kiralanması sırasında “özel olarak teslim ve tevdie” konu edilmeyen mutfak dolaplarının,  rıza dışında ve faydalanmak amacıyla alınıp götürülmesi halinde eylemin “hırsızlık” suçunu oluşturacağı da gözetilerek; tanıklar Musa Aşçı ve Yaşar Karaseyfi’nin yeminli anlatımlarına göre, kira kontratında demirbaş eşyalar arasında gösterilmemiş olsa da, katılana ait dairenin Sanık Remzi’ye kiralanması ve dairenin teslimi sırasında mutfak dolaplarının  mevcut olduğunun kabulu  gerektiğinden , sanığın savunmasında “direyi boşaltırken apartmanın kapıcısına kontrol ettirerek tam ve sağlam olarak teslim ettiğini”, tanık Sait Tatarlar’ın ise, suça konu dairenin anahtarının akşam saatlerinde 5-6 yaşlarında bir çocuk ile kendisine gönderildiğini ve daireyi kontrol etmeden anahtarı teslim aldığını belirtiğinden, suç tarihi itibariyle dairenin bulunduğu apartmanın kapıcısının kim olduğu araştırılarak, evin kendisine teslim edilip edilmediği, teslim edilmişse, evi kontrol edip etmediği, mutfak dolaplarının yerinde olup olmadığı hususlarının sorulması, dinlenecek tanığın beyanı ile daha önce dinlenen tanık Saciit Tatarlar’ın beyanları arasında çelişki olursa giderilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturmayla yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, hukuka aykırdır(11.CD  31/12/2007  tarihli ve Esas No:2005/11731 Karar No:2007/9547 sayıl içtihadı)

15-)Önceden tanıdığı şikayetçiden, 5 dakikalık bir işim var diyerek aldığı cep telefonunu geri getirmeyen sanığın eyleminin, suça konu mal üzerindeki zilyetliğin devredilmemiş olması nedeniyle hırsızlık suçuna uygun bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi, hukuka aykırıdır,(11.CD  09.02.2011 tarihli ve Esas No:2008/12377   Karar No:2011/654 künyeli içtihadı)

16-)Müdahilin iş yerinde tezgahtar olarak çalışan ve gözetimine tevdi olunan eşyayı belirli aralıklarla mal edindiği anlaşılan sanığın, bu suretle gerçekleşen eyleminin TCK.nun 510. maddesinde yazılı hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden, bozulmuştur.

Yerel Mahkeme ise, 23.12.1994 gün ve 830/1065 sayı ile;

"TCK.nun 510. maddesinde yazılı suçun oluşması için, mal ya da şeyin faile meslek sanat, ticaret, hizmet nedeniyle emanet olarak tevdi olunması, teminat olarak teslim edilmesi gerekir. Eşyanın teslim edildiği kişi maddedeki sıfatları haiz olmalı ve teslim bu sıfatından dolayı yapılmalıdır. Ceza Genel Kurulu'nun içtihadı da, bu hizmet ilişkisinin daimi olması gerektiği doğrultusundadır.

TCK.nun 491/3. maddesindeki suçun oluşabilmesi için, mağdur ile sanık arasında hizmet veya iş ilişkisinden doğan güvenin kötüye kullanılması söz konusudur. Hizmet ve iş ilişkisinin tarafların istek ve iradeleri ile kurulması gerekir. Herhangi bir sözleşme veya işin ücretli ya da ücretsiz olması, geçici veya uzun süreli olması koşulları aranmaz.

Somut olayda sanık, müdahilin dükkanına işçi olarak girmiştir. Kendisi deneme süresi içinde olduğundan sigortası dahi yapılmamıştır. Herhangi bir mal kendisine tevdi olunmamıştır. Benzer olaylarda TCK.nun 491/3. maddesinin uygulanması gerekeceği doğrultusunda Altıncı Ceza Dairesi'nin muhtelif tarihli içtihatları mevcuttur" biçimindeki açıklamalarla, direnmeye karar vermiştir.

Bu kararın da Yargıtay'ca incelenmesi süresinde müdahil vekilince istenmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığı'nın bozma isteyen 21.11.1995 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle; Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluş ve sübutta bir uyuşmazlık bulunmayıp, uyuşmazlığın konusu suçun niteliğine ilişkindir.

TCK.nun ikinci kitabının "mal aleyhine cürümler" başlıklı onuncu babının dördüncü faslında 508 ve 509. maddelerle emniyeti suistimal ( güveni kötüye kullanmak ) suçunun değişik şekilleri düzenlenmişken, bunları takibeden 510. maddesinde suçun ağırlaştırılmış halleri yer almaktadır. Nitekim, maddeye bakıldığında; "Geçen iki maddede yazılı cürümler meslek ve sanat veya ticaret veya hizmet sebebiyle veya emanetçi sıfatıyla veyahut idare etmek için kendisine tevdi olunan veya teminat olarak kendisine teslim edilen şeyler üzerinde yapılırsa fail hakkında bir seneden beş seneye kadar hapis cezası tertip olunur ve şikayetname itasına hacet kalmaksızın takibat yapılır" denildiği görülmektedir.

Maddede; ".....hizmet sebebiyle.... . kendesine tevdi olunan veya teminat olarak kendisine teslim edilen şeyler üzerinde yapılırsa....." şeklinde ifade edilen hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçunun oluşabilmesi için, hizmeti yapanla yaptıran arasında Borçlar Kanununun 313. maddesinde tanımlanan bir hizmet ilişkisi olmalı ve suça konu eşya ( mal ) sanığa sürekli olarak ve tüm sorumluluğu ona ait olmak koşulu ile teslim edilmelidir.

Bir kısım hırsızlık suçlarını müeyyide altına alan TCK.nun 491. maddesi de taşınır ve taşınmaz malların az veya çok kolaylıkla çalınması hallerinde cezayı artırıcı hükümler içermektedir. Maddenin 2. fıkrasının 3. bendindeki "Hırsızla, malı çalınan arasında hizmet veya bir iş yapmak... neticesi olarak siyanetine terk ve tevdi olunmuş eşya hakkında işlenirse" şeklindeki düzenleme, 491. maddedeki hırsızlık suçunun mevsuf ( nitelikli ) hallerinden biridir.

Bu suç;

1- Hırsızla malı çalınan arasında hizmet veya bir iş yapmak neticesi olarak,

2- Failin siyanetine terk ve tevdi edilen eşya üzerinde, işlenmesiyle oluşur.

Yasa koyucu böylece, suç mağdurunun maddede sayılan haller nedeniyle suç işleyene karşı duyduğu güvenin kötüye kullanılmış olmasını basit hırsızlıktan farklı mutalaa etmiştir. Bu durumda hırsızlığın kolaylaştırılmış olması, cezanın ağırlaşması için makul bir gerekçe teşkil etmektedir.

Siyanete terk ve tevdi sözcükleriyle anlatılmak istenen anılan bentle açıklanan çeşitli ilişkilerin doğurduğu güvenle malın, bir bakıma failin koruyuculuğu ve eli altında orta yere bırakılmasından ibarettir. Siyanete terk ve tevdi, çalınan malın özel surette teslimi anlamında düşünülemez. Zira, bu takdirde eylemin TCK.nun 510. maddesinde tarifi yapılan hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçunu oluşturacağı kuşkusuzdur.

Bu kısa açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında; katılanın iddiası, sanığın kaçamaklı anlatımı ve tanık beyanlarına uygun düşen mahkemenin kabulüne göre; katılanın konfeksiyon dükkanında bir aydan beri tezgâhtar olarak çalışan sanığın, bazı giysileri çalarak evine götürdüğü, müşteki tarafından durumun farkedilmesi üzerine, durumun polise bildirildiği ve polis tarafından yapılan aramada, dükkanın giyinme dolabında sanık tarafından, işten ve dönerken almak üzere poşet içine konmuş eşyalar ile evinde de suça konu eşyaların bir kısmının ele geçtiği anlaşılmıştır.

Sanık, müştekinin tuhafiye mağazasında tezgahtar olarak çalışmakta, bu itibarla suça konu mallar tüm sorumluluğu sanığa ait olmak üzere ona tam teslim edilmemiş ve dolayısıyla ne zilyedliği ne yardımcı zilyedliği sanığa geçmiş değildir. Saptanan bu şekliyle sanığın eylemi; TCK.nun 491. maddesi 2. fıkrasının 3. bendinde belirtilen mevsuf hırsızlık suçunu oluşturduğundan, Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir. (CGK E. 1995/9-345 K. 1996/11  T. 6.2.1996 tarihli kararı )

17-)Satmak üzere bulduğu müşteriye göstermek bahanesiyle katılandan kısa süreliğine aldığı otomobili iade etmeyen sanığın eyleminin, suça konu araç üzerindeki zilyetliğin devredilmemiş olması nedeniyle hırsızlık suçuna uygun bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde güveni kötüye kullanma suçundan mahkumiyetine hükmolunması, hukuka aykırıdır , (11 CD .09.02.2011  tarihli ve Esas No : 2010/17678  Karar No : 2011/642 künyeli içtihadı)


GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK VE KASTEN ADAM ÖLDÜRME

Görevi  kötüye kullama sonucu bir kişi ölürse, adam ödürme  suçu  olarak değerlendirme yapılır

1-) Kamu görevlisinin belli bir davranışta bulunmak veya bulunmaması  neticesinde ölüm meydana gelmişse, bu    durumda görevi kötüye kullanma suçundan değil, kasten adam öldürme suçundan cezalandırılması gerekir.


GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA VE ZİMMET

Zimmet suçunun unsuru olan görevi kötüye kullanma suçundan ayrıca ceza verilmez

1-)Sanıklar Bayram, Remzi ve Osmnan'ın görevi kötüye kullanma olarak kabul edilen 81 konut yapılmakta iken 106 üye kaydetme fiilini, irtikap etmeyi amaçladıkları zimmet suçunu işlemek için gerçekleştirdikleri ve bu suçun icra hareketleri içersinde kaldığı dikkate alınmadan ayrıca görevi kötüye kullanma suçundan karar verilmesi ( 5.CD. 6.10.2008, 2008/5529-,8113)

2-)......Esnaf ve Sanatkarlar Odası Birliği yönetim kurulu başkanı olan sanığın oluşa uygun olarak sübutu kabul edilen, birlik adına kayıtlı sabit telefon hattını kendi ikametine kurdurup bu telefon vasıtasıyla yaptığı görüşmelerin bedellerini yönetim kurulu kararına istinaden söz konusu kurum bütçesinden ödettirmesi eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeksin zimmet suçunu oluşturduğunun kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırıdır


GENEL GÜVENLİĞİN KASTEN TEHLİKEYE SOKULMASI VE TRAFİK GÜVENLİĞİNİN TEHLİKEYE DÜRÜLMESİ

Genel güvenliğin tehlikeye sokulması ve trafik güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi suçları topluma karşı irtikap edilen genel tehlike yaratan suçlardır. Ancak konuları farklıdır.

5237 sayılı Kanunun 43/1. fıkrasında, zincirleme suçların 'aynı' suçlar için söz konusu olduğunun ifade edilmiştir. Mezkur fıkraya göre, 'bir suçu temel şekli ile daha veya daha çok cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır' şekilde açık hüküm koymak suretiyle  teselsül suçun  kapsamını belirlemiştir. Bundadn dolayı, trafikte hasmı bir süre kovaladıktan sonra, hasmının kullandığı araca silah ateş kişi hem trafik güvenliğini tehlikeye sokmak hem de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun  44. maddes delaletiyle mezkur kanunun 152/2-a madesine mümas vasıflı nası ızrar suçunu irtiap etmiştir


GENEL TACİZ SUÇUNUN ÖZELLİKLERİ

1-)Cinsel Taciz suçu, cinsel suçların en  hafifidir. Cinsel  taciz suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 105. maddesinde tanzim edilmiştir.Cinsel taciz suçu kendi içinde,  basit cinsel taciz ve vasıflı cinsel taciz olmak üzere iki şekilde tasnif edilenilir. Basit Cinsel taciz 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 105/1.  maddesinde tanzim edilmiştir.

2-)5237 sayılı Türk Ceza  Kanunu'nun 105. maddesinde tanzim edilen cinsel taciz suçu hakkında iki ölçüt esas alınmıştır. Bunlardan bir 105/1. maddesinde tanzim edilen basit cinsel taciz  suçudur

2-) Türk Ceza Kanunu'nun  105/2.  fıkrasına göre cinsel taciz suçu  hiyerarşi, hizmet veya eğitim  ve öğretim ilişkisinden    ya da aile ilişkiden kaynaklanan nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle  ya da aynı işyerinde çalışmaktan kaynaklanan kolaylıktan  istifade edilerk işlenmesi halinde  verilecek ceza arttırılır. Servis şoförünün, servisteki kız öğrencilere, 'fıstığım, bacakların yakıyor, saçların lüle lüle,' gibi sözlerle tacizde bulunması TCK'nun 105/2. maddesine mumas  suça misal  verilebilir.

4-)-)Cinsel  taciz suçu  dokunmak şeklinde olmayan, söz, hareket gibi fiillerle irtikap edilmelidir. Okşamak, dokunmak, elini   yanaklarına sürmek, koluna dokunmak  gibi  fiiller  basit cinsel saldırı   veya cinsel istismar suçunu oluşturur.

5-)Mağdurun yaşı 18'den küçük olsa bile, cinsel istismar  değil; cinsel taciz suçu oluşur.

5-)Basit cinsel taciz suçu şikâyete  tabidir

6-)Mağdurun erkek  veya kız olabilir.

7-)Mağdur ve sanığın yaşı 18 yaşından küçük olabilir. Bu durumda aktif olanı şüpheli, pasif olanı da mağdur yapmak gerekir.

8-) Cinsel taciz suçu, 19.12.2006(06.12.2006 tarih ve 5560 Sayılı  Kanunun) tarihine kadar olanlar uzlaşma kapsamında; bu tarihten sonra irtikap edilenler uzlaşma kapsmaında değildir.

9-)Cinsel taciz nedeniyle mağdure veya mağdur  evden veya okuldan ayrılmak  zorunda veya okulu bırakmaz mecburiyetinde kalmışsa verilecek ceza bir yıldan az olamayacağından, tahkikat yapılırken bu hususun da araştırılması gerekir.

10-) Cinsel taciz suçları hakkında uzlaşma hükümleri uygulanamaz.Ancak, 19.12.2006 tarihinde önce irtikap edilenler uzlaşma kapsamındadır.

11-) Cinsel taciz suçu uzlaşma kapsamında olmadığından, cinsel taciz amacıylıa irtikap edilen mesken masuniyetini ihlal gibi normalde uzlaşma kapsamında olanlar da uzlaşma kapsamından çıkar.

12-) Cinsel taciz suçu şikayete tabidir. Şikayet hakkının da bizzat  mağdur mağdur tarafından kullanılması gerekir.Mağdurun babası ve annesi veya kardeşi tarafından şikayet yapılmaz.

13-)Aynı fiille hem annesine hem de kızına karşı cinsel tacizde bulunulması halinde, bu durumad TCK 43/2. maddesine göre fikri çtima söz konusudur ve ceza 43/1. maddesine göre arttırılması gerekir.

14-) Cinsel taciz suçu, mağdurun vücüdü ile fiili temas olmaması nedeniyle  cinsel istismar ve  cinsel saldırı suçlarından  tefrik edilir


VESİKA NEDİR

Trafik kazası tespit zaptı gibi varaka genel olduğu halde; vesika fakirlik, ikametgah ilmühaberi gibi statüye ve belli kişiye mahsus olarak tanzim edilir.Varakanın özel bir çeşidir.

Sanık H. çelik’in zincirleme biçimde resmi belgede sahteciliğe azmettirme suçundan dolayı 765 sayılı TCY’nın 339/1, 80 ve 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin olarak Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 08.07.2005 gün ve 49-101 sayılı hüküm sanık H. çelik müdafii ile Ankara Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 23.05.2007 gün ve 3878-3613 sayılı kararı ile onanmıştır. Yargıtay C.Başsavcılığı 24.07.2007 gün ve 196907 sayı ile;

“Sanık H. çelik hakkında 15.01.2004 tarihli iddianame ile 15.04.2002/645 sayılı ‘Muğla ili Sağlık Müdürlüğü Acil Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğünde görevli Doktor A. Uyanık’ın Adıyaman ili Kahta ilçesi Akıncılar köyü Sağlık Ocağında görevli olduğuna’ ilişkin yazının içeriği itibariyle gerçeğe aykırı bulunduğundan diğer sanıkları da bu yönden azmettirdiğinden bahisle ve iddianamedeki anlatıma uygun olarak da 765 s. TCK 64/2. maddesi delaletiyle 339/1, 31, 33. maddeleri gereğince cezalandırılması için dava açıldığı, diğer sanıklar için ise, bu dava yanında 15.04.2002/645 sayılı yazıyı doğrulatmak amacıyla 14.08.2002 gün 1305 sayılı ‘Dr. A. Uyanık’ın 05.08.2002 tarihinde görevden ayrıldığını’ belirtir ikinci bir sahte belge daha tanzim ettikleri iddia edilerek cezalandırılması istenilen maddelerin iki kez tatbikinin talep edildiği yerel mahkemece iddianamedeki anlatım ve sevk maddelerine uygun olmayarak adı geçen sanık hakkında iki ayrı sahtecilik suçundan kamu davası açılmış gibi düşünülüp zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı anlaşılmaktadır.

5271 sayılı CMK’nun 225. maddesi uyarınca mahkemeler iddianamede belirtilen olayla bağlı olup, açılmayan bir olayla ilgili olarak hüküm kuramazlar. Karar; kim hakkında hangi eylemden dolayı dava açılmış ise onunla sınırlı olacaktır. İddianamede açıklanan fiilin dışına çıkılarak, dava konusu yapılmayan bir fiilden dolayı hüküm kurulamaz.

Bu bağlamda 15.04.2002/645 sayılı yazıyı doğrulatmak amacıyla 14.08.2002 gün 1305 sayılı ‘Dr. A. Uyanık’ın 05.08.2002 tarihinde görevden ayrıldığını’ belirtir gerçeğe aykırı düzenlenen sahte belgeden dolayı sanık H. çelik hakkında kamu davası açılması sağlattırılıp sonucuna göre zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışıldıktan sonra 765 s. TKC’nun 80. maddesinin uygulanması olanaklı hale gelecektir” görüşüyle itiraz etmiş, sanık H. çelik hakkındaki hükmün onanmasına ilişkin özel Daire kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini istemiştir.